Vize Toplumsal Tabakalaşma ve Eşitsizlik Vize Ders Özeti

admin

Administrator
Yönetici
Admin
4 Eyl 2018
380
85
28
#1
TOPLUMSAL TABAKALAŞMA VE EŞİTSİZLİK ÜNİTE 1 DERS NOTLARI

ÜNİTE 1


TOPLUMSAL EŞİTSİZLİĞİN SOSYOLOJİK ANLAMI:
1776 AMERİKAN BAĞIMSIZLIK BİLDİRGESİ: bütün insanların eşit yaratıldıkları, yaratıcıları tarafından onlara hayat özgürlük mutluluğu arama hakkı gibi geri alınmaz bazı haklar vermiştir.
1789 FRANSA İNSAN VE YURTTAŞ HAKLARI BİLDİRGESİ: insanların eşit olduğu ve eşit yaşamaları gerektiğini vurgular 1789 Fransız devrimi ile birlikte eşitlik özgürlük kardeşlik seküler bir kimliğe büründü.
ROUSSEAU : Rousseunun 1755 de yayımlaman İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin kaynağı adlı eseri vardır. Bu eserinde iki tür eşitsizlikten bahseder. 1- doğal fiziki 2- siyasi ahlaki . Rousseu daha çok insan insan ilişkisinden kaynaklanan insan türüne ait olan eşitsizlikle ilgilenir.
RİCHARD HENRY TAWNEY: fabiancı düşünce akımının temellerinin atanlardan. Siyasi liberalizme sahiplenmiştir. Kapitalizmin 30 altın yılı diye nitelenen reformist sosyal demokrasi yaklaşımının kurucu isimleri arasındadır. Açgözlüler toplumu ile Eşitlik Tawneyin Hristiyan sosyalizmi akımında beslenen siyasal felsefesinin ortaya koyduğu iki önemli eseridir Açgözlüler toplumu adlı eseri kapitalizmin eleştirisidir. Bu çalışmada bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler deyimini eleştirir. Tawney eşitlik adlı kitabında iktisadi eşitsizliklerden kaynaklanan sorunları ortadan kaldırmak suretiyle adil bir toplum nasıl kurulur sorusunun yanıtlarının arar. Tawneyin söz ettiği toplumsal uyum kamu refahı ve ortaklaşa sorumluluk, refah devletinin bileşenleri bireysel özgürlükleri aykırı bulunarak eleştirilmiştir.
EŞİTSİZLİĞİN SOSYOLOJİSİ: Geleneksel sosyoloji, toplumsal eşitsizlik konusunu yapısal işlevci tabakalaşma kuramının analiz çerçevesi içinde incelemiştir.
BLAU: geleneksel sosyoloji yaklaşımının toplumsal farklılaşma konusunu nasıl aldığı konusunda çalıştı. Blauya göre toplumsal farklılaşma dikey ve yatay diye ikiye ayrılır. Yatay farklılaşma çoğulculuk göstergesi iken dikey farklılaşma eşitsizliğe gönderme yapar. Yatay farklılaşma toplumun farklı gruplarda yer almasını ifade eder. Dikey farklılaşma toplumsal statülere gönderme yapar.
TOPLUMSAL YAPI: farklılaşmış toplumsal konulardan teşkil eder. Blauya göre kendi aralarında derecelenmek suretiyle farklılaşmış bulunan toplumsal konuların belirlenmesinde rol ilişkisi ve birlikler isi eşitsizliğin varlığını gösterir bu aynı zamanda dikey farklılaşmadır.
MELVİN TUMİN: İşlevselci sosyolog. toplumsal eşitsizliğin kendi toplumlarında ihmal edilmeyecek sayıda olumsuz etkisi olduğunu belirtmiştir. bunlar arasında kıskançlık, kırgınlık, kızgınlık vb . Tumin toplumun düşük statülü katmanlarında kaderciliği teşvik eden toplumsal eşitsizliği olumsuz işlevlere sahip bir olgu olarak görür.
DAVİS VE MOORE: eşitsizlik ve tabakalaşma evrenseldir. Eşitsizlik yapısaldır.
YAPISALCI İŞLEVSELCİ TABAKALAŞMA KURAMI : bu kuramın iki yönü var. 1- mesleki hiyerarşi kuramıdır bir toplumsal güdülenme kuramıdır.
SAUNDERS : İşlevselci tabakalaşma kuramına dönük eleştiriler yapar. bu eleştiriler 1- işlesvselci tabalakalaşma kuramının sanayi öncesi toplumlara uygun olmadığı 2- işlevsel önemi ve derecelendirme tezine yönelik eleştiriler 3- insan doğasına yönelik kavramsallaştırmanın savunulamaz olduğu 4- eğitim süreci eleştiri konusu olmuştur.
EŞİTSİZLİĞİN SİYASETİ: liberal düşüncenin analiz birimi bireydir.
Özgürlük: insanın birey doğasının bir karakteristiğidir.
Toplum: özgür iarede ve egemenlik sahibi bireylerdin kendi aralarındaki sözleşmesinden ibarettir.
Liberal ilkeye göre yasalar özgürlükleri temel haklar olarak güvence altına alır. Liberal düşüncenin analiz birimi kurgusal bireydir.
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE YURTTAŞLIK :
Mashall: Marshalla göre modern yurttaşlık kurumu, medeni siyasi ve sosyal hakların gerilimli bileşkesine yaslanır. gerilim yurttaşlık kurumumun siyasal ve sosyal hakları boyutu ile medeni haklar boyutu arasındadır. Medeni haklar 18.yy da gündeme gelmiş ve yurttaşlık kurumunun temelini oluşturmuştur. Modern yurttaşlık kurumunun 20 yy da büründüğü biçim olarak sosyal yurttaşlık medeni siyasal ve sosyal hakların bir bileşkesi demektir.
NEOLİBERAL MEYDAN OKUMA VE TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK:
ANDERSON: piyasadan bağımsızlaşma olgusunu SIZLAŞMA kavramı ile tanımladı. Derecesi ve mekanizmalar çerçevesinde farklı refah rejimi tipojileri geliştirdi.
HAYEK: hayek için toplamsal eşitsizlik kapitalizme dinamizm kazandıran bir işleve sahiptir.
NOZİCK : Nozickin neoliberal düşünceye katkısı sosyal adalet ile toplumsal eşitsizlik arasında kurulan bağı kopartmasıyla ilgilidir. Ne kadar elde ettin değil nasıl elde ettin sorusu sosyal adaletle ilgilidir. Toplumsal eşitsizliklerin varlığının sosyal adalet düşüncesi ile bir ilgisi bulunmamaktadır.
FRİEDMAN : Friedmana göre refah devleti yazarın kendi ifadeleri ile gençlerin yaşlıları sağlamların aylakları sırtında taşıdıkları bir sistemdir. Refah devleti bireyin tercih özgürlüğüne kapalı bir sistemdir.
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK ÇALIŞMALARINDA YENİ EĞİLİMLER:
1980 ve 1990 yıllarda toplumsal eşitsizlik çalınmalarını inceleyenler Lemel ve Noll dur.
SORU CEVAP :
1- Uluslararası çalışma örgütünün (ILO) sosyal adaletin yeni bir evresi adını taşıyan 2011 tarihli raporu nasıl , dünya nüfusunun %80 i dünya zenginliğinin sadece % 30 unu paylaşıyor
2- bütün insanların eşit yaratıldıkları, yaratıcıları tarafından onlara hayat özgürlük ve mutluluğu arama hakkı gibi geri alınamaz bazı haklar verildiği , 1776 Amerikan bağımsızlık bildirgesi
3- insanların eşit doğduğu ve eşit yaşamaları gerektiği , 1789 Fransa insan ve yurttaş hakları bildirgesi
4- 1755 de yayımlanan insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı adlı eserin yazarı, Rousseau
5- asgözlüler toplumu eseri kimin, Tawney
6- neoliberalizmin felsefi temelleri için refarans oluşturan kişiler kim, Hayek ve Nozick
7- Neoliberalizmin iktisat için refans oluşturan kim, Friedman
8- batılı gelişmiş kapitalist ülkelerde 1980 ve 1990 yıllarında toplumsal eşitsizlik çalışmalarını kıyaslamalı olarak inceleyenler kimler, Lemel ve Noll
9- bırakınız yapsınlar bırakanız geçsinler deyişi ne ifade eder, kapitalist piyasa işleyişini

Toplumsal Tabakalaşma ve Eşitsizlik Ünite 2 Ders Notları

TOPLUMSAL SINIFLAR KURUMSAL KAPSAM VE METEDOLOJİK YAKLAŞIMLAR
Toplumsal tabakalaşması sınıfsal farklılıklara yaslanan toplumlar ile soy ve inanç farklılıklarına yaslanan toplumlar arasındaki en önemli ayrım tabakalar arası yatay ve dikey hareketlilikle ilgilidir. Toplumsal tabakalaşmanın en önde geleni toplumsal sınıf yapılarıdır.
SINIF ÇALIŞMALARINDA TEMEL YAKLAŞIMLAR
Toplumsal sınıf çalışmaları sosyolojik bilgi birikimi içinde tartışmasız bir ağırlığa sahipse de günümüzün ana akım sosyoloji yaklaşımları sanayi sonrası toplum çözümlemesinde sınıf kavramının açıklayıcı gücünün zayıfladığı görüşündedir.
Toplumsal Sınıf çalışmalarında Marx ve Max Weberin görüşleri önemlidir.
Marx için, sınıf temelli toplumsal tabakalaşma odağında sömürü ilişkisi vardır. Marx çı yaklaşımda toplumsal sınıfları tanımlayan ölçüt üretim araçlarının mülkiyetidir. Üretim araçlarının mülkiyetine sahip olanalar ile mülk sahibi olmayan üreticiler iki temel sınıfı teşkil eder. Webere göre ise kültürü çözümlemelerde kullanır.
KUTUPLAŞMACI SINIF YAKLAŞIMI :
Sınıfsal kutuplaşma tezi, ara katmanları kapitalist gelişme sürecinde tasfiye olan toplumun sermaye sınıfı ve işçi sınıfı şeklinde iki büyük kampa ayrılacağını öngörür.
Marksçı yaklaşıma göre, kapitalizm, kapilatist olmayan toplumsal ilişkileri ve varlıkları kendi bünyesinde eritip sermaye ilişkisinin bir parçası kılar. İşçileşme, kapitalist gelişmenin en önemli parçasıdır.
İşçileşme süreci :
En yalın biçimiyle tarım ve zanaatın bağımsız üreticilerinin kendine yeter üretim olanak ve koşullarından kopartılarak işgücü piyasasına fırlatılmaları sürecidir. Bu süreçte bağımsız köylü ve zanaatkar kendilerine ait üretim araç ve gereçlerini başta da toprak olmak üzere kaybederler hükümsüzleşirler.
SÜRECİ: varlıkların piyasada alınır satılır bir sermaye malı haline gelme sürecidir. Marksçı yaklaşıma göre kapitalizm genelleşmiş ekonomisi olarak tanımlanır.
LEMBCKE: sınıf kapasitesi işçi sınıfının kendi çıkarları doğrultusunda hareket edebilmek ve kapitalist toplumsal ilişkileri dönüştürebilme yeteneği şeklinde tanımlar.
ÇOKLU SINIF YAKLAŞIMI:
Weber, sınıf çalışmasını üretimin ilişkilerinin önceliğinden bağımsızlaştırmanın ve çoklu sınıf kavrayışının temellerini atmıştır.
Weber, işçi sınıfı içi farklılaşmalara dikkat çekmesi ve sınıf çalışmalarının sınıf bilinci ve sınıf mücadelesi gibi iki önemli boyutuna değinmiştir. Weberci yaklaşım toplumsal sınıflar içinde statü grupları tanımlamak suretiyle çoğulcu sınıf kavrayışını geliştirir.
LOCKWOOD: Lovkwooda göre, sınıf çalışmalarına yol gösterecek iki kuramsal model vardır. 1- gücü, çatışmayı ya da karşıtlığı 2- prestiji, statü ya da hiyerarşiyi esas alır. Lockwood her iki modeli de kullanarak işçi sınıfı içinde iki genel tipleme geliştiri. 1-çatışmaya dayalı olan geleneksel işçiler 2- paraya dayalı toplum olan bireseyleşmiş işçi tiplemesidir.
ÇELİŞKİLİ SINIF KONUMLARI YAKLAŞIMLARI
Erik Olin Wright, soyut ve somut arasında bağlantı kurmuştur. Wrihtın şemasında makro düzeyin analiz birimleri, sınıf yapısı ve sınıf oluşumda iken mikro düzeyde sınıf konumları ve sınıf bilinci yer alır.
Temel sınıflar arasında yer alan ara katmanların hangi ölçütlerle ve nasıl tanımlanacağı sorusuna ÇELİŞKİLİ sınıf konumları kavramsallaştırması ile en etkili yanıtı Wright vermiştir.
TOPLUMSAL SINIF KURAMLARININ POST- MODERN ELEŞTİRİSİ
Postmodernist sınıf çalışmaları bir yanda üretimin merkezi öneminin kaybolarak yerini tüketime bıraktığı diğer yandan da ileri kapitalist toplumların sınıflı toplumlar olmaktan çıktığı tezlerine dayanır.
BELİRLEMECİLİK, İNDİRGEMECİLİK, ÖZCÜLÜK ELEŞTİRİSİ
Epistomolojik eleştiri noktalarını açığa kavuşturmak için özcülük, belirlemecilik ve indirgemecilik şeklinde inceler. Postmodernist yaklaşıma göre toplumsal gerçekliğin farklı düzeyleri arasında nedensel bir açıklayıcılığa dayalı bir ilişki kurmak kaçınılmaz olarak belirlemecilikle sonuçlanacak bir hatadır.
OLASILIĞA AÇIK İNŞA OLARAK TOPLUMSAL SINIF ANLAYIŞI
KLAUS EDER : Klaus Edere göre sınıf toplumsal konumların olasılığa açık bir inşasıdır sınıf olumsal bir kategoridir. Edere göre toplumsal sınıf ile kolektif eylem bağlantısının artan ölçüde kopması sınıf siyasetinin krizine güçlü bir kanıttır. Sınıf ve eylem bağlantısını üç katmanlı olarak açıklar 1- ilk katmanda sınıf bir toplumsal yapıdır 2- kültürek doku 3- üçüncü katmanda kolektif eylem yer alır.
TARİHSEL SOSYOLOJİDEN KATKI: İLİŞKEL SINIF KAVRAYIŞI
Emek tarihçileri için toplumsal sınıf yapı ile sürecin sosyal varlık ile sosyal bilincin arasında yer alan bir bağalantıdır. Tarihsel sosyolojinin emek tarihi kanadından gelen kavramsallaştırmada toplumsal sınıf, hem süreç hem ilişkidir. Hem uyum hem çatışmadır.
TOPLUMSAL SINIF OLUŞUMU :
KATZNELSON: katzenelsona göre toplumsal sınıflar toplumsal yapı yaşam örgüleri eğilimler ve eylemler gibi dört düzeyde var olduğunda ancak bir sınıf oluşumunda söz edilebir.
KATZNELSON'A GÖRE SINIF OLUŞUMU 4 DÜZEYDE OLUŞUR
1- makroekonomik koşullar vardır, işçileşme örüntülerinin analizi
2- işçilerin yaşam dünyasındaki deneyimleri vardır
3- kültürel düzey, işçilerin paylaştıkları eğilimler deneyimler yer alır
4- politik düzey
Katznelsona göre toplumsal sınıflar toplumsal yapı, yaşam örgüleri eğilimler ve eylemler gibi dört düzeyde var olduğunda bir sınıf oluşumundan söz edilebilir.
