Vize Öğrenme ve Öğretme Teknikleri Vize Ders Özeti

admin

Administrator
Yönetici
Admin
4 Eyl 2018
380
83
28
#1
ÖĞRENME VE ÖĞRETME TEKNİKLERİ

UNITE 1- GELİŞİM


- GELİŞİM, bireyin bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal özellikleri bakımından düzenli bir biçimde büyümesi degismesi ve beklenen görevleri yerine getirebilecek düzeye erismesidir.

- BÜYÜME, bireyin fiziksel yapısında zamana bağlı olarak meydana gelen niceliksel degisikliklerdir. Boy kilo gibi
NOT : 6 yaşına gelen bir çocuğun beyni bir yetişkinin beyninin % 95 ine erişmiş olur

- OLGUNLASMA, biyolojik donanimlarin işlevlerini yerine getirebilecek biyolojik olgunluğa ulaşmasına denir

- HAZIRBULUNUSLUK ( HAZIR OLMA ) , bireyin olgunlaşma ve öğrenme yoluyla belli bir gelişim görevini yerine getirebilecek düzeye erismesidir

- ÖĞRENME, bireyin çevresiyle etkileşimi sonucu meydana gelen nispeten kalıcı izli davranış degisikligidir. Öğrenme; büyüme, olgunlaşma ve hazır olunusun sonucunda meydana gelir.

- KRITIK DÖNEM, çevreden gelen uyaricilari algilamakta en avantajlı en açık ve en duyarlı dönemdir

- GELISIMI ETKI EDEN FAKTÖRLER:
@ KALITIM
@ ÇEVRE
@ TARIHSEL ZAMAN
@ ANNE- BABA TUTUMLARI
@ HORMONLAR

1. KALITIM
Insan bedeninde 23 çift halinde toplam 46 kromozom bulunur. Kromozomlar insanın saç rengi boyu zekası karakteri gibi kişisel özellikleri yanında turumuzun bütün üyelerine özgü genetik bilgileri de içlerinde taşırlar. Her INSAN HUCRESINDE YAKLAŞIK 35000 GEN bulunduