Final Tıp Terimleri Final Ders Özeti

admin

Administrator
Yönetici
Admin
4 Eyl 2018
380
83
28
#1
ÜNİTE-5

Sinir Sistemi, Endokrin Sistem ve Duyu Organları Terimleri



Sinir sistemi ve endokrin sistem; vücut içerisinde kurdukları ag sayesinde bütün organların bir arada uyum içerisinde çalışmasını sağlayan, vücudun iç ortamından ve çevreden gelen uyaranlara karsı uygun cevaplar oluşturan ve böylece vücudun homeostasisadı verilen iç ortam dengesini koruyan en karmaşık sistemlerdir.



Sinaptik bağlantılarda iletişimi sağlayan kimyasal maddeler de nörotransmitter olarak adlandırılır.



Sinir sistemi; merkezi sinir sistemi (MSS) ve periferik sinir sistemi (PSS) olmak üzere baslıca iki kısımda incelenir. Bunlardan MSS, vücudun merkezinde yer alan beyin ve omurilikten oluşurken; PSS, vücudun diğer bölgelerinde yaygın olarak bulunan kranial, spinal ve otonom sinirlerden oluşmaktadır.





Merkezi Sinir Sistemi



MSS’ni olusturan yapılardan beyin (cerebrum) ve beyincik (cerebellum), cranium adı ver ilen kafatası kemiklerinin içerisinde muhafaza edilirken, omurilik (medulla spinalis), omurların üst üste dizilerek olusturdugu kemikle çevrili bir kanal içerisinde asılı vaziyette bulunmaktadır.



Dopamin eksikliginde Parkinson hastalıgı, fazlalıgında ise sizofreni görülür.




Periferik Sinir Sistemi



Otonom sinir sistemi ise irade dışı olan fonksiyonlarla ilgilidir. Otonom sinir sisteminin birbirinin tam tersi olan, “sempatik” ve “parasempatik” sistem olarak adlandırılan iki bölümü vardır. Sempatik sistem, acil durum karsısında vücudun oluşturduğu ani değişiklikleri düzenlerken; parasempatik sistem, istirahat durumundaki ve başlıca sindirimle ilgili fonksiyonları düzenler.

DUYU ORGANLARI HAKKINDA GENEL BILGILER Duyu organlarımız ve başlıca görevleri su şekildedir:

Organum visus: Görmemizi sağlar.



Organum vestibulocochleare: İşitme ve denge ile ilgili duyuları almamızı sağlar.

Organum tactus: Isı, ağrı ve temas ile ilgili hisleri alma görevi yapar.

Organum olfactus: Koku almamızı sağlar.

Organum gustus: Tat almamızı sağlar.

ORGANUM VISUS (GÖRME ORGANI)



I. Dıs Tabaka (Tunica Fibrosa)

Cornea: Göz küresinin göz kapakları ve dış ortam ile temas hâlinde olan bölümüdür



Sclera: Sıkı bağ dokudan yapılmış olan ve göz küresini koruyan, sert, beyaz renkli bir tabakadır. Aynı zamanda göz kaslarının tutunma bölgesidir.



II. Orta Tabaka (Tunica Vasculosa)



Iris: Gözün renkli tabakasını oluşturur. Ortasındaki açıklığa “pupilla” (gözbebegi)denir. Göz bebeği ısınların göze kontrollü olarak girmesini sağlar.



Corpus ciliare: Gözün vasküler tabakasının kalınlaştığı, choroid ile iris arasında kalan bölümüdür. Choroidea: Retina ile sclera arasında yer alan gözün damarsal tabakasıdır.



Iç Tabaka (Tunica Interna)

Gözün en içteki sinir tabakasıdır.

Retina: Gözün iç yüzeyini kaplar ve optik sinir aracılıgıyla beyine baglıdır.



ORGANUM VESTIBULOCOCHLEARE (ISITME VE DENGE ORGANI)



Kulak (auris), yalnız işitme değil, aynı zamanda vücudun dengesinin korunmasında da çok önemli işlevler üstlenen bir organdır. Isitme ile ilgili işlevleri, “cochlea” adı verilen yapı tarafından gerçekleştirilirken, dengeyle ilgili işlevleri “vestibulum” adı verilen yapı tarafından yerine getirilir.



İşitme ve Denge Fizyolojisi



İnsanlar 20 dB ile 120 dB arasındaki ses yoğunluğunu normal olarak işitebilir. Ancak kulakta en rahat işitilen ses yogunlugu 50 - 70 dB arasındadır.



Dengenin sağlanmasında vestibüler sistem; göz kaslarını kontrol eden ve oryantasyonun saglanmasına yardımcı olan oküler sistem ile istemli kasların tonusunu kontrol eden cerebellar sistem ile is birliği halinde çalışır.



İleri dereceli işitme kayıplarında ve cihazdan fayda görmeyen hastalarda ise cochlear implant (koklear implantasyon) ameliyatları yapılmaktadır.



ENDOKRIN SISTEM HAKKINDA GENEL BILGILER



Endokrin sistem, bir kontrol ve düzenleme sistemidir. Bu sistemi oluşturan organlar, “hormon” adı verilen salgılarını belli bir kanal sistemine ihtiyaç hissetmeden doğrudan kana veren bezlerdir. İnsan vücudundaki başlıca iç salgı bezleri şunlardır:



Hipofiz bezi (Glandulae pituitaria-Hypophysis)

Epifiz bezi (Glandulae pinealis-Pineal bez)



Tiroid bezi (Glandulae thyroidea)

Paratiroid bezi (Glandulae parathyroidea)

Böbrek üstü bezleri (Glandulae suprarenales-Adrenal bezler)

Timus bezi (Thymus bezi)

Pankreas bezi (Pancreas)

Gonadlar (testisler ve ovariumlar)



Endokrin bezler genel olarak vücuttaki 3 temel fonksiyon ile yakından ilişkilidir:

Sinir sistemi ile birlikte vücudun streslere karşı koymasına yardım edilmesi,

Metabolizmanın ve vücut sıvılarındaki kimyasal maddelerin konsantrasyonunun düzenlenmesi,

Seksüel gelişim ve üreme de dâhil olmak üzere, büyüme ve gelişmenin düzenlenmesi.

Hipofiz Bezinden Salınan Hormonlar



TSH (Tiroid Stimüle Edici Hormon)



Hipotalamustan salgılanır. Tiroid bezi, boynun ön alt bölgesinde, larenksin alt ve trakeanın üst kısmında yerlesen, vücudun en büyük endokrin bezidir. Bu bezden, tetra-iyodo-tiron in de (T4) denilen tiroksin, tri-iyodo-tironin (T3) ve kalsitonin hormonları salgılanır



Çocuklarda fiziksel ve mental gelişim için elzemdir.



Tiroid bezinin herhangi bir nedenle yetersiz çalışması sonucu tiroksin salgısı azalması durumuna



“hipotiroidizm” denir. Hipotiroidizmde; şişmanlık, soğuğa karsı duyarlılık, aşırı uyku hâli, kalbin atım hızında yavaşlama ve zihinsel tembellik görülür. Yeni doğanda ve çocukluk döneminde tiroid hormonlarının salgılanmaması veya az salgılanması “kretenizm” denilen, fiziksel ve mental gerilik (cücelik ve zekâ geriligi) tablosunun ortaya çıkmasına neden olur. Erişkinlerde görülen tiroid yetmezliğine ise “miksödem” denir. Tiroid hormonlarının normalden fazla salgılanmasına “hipertiroidizm” denir.



Hipertiroidizmde tiroid hormonlarının artmasına baglı olarak TSH baskılanır. Ancak feed-beck mekanizması islemez ve tiroid hormonu aşırı salgılanmaya devam ederse; tiroid bezi büyür. Bu durumda da; zayıflama, kalp atım hızında artma, sinirlilik, ellerde titreme, sıcağa dayanıksızlık, uykusuzluk ve kaslarda güçsüzlük görülür. Hipotiroidizmde de besinlerle yeterince iyot alınamaz ve hormon sentezi yapılamaz ise TSH miktarı artar. TSH’ın tiroid bezini sürekli uyarmasına bağlı olarak tiroid bezi sürekli çalışır ve büyür. İşte sayılan bu nedenlere bağlı olarak hipo ya da hipertiroidizme bağlı olarak tiroid bezinde meydana gelen her türlü büyümeye “guatr” adı verilir.



FSH ve LH



FSH (Follikül Stimüle Edici Hormon) ve LH (Luteinizan Hormon) hormonları erkek ve kadında üreme organlarına etki ederek; kadında yumurta, erkekte ise sperm gelişimini sağlar. Ayrıca cinsel hormonların yapımını ve cinsel farklılaşmayı da sağlar.



FSH ve LH salınımı adet boyunca değişkenlik gösterir. Yumurtlama öncesi artan östrojen hormonu sayesinde FSH en yüksek seviyesine çıkar. Kadınlarda menopoz döneminde FSH ve LH hormonu yükselir. Erkeklerde ise FSH ve LH hormonu yasla birlikte hafif artarken, testosteron hormonu azalır.



Prolaktin

Prolaktin hormonunun temel görevi süt salgısını başlatmak ve devam ettirmektir



Büyüme Hormonu (Growth Hormon)



Büyüme hormonu salınımı, hipotalamustan salgılanan GHRH “Growth Hormon-Releasing (serbestlestirici) Hormon” sayesinde artarken; yine hipotalamustan salgılanan “somatostatin” isimli hormonun sayesinde azalır. Beslenme ve seks hormonları da büyüme hormonunu artırır.



Uyku, stres, kan şekeri düşüklüğü, açlık, kanda üre yüksekliği ve siroz durumunda büyüme hormonu artar. Kan şekerinin yükselmesi, şişmanlık, tiroid hormon azalması, kanda kortizol artması ve yaslanma ise büyüme hormonu salgılanmasını azaltır.



ACTH (Kortikotropin Hormon)



Hipofizden ACTH salınımı, hipotalamustan salınan CRH (Corticotropin Releasing Hormon) hormonunun etkisiyle uyarılır



Özellikle psikolojik ve fiziksel stres maruziyetinde, ağrı, travma, oksijen azlıgı, kan şekeri düşmesi, soğuk, ameliyat, depresyon, ateş yükselmesi durumlarında kortizol ve ACTH salınımını yükselir.

ADH (Antidiüretik Hormon)



Bu hormon, hipotalamustan üretildikten sonra sinir hücreleri vasıtasıyla arka hipofize taşınır ve buradan kana geçer.



Oksitosin



Oksitosin hormonu da ADH gibi hipotalamusta yapılarak sinir hücreleriyle arka hipofize taşınır. Bu hormon memeyi kasarak sütün memeden çıkmasını sağlar.



Paratiroid Bezlerden (Glandula Parathyroidea) Salınan Hormonlar



Paratiroid bezler, tiroid bezinin arka üst tarafında bezi saran kapsül içinde bulunur. Salgıladığı parathormon sayesinde kalsiyum ve fosfor metabolizmasını düzenler.



Parathormon yeterince salgılanmazsa kandaki kalsiyum seviyesi düşerek; bilhassa el ve yüz kaslarında tetani adı verilen kasılmalar görülür. Bu kasılma larenks kaslarında olursa solunum engellenerek ölüme yol açabilir. Parathormonun fazlalığında ise tam tersi kemiklerden kalsiyum salımı arttığı için, kemiklerdeki kalsiyum depoları boşalır. Bu durumda da kemiklerde kolayca bükülme ve kırılmalar oluşabilir.



Pankreastan Salınan Hormonlar

Insülinin yetersiz salgılanması sonucu glikoz



karaciğerde glikojen hâlinde depo edilemez ve hücreler tarafından yeterince kullanılamaz. Bu durumda kandaki glikoz seviyesinin normalin üstünde olmasına “hiperglisemi” adı verilir. Kanda glikoz birikmesi diabetes mellitus denen seker hastalığına neden olur. İnsülinin normalin üstünde salgılanmasına bağlı olarak kandaki glikoz düzeyinin normalin altına düşmesine ise “hipoglisemi” denir. Bu durumdan en çok zarar gören organ beyindir; zira beynin tek enerji kaynağı glikozdur.



Timus (Thymus) Bez



Özellikle çocukluk yaslarında vücudun savunma mekanizmasında görev alır. Timus hormonları, ayrıca hipofizden salgılanan cinsiyet hormonlarının (LH, FSH) salınmasını da baskılar.
1.png



1.png


ÜNİTE-6

Klinikte Kullanılan Terimler



Onkoloji; kanserin oluşumu, nedenleri, kalıtımla ilişkisi, tanısı, tedavisi, kanserle ilgili istatistikler ve kanserden korunmayla ilgilenen tıp dalıdır.

Nükleer Tıp; canlılara verilen ısın etkin (radyoaktif) maddelerin yaydıkları ısınların özel yöntemler veya aygıtlarla dışarıdan sayımı veya görüntü olarak izlenmesi ya da tanımlanması ile tanı konulmasını saglayan tıp dalıdır.

Pediatri; bebek, çocuk ve ergenlerin tıbbi bakımıyla ilgilenen tıp dalıdır.

Yaşlılık hekimliği ya da geriatri; yaşlılık dönemindeki sağlık sorunları ve bu sorunların tedavileriyle ilgilenen tıp dalıdır.

Yaslanma; canlı molekül, hücre, doku, organ ve sistemlerinde zamanın ilerlemesinde ortaya çıkan, geriye dönüsü olmayan yapısal ve işlevsel değişikliklerin tümüdür.

Psikiyatri; akıl hastalıklarının teşhisi, tedavisi ve önlenmesi ile uğrasan bilim ve hekimlik dalıdır.

Radyoloji, x ısınları ve diğer görüntüleme yöntemlerinin tıpta tanı ve tedavi amacıyla kullanılmasıdır. Tanı ve tedavi amacıyla kullanılan yöntemlerden bazıları; ultrason, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, pozitron emisyon tomografi, mamografi, floroskopi ve X ısını kullanan diğer bazı uygulamalardan faydalanır.


HEMATOLOJI
Kan ve Yapısı


İnsanda takriben 4-5 litre kan bulunur, bu beden ağırlığının %7-8’idir. (İnsan bunun yarısını kaybederse hayatı tehlikeye girer. 2/3 ünü kaybederse yasayamaz)
Eritrositlerin sayısı 1 mm3 kanda vasati 4-5 milyondur.