SORU CEVAP
1- sanayi sonrası toplum çözümlemesinde sınıf kavramının açıklayıcı gücünün zayıfladığı görüşünde olan yaklaşım hangisi - Ana-akım sosyolojik yaklaşım
2- günümüzde halen varlığını sürdüren inanç farklılıkları ile sınıfsal farklılıkların örtüştüğü sistem hangisidir – KAST SİSTEMİ
3- toplumsal sınıfları tanımlayan ölçüt üretim araçlarının mülkiyetidir hangi yaklaşım-MARKÇI YAKLAŞIM
4- çoklu sınıf kavrayışının kurumsal temellerini atan düşünür kim – WEBER
5- sınıf analizi çelişkili sınıf konumları yaklaşımı kime ait- WRİGHT
6- üretimin merkezi öneminin kaybetmesi yerini tüketime bıraktığı – post modernist sınıf yaklaşımı
7- nedensel açıklayıcılığa dayalı bir ilişki kurmak kaçınılmaz olarak belirlemecilikle sonuçlanacak metodolik bir hatadır hangi yaklaşımın – post modernist sınıf yaklaşımı
8- Sınıf, toplumsal konumların olasılığa açık bin inşadır diyen kim – EDER
9- sınıf oluşumunun dört analiz düzeyde kavranması gerektiğini savunan kişi kim – KATZNELSON
10- mikro ve makrosını düzeylerini ele alan kim – WRİGHT
11- çoklu sınıf kavrayışının kuramsal temellerini atan kim – WEBER
12- geleneksel işçiler ve bireyselleşmiş içi tiplemeleri kime ait – LOCKWOOD

Toplumsal Tabakalaşma ve Eşitsizlik Ünite 3 Ders Notları

KAPİTALİZM, AZGELİŞMİŞLİK VE KÜRESELLEŞME, TARIMSAL SINIFLAR 1
Tarımsal sınıflar 1- 1980 öncesi tarım sorunu tartışmaları 2- 1980 sonrası tarım sonrası tartışmaları diye ikiye ayrılır.
1980 ÖNCESİ – BİRİNCİ DÖNEM TARIM SORUNU TARTIŞMALARI
temel sorunsalı kapitalizme geçiş az gelişmişlik ve tarım sorunudur.
1980 SONRASI İKİNCİ DÖNEM TARIM SORUNU TARTIŞMALARI
temel sorunsalı küreselleşme, neoliberalizm, ve tarım sorunu olmuştur.
TARIM ( KÖYLÜ ) SORUNU :
kapitalist ilişkilerin tarımsal ilişkilere ve kırsal mekana nüfus etmesi ile beraber ortaya çıkan değişim ve dönüşüm dinamiklerini Marksist sınıf kavramını merkeze alarak inceleyen incelediği yapıları dinamikleri ve eğilimleri tarihsel bir perspektifle çözülmeyen çalışmalar tarım sorunu dur.
TARIM SORUNU : tarım sorunu, kapitalizm öncesi ilişkilerin ya da gelişmiş bir kapitalist topumda var olmasını beklediğimiz ilişkilerin tarımsal ilişkiler içeresinde varlığını sürdürmesinden kaynaklanan bir ekonomik toplumsal eve politik geri kalmışlık sorudunur.
KAPİTALİZM VE ÜCRETLİ EMEK
Kapitalizm, ücretli emek ve kapitilast arasındaki toplumsal ilişki temelinde rekabet, birikim, teknolojik yenilenme ve verimlilik artışı gibi toplumsal sistemdir. şu Ya da bu türden insan gereksinimlerini gideren bu anlamıyya bir kullanım değeri olan bizim dışımızdaki herhangi bir nesnedir.
POLİTİK İKTİSAT ÇÖZÜMLEMELERİNİN DÖRT TEMEL SORUSU
1- kim neyin sahibi 2- kim ne yapıyor 3- kim ne alıyor 4- kimler aldıklarıyla ne yapıyorlar
ARTI DEĞER KAYNAĞI: emek gücünün kendi değerinden fazla bir değer yaratan özel bir olmasıdır.
ÜCRET ; ücret yalnızca bir iktisadi değişken değil nasıl ve hangi koşullarda yaşayacağımıza ilişkin iki temel toplumsal sınıfı arasında gerçekleşen bir nevi toplumsal ve politik bir sözleşmedir.
KÜÇÜK ÜRETİCİLERİN KAREKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ :
1-toprak, makine tohum gibi ürerim araçlarına büyük oranda sahip olmak
2- aile emeği temelinde üretim yapmak
3- geçimlik üretim ve piyasa için üretimi bünyesinde birleştirmiş olmak
4- üretimi basit yeniden üretim şeklinde gerçekleştirmek
KÜÇÜK ÜRETİCİLERİ: üretim araçlarının sahibi olması nedeniyle kapitalist hane emeği kullanması nedeniyle ücretli emekçi konumu sergileyen çelişkili bir sınıf pozisyonudur.
Küçük üretimi tartışmaları içeresinde Gibbon ve Neocosmosun başını çektiği birinci kampın temel vurgusu küçük üreticlerinin kapitazlm tarafından düzenlenen ancak sömürülmeyen daha ziyade kendi kendilerini istihdam eden küçük burjuvalar olduklarıdır. Küçük üretimi tartışması temel olarak küçük üreticilerini kapitalizmin genel işleyiş mekanizmaları tarafından dolaylı olarak sömürülen bir kategori olarak kavramsallaştırma eğilimindedir.
KÜÇÜK ÜRETİCİLERİ VARLIKLARINI NASIL DEVAM ETTİRMEKTEDİR
1- sermayenin tarıma nüfuzunun önündeki engeller
2- küçük üreticilerinin değersizleştirilerek varıklarının devam ettirmesinin sermayenin çıkarına hizmet ediyor olması
34- küçük [üreticilerinin mülksüzleşmeye ve proleterleşmeye siyasal direnişi
SERMAYENİN TARIMA GİRİŞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER
1- doğa ve iklim koşulları
2- emek süreci ile üretim süreci arasındaki fark
3- toprağın verili miktarı ve artırılamıyor oluşu toprak sahiplerinin çekici olmaması
4- tarımsal üretimdeki kontrolün zorluğu
5- ölçek ekonomisini artırmanın zorluğu
6- gıdanın bozulabilir çürüyebilir özelliği
EMEĞİN DEĞERSİZLEŞMESİ : üretim sürecinde emeğin yoğunlaştırılması ve emek zamanın uzatılmasını yeniden üretim sürecinde ise yaşam standartlarında beklenen ve erişebilecek koşulların altına inilmesini ifade eder.
SORU CEVAP
1- kapitalizmi diğer üretim biçimlerinden ayıran özellikleri neler : ücretli emekçi ve kapitalist ilişkiye dayanması , rekabet birikim ve verimlilik arşı gibi zorluklar içermesi, yaratılan artığın sermaye birikimi için kullanılması, üretici güçlerin sürekli olarak geliştirilmesi
2- kapitalizmde artı değerin kaynağı nedir, emek gücünün kendi değerinden fazla bir değer yaratması
3- kapitalizme geçiş bağlamında tarım sorunu tartışmalarını en iyi özetleyen, ücretli emek, hane emeği
4- politik ekonominin ve tarımsal sınıfsal tartışmasının temel soruları neler, kim neyin sahibi, kim ne üretmektedir ne yapar, kim ne alır, kim aldığıyla ne yapıyor
5- 1980 öncesi tarım sorunu tartışmalarının önemli soruları neler, tarımda kapitalizmden bahsetmek mümkünmü , aile emeği nasıl izah edilmeli, aile emeği ve az gelişmişlik ilişkisi nedir, köylülük analitik ve olgusal olarak anlamlı bir kategori midir
6- Neomarksist küçük üretimi tartışmalarının temel tezi, küçük üreticiliğin kapitalist bir üretim formu olması
7- küçük üreticilerinin özellikleri neler, üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduruyor olması, geçimlilik üretim ve piyasa için üretimi birleştirmesi, hane emeği temelinde üretim yapması, basit yeniden üretim yapması

Toplumsal Tabakalaşma ve Eşitsizlik Ünite 4 Ders Notları

Küreselleşme ve Tarım Tartışmalarında Yeni Eğilimler
- 1980’lerin başlarından günümüze kadar gelen süreçte, sosyal bilimlerin iki temel kavramı küreselleşme ve neoliberalizm olmuştur.
- Küreselleşme tartışmalarının bir parçası olarak kır sosyoloji içerisinde hali hazırda var olan eğilimler, gerilimler görünürlük kazanmış ve tarım ve gıda sosyolojisi adı altında “yeni” bir literatür ortaya çıkmıştır.
- Küreselleşme kavramının ilk ortaya çıkışı 1960’lı yıllara uzansada toplum bilimlerinde 1990’larla birlikte kullanılmaya başlamıştır.
Yaygın kullanılan küreselleşme tanımları:
Giddens (2003) küreselleşme tanımı, toplumsal ilişkilerin, uzak yerellikleri birbirine öyle bir şekilde bağlayarak, yerel gelişmelerin kilometrelerce ötedeki olaylar tarafından belirlenmesine neden olan (ya da tersi), dünya ölçeğinde yoğunlaşmasıdır.
Scholte (2003: 85) küreselleşme tanımı, yersiz yurtsuzlaşma (deterritorialization) ve insanlar arasında sınırlar-ötesi (supraterritorial) ilişkilerin büyümesi şeklinde tanımlamaktadır.
Held ve ark. (2003: 68) küreselleşme tanımı, kıtalar ve bölgeler arası etkinlik, etkileşim ve yetke kullanımıyla, akış ve şebekeler yaratan-hacmi, yoğunluğu, sürati ve etkileri açısından değerlendirilen – toplumsal ilişkilerin ve işlemlerin mekansal örgütlenmesindeki dönüşümün cisimleştiği bir süreç veya süreçler kümesi.
- Tanımlarda ortak olan nokta zaman ve mekanın toplumsal ilişkilerde kısıtlayıcı rolün önemli oranda azalması ve bunun sonucunda yaşanan toplumsal dönüşüm vurgusudur.
Son 30 yıllık süreçte öne çıkan ve zaman mekan algımızı değiştiren üç temel gelişme şunlardır:
İletişim, taşımacılık ve bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler,
Sovyetler Birliği’nin etkili olduğu ülkelerle birlikte çöküşü ve kapitalist dünyaya katılışı,
1980’lerle birlikte başlayan neoliberal serbestleşme politikaları
Küreselleşme kavramı etrafında dönen tartışmayı iki ana kampa ayırmak mümkündür.
1. kamp küreselleşmeciler ya da radikaller: temel tezi yaşanan gelişmeler sonucunda niteliksel bir dönüşüm geçirmekte olduğumuzdur ve bu niteliksel dönüşümün yönü ulusal sınırların önemini yitirdiği ulusötesi/ulusüstü bir kapitalizme ya da kapitalizmi de aşan bir toplum biçimine doğrudur. Bu yeni toplum biçimi eskisine kıyasla daha demokratik, eşitlikçi, çelişkisiz bir toplum biçimidir.
2. kamp şüpheciler: küreselleşme tartışmalarında teknoloji, siyaset ve ekonomi alanında yaşanan gelişmelerin daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir topluma doğru olan niteliksel bir dönüşüme neden olmadığını iddia eden kampa verilen addır.
• Küreselleşme tartışmalarının iki ana kampı da ulus devletlerin ve ulusal düzenlemelerin önemi ve işlevi bakımından ciddi bir takım değişimler geçirdiği; ekonomik, siyasal, kültürel ve toplumsal olarak birbirine daha çok bağlanmış bir dünyanın ortaya çıkmakta olduğu noktasında ortaklaşmaktadır.
• Küreselleşme süreci ile beraber analiz düzeyinin küresel ölçekte yeniden kurgulanması gerektiğini ifade eden yeni eğilimler analiz birimi olarak küçük üretici haneden ziyade çok-uluslu tarım-gıda şirketlerini ya da küresel zincirlerini ön plana çıkartmışlardır.
Ulus-devlet ve küreselleşme tartışmaları içerisinde şekillenen güncel tarım tartışmaları analiz odağını tarımdan tarım-gıdaya, üretimden ürün işleme, pazarlama ve dağıtım alanlarına ve ulus-devletten ulusötesi oluşumlara ve süreçlere kaydırmıştır.
2000’li yıllarda tarım tartışmaları : Tarım-Gıda Sistemi, Gıda Rejimi, Neoliberalizm
- Tarım ve gıda sosyolojisinin temel vurgularından birisi gıda ilişkileri analize dahil edilmediği sürece tarımsal ilişkilerin ve sınıfların anlaşılamayacağıdır.
- Güncel tarım tartışmaları içerisinde üretim sürecinden daha ziyade üretim sürecinin geri ve ileri bağlantılarının analizi ön plana çıkartılmaktadır.
Üretimin geri bağlantıları basitçe: domates üretimi için gerekli olan tohum, ilaçlar, gübre, makine gibi girdiler kim tarafından hangi koşullarda sağlanmaktadır.
İleri bağlantılardan kasıt: üretim sürecinin sonunda ortaya çıkan domatesin bundan sonraki seyri ile alakalıdır.
Tarım-gıda sistemi kavramı, tarım ve gıda ilişkilerinin üretim, işleme, dağıtım, pazarlama ve tüketim ilişkilerinin birbirleriyle ilişkisi ve bütünlüğü temelinde analiz edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Bu kavram tarımın geri ve ileri bağlantılarının birlikte ve bütünlük içerisinde analiz edilmesini söyler. Bu ilişkilerin niteliğine dönük herhangi bir tez içermez. Gıda rejimi ise bu boşluğu giderir.
Gıda rejimi kavramı, tarım gıda ilişkilerinin belirli dönemlerde kapitalizmin farklı evrelerine uygun olarak farklı özellikler taşıdığını, tarım-gıda sisteminin ancak kapitalizmin genel özellikleriyle ve kapitalizmin farklı evreleriyle ilişkilendirilerek analiz edilebileceğini ifade etmektedir. Kavramın kökleri 70’lerin ortalarından itibaren kapitalizm teorileri içerisinde önemli bir yer edinen Fransız Düzenleme Okulu’na uzanmaktadır.
2000’li yıllarla küreselleşme kavramının yerini neoliberalizm kavramı almaya başlamıştır.
1980’lerle birlikte başlayan ve günümüze kadar uzanan dönem, neoliberal gıda rejimi olarak kavramsallaştırılabilir.
Küreselleşmeci tezlerin Marksist eleştirisinin temelinde kapitalizme özgü olan çelişkilerin görmezden gelinerek analize dahil edilmemesi ya da yok sayılması yatmaktadır.
Kapitalizmin güncel özelliklerini adlandırmak için küreselleşme yerine neoliberal küreselleşme ya da neoliberalizm kavramlarını öne sürmüşlerdir.
Neoliberalizm kavramı kapitalizmin 1970’lerde girdiği krize yanıt olarak, sermaye birikim sürecini bir üst düzeye çıkartmak amacıyla gerçekleştirilen düzenlemelerdir.
Tarım ve gıda sosyolojisinde ana eğilim, tarım-gıda ilişkilerinde 1980’lerden günümüze uzanan dönemde yaşanan gelişmeleri neoliberal gıda rejimi kavramı ile ifade etme yönelimindedir.
Neoliberal gıda rejiminin temel karakteristik özellikleri ve çelişkileri
(1) ulus-devletin tarımın ileri ve geri bağlantılarından büyük oranda geri çekildiği gözlenmektedir.
Bu çekilişin araçları: a- Özelleştirmeler b-ların ve paranın dolaşımının serbestleşmesi c-Kuralsazlaştırma (deregulation) ve yeniden düzenleme (reregulation) d- Bağımsız kurullar ve özerk kurumlar kurarak sermayenin ağırlığını artırma.
Kredi gibi küçük üreticileri için devletin yerini özel bankalar almaktadır. Devletin bu geri çekilişi 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki 25 yıllık zaman diliminde köylü temelli sosyalist/ulusalcı hareketlerin yayılmasını önleme işlevini görmüş olan tarımsal sosyal devletin tasfiyesini de ifade etmektedir. (McMichael, 2000, s. 150; ayrıca bakınız: Aydın, 2001)
(2) Tarım-gıda teknolojilerinde yaşanan gelişmelerdir. İki temel teknolojik gelişme ikamecilik ve biyoteknoloji alanlarında gerçekleşmiştir. İkameciliğin iki temel öğesi şunlardır: a- nihai ürünlerin ara mamul haline gelmesi, b- doğal girdiler yerine sentetik/kimyasal girdilerin kullanılması.
İkamecilik gıda ürünlerinin çeşitlenmesinde ve gıdanın daha önce hiç olmadığı kadar oldukça önemli bir rol oynamıştır.
Biyoteknoloji alanında ürütim sürecini, sermayenin merkezileşme ve yoğunlaşma eğilimlerini ve kaçak üreticilerinin sınıfsal konumlarını doğrudan etkiledikleri için ayrıca önemlidir.
(3) Neoliberal politikalar aracılığıyla hareket serbestliğini küresel düzeye taşıyan çok uluslu ya da ulusötesi şirketlerin ortaya çıkışı. İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze kadar olan süreçte temel politika tarımın sanayileşmesidir. Ve bu doğrultuda tarım-gıda şirketlerinin desteklenmesi.
(4) Tarım ve sanayinin giderek artan oranlarda birleşmesidir.
(5) Uluslararası işbölümü alanında yaşanan gelişmelerdir. Neoliberal gıda rejiminde;
“merkezinde ucuz emek gücünün yer aldığı emek-yoğun (katma değeri yüksek) ürünler Sermaye yoğun (katma değeri görece düşük) ürünler temelinde yeni bir uluslararası işbölümü
Az gelişmiş ülkeler – yaş meyve, sebze – güney ülkeleri Gelişmiş merkez ülkeler – makine yoğun ürünler – kuzey ülkeleri
(6) Tarım ve gıda alanında yaşanan yoğun laşma ile ilgilidir. Örneğin salça 20 yıl önce evlerde yapılırdı şimdi ise piyasadan satın alınan bir konumundadır.
(7) Süper/hiper-marketlerin ortaya çıkışı ile birlikte ticaret sermayesinin tarım-gıda ilişkilerinde değişen konumu ve artan önemidir.
(8) Sermayenin tarıma, özellikle de sözleşmeli çiftçilik aracılığıyla, doğrudan nüfuzu ve bu doğrultuda küçük üreticilerinin değişen/dönüşen varlık koşulları (değersizleşme) ve sınıf konumlarıdır. (mülksüzleşme, proleterleşme)
(9) Kadın emeğinin değişen ve dönüşen konumudur. Tarım – gıda ilişkilerinin kadınlaşması (feminizasyon)
(10) Endüstriyel tarım modelinin ve tarım-gıda ilişkilerinin küreselleşen dinamiklerinin sonuçları çevrenin tahribatı olarak kendisini göstermektedir. Noktaya genetiği ile oynanmış gıdaların insan sağlığı hakkında yarattığı şüpheleri de ekleyebiliriz.
NEOLİBERAL GIDA REJİMİ VE KÜÇÜK ÜRETİMİ
Tarım sorunundan hala bahsetmek günümüzde olanaklı mıdır?
Bu sorunun cevabı iki ana kampta toplanır.
Birinci kamp Bernstein: klasik tarım sorunu esas olarak sermayenin bir sorunudur. Klasik tarım sorununun küresel ölçekte ki sermaye için artık bir önem arz etmediğidir. Aşırı üretim, günümüz kapitalist tarımının kilit yapısal gerilimi olarak yerleşmiştir. Sermayenin tarım sorunu, Güney’in daha fakir ülkelerinin pek çoğunda çözülmeden dünya ölçeğinde çözülmüştür. Bu vurgusu güncel tarım sorunu yaklaşımlarının ikinci kampı bu nota üzerinde durmaktadır.
İkinci kamp, azgelişmiş ülkelerin tarımsal yapılarında varlığını sürdüren geçimlik yapıların, -dışı ilişkilerin ve en önemlisi aile emeğinin önemini vurgulamaktadır ve bu noktaların analizi olarak tarım sorunu tartışmalarının geçerliliğini koruduğunu ifade etmektedir. (Akram-Lodhi ve Kay, 2010b).
Güncel tartışmaların tarımsal sınıflara ilişkin temel sorunu ise neoliberal küreselleşme sürecinin sonucunda küçük üreticilerinin varlık koşulları ve sınıf konumlarının nasıl değiştiğidir.
Küçük üretimi 1980 öncesi ilişkilere ait olduğu ve günümüzde bu kategorinin üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulundurmuş olmasına rağmen proleterleşmiş olduğu tezi yönündedir.
En kritik gelişme, biyoteknoloji alanında meydana gelen bitki ve hayvanların doğal büyüme ve yeniden üretim çevrimlerine yapılan genetik müdahaledir.
Daha önce sermaye yatırımlarının önünde bir engel olarak duran sermaye birikim süresi kısaltılabilir hale gelmiştir. Küçük üreticileri ile sermaye arasında gerilimli ilişkide esas önemli gelişme tohum alanında yaşanmaktadır.
Tohumun , neoliberal gıda rejimi içerisinde yaşanan en önemli gelişmelerdendir.
Yeniden üretilebilir karakteri ve çeşitliliği sayesinde tohum, küçük üreticilerinin sermayenin nüfuzu karşısında “bağımsız” kalabilmesinin tarihsel zeminlerinden birisi olmuştur.
Terminatör teknoloji her bir tohumun DNA’sına, kendi embriyolarını öldürmesi kodlanmış bir genin yerleştirilmesi demektir. Bu sayede tohumun yeniden üretilebilirliği engellenmiş olmakta ve küçük üreticilerinin bu tohumu üreten firmalara bağımlılığı sağlanmaktadır.
Tohumun demek insanlık tarihinin binlerce yıllık tarım birikiminin, diğer bir ifadeyle küçük üreticilerinin taşıyıcısı olduğu tohum alanında biriktirilmiş geleneksel bilginin de demektir.
1- Biyoteknoloji ve ikamecilik alanlarında yaşanan gelişmeler,
2- Bu gelişmelerin fikri mülkiyet hakları ve patentler aracılığıyla ve çok uluslu şirketlerin elinde toplanması,
3- Her iki gelişmenin küresel ölçekte realize olmasını sağlayan neoliberal düzenlemelerin hayata geçirilmesi sonucu;
Sermayenin merkezileşme ve yoğunlaşma eğilimleri günümüz tarım-gıda ilişkileri içerisinde hız kazanmıştır. Çokuluslu tarım-gıda şirketleri, tarımın ileri ve geri bağlantılarında neredeyse tekel konumunda faaliyet göstermektedir.
Sözleşmeli çiftçilik küçük üreticileri ile tarım-gıda şirketleri arasında yapılan her iki tarafı da bağlayan bir üretim sözleşmesidir.
Güncel tarım sorunu tartışmaları içinde ana eğilim, Neoliberal gıda rejimi, tarımsal sınıflar açısından proleterleşme anlamına gelmektedir. Küçük üretimine içsel olan kapitalist ile ücretli emekçi çelişkisi kuramsal olarak beklenen mülksüzleşme yaşanmaksızın proleterleşme lehine çözülmüştür!
1980 öncesi küçük tartışmaları ile kıyaslandığında güncel tartışmaların temel vurgusu sermayenin tarım-gıda ilişkilerine doğrudan nüfuzu ve bu doğrultuda küçük üreticilerinin çokuluslu tarım-gıda şirketleri ve onların ulusal yerel ortakları tarafından sömürüldüğüdür.
Güncel tarım sorunu tartışmalarının küçük üreticilerine ilişkin temel tezi:=
1. paranın serbestçe dolaştığı,
2. Ulus-devletin serbest piyasa lehine geri çekildiği
3. Biyoteknoloji ve ikamecilik tarım-gıda teknolojilerinde önemli gelişmelerin yaşandığı,
4. Bu gelişmelerin mülkiyet hakları temelinde ve sermayenin kontrolüne verildiği,
5. Güçlenen çokuluslu tarım-gıda şirketlerinin belirleyici bir rol oynadığı,
6. Günümüz kapitalizminde, küçük üreticileri sermaye karşısında -dışı ilişkilere girebilmeleri sayesinde koruduğu bağımsızlığını yitirmiş ve işçileşmiştir.
1980 öncesi tarım (köylü) sorunu tartışmaları ve 1980 sonrası sorunu tartışmaları üç temel alanda farklılık gösterir
1- Yararlanılan teorik kaynaklar ve kullanılan kavramlar,
2- Öne çıkan sorunsallar,
3- Analiz birimi ve analiz düzeyi.
Küreselleşme sürecinin getirdiği ekonomik, siyasal ve toplumsal gelişmelere rağmen;
1- Sadece aile emeğinin değil ücretli emeğin de değersizleşme temelinde var olduğu,
2- Emeğin siyasal olarak kendisini var edebileceği araçların ve alanların günden güne aşındığı,
3- Kapitalizmin, içsel çelişkilerini emekçi sınıfların konumlarını daha da gerileterek aşma eğiliminde olduğu koşullarda kapitalizmin geri ilişkileri büyük oranda muhafaza ettiği fikri sadece tarım tartışmaları açısından değil; küresel kapitalizm çözümlemesi açısından da dikkate alınması gereken önemli bir iddia olarak karşımızda durmaktadır.