Vize Osmanlı'da İskan Ve Göç Vize Ders Özeti

serkankacan69

Active member
12 Eyl 2018
152
57
28
#1
ÜNİTE – 1
Sıra Sizde 1 : iskânın tanımını yapınız? Kelime manası yerleştirme demek olan iskân, genel olarak; yerleşik veya konar-göçer grupları kendilerinin veya devletin isteği doğrultusunda belli bir yöreyi Türkleştirmek, islamlaştırmak, şenlendirmek veya güvenliği sağlamak gibi nedenlerle, başka bir bölgeye yerleştirme faaliyetine verilen isimdir.
Sıra Sizde 2 : iskân meselesini ortaya çıkaran nedenler nelerdir?
iskânlar belli bölgelerde Türk nüfusunun arttırılması ve islam’ın yayılması; aralarında veya yerleşik gruplarla anlaşmazlık olan bazı cemaat ve aşiretlerin yerlerinin değiştirilmesi; potansiyel ayaklanma nedenlerinin ortadan kaldırılması; bataklık, ormanlık gibi alanların tarıma, harap ve boş yerlerin imara açılması; yeni oluşturulan yerleşim birimlerinin mamur bir hale getirilmesi; suç işleyenlerin cezalandırılması; ülkenin çeşitli yerlerinde insanların, kervanların, madenlerin güvenliğinin sağlanabilmesi; bazı gruplara bir takım görevlerin verilebilmesi ve son yıllarda toprakların kaybedilmesi ile birlikte yoğun göç dalgalarının yaşanması üzerine gerçekleştirilmiştir.
Sıra Sizde 3 : iskân kaç çeşit olarak gerçekleştirilmiştir?
iskân dışa ve içe dönük iskân olmak üzere iki şekilde gerçekleşmiştir.
Sıra Sizde 4 : iskâna tabi tutulan zümreler hangileridir?
iskâna tabi tutulan zümreler genel olarak Türkmenler, Yörükler, aşiret ve cemaatlerdir.
ÖZET 1 : iskân kavramını tanımlayabilmek iskân kelime manası dışında Osmanlı Devleti’nde yoğun bir şekilde uygulanmış ve çeşitli maksatları ihtiva eden geniş bir kavramdır. 1071 Malazgirt zaferi ile birlikte Türklerin fetih sahası içine giren Anadolu, bu siyaset sayesinde Türkleşmiş ve islamlaşmıştır. Osmanlıların fetihlerinin kalıcı bir hale gelmesi, devletin uzun süre devamı ve bugün Balkanlarda Türk varlığı yine bu siyasetin sistemli bir tarzda uygulanması neticesinde olduğu görülecektir.
ÖZET 2 : iskâna ihtiyacın nedenlerini açıklayabilmek Osmanlı Devleti’nde iskan sadece savaşlar neticesinde boşalan bölgelere olmayıp devletin pragmatik bir tarzda gerekli gördüğü pek çok sahada faaliyete konulduğu bir gerçektir. Aralarında veya yerleşik gruplarla anlaşmazlık olan bazı cemaat ve aşiretlerin aralarında niza veya anlaşmazlık çıktığında hatalı olanları yerinden sürmek bir prensipti. Bu durum diğer aşiretlere bir gözdağı oluyordu. Issız, bataklık ve bakımsız alanların tarıma, harap ve boş yerlerin imara açılabilmesi için devletin buralara iskân siyasetini uygulaması gerekiyordu. Bu durumun devletin iktisadi
hayatına olumlu tesirleri görülüyordu. Yine kervan yolları boyunca veya insanların yolculuk yaptıkları bölgelerde, korkulu ve ıssız yerlere devlet aşiretleri iskân ediyor ve buraların şenlendirilmesi yanında güvenlik sorunlarını çözüyordu. Onları bir takım vergilerden muaf kılarak bazı hizmetlerin yürütülmesini sağlıyordu.
ÖZET 3 : iskân çeşitlerini sıralayabilmek Osmanlı Devleti’nde iskân içe ve dışa dönük olarak iki yönde gerçekleşmektedir. Dışa dönük iskân devletin kuruluş ve gelişme yıllarında yoğun bir biçimde uygulanmıştır. Aynı yıllarda fethedilen bölgelerden özellikle esnaf ve ticaret ehli kimseler de başta istanbul olmak üzere önemli şehirlere iskân olunarak bir iç iskân gerçekleştirilmiştir. Diğer taraftan devletin toprak kayıpları yaşadığı yıllarda yoğun göç hareketleri ikinci bir iç iskân dalgasını beraberinde getirecektir.