Hemoglobin, içinde demir bulunan bir kırmızı pigment (boyayıcı, renk verici) ile birlesmis bir proteinden oluşur. Kanın pıhtılaşması, kanda bulunan “fibrinogen-fibrinojen” proteininin “fibrin” hâline dönüşmesinden olur.


LÖKOSITLER
Vücuda giren canlı cansız her çeşit yabancı maddeyi tanımak ve onlarla savaşmak için görev yaparlar.
Lökositlerin sayısı daha az olup 1 mm3 kanda 7-8 bin civarındadır.

TROMBOSITLER

Bir yaralanma hâlinde yaralanan bölgeyi ilk onarma ve bu bölgede pıhtı oluşması için bir dizi olayı başlatma görevi olan hücrelerdir.

KANIN IÇERIGI

Kan, hücrelerden ve “plazma “ isimi verilen bir sıvıdan oluşmuştur. Hücreler alyuvarlar (kırmızı kan hücreleri), akyuvarlar (beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir. Hücrelerin % 99’undan fazlasını alyuvarlar oluşturur. Alyuvarlar kanın oksijen taşıyan hücreleridir.




Akyuvarlar vücudu enfeksiyonlara ve kansere karsı savunan hücrelerdir. Trombositler ise kanın pıhtılaşmasında görev alırlar. Hematokrit, alyuvarların oluşturduğu kan hacminin toplam kan hacmine oranıdır.

NÜKLEER TIP

Nükleer Tıp, radyoaktif elementlerle işaretli kimyasal moleküller ve biyolojik materyaller yardımıyla, insan hastalıklarının tanı ve tedavisi ile uğrasan bir tıp dalıdır ve bu dalın uzmanına nükleer tıp uzmanı denilmektedir.

Planar Görüntü: Çok uygulanan tiroid sintigrafisi, böbrek sintigrafisi, bütün vücut kemik sintigrafisi gibi tetkikler bu tür görüntülemeye örnektir. Planar görüntülemede gama ısını yayan radyoaktif maddelerle gama kamera adı verilen cihazlar kullanılarak iki boyutlu görüntü alınması söz konusudur ve rutin çalışmaların çoğunluğu bu niteliktedir.

SPECT (Single Photon Emission Computed Tomography): Vücut içerisindeki radyoaktif madde dağılımının üç boyutlu olarak, bir başka deyişle tomografik olarak görüntülenmesidir. Günümüzde çok sık olarak uygulanan myokard perfüzyon sintigrafisi (Kalp sintigrafisi), beyin perfüzyon sintigrafisi bu tip çalışmalardır.


PET (Positron Emission Tomography): Pozitron ışıması yapan radyoaktif moleküller ve özel görüntüleme aygıtları ile yapılan tomografik görüntüleme yöntemine verilen isimdir. Kanser dokularının gösterilmesinde halen mevcut en duyarlı yöntem olduğu bilinmektedir.

Kalp Sintigrafisi

Basitçe, kalp kasına ulasan kan miktarı degerlendirilerek kiside koroner arter hastalıgı (KAH) bulunup bulunmadıgının anlasılmasına yarayan bir görüntüleme yöntemidir.

Tiroid Hastalıkları

Tiroid bezi insan vücudunda metabolizmayı düzenleyen boyun bölgesinde bulunan bir iç salgı bezidir. Çok çalışması durumunda; sinirlilik, saç dökülmesi, kısırlık, libido kaybı, ateş, terleme, çarpıntı, hipertansiyon, kalp rahatsızlıkları, zayıflama, iştah artısı, gözlerde öne çıkma gibi bulgulara neden olmaktadır. Az çalışması durumunda ise devamlı uyku hâli, anlama güçlügü, kilo alma, hâlsizlik, kabızlık, aritmi, kramplar, depresyon, kısırlık ve azalmış libido gibi şikâyetlere neden olmaktadır.

İşaretli Lökosit Sintigrafisi

İşaretli lökosit sintigrafisi de rutin klinik kullanıma girmiştir. Bu sayede enfeksiyon odaklarının doğru tespiti mümkün olacaktır. Bu inceleme, sebebi bilinmeyen ateşten, kemik ve yumuşak doku enfeksiyonları, protez enfeksiyonu, metalik implantlar etrafındaki enfeksiyon odaklarının tespitine kadar geniş bir hasta grubunda kullanılmaktadır.

Diger Sintigrafiler
Kemik Sintigrafisi (Üç Fazlı veya Bütün Vücut)


İyi huylu ve kötü huylu kemik hastalıkları ve kemik enfeksiyonunun tanısında kemik sintigrafisi ile bütün vücudun taranması yapılmaktadır.

Paratiroid Sintigrafisi

Paratiroid sintigrafi ile büyüyen ve fazla fonksiyon gösteren bezin yeri belirlenir.

Dinamik Böbrek Sintigrafisi

Dinamik renografik inceleme ile böbregin bütün fonksiyonlarını (kanlanma, konsantre etme, süzme) değerlendirilir.


Statik Böbrek Sintigrafisi

Çeşitli nedenlerle böbrekte hasar oluşturup, oluşturmadığını belirlemek amacıyla yapılır.


PEDIATRI-ÇOCUK HASTALIKLARI

Çocuk hastalıkları ile ilgilenen tıp dalıdır. İlgili uzmanına pediatrist denilmektedir. Pediatri 0 ile 15 yas ya da 18 yasına kadar olan hastalar ile ilgilenen bir ana bilim dalıdır.

Pediatri Bölümleri
Çocuk Acil
Çocuk Endokrinolojisi

Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları
Çocuk Gastroenterolojisi
Çocuk Genetik Hastalıkları
Çocuk Göğüs Hastalıkları
Çocuk Hematolojisi
Çocuk Onkolojisi
Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları
Çocuk Kardiyolojisi
Çocuk Metabolizma Hastalıkları
Çocuk Nefrolojisi
Çocuk Nörolojisi
Çocuk Romatolojisi
Çocuk Yoğun Bakımı
Neonatoloji (Yenidogan)

GERIATRI

Geriatri; 65 yas ve üstü hastaların sağlık sorunları, hastalıkları, sosyal ve fonksiyonel yaşamları, hayat kaliteleri, koruyucu hekimlik uygulamaları ve toplum yaslanması ile ilgilenen bilim dalı olup iç hastalıklarının bir yan dalıdır. Geriatri uzmanına Geriatrist de denilmektedir. Görev tanımına uyacak şekilde; hemşire, fizyoterapist, diyetisyen, sosyal hizmet uzmanı ve mümkün ise psikolog ile birlikte çalışmalıdır.


PSIKIYATRI

Psikiyatrinin başlıca ilgi alanı beyin hastalıklarıdır. Bu alanda günlük dilde akıl hastalığı, ruh hastalığı, sinirlilik hâlleri, ... denilen durumlar yer alır.

Psikiyatri Alanında Psikiyatristlerin Değişik Uzmanlık Dalları
Bağımlılık psikiyatrisi: Madde bağımlılığı olan hastaların tedavisi ile ilgilidir.

Ergen psikiyatrisi: Ergenliğini tamamlamış olan hastaların akıl hastalıkları tedavisi ile ilgilidir.
Çocuk psikiyatrisi: Çocuklar ve ergenlik çağında olanların tedavisi ile ilgilidir.
Adli psikiyatrisi: Adli, hukuki konular ile ilgilidir.
Geriyatrik psikiyatrisi: Yaşlı hastaların akıl sorunlarının tedavisi ile ilgilidir.

Nöropsikiyatri: Sinir sistemi, beyin hastalıkları ve beyin travmaları sonucu oluşan akıl hastalıklarının tedavisi ile ilgilidir.
Organizasyon psikiyatrisi: İş yerlerinde veya organizasyon aktiviteleri ile ilgilidir.

Psikiyatristler hastalarına ilaç verme yetkisine sahiptirler fakat psikologların böyle bir yetkisi yoktur.





RADYOLOJI
Radyoloji, x ısınları ve diğer görüntüleme yöntemlerinin tıpta tanı ve tedavi amacıyla kullanılmasıdır.

Elektromanyetik radyasyonlardan x-ısınları röntgen ve bilgisayarlı tomografide (BT) , gamma ısınları nükleer tıpta (NT) , radyo dalgaları ise manyetik rezonans görüntülemede (MR) kullanılmaktadır. İkinci gurupta bulunan, elektromanyetik radyasyonlardan farklı özellik gösteren ultrases enerjisi de ultrasonografi (US) yönteminde kullanılmaktadır.

Elektromanyetik Radyasyonlar

Elektromanyetik radyasyonlar, içinde görülebilir ışığın da bulunduğu, dalga boyları 10–15 ile 106 m arasında değişen çok sayıda enerjiyi kapsayan bir spektrum oluşturan radyasyonlardır.

Ultrases
Elektromanyetik radyasyonların dısında ses enerjisi de radyolojide kullanılan bir enerji türüdür

Görüntüleme Yöntemlerinin Ana Prensipleri

Röntgen ve BT’de Transmisyon, MR ve nükleer tıpta emisyon, Ultrasonda ise refleksiyon prensibine göre görüntü oluşmaktadır.

Röntgen
Röntgen, x-ısınlarının görüntüleme amacıyla kullanıldığı ve konvansiyonel olarak yapılan işlemleri içine alır.

Bilgisayarlı Tomografi (BT)

X ısını demetini vücuda röntgende oldugundan farklı olarak inceltilerek, çizgisel şekilde düşürerek kesitsel görüntüleme sağlayan bir yöntemdir.

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG)

Yöntem, manyetik alanda vücuda radyo dalgası gönderilerek manyetik alanın etkisindeki dokularda manyetik etkiyi değiştirme ve bu değişimden sonra tekrar manyetik alanın etkisine geçerken dokulardan gelen sinyalleri alarak görüntü oluşturma temeline dayanır.

Ultrasonografi

Ultrasonografide radyoloji pratiğindeki diğer görüntüleme yöntemlerinden farklı olarak elektromanyetik radyasyon olmayan ses enerjisi kullanılmaktadır.

Doppler Us

Sabit frekanslı bir ses demetinin hareketli bir yapıdan yansırken frekansında oluşan değişikliğin derecesi ile hareketli yapının hareketinin saptanmasına dayalı bir prensiple vücutta akışkanların (arteriyel ve venöz kan akımı) akım hızını ve yönünü belirlemeye dayalı bir inceleme yöntemidir.

Anjiografi

Genel olarak vücuttaki damarların kontrast maddeler kullanılarak görüntülenmesidir. Özellikle kalp ve beyin damarlarının görüntülemesinde kullanılır.

Sintigrafi

Vücuda verilen radyoaktivitenin ilgili organ veya dokuda dağılımının saptanması temel ine dayanan radyonüklid görüntülemenin yöntemi Sintigrafidir.

Girişimsel Radyolojide

Görüntüleme kılavuzluğunda, vücuda dışarıdan sadece iğne ve/veya kateterle girilerek birçok tedavi girişimi yapılır. Vücudun derinlerindeki iltihap birikintilerinin (apse) boşaltılması, köpeklerden geçen ve iç


organlarda su keseleri oluşturan (hidatid kist) hastalığın tedavisi, safra yolu tıkanıklıklarının açılması, damar darlıklarının genişletilmesi, damar baloncuklarının (anevrizma) tıkanması ya da damar içerisindeki yeni pıhtının (trombüs) eritilmesi benzeri birçok işlem, radyolojik görüntüleme kılavuzluğunda yapılan peruktan tedavi örnekleridir.





ROMATOLOJI



Romatizma oldukça genel bir terimdir ve kemik, kas ve eklemlerin etrafındaki ağrı veya acıyı ifade etmek için kullanılır.



Sık Görülen Romatizmal Hastalıklar

Artroz (Kireçlenme)

Yumuşak doku romatizmaları (Fibromyalji, bel, boyun ağrıları)

Romatoid artrit

Spondiloartropatiler ve ankilozan spondilit

Vaskülitler ve Behçet hastalığı

Gut Hastalığı



Ailevi Akdeniz ateşi

Akut eklem romatizması

Reaktif artritler

Kristal artritleri

İnfeksiyöz artritler

Bağ dokusu hastalıkları; SLE, polimiyozit- dermatomiyozit, skleroderma, mixt bağdokusu hastalığı

Juvenil artrit

Bursitis, tendinitis.

ÜNİTE-7

İlaç Bilimi Terimleri


ILAÇ BILIMI ILE ILGILI KAVRAMLAR

İlaç (Farmasötik Preparat)

Bir hastalığı tedavi etmek ve/veya önlemek, bir teşhis yapmak veya bir fizyolojik fonksiyonu düzeltmek, düzenlemek veya değiştirmek amacıyla, insana uygulanan doğal ve/veya sentetik kaynaklı etkin madde veya maddeler kombinasyonu beşerî tıbbi (ürün) ilaçtır.

Reçeteye yazılan ilaçlar 3 gruba ayrılır;

Ofisinal İlaçlar

Farmakopeye uygun olarak eczane ortamında hazırlanan ve doğrudan hastaya sunulmak üzere üretilen tıbbi ürünlere verilen addır. Örneğin, Sitrik asit şurubu.


Farmakope: Tedavi edici etkisi kesin olarak kabul edilen etken madde ve preparatların formüllerini, fiziksel ve kimyasal özelliklerini, tanınma reaksiyonlarını, sağlık kontrollerini, miktar tayini ve saklama koşullarını bildiren resmi kitap.

Majistral İlaçlar

Bir hastaya yazılan bireysel reçeteye uygun olarak eczanede hazırlanan tıbbi ürünlerdir. Örneğin, Kodein kase.
3. Müstahzarlar (Preparatlar)

Bir firma tarafından standart bir formülasyona göre belirli bir farmasötik sekle sokularak, büyük ölçekte üretilen, özel olarak ambalajlanıp üreticinin koyduğu, onu benzer ürünlerden farklılaştıran özel bir isim


altında pazarlanan bir veya birden fazla sayıda etken madde içeren ruhsatlı ürünlerdir. Günümüzde ilaçların büyük çogunlugu bu gruptadır.

Biyobenzer İlaçlar: Ruhsatlı biyolojik referans bir ilaca (orijinal biyoteknolojik ürün) benzerlik gösteren ilaçlara biyobenzer ilaç denir.

İlaçların Kaynakları
Doğal Kaynaklı İlaçlar
Mikroorganizmalar ve Mantar Kaynaklı İlaçlar:
Çeşitli antibiyotikler bu grupta yer almaktadır.
Bitkisel Kaynaklı İlaçlar; Alkaloidler, glikozidler ve reçineler bu gruptadır.
Hayvansal Kaynaklı İlaçlar; Heparin ve insülin bu gruptadır.

İnsan Kaynaklı İlaçlar; Kan ürünleri, insan idrarından elde edilen adenohipofiz hormonları bu gruba örnektir.

Sentetik ve Yarı Sentetik İlaçlar
Kimyasal Sentez Yoluyla Elde Edilen İlaçlar;
İlaçların büyük çoğunluğu bu yolla elde edilmektedir.

Biyoteknoloji Ürünü İlaçlar; Rekombinant DNA teknolojisi ile elde edilen bir kan ürünü olan antihemofilik faktör bu gruba örnektir.


ILAÇLARIN UYGULANMASI VE DOZAJ SEKILLERI

Dozaj: Hastanın belirli bir zaman aralığında alması gereken dozun miktar, sayı ve sıklığıdır. Örneğin, günde 3 kez 500 mg Paracetamol tablet.

Doz: Bir defada alınan ilaç miktarına denir. Örneğin, 500 mg Paracetamol tablet.
Günlük Doz: 24 saatlik zaman diliminde kullanılacak ilaç miktarıdır. Örneğin, günde 3 kez.
Doz Aralığı: Günlük dozun hastaya verilirken iki doz arasında kalan zamandır. Örneğin 8 saatte bir.
Efektif Doz (ED): İstenen etkiyi meydana getiren dozdur.

Minimum Etkin Konsantrasyon (MEK): İlaçların etkili oldukları dokularda kendiler inden beklenen etkilerinin görülebilmesi için gereken esik düzeye minimum etkin konsantrasyon denir. Terapötik Doz: İlacın bir hastalığı tedavi edebilmesi için gereken miktardır.

ORAL, OKÜLER VE NAZAL UYGULAMALAR İÇİN DOZAJ ŞEKİLLERİ

KATI DOZAJ ŞEKİLLERİ
İlacın oral (ağız yoluyla) alımı için hazırlanan dozaj şekilleridir.
Tablet
Etkin maddenin dolgu maddesi, bağlayıcı ve yardımcı maddelerle mekanik olarak basılması yoluyla üretilir.

Çiğneme Tableti: Ağızda çiğnenerek kullanılır.

Enterik Tablet: Mide asidinde bozulacak ilaçlar bağırsakta çözünecek şekilde ince bir film tabakası ile kaplanır.

Film Tablet, Draje: Hoşa gitmeyen tat ve kokuyu maskelemek, ilacın yutulmasını kolaylaştırmak için hazırlanan tablet şekilleridir. Renkli kaplama olanağı sağlanmış olur.

Kontrollü Salım Tableti: İlacın kan düzeyinin hızlı yükselmesinin istenmediği veya vücutta kalış süresi kısa olan ilaçların etkisini uzatmak için emilimin yavaşlatılacağı durumlarda kullanılır.
Sublingual Tablet: Hızlı etki beklenen ya da midede bozulan ilaçlar için kullanılan tablet seklidir.
Kapsül Genellikle jelatinden yapılmış iç içe geçebilen silindirler içerisinde toz veya granüller içerir.

SIVI DOZAJ ŞEKİLLERİ

Efervesan Tablet: Kullanılmadan hemen önce suda eritilerek kullanıldığı için katı dozaj sekli olarak kabul edilmez. Sıkıştırılmış efervesan tozlardır.
Surup : Çoğunlukla konsantre seker çözeltisinde etkin maddenin olduğu farmasötik preparattır.


Bakteri ve mantar üremesini engellemek için çoğu zaman antimikrobik koruyucular katılır.

Çözelti (Solüsyon): İlacın uygun bir çözücü sıvı içerisinde eritilerek hazırlanmasından oluşan berrak solüsyondur.

Süspansiyon: Suda ya da yağda dağılmış suda ya da yağda çözünmeyen katı ilaç parçacıklarını içeren karışımdır. Sulandırıldıklarında uzun süre stabil kalmayacak ilaçlar kullanılacakları zaman sulandırılmak üzere toz hâlde hazırlanır, buna kuru süspansiyon denir.

Parenteral Dozaj Sekli

İntravenöz (IV, Damar içine),
İntramüsküler (IM, Kas içine),
İntraartiküler (Eklem içine),
İntratekal (Subaraknoid veya subdural boşluk içine),
İntrakameral (Gözün ön odacığına),
Subkütan (Deri altına).

ILAÇLARIN EMILIMI, DAGILIMI, METABOLIZMASI VE VÜCUTTAN ATILIMI
İlacın vücuda alınmasından sonra görülen emilim (absorpsiyon), dağılım, metabolizması

(biyotransformasyon) ve atılımı (eliminasyon) olaylarını kantitatif olarak ve zaman boyutu içinde incelenmesine farmakokinetik denir.

Farmakolojik aktivite gösteren bu moleküllerin dokulardaki etki yerlerine alınmaları, hareketleri, bağlanmaları ve etkileşimlerinin incelenmesine de farmakodinami denir.

İlaçların Emilimi

İlaçların gastrointestinal sistemden emilimi kimyasal özelliklerine bağlı olarak pasif difüzyon ya da aktif transport yoluyla olur.

Pasif Difüzyon: Kimyasal maddelerin hücre zarından, derisimin yüksek olduğu bölgeden derisimin düşük olduğu bölgeye doğru ve derisim farkı ile orantılı bir hızda geçmesidir.

Aktif Transport: İlaç moleküllerinin hücre zarından bir yoğunluk veya elektrokimyasal bir engele karsı, düşük yoğunlukta olduğu ortamdan daha yoğun olan ortama “taşıyıcı” denilen bir endojen moleküle bağlanarak ve yüksek enerjili fosfat (ATP, adenozin trifosfat) yardımıyla taşınmasıdır. Örneğin levodopa, lityum.
Biyoyararlanım: Bir ilacın dozaj seklinden emilerek sistemik dolasıma geçme hızı ve derecesidir.

Biyoesdegerlik: Farmasötik eşdeğer olan iki ilacın aynı molar dozda verilisinden sonra biyoyararlanımlarının ve etkilerinin hem etkinlik hem de güvenlik açısından aynı olmasını sağlayacak kadar benzer olmasıdır.

İlaç Reseptörü: Bir ilacı bağlayıp farmakolojik etkilerine aracılık eden, hücre yüzeyi veya içinde bulunan özdeş bir hedef olan makromoleküldür.

Agonist: Bir reseptörle etkileşerek, o reseptör için karakteristik olan bir fizyolojik veya farmakolojik cevabın ortaya çıkmasını sağlayan endojen maddeye veya ilaca agonist denilir.

Antagonist: Agonist ile aynı reseptör veya bağlanma bölgesi için yarışarak agonistin etkisini azaltan veya önleyen, ancak kendisi herhangi bir cevap oluşturmayan maddedir.

Doruk Konsantrasyon: Bir ilacın tek bir dozunun verilmesinin ardından plazmada ulaşılan maksimum (doruk) ilaç konsantrasyonudur.








İlaca Cevabı Değiştiren Etkenler

Vücut Ağırlığı ve Dağılım Hacmi
Yas
Eliminasyon Organlarının Hastalıkları
Cinsiyet
Uygulama Yolu
Veriliş Zamanı
Diyet
Hastalıklar
Hastanın Uyumu
İlaçların Plasebo Etkisi

İlacın Yarılanma Ömrü: Vücut sıvılarındaki ilaç konsantrasyonunun başlangıç değerinin yarısına düşmesi için geçen süredir.

ILAÇLARIN ISTENMEYEN ETKILERI

Farmakovijilans: İlaç advers etkileri ve beşerî tıbbi ürünlere bağlı diğer muhtemel sorunların saptanması, değerlendirilmesi, tanımlanması ve önlenmesi ile ilgili bilimsel çalışmaların genel adıdır.

Türkiye Farmakovijilans Merkezi (TÜFAM): Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan ilaç etkilerini izleme ve değerlendirme merkezidir.

Antagonizma
Bir maddenin diğer bir maddenin etkisini önlemesi veya azaltması durumudur.

Sinerjizma

Bir ilacın diğerinin etkisini artırma derecesine göre sinerjizma; sumasyon veya potans iyalizasyon seklinde olur. Sumasyon (aditif etki) iki veya daha fazla sayıda ilaç birlikte kullanıldığında görülen ve her birinin bireysel etkilerinin aritmetik toplamına esit olan toplam etkidir. Potansiyalizasyon, iki veya daha fazla sayıda ilaç belirli dozlarda birlikte verildiklerinde oluşturdukları kombine etkinin miktarının, bu ilaçların bireysel etkilerinin aritmetik toplamından fazla olması durumudur.


İLAÇLARIN TOKSİK ETKİLERİ

Akut Toksik Etki: Bir ilacın tek doz veya çok kısa süre içerisinde (24 saat) birkaç doz alınmasıyla organizmada oluşan hasar akut toksisite olarak tanımlanır.

Subkronik Toksik Etki: Bir ilacın 30 güne kadar olan sürede günlük veya sık dozlar seklinde verilmesi ile oluşan hasar subkronik etki olarak adlandırılır.

Kronik Toksik Etki: Bir ilacın hayat süresinin önemli bir bölümünü kapsayacak kadar uzun bir sürede günlük veya sık dozlar seklinde verilmesi ile oluşan hasar kronik toksik etki olarak tanımlanır.

Mutajenik (Genotoksik) Etki: Mutasyon, kimyasalların veya radyasyonun hücrede deoksiribonükleik asit (DNA) molekülünde oluşturduğu kalıcı değişikliktir.

Karsinojenik Etki: Kimyasala maruz kalma sonucu DNA’da meydana gelen mutasyonun hatalı DNA oluşumuna, bunun da maliyn (kötü huylu) bir hücreye dönüşmesine karsinojenik etki denir. Transplasental Karsinojenik Etki: Gebelik döneminde maruz kalınan ilaçların doğacak bireylerdeki etkisi bazı durumlarda yıllarca sonra görülebilir.

Teratojenik Etki: Gebelerin bazı ilaç veya kimyasallara maruz kalmaları sonucunda fetusta malformasyon (gelişim bozukluğu) oluşması teratojenik etki olarak adlandırılır.

Fertilite Üzerine Etki: Kimyasalların doğurganlık üzerine toksik etkileri bu gruptadır.


Immünotoksik Etki: İlaçların immün (bağışıklık) sistem üzerindeki zararlı etkileri immünotoksik etki olarak tanımlanır.



Alerji



Immün sistem, çeşitli etkenlere karsı organizmayı korurken, özellikle aşırı düzeyde uyarıldığı zaman genellikle hasar verici, nadiren de öldürücü bazı olaylar gelişir. Bu immün cevaplar alerjik reaksiyonlar olarak tanımlanır.



Alerjik reaksiyonlar;

Tip I reaksiyonlar (Anafilaktik reaksiyonlar, IgE),

Tip II reaksiyonlar (Sitotoksik reaksiyonlar, IgM ve IgG),

Tip III reaksiyonlar (Toksik immün kompleks çökmesine bağlı reaksiyonlar, IgM ve IgG) ve

Tip IV reaksiyonlar (Hücre aracılığı ile olan veya gecikmiş reaksiyonlar) olarak sınıflandırılır.



Tip I, II ve III reaksiyonlar antikorlar aracılığı ile hemen oluşurken, Tip IV reaksiyonlar T hücreleri ve makrofajlar aracılığı ile gecikmiş olarak 48-72 saatte ortaya çıkar.



Otoimmünite

Organizmanın kendi antijenlerine karsı bir immün cevap oluşturmasıdır.



REÇETE TÜRLERİ



Beyaz Reçete: Özel bir kontrole tabi olmayan beserî ilaç müstahzarlarının yazıldığı reçete türüdür.

Yeşil Reçete: psikotrop madde ve müstahzarların yazılmasına özgü reçete türüdür.



Kırmızı Reçete: kontrole tabi uyuşturucu madde ve müstahzarların yazıldığı reçete türüdür. Bağımlılık yapma riski yüksek narkotik analjezikler ve kokain bu tür uyuşturucu reçetesinde yazılırlar. Turuncu Reçete: Hemofili hastaları için sadece kan faktörlerinin yazımına özel reçete türüdür.



Mor Reçete: Faktör dışındaki diğer kan ürünlerine özel renkte kan ürünleri reçete türüdür.



ICD-10 Kodu: Uluslararası düzeyde İngilizce olarak “International Classification of Diseases” ya da kısaca “ICD” olarak kullanılan tanımlamanın dilimizdeki karşılığı “Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması” olarak yapılır.



Medula: Genel Sağlık Sigortası (GSS) Medula Sistemi (MEDULA), Türkiye’de temel olarak sağlık tesislerinden, sigortalı ve hak sahipleri için verilen sağlık hizmeti için ödemeye esas fatura bilgisinin GSS sistemine aktarılmasını ve fatura bedellerinin tesislere ödenmesini sağlayan bir otomasyon sistemidir.

ÜNİTE-7

İlaç Bilimi Terimleri


ILAÇ BILIMI ILE ILGILI KAVRAMLAR

İlaç (Farmasötik Preparat)

Bir hastalığı tedavi etmek ve/veya önlemek, bir teşhis yapmak veya bir fizyolojik fonksiyonu düzeltmek, düzenlemek veya değiştirmek amacıyla, insana uygulanan doğal ve/veya sentetik kaynaklı etkin madde veya maddeler kombinasyonu beşerî tıbbi (ürün) ilaçtır.

Reçeteye yazılan ilaçlar 3 gruba ayrılır;

Ofisinal İlaçlar

Farmakopeye uygun olarak eczane ortamında hazırlanan ve doğrudan hastaya sunulmak üzere üretilen tıbbi ürünlere verilen addır. Örneğin, Sitrik asit şurubu.


Farmakope: Tedavi edici etkisi kesin olarak kabul edilen etken madde ve preparatların formüllerini, fiziksel ve kimyasal özelliklerini, tanınma reaksiyonlarını, sağlık kontrollerini, miktar tayini ve saklama koşullarını bildiren resmi kitap.