ÖZET 4 : iskâna tabi tutulan zümreleri açıklayabilmek Osmanlı devletinin kuruluşundan son dönemlerine kadar yoğun bir biçimde uygulanan iskân siyasetinde kimlerin etkilendiği ve hangi grupların bu konuda etkin rol oynadığı meselesi çok önemlidir. Türkmenler, Yörükler, Aşiret ve Cemaatler iskân siyasetinin baş aktörleridir. Osmanlı cemiyet yapısını oluşturan önemli unsurlardan birini konar-göçer tabir edilen ve yarı göçebe hayatı yaşayan aşiretler oluşturur. “Aşiret” tabiri göçebe unsurlar için kullanılıp, Osmanlılar devrinde boyun altında, cemaatin ise üstünde bir topluluk, akrabalık ilişkilerine dayanan, ortak çıkar ve yarar sağlamak için bir araya gelen insanların oluşturduğu birlikteliktir. Bu aşiretler “Türkmen” ve “Yörük” genel adlarıyla ikiye ayrılmaktadır. Genel olarak Anadolu’da Kızılırmak ve doğusunda kalan Türkmen aşiretlerine “Türkmen”, Kızılırmak’ın batısında kalan Ege, Marmara ve Rumeli’de yaşayan aşiretlere ise “Yörük” tabirinin kullanıldığı bilinmektedir. Ancak bu tabir umumî değildir. Zira Orta Anadolu’da ayrıca Maraş ve çevresinde yaşayan Dulkadirli Türkmenleri için de “Yörük” tabirinin kullanıldığı görülmektedir. Sosyal yapıları gereği il veya ulus adı altında sınışandırılan konar-göçerler, boy (kabile), taife, aşiret, cemaat, oymak, mahalle, oba (aile) şeklinde bölümlere ayrılır. Cevdet Türkay uzun süren çalışmaları sonucunda oymak, aşiret ve cemaat deyimlerinin aynı anlamda kullanıldığını tespit etmiştir. Dulkadirli Türkmenlerinin ise sırasıyla taife ve cemaat şeklinde bölümlere ayrıldığı görülmektedir. Boyların başında boyun idarî işlerini yürüten boy beyi bulunur, bunlar cesareti, malî kudreti ve doğruluğu ile tanınmış kimseler arasından seçim yolu ile iş başına gelirler ve merkezî hükümet tarafından onaylandıktan sonra, tayin edildiğine dair kendilerine beylik beratı verilirdi. Kethüdalar ise boy beyi tarafından seçilmekte olup her aşiretin kendi içinden bir kişi bu göreve getirilirdi. Yerleşik, toprağa bağlı olmayan konar-göçer gruplar her zaman problemlerin odağındadır. Bu itibarla çeşitli sebeplerle yerlerinden alınarak başka bölgelere gönderildikleri gibi devletin ihtiyaç duyduğu zamanlar da iskâna tabi tutulmaya en hazır ve zinde güç oldukları da aşikârdır.
ÜNİTE – 2
Sıra Sizde 1 : Osmanlı Devleti’nde Kolonizatör Türk Dervişlerinin Rumeli’nin iskânı ve Türkleşmesine
katkısını belirtiniz.?

Rumeli’nin fetih ve Türkleşmesinde Türkmen dervişlerinin büyük rolü olmuştur. Genellikle ıssız alanlara ve stratejik bölgelere zâviye ve tekkeler kuran bu dervişler gelip-geçen yolculara hizmet etmekteydiler. Zamanla bu zâviye ve tekkelerin etrafında Türkmenler tarafından köy ve kasabalar kurulmaya başlanmıştır.
Sıra Sizde 2 : Osmanlı Devleti’nde vakışar ve temlikler yoluyla yapılan iskân metodunu açıklayınız.?
Osmanlı fetih metotlarından birisi fethedilen bölgelerin külliye, câmi, mescid, imaret, medrese, köprü vs. hayır eserleri ile donatılmasıdır. Böylece vakışar yoluyla sosyal imkânları oluşturulmuş bir bölge çevreden gelen halk tarafından iskân olunmaya başlanıyordu. Kısa zamanda o vakıf eserinin etrafında mahalleler oluşuyor ve bir kasaba hâline gelmesi sağlanmış oluyordu. Osmanlı padişahları Rumeli’deki Osmanlı fetihlerine katılan, devlete hizmet etmiş kişilere geniş mülkler tahsis ederlerdi. Bu mülk sahiplerinin kendi mülklerinin yeniden düşman eline geçmemesi için çalışacakları, bölgeyi kendi adamlarıyla iskân edecekleri ve toprağı en verimli bir biçimde işleyecekleri bilinmekteydi. Ayrıca devlet bir kısım mülk sahiplerini bazı vergilerden muaf tutarak, zenginleşmelerini ve onların kanalıyla bölgenin imarını sağlamayı amaçlamaktaydı.
Sıra Sizde 3 : Osmanlı Devleti’nde sürgün metoduyla yapılan iskân faaliyetlerinin önemini belirtiniz.?
Osmanlı Devleti’nde yeni fethedilen bir bölgenin sistemli bir şekilde iskân edilmesi için müracaat edilen yöntemlerden birisi sürgün metodudur. Bu yöntemin Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren uygulandığı bilinmektedir. Devletin kuruluş devirlerinde sürgün yöntemine sık sık müracaat edildiği kaynak eserlerden anlaşılmaktadır. Nitekim Gelibolu Yarımadası ele geçirildikten sonra Karesi bölgesinden Türkler getirilmiş ve buraya yerleştirilmiştir. Yeni fethedilen bir bölgenin Türkleştirilmesi veya herhangi bir yörenin emniyeti için iskânına gerek görüldüğü zaman devlet icap eden yerlerin kadılarına sürgün hükümleri gönderirdi. Bu hükümler çerçevesinde ayrılan aileler iskân olunacak mahalle gönderilirlerdi. Osmanlılar Rumeli’de elde ettikleri bölgelere sürgün usulüyle Türkmen iskânını gerçekleştirirken, büyük oranda Batı ve Orta Anadolu’da yaşayan konar-göçer teşekküllerden faydalanmaktaydı. Devlet bu uygulamayla iki yönden kârlı çıkmaktaydı. Çünkü geçimlerini büyük ölçüde hayvancılıkla sağlayan ve yaylak, kışlak arasında konar-göçer bir hayat tarzı benimseyen Yörüklerle yerleşik halk arasında asayiş olayları ortaya çıkmaktaydı. Ayrıca yeni fethedilen bölgelerdeki arazinin işlenmesi gerekmekteydi. Böylece devlet hem Anadolu’daki yerleşik halkla konar-göçerler arasındaki asayiş olaylarından kurtulmuş oluyor hem de Trakya ve Balkanlar’daki toprağın işlenmesini sağlayarak gelirlerini arttırıyordu.
Sıra Sizde 4 : XVII-XVIII. yüzyıllarda Osmanlı Devleti hangi sebeplerle ne tür bir iskân siyaseti uygulamıştır?
XVII-XVIII. yüzyıllarda Osmanlı Devleti uzun savaşlar ve bunun sebep olduğu ekonomik buhranlar ve iç karı şıklıklarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Özellikle Anadolu ve Suriye’de yaşayan halk ekonomik zorluklar ve eşkıya baskısı yüzünden köylerini terk ederek, daha güvenli gördükleri kasaba ve şehirlere göç etmeye başlamıştır. Binlerce köy ve mezraa harap bir vaziyete gelmiştir. Bu durum ekonomisi tarıma dayanan Osmanlı maliyesini derinden etkilemiş ve ekonomik buhranlar sık sık tekrarlanır olmuştur. Bu duruma çare arayan Osmanlı devlet adamları harap ve boş yerlere konar-göçerleri yerleştirerek, buraları ziraata açmak ve bu sayede devlet gelirlerini yükseltmek gibi bir iskân politikası belirlemişlerdir.
ÖZET 1 : Osmanlı Devleti’nin XIV-XVIII. yüzyıllarda uyguladığı iskân siyasetini açıklayabilmek Osmanlı Beyliği tarih sahnesine çıktığından itibaren Hıristiyan memleketleri üzerine gazâ siyaseti uygulamıştır. Osman Bey zamanından itibaren fethedilen topraklara Anadolu’daki diğer beylikler ahalisinden Osmanlı topraklarına gelen Türkmenler yerleştirilmiştir. Bu sayede yeni fetihler için gerekli olan insan gücü sağlanmış oluyordu. Rumeli’ye geçtikten sonra da başarı ile uygulanan bu iskân siyaseti sayesinde Osmanlılar kısa zamanda büyük bir devletin ortaya çıkmasını gerçekleştirmişlerdir.
ÖZET 2 : Osmanlı Devleti’nin XIV-XVIII. yüzyıllarda uyguladığı iskân metotlarını açıklayabilmek Osmanlılar Rumeli’ye geçtikten sonra fethettikleri yerleri şenlendirmek ve Türkleştirmek gayesi ile değişik iskân metotları uygulamışlardır. Bunlardan birisi genellikle terk edilmiş bölgelere orduyla birlikte hareket eden dervişler vasıtası ile tekke ve zâviyelerin kurulması suretiyle yapılan iskândır. Kısa zamanda bu tekke ve zâviyelerin etrafına Türkmenler tarafından evler yapılıyor, böylece bölge yerleşime açılmış oluyordu. Ayrıca Anadolu’dan Rumeli’ye geçip yerleşmek isteyen Türkmenlere zengin timârlar verilerek, toprağın işlenmesi ve bölgenin iskânı gerçekleştirilmiş oluyordu. Aynı şekilde savaşlarda yararlılığı görülen kişilere mülkler tahsis edilerek, onlar sayesinde bölgenin imar ve iskânı sağlanmış oluyordu. Vakışar bir bölgeyi iskân etmede en önemli ve hızlı sonuç alınan yöntemlerden birisiydi. Çünkü vakışar yoluyla ibadethânesi ve sosyal imkânları oluşturulan bir yere hemen çevredeki Türkmenler yerleşmeye başlıyordu. Rumeli’de bu sayede onlarca kasaba ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti’nin Rumeli’nin iskânında en sık başvurduğu yöntem sürgün metodu olmuştur. Bu sayede Anadolu’dan geniş halk kitlelerini Rumeli’ye nakleden Osmanlılar, onlar sayesinde yeni fetihlerin zeminini hazırlamış oluyorlardı.
ÖZET 3 : Osmanlı Devleti’nin Rumeli’de uyguladığı iskân ve yerleştirme politikasının etkilerini tartışabilmekYeni fethedilen bir bölgenin iskânına gerek görüldüğü zaman sürgün hükümleri hazırlanır ve belirlenen bölgelere gönderilirdi. Sürgün işinden birinci derecede kadılar sorumluydu. Kadılar sürgün için ayrılan ailelerin hangi köy veya mahalleden olduklarını kefilleriyle beraber hazırladıkları defterlere kaydederlerdi. Yazım işi tamamlandıktan sonra sürgüne gönderilecek aileler devletin bu iş için görevlendirdiği memurlarına teslim edilirdi. Onlar da bu aile veya kişileri sürgün mahalline ulaştırırlardı.
ÖZET 4 : Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve yükseliş dönemleri ile duraklama ve gerileme dönemlerinde farklı tarzda iskân metotları izlemesinin nedenlerini tartışabilmek Fatih Sultan Mehmed istanbul’u aldıktan sonra şehri bir dünya başkenti yapmak için ömrü boyunca çalışmalar yapmıştır. Fetih sırasında şehrin yağmalanmasını önlemeye çalışan padişah fetihten sonra Anadolu ve Rumeli’deki kadılıklara fermanlar göndererek, esnaf ve zanaatkârların istanbul’a gelip yerleşmeleri için gerekli çalışmaların yapılmasını istemiştir. Bundan sonra yine Osmanlı memleketlerinin her tarafından iş sahibi ve zanaat erbabı insanlar sürgün metoduyla istanbul’a yerleştirilmişlerdir. istanbul’dan sonra fethedilen Midilli, Amasra, Trabzon, Mora, Kefe, Karaman, Aksaray gibi yerlerden tüccar, esnaf ve zanaatkârlar istanbul’a gönderilip, yerleştirilmişlerdir. istanbul’un iskânı için yapılan çalışmalar Fatih Sultan Mehmed’den sonraki padişahlar tarafından da devam ettirilmiştir. Fatih Sultan Mehmed istanbul’un imarı için de büyük gayret sarf etmiştir. Ayasofya’yı câmiye çevirten padişah, kısa zamanda Fatih Câmisi ve medreselerini, Topkapı Sarayı’nı, Kapalı Çarşı ve Bedesten’i inşa ettirmiştir.
ÖZET 5 : Osmanlı Devleti’nin iskân politikasında konar-göçerleri kullanma sebebini değerlendirebilmekOsmanlı Devleti XVI. yüzyılın sonlarından itibaren doğuda ve batıda uzun süreli savaşlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu sebeple maliyede büyük açıklar verilirken, zayışayan devlet otoritesi yüzünden Anadolu ve Suriye’de pek çok isyan ortaya çıkmıştır. Anadolu ve Suriye’de yaşayan halk ekonomik zorluklar ve eşkıya baskısı yüzünden köylerini terk ederek, daha güvenli gördükleri kasaba ve şehirlere göç etmeye başlamıştır. Binlerce köy ve mezraa harap bir vaziyete düşmüştür. Bu durum ekonomisi tarıma dayanan Osmanlı maliyesini derinden etkilemiş ve ekonomik buhranlar sık sık tekrarlanır olmuştur. Bu duruma çare arayan Osmanlı devlet adamları harap ve boş yerlere konar-göçerleri yerleştirerek, buraları ziraata açmak ve bu sayede devlet gelirlerini yükseltmek gibi bir iskân politikası belirlemişlerdir.
ÜNİTE – 3
Sıra Sizde 1 : Rumeli Yörükleri XVI. yüzyıldan itibaren devlet tarafından hangi hizmetleri yerine getirmekle görevlendirilmişlerdir?
Rumeli Yörükleri XVI. yüzyıldan itibaren ordunun geri hizmetinde ve devlet tarafından ihtiyaç duyulan bir kısım hizmetleri yerine getirmekle görevlendirilmişlerdir. Bu hizmetleri aşağıdaki şekilde maddeler hâlinde belirlemek mümkündür.
a. Sahil bölgelerinde yaşayanlar gemi yapım malzemesi temini ve gemi yapımında,
b. Yolların emniyeti ve tamiri, köprü yapımı ve tamiri, derbendçilik, suyolu yapımı ve tamirinde,
c. Madenlerde,
d. Seferler sırasında menzillere zahire indirmekte,
e. Seferler sırasında topların naklinde,
f. Kale yapım ve onarımı faaliyetlerinde görevlendirilmişlerdir.
Sıra Sizde 2 : Evlâd-ı Fâtihân teşkilatının idarî yapısını açıklayınız.?
Rumeli Yörükleri 1691 yılında Evlâd-ı Fâtihân adında yeni bir teşkilat etrafında çeribaşıların idaresinde birleştirilmiştir. Çeribaşılar bölgedeki asayişi sağlamak, savaş sırasında eşkinci defterlerini çıkarmak ve vergileri toplamakla görevlilerdi. Teşkilatın çeribaşılardan ayrı olarak istanbul’da oturan, devletle olan yazışmaları ve diğer münasebetleri düzenleyen bir görevlisi daha vardı. Evlâd-ı Fâtihân grupları bazı yerlerde sefere gitmek üzere doğrudan eşkinci bazı yerlerde de tamamen piyade (yamak) olarak yazılmışlardır. Piyadelerden her altı neferden birisinin sefer zamanlarında eşkinci olarak nöbetle savaşa katılmaları gerekmekteydi. Eşkinciler sefer görevini yerine getirdiklerinden avarız-ı divaniye türü vergilerden muaf tutulmuşlardır. Savaşlara katılan eşkincilerin masraşarı için yamaklar ellişer kuruş ödeyeceklerdi. Barış zamanlarında bu paralar sınır kalelerinin muhafazasındaki askerler için devlet tarafından toplanacaktı.
Sıra Sizde 3 : Osmanlı Devleti’nde konar-göçerlerin vergi mükellefiyetlerini belirtiniz?
Osmanlı Devleti’nde konar-göçerler tıpkı yerleşik halkta olduğu gibi hâne esasına göre vergilendirilmekteydiler. Tarımla uğraşan çiftçilerin vergi mükellefiyetleri ellerindeki toprak miktarına göre, konar-göçerlerinki ise sahip oldukları koyun sayısına göre belirlenirdi. Buna göre yirmi dörtten fazla koyunu olan konar-göçerler hâne, bu rakamdan daha az koyunu olanlar ise bennak telakki olunurdu. Konar-göçerler sahip oldukları koyun sürülerinin karşılığında timâr, hâs sahibine veya vakıf görevlilerine ağnâm vergisi (koyun vergisi) öderlerdi. Bu verginin tahsili için belirlenen koyun miktarı genellikle yirmi dört idi. Ağnam vergisinin tahsilinde koyun kuzusuyla beraber sayılır ve iki koyuna bir akçe olarak alınırdı. Koyunların sayısı üç yüz olduğunda bir sürü tabir olunur ve beş akçe ağıl vergisi tahsil olunurdu. Sürülerini başka timâr sahibinin arazisinde veya devlete ait yaylaklarda otlatan konar-göçerlerden yılda bir defa yaylak vergisi alınırdı. Başka bir sipahinin toprağında kışlayan Yörük ve Türkmenler yaylak vergisinde olduğu gibi kışlak vergisi de öderlerdi. Konar-göçerler bu vergilerden başka evlendirdikleri kız veya dul kadınlarından arus vergisi, kaybolan hayvanın bulunması ve kaçan kölenin yakalanması sonucu sahibinden alınan yave akçesi ve bir kimsenin mal, mülk ve davarına zarar verenlerden alınan bad-i heva vergilerini de ödemek durumundaydılar.
Sıra Sizde 4 : Osmanlı Devleti XVII-XVIII. yüzyıllarda zorunlu iskâna tâbi tuttuğu konar-göçerlerin iskân
mahallinden kaçmaları sonucu ne gibi tedbirler almıştır?

Osmanlı Devleti XVII-XVIII. yüzyıllarda özelikle Suriye bölgesinde zorunlu iskâna tâbi tuttuğu konar göçerlerin kaçmaları sonucu ilk etapta askerî tedbirlere başvurmuştur. Kaçan aşiretler takip edilmiş ve yakalananlar sürgün yerlerine geri gönderilmişlerdir. Hatta üzerlerine askerî kuvvet gönderilen gruplar da olmuştur. Ayrıca Suriye’den Anadolu’ya ulaşan yollar üzerindeki geçiş noktaları kesilerek, aşiretlerin sürgün mahallerinden kaçmaları önlenmeye çalışılmıştır. Fakat bu tedbirlerin hiçbiri netice vermemiş, devlet konar-göçerlerin Rakka taraşarına iskânı kararından vazgeçmek zorunda kalmıştır. Bundan sonra konar-göçerlerin yaylak ve kışlak mahallerine yerleştirilmeleri benimsenmiştir.
ÖZET 1 : Osmanlı Devleti’nde konar-göçer grupların hukukî durumlarını tartışabilmek Osmanlı Devleti’nde reayadan sayılan ancak hayat tarzları dolayısı ile yerleşik halktan ayrılan konar-göçerler, il veya ulus adıyla büyük gruplar hâlinde yaşıyorlardı. Bir ulus küçükten büyüğe doğru sırasıyla oba, mahalle, oymak, cemaat, aşiret ve boylardan meydana gelmekteydi. Uluslar tek bir boydan meydana gelebildikleri gibi değişik boylardan bir araya gelenleri de bulunmaktaydı. Her boyun başında idarî işlerden sorumlu bir bey (boybeyi) bulunurdu. Aşiretlerde bu görevi aşiret beyi yürütürdü. Osmanlı idarî teşkilatı içerisinde konar-göçerler yaşadıkları sancağa bağlı bulunurlardı. Ancak bazı konar-göçerlerin yaylak ve kışlak yerleri değişik sancakların sınırları içinde olabilmekteydi. Bu durumda idarî olarak kışlak mahallinin bulunduğu sancağa bağlı olurlardı. Konar-göçer teşekküller bir sancağın vergi dairesi içerisinde mukataaya verilerek idare edildiklerinde başlarına devlet tarafından voyvoda adı verilen bir idareci tayin olunurdu. Bu voyvodalara Türkmen Voyvodası veya Türkmen Ağası denildiği de olurdu. Osmanlı Devleti bir müddet sonra belli bir vergi dairesine bağlanan ve birbirlerinden yaşadıkları bölgelerle ayrılan konar-göçer grupları, bir idare altında toplamak için kazâlar oluşturmak yoluna gitmiştir. Belli bir merkezi olmayan bu kadılar konar-göçer teşekküllerle birlikte hareket ederlerdi. Türkmanân-ı Yeni-il, Yörükân-ı Ankara, Türkmanân-ı Halep bu şekilde oluşturulmuş kazâ idarî bölgeleridir.
ÖZET 2 : Osmanlı toplum yapısı içerisinde konar-göçerlerin ekonomik yapısını ve vergi mükellefiyetlerini açıklayabilmek Osmanlı Devleti’nde konar-göçerler yaşadıkları kazâ idarî bölgesine göre adlî olarak o kadılığın yetki ve sorumluluğu altındaydılar. Yaylak ve kışlak yerleri farklı kazâlar olan konar-göçerlerle ilgili merkezden gelen emirler, o mevsimde bulundukları yerin kadısına gönderilirdi. Konar-göçerler, üzerinde yaşadıkları toprağın tasarruf şekillerine göre timâr, zeamet, hâs veya evkaf reayası olabilirlerdi. Bu durum onların hukukî durumları ve verecekleri vergiler açısından bir değişiklik meydana getirmezdi. Genellikle nüfusu oldukça fazla olan konar-göçer toplulukların hâs reayası oldukları görülmektedir.
ÖZET 3 : Rumeli Yörükleri ile Anadolu’da yaşayan konar-göçerler arasındaki hukukî farklılıkları sıralayabilmekKonar-göçerlerin temel iktisadî faaliyetleri hayvancılık ve buna bağlı üretim alanlarıdır. Özellikle küçükbaş hayvancılık onların ekonomik faaliyetlerinin temelinde yer almaktaydı. Koyun ve keçi sayıları milyonları bulan konar-göçer grupları bulunmaktaydı. Türkmenler, koyunlarını büyük şehirlerin ve sefer zamanlarında ordunun ihtiyacını karşılamak için yetiştiriyorlardı. Bu üretim faaliyetlerinin yanında hayvancılığa bağlı tereyağı, peynir, yapağı, deri, keçe üretimini yapıyor ve pazarlarda satıyorlardı. Ayrıca Türkmen ve Yörük kilimleri ülke içinden ve dışından alıcı bulabilmekteydi. Konar-göçerler sattıkları bu ürünler karşılığında yerleşik ahaliden tarım ürünleri, kumaş gibi maddeler satın almaktaydılar. Konar-göçer teşekküllerin büyük oranda yaptıkları bu faaliyetin yanında büyükbaş hayvancılıkla da uğraştıkları görülmektedir. Özellikle at ve deve yetiştiriciliği sayesinde sefer zamanlarında zahire ve mühimmat nakli için bu Türkmenlerden faydalanılmaktaydı.
ÖZET 4 : Evlâd-ı Fâtihân teşkilatının idarî ve hukukî yapısını açıklayabilmek Rumeli’ye yerleştirilen Yörük grupları devletin ileriki yıllardaki fetihlerinin hazırlanmasında önemli vazifeleri yerine getirmekteydiler. Bu sebeple Rumeli’ye iskân edilen Yörükler ile Anadolu’da kalanlar arasında hukukî durumları açısından bir takım farklılıkların olduğu görülmektedir. Nitekim devlet Rumeli’ye iskân edilen Yörüklerden askerî ve idarî alanlarda daha fazla faydalanabilmek için kanunnâmeler hazırlamıştır. Bu kanunnâmelerde Rumeli Yörükleri ordu içerisinde belli bir vazifesi olan gruplar arasında gösterilmektedir. Fatih Sultan Mehmed’den önceki devirlerde Rumeli fetihlerinde kendilerine tahsis edilen çiftlikler karşılığında silahlı birer un sur olarak görev yapan Yörüklerin daha sonraki dönemlerde imar, muhafaza ve ordunun geri hizmetlerinde istihdam edildikleri anlaşılmaktadır. Hazırlanan kanunnâmelere göre, Yörükler XVI. yüzyılın ortalarında yirmi beşer kişilik ocaklara ayrılmışlardı. Bu sayı savaşların uzun sürmeye başlamasıyla eşkincilerin masraşarının artması üzerine asrın sonlarında otuza çıkarılmıştır. Her ocakta nöbetleşe sefere katılmak veya ihtiyaç duyulan devlet hizmetini yerine getirmek için beş eşkinci bulunurdu. Bunlar ocaklarının amirleri zaim (mir-i yörükân) ve ser-askerlerinin (çeribaşı) idaresinde savaşlara katılırlardı veya devletin uygun gördüğü hizmeti yerine getirirlerdi. Yamak adı verilen diğer yirmi beş kişi sefere veya devlet hizmetine giden eşkincilere avarız-ı divaniye vergisi karşılığında ellişer akçe öderlerdi.
ÖZET 5 : iskân meselelerinde devletin karşılaştığı güçlükleri ve bu hususta aldığı önlemleri açıklayabilmekOsmanlıların Rumeli’ye geçmelerinden itibaren buralara yapılan iskânın genellikle sürgün metoduyla yapıldığı bilinmektedir. Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemlerinde sürgün metoduyla Rumeli’ye yapılan iskânlarla ilgili bilgiler Âşık Paşazâde, Oruç Bey, Neşri gibi Osmanlı tarihçilerinin eserlerinde yer almaktadır. Osmanlı arşivlerinde sürgün metoduyla yapılan iskâna ait en doyurucu bilgiler Kıbrıs Adası’na yapılan sürgünlerle ilgilidir. Bu adaya yerleştirilecek ailelerle ilgili olan sürgün hükümleri Mühimme Defterleri’nde kayıtlı olduğu gibi sürgüne gönderilecek aileler için kadılar tarafından hazırlanan defterler de bugün arşivlerimizde yer almaktadır. Osmanlı Devleti’nin XVI. yüzyılın sonlarından itibaren doğuda ve batıda yürüttüğü uzun savaşlar yüzünden maliyenin devamlı açık verdiği, Anadolu’da büyük isyanların çıktığı ikinci bölümde izah edilmişti. Bu sebeple Anadolu ve Suriye’nin kırsal kesimlerinde yaşayan halkın yerlerini ve yurtlarını terk etmeleri sonucu binlerce köy harap olmuştu. Anadolu ve Suriye topraklarında
köylü nüfusun yerlerini terk ederek, şehir ve kasabalara göç etmeleri II. Viyana Seferi’nin ardından gelen başarısızlıklarla artarak devam etmiştir. Ayrıca bu dönemlerde devlet otoritesinin zayı şamasından eşkıyalık hareketleri de hızla artmaya başlamıştı. işte XVII. yüzyılın sonlarında harap köy ve boş arazilerin iskânı yönünde bir çalışma başlatılmıştır. Devletin kötü gidişini durdurmak ve Osmanlı teşkilatlarındaki bozulmanın önüne geçmek isteyen Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’nı n sadareti zamanında 1691 senesinde Anadolu ve Suriye topraklarında yaşayan konar-göçer teşekküllerin iskân edilmeleri kararlaştırılmıştır. Çalışmaların tamamlanmasından sonra 18 Mart 1692 tarihli bir ferman ile Halep, Yeni-il ve Bozulus Türkmenleri bakiyesinden yetmiş kadar oymağın belirlenen bölgelere iskân edilmesi emredilmiştir. Bunun yanında Karahisar-ı Sahib, Adana ve Bozok Sancakları’na yerleştirilen gruplar da olmuştur. Bu dönemde konar-göçerlerin bir kısmının yaylak ve kışlaklarına yerleştirmek yolunda bir gayretin sarf edildiği de görülmektedir.
ÖZET 6 : Özellikle XVIII. yüzyılda konar-göçerlerin iskân bölgelerini terk etme sebeplerini tartışabilmek Bu yüzyıllarda yapılan iskân hareketlerinin başarıya ulaşamamasının en büyük sebebi iskân mahalli olarak belirlenen yerlerin iyi seçilmiş olmamasından kaynaklanmıştır. Suyu olmayan çorak arazilere iskân edilen konar-göçerler çok geçmeden iskân mahallerini terk ederek, Anadolu içlerine dağılmışlardır. Devlet daha sonra yaptırdığı teftişlerde bu durumu görmüş ve konar-göçerleri yaylak ve kışlak mahallerine iskân etmek yolunda bir politika değişikliği gerçekleştirmiştir.
ÜNİTE – 4
Sıra Sizde 1 : iskân dairesinin kurulmasındaki amaçları belirtiniz?
iskân dairesinin kurulmasının ana sebebi, iskân edilecek olan konar-göçer ve yerleşik ahalinin en iyi şartlarda yerleşmesini temin etmektir. Bu itibarla devlet, merkezden gönderdiği kadı ve naibler vasıtasıyla bu işi sağlıklı bir şekilde yürütür. Başarıda yerel idarecilerin de katkıları önemli rol oynamıştır.
Sıra Sizde 2 : iskânda memurların görevlendirilmelerinin sebeplerini izah ediniz?
iskân edilecek olan ahali ve konar-göçerlerin kısa zaman içerisinde yerleştirilmelerini temin etmek, kargaşalığa meydan vermemek, devlet-reaya birlikteliğinin bir göstergesi olarak ifade edebiliriz. Ayrıca merkezden gönderilen memurlarla yerel yöneticilerin birbirleriyle kaynaşmaları sayesinde iskânın süratle gerçekleşmesi sağlanmaktaydı.
Sıra Sizde 3 : Osmanlı Devleti’nde derbentlerin kuruluşu ve önemini belirtiniz?
Derbent, Osmanlılar zamanında Türk kültürünün vücuda getirdiği önemli sosyal ve iktisadî teşekküllerdir. Ticaret yolları ve geçitler üzerine kurulan derbentler sayesinde, seyahat eden yolcuların ve kervanların emniyetinin sağlanmasının yanısıra, yol boyunca onların her türlü ihtiyaçlarının karşılandığı söylenebilir. Ayrıca, bu sayede bölgenin güvenliği ve iç iskân meselesi çözüme kavuşturulmuş olmaktadır. Kısaca derbent, temelinde insana hizmet gayesi güdülen, kültürümüzün köklü birikiminin, zenginliğinin bir eseri olarak ortaya çıkmış olduğunu zikredebiliriz.
Sıra Sizde 4 : iskân hareketlerinde vakışarın rolü?
Vakışarın iskân hareketlerindeki rolü Osmanlı Devleti, Anadolu ve Rumeli’de boşalan ve tahribata uğrayan yerlerin iskânını kolaylaştırıp, güvenliği sağlamak ve ticareti canlandırmak için vakışarın kurulmasını sağlamıştır. Vakışar sayesinde yeni fethedilmiş toprakların imar ve iskânı için öteden beri bu sistemden yararlanılmıştır. Zira vakışar yoluyla büyük külliyeler meydana gelmekte, bu yolla sosyal imkânları sağlanmış merkezin etrafı dışarıdan gelen halk ile kolaylıkla dolmakta idi. Vakışar sayesinde bir bölgenin kısa zaman içerisinde şenlendirilmesi sağlanmakta idi.
ÖZET 1 : iskân dairesinin kurulmasının ana sebeplerini tartışabilmek iskân hareketi, Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinden itibaren hükümetin tatbik etmekte olduğu nizam ve kaidelere göre yapılmakta idi. Siyasî ve içtimaî durumun değişmesine paralel olarak devletin iskân politikasında ona göre değişiklik de göstermiştir. Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde, konar-göçer aşiretlerin fethedilen topraklara yerleştirilmesi şeklinde dışa dönük bir iskân politikası uygulanmıştır. Bununla birlikte yerleşik ahalinin de
bu iskân bölgelerine kaydırıldığı bilinmektedir.
ÖZET 2 : iskânda görevli memurları tanıyabilmek Konar-göçerlerin yerleşik hayata geçirilmek istenmesinin ana sebepleri arasında hayat tarzları dolayısıyla yerleşik ahaliye zarar vermelerini önlemek maksadıyla yaylak-kışlak mahallerine gidip gelirken, daha önce vermiş oldukları taahhüt senetlerine rağmen yerli halka zarar vermişlerdir. Bu durum, ekili toprakların çiğnenmesi, tahrip edilmesi ve hayvanlarının gasbedilmesine kadar varmaktaydı. Hatta insan kaçırmaları, yaralamalar ve öldürme hadiselerine kadar varmaktaydı. Büyük kütleler halinde hareket ettiklerinden dolayı birçok köy ve kasabayı tahrip edebilmekteydiler. Ayrıca, nüfus ve hayvan sayılarının artması yüzünden yaylak ve kışlakların kendilerine yetmemesi, otlak ve su durumunun yetersiz ve kifayetsiz olması da kendi aralarında mücadele etmelerine sebep teşkil etmekteydi.
ÖZET 3 : iskânın siyasî etkilerini tartışabilmek Osmanlı Devleti’nin içe dönük iskân politikasının kalıcı olabilmesi için tasarlanmış olan iskân hareketini fiilen idare eden bir mekanizma bulunmaktaydı. Bu işle vazifeli bir takım memurlar bulunmaktaydı. Bu görevlilerin bir kısmı merkezden bir kısmı da yerel yöneticilerden teşekkül etmekteydi. Merkezden gönderilen memurlarla birlikte iskân bölgelerine yerleştirilecek olan ahalinin de rahat ve huzuru için konar-göçer aşiretlerin idarecileri tarafından belirlenen sorumlular da bu komisyonda yer almaktadırlar. Bunların hepsini bir olarak ifade ettiğimizde, iskân dairesinin idaresindeki görevlileri ve vazifeleri bulunulan mahallin ait olduğu idari amirin derecesine göre şu şekilde belirtebiliriz; Sancakbeyi, kadı, naib, iskân kâtibi, iskân mübaşiri, iskân beyleri ve kethüdaları, Türkmen ağası, çöl beyliği (çöl hâkimi) ve mimar.
ÖZET 4 : iskânın ekonomik yönünü tartışabilmek Osmanlı Devleti halkına hizmet etmek, ülkenin iç ve dış güvenliğini, huzurunu, asayişini ve sosyo-ekonomik istikrarını sağlamak amacı ile ülkeyi daha şenlikli yani ıssız yerleri azaltmak için birçok kurum oluşturmuştur. Bunları; derbent, köprü, menzil, kale, cami-mektep, han, panayır vs. olarak belirtmek mümkündür. Stratejik olarak da çok önemli olan bu kurumlar, devletin iç dinamizmini ve asayişini de içine almaktadır. Ülke içinde bozulan istikrarın yeniden tesisi ve buralara iskân edilecek olan ahali de titiz bir elemeden geçirilmekte idi. Bu itibarla ülkenin can damarları
olan bu yerlere umumiyetle konar-göçerlerden teşekkül ahaliyi yerleştirme çabası içinde olduğu gözlenmektedir.
ÖZET 5 : iskânın sosyal tesirlerini tartışabilmek Kervanların güvenliği ve konaklaması için anayol kenarında tesis edilen vakıf yapılara han veya kervansaray adı verilir. Kervansaraylar, kitabelerinde ve kaynaklarda han, ribât şeklinde de geçmektedir. Han, şehir içinde konaklama ve ticaret amacıyla inşa edilen yapılar için kullanılan bir tabirdir. fiehirlerarasındaki yollar üzerinde yaptırılan ve kuruluşları bakımından çeşitli ihtiyaçları karşılayacak şekilde olanlara ise kervansaray denilmektedir. Kervanlar, burada geçici olarak konakladıkları gibi ellerindeki malları pazarlama imkânı da bulmuş olurlardı. Dolayısıyla bölge insanının sosyal ve ekonomik yönden etkilendiği alanlar olarak da belirtebiliriz. Osmanlı devrinde bu uzun yol hanlarının benzeri olarak büyük menzil külliyeleri ile birlikte menzilgâh kervansarayları da yapılmıştır. Bazı menzil külliyelerinin zamanla çevrelerinde bir kasaba, hatta bir şehrin doğup gelişmesi üzerine buradaki kervansaray, halk arasında yanlış olarak bedesten diye adlandırılmış, bu gaye ile de kullanılmıştır. Osmanlı devrinde şehir içindeki han ve kervansarayların çoğu dışarıdan mal getiren tüccarın malı ve hayvanı ile konakladığı tesislerdi. Bunlar genellikle belirli bir esnaf veya tüccar grubunun toplu olarak barındıkları, zanaatkârların çalıştıkları, mallarını sattıkları binalardı.