Majistral İlaçlar

Bir hastaya yazılan bireysel reçeteye uygun olarak eczanede hazırlanan tıbbi ürünlerdir. Örneğin, Kodein kase.
3. Müstahzarlar (Preparatlar)

Bir firma tarafından standart bir formülasyona göre belirli bir farmasötik sekle sokularak, büyük ölçekte üretilen, özel olarak ambalajlanıp üreticinin koyduğu, onu benzer ürünlerden farklılaştıran özel bir isim


altında pazarlanan bir veya birden fazla sayıda etken madde içeren ruhsatlı ürünlerdir. Günümüzde ilaçların büyük çogunlugu bu gruptadır.

Biyobenzer İlaçlar: Ruhsatlı biyolojik referans bir ilaca (orijinal biyoteknolojik ürün) benzerlik gösteren ilaçlara biyobenzer ilaç denir.

İlaçların Kaynakları
Doğal Kaynaklı İlaçlar
Mikroorganizmalar ve Mantar Kaynaklı İlaçlar:
Çeşitli antibiyotikler bu grupta yer almaktadır.
Bitkisel Kaynaklı İlaçlar; Alkaloidler, glikozidler ve reçineler bu gruptadır.
Hayvansal Kaynaklı İlaçlar; Heparin ve insülin bu gruptadır.

İnsan Kaynaklı İlaçlar; Kan ürünleri, insan idrarından elde edilen adenohipofiz hormonları bu gruba örnektir.

Sentetik ve Yarı Sentetik İlaçlar
Kimyasal Sentez Yoluyla Elde Edilen İlaçlar;
İlaçların büyük çoğunluğu bu yolla elde edilmektedir.

Biyoteknoloji Ürünü İlaçlar; Rekombinant DNA teknolojisi ile elde edilen bir kan ürünü olan antihemofilik faktör bu gruba örnektir.


ILAÇLARIN UYGULANMASI VE DOZAJ SEKILLERI

Dozaj: Hastanın belirli bir zaman aralığında alması gereken dozun miktar, sayı ve sıklığıdır. Örneğin, günde 3 kez 500 mg Paracetamol tablet.

Doz: Bir defada alınan ilaç miktarına denir. Örneğin, 500 mg Paracetamol tablet.
Günlük Doz: 24 saatlik zaman diliminde kullanılacak ilaç miktarıdır. Örneğin, günde 3 kez.
Doz Aralığı: Günlük dozun hastaya verilirken iki doz arasında kalan zamandır. Örneğin 8 saatte bir.
Efektif Doz (ED): İstenen etkiyi meydana getiren dozdur.

Minimum Etkin Konsantrasyon (MEK): İlaçların etkili oldukları dokularda kendiler inden beklenen etkilerinin görülebilmesi için gereken esik düzeye minimum etkin konsantrasyon denir. Terapötik Doz: İlacın bir hastalığı tedavi edebilmesi için gereken miktardır.

ORAL, OKÜLER VE NAZAL UYGULAMALAR İÇİN DOZAJ ŞEKİLLERİ

KATI DOZAJ ŞEKİLLERİ
İlacın oral (ağız yoluyla) alımı için hazırlanan dozaj şekilleridir.
Tablet
Etkin maddenin dolgu maddesi, bağlayıcı ve yardımcı maddelerle mekanik olarak basılması yoluyla üretilir.

Çiğneme Tableti: Ağızda çiğnenerek kullanılır.

Enterik Tablet: Mide asidinde bozulacak ilaçlar bağırsakta çözünecek şekilde ince bir film tabakası ile kaplanır.

Film Tablet, Draje: Hoşa gitmeyen tat ve kokuyu maskelemek, ilacın yutulmasını kolaylaştırmak için hazırlanan tablet şekilleridir. Renkli kaplama olanağı sağlanmış olur.

Kontrollü Salım Tableti: İlacın kan düzeyinin hızlı yükselmesinin istenmediği veya vücutta kalış süresi kısa olan ilaçların etkisini uzatmak için emilimin yavaşlatılacağı durumlarda kullanılır.
Sublingual Tablet: Hızlı etki beklenen ya da midede bozulan ilaçlar için kullanılan tablet seklidir.
Kapsül Genellikle jelatinden yapılmış iç içe geçebilen silindirler içerisinde toz veya granüller içerir.

SIVI DOZAJ ŞEKİLLERİ

Efervesan Tablet: Kullanılmadan hemen önce suda eritilerek kullanıldığı için katı dozaj sekli olarak kabul edilmez. Sıkıştırılmış efervesan tozlardır.
Surup : Çoğunlukla konsantre seker çözeltisinde etkin maddenin olduğu farmasötik preparattır.


Bakteri ve mantar üremesini engellemek için çoğu zaman antimikrobik koruyucular katılır.

Çözelti (Solüsyon): İlacın uygun bir çözücü sıvı içerisinde eritilerek hazırlanmasından oluşan berrak solüsyondur.

Süspansiyon: Suda ya da yağda dağılmış suda ya da yağda çözünmeyen katı ilaç parçacıklarını içeren karışımdır. Sulandırıldıklarında uzun süre stabil kalmayacak ilaçlar kullanılacakları zaman sulandırılmak üzere toz hâlde hazırlanır, buna kuru süspansiyon denir.

Parenteral Dozaj Sekli

İntravenöz (IV, Damar içine),
İntramüsküler (IM, Kas içine),
İntraartiküler (Eklem içine),
İntratekal (Subaraknoid veya subdural boşluk içine),
İntrakameral (Gözün ön odacığına),
Subkütan (Deri altına).

ILAÇLARIN EMILIMI, DAGILIMI, METABOLIZMASI VE VÜCUTTAN ATILIMI
İlacın vücuda alınmasından sonra görülen emilim (absorpsiyon), dağılım, metabolizması

(biyotransformasyon) ve atılımı (eliminasyon) olaylarını kantitatif olarak ve zaman boyutu içinde incelenmesine farmakokinetik denir.

Farmakolojik aktivite gösteren bu moleküllerin dokulardaki etki yerlerine alınmaları, hareketleri, bağlanmaları ve etkileşimlerinin incelenmesine de farmakodinami denir.

İlaçların Emilimi

İlaçların gastrointestinal sistemden emilimi kimyasal özelliklerine bağlı olarak pasif difüzyon ya da aktif transport yoluyla olur.

Pasif Difüzyon: Kimyasal maddelerin hücre zarından, derisimin yüksek olduğu bölgeden derisimin düşük olduğu bölgeye doğru ve derisim farkı ile orantılı bir hızda geçmesidir.

Aktif Transport: İlaç moleküllerinin hücre zarından bir yoğunluk veya elektrokimyasal bir engele karsı, düşük yoğunlukta olduğu ortamdan daha yoğun olan ortama “taşıyıcı” denilen bir endojen moleküle bağlanarak ve yüksek enerjili fosfat (ATP, adenozin trifosfat) yardımıyla taşınmasıdır. Örneğin levodopa, lityum.
Biyoyararlanım: Bir ilacın dozaj seklinden emilerek sistemik dolasıma geçme hızı ve derecesidir.

Biyoesdegerlik: Farmasötik eşdeğer olan iki ilacın aynı molar dozda verilisinden sonra biyoyararlanımlarının ve etkilerinin hem etkinlik hem de güvenlik açısından aynı olmasını sağlayacak kadar benzer olmasıdır.

İlaç Reseptörü: Bir ilacı bağlayıp farmakolojik etkilerine aracılık eden, hücre yüzeyi veya içinde bulunan özdeş bir hedef olan makromoleküldür.

Agonist: Bir reseptörle etkileşerek, o reseptör için karakteristik olan bir fizyolojik veya farmakolojik cevabın ortaya çıkmasını sağlayan endojen maddeye veya ilaca agonist denilir.

Antagonist: Agonist ile aynı reseptör veya bağlanma bölgesi için yarışarak agonistin etkisini azaltan veya önleyen, ancak kendisi herhangi bir cevap oluşturmayan maddedir.

Doruk Konsantrasyon: Bir ilacın tek bir dozunun verilmesinin ardından plazmada ulaşılan maksimum (doruk) ilaç konsantrasyonudur.





İlaca Cevabı Değiştiren Etkenler

Vücut Ağırlığı ve Dağılım Hacmi
Yas
Eliminasyon Organlarının Hastalıkları
Cinsiyet
Uygulama Yolu
Veriliş Zamanı
Diyet
Hastalıklar
Hastanın Uyumu
İlaçların Plasebo Etkisi

İlacın Yarılanma Ömrü: Vücut sıvılarındaki ilaç konsantrasyonunun başlangıç değerinin yarısına düşmesi için geçen süredir.

ILAÇLARIN ISTENMEYEN ETKILERI

Farmakovijilans: İlaç advers etkileri ve beşerî tıbbi ürünlere bağlı diğer muhtemel sorunların saptanması, değerlendirilmesi, tanımlanması ve önlenmesi ile ilgili bilimsel çalışmaların genel adıdır.

Türkiye Farmakovijilans Merkezi (TÜFAM): Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan ilaç etkilerini izleme ve değerlendirme merkezidir.

Antagonizma
Bir maddenin diğer bir maddenin etkisini önlemesi veya azaltması durumudur.

Sinerjizma

Bir ilacın diğerinin etkisini artırma derecesine göre sinerjizma; sumasyon veya potans iyalizasyon seklinde olur. Sumasyon (aditif etki) iki veya daha fazla sayıda ilaç birlikte kullanıldığında görülen ve her birinin bireysel etkilerinin aritmetik toplamına esit olan toplam etkidir. Potansiyalizasyon, iki veya daha fazla sayıda ilaç belirli dozlarda birlikte verildiklerinde oluşturdukları kombine etkinin miktarının, bu ilaçların bireysel etkilerinin aritmetik toplamından fazla olması durumudur.


İLAÇLARIN TOKSİK ETKİLERİ

Akut Toksik Etki: Bir ilacın tek doz veya çok kısa süre içerisinde (24 saat) birkaç doz alınmasıyla organizmada oluşan hasar akut toksisite olarak tanımlanır.

Subkronik Toksik Etki: Bir ilacın 30 güne kadar olan sürede günlük veya sık dozlar seklinde verilmesi ile oluşan hasar subkronik etki olarak adlandırılır.

Kronik Toksik Etki: Bir ilacın hayat süresinin önemli bir bölümünü kapsayacak kadar uzun bir sürede günlük veya sık dozlar seklinde verilmesi ile oluşan hasar kronik toksik etki olarak tanımlanır.

Mutajenik (Genotoksik) Etki: Mutasyon, kimyasalların veya radyasyonun hücrede deoksiribonükleik asit (DNA) molekülünde oluşturduğu kalıcı değişikliktir.

Karsinojenik Etki: Kimyasala maruz kalma sonucu DNA’da meydana gelen mutasyonun hatalı DNA oluşumuna, bunun da maliyn (kötü huylu) bir hücreye dönüşmesine karsinojenik etki denir. Transplasental Karsinojenik Etki: Gebelik döneminde maruz kalınan ilaçların doğacak bireylerdeki etkisi bazı durumlarda yıllarca sonra görülebilir.

Teratojenik Etki: Gebelerin bazı ilaç veya kimyasallara maruz kalmaları sonucunda fetusta malformasyon (gelişim bozukluğu) oluşması teratojenik etki olarak adlandırılır.

Fertilite Üzerine Etki: Kimyasalların doğurganlık üzerine toksik etkileri bu gruptadır.


Immünotoksik Etki: İlaçların immün (bağışıklık) sistem üzerindeki zararlı etkileri immünotoksik etki olarak tanımlanır.



Alerji



Immün sistem, çeşitli etkenlere karsı organizmayı korurken, özellikle aşırı düzeyde uyarıldığı zaman genellikle hasar verici, nadiren de öldürücü bazı olaylar gelişir. Bu immün cevaplar alerjik reaksiyonlar olarak tanımlanır.



Alerjik reaksiyonlar;

Tip I reaksiyonlar (Anafilaktik reaksiyonlar, IgE),

Tip II reaksiyonlar (Sitotoksik reaksiyonlar, IgM ve IgG),

Tip III reaksiyonlar (Toksik immün kompleks çökmesine bağlı reaksiyonlar, IgM ve IgG) ve

Tip IV reaksiyonlar (Hücre aracılığı ile olan veya gecikmiş reaksiyonlar) olarak sınıflandırılır.



Tip I, II ve III reaksiyonlar antikorlar aracılığı ile hemen oluşurken, Tip IV reaksiyonlar T hücreleri ve makrofajlar aracılığı ile gecikmiş olarak 48-72 saatte ortaya çıkar.



Otoimmünite

Organizmanın kendi antijenlerine karsı bir immün cevap oluşturmasıdır.



REÇETE TÜRLERİ



Beyaz Reçete: Özel bir kontrole tabi olmayan beserî ilaç müstahzarlarının yazıldığı reçete türüdür.

Yeşil Reçete: psikotrop madde ve müstahzarların yazılmasına özgü reçete türüdür.



Kırmızı Reçete: kontrole tabi uyuşturucu madde ve müstahzarların yazıldığı reçete türüdür. Bağımlılık yapma riski yüksek narkotik analjezikler ve kokain bu tür uyuşturucu reçetesinde yazılırlar. Turuncu Reçete: Hemofili hastaları için sadece kan faktörlerinin yazımına özel reçete türüdür.



Mor Reçete: Faktör dışındaki diğer kan ürünlerine özel renkte kan ürünleri reçete türüdür.



ICD-10 Kodu: Uluslararası düzeyde İngilizce olarak “International Classification of Diseases” ya da kısaca “ICD” olarak kullanılan tanımlamanın dilimizdeki karşılığı “Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması” olarak yapılır.



Medula: Genel Sağlık Sigortası (GSS) Medula Sistemi (MEDULA), Türkiye’de temel olarak sağlık tesislerinden, sigortalı ve hak sahipleri için verilen sağlık hizmeti için ödemeye esas fatura bilgisinin GSS sistemine aktarılmasını ve fatura bedellerinin tesislere ödenmesini sağlayan bir otomasyon sistemidir.
 

Ekli dosyalar

  • 143.3 KB Görüntüleme: 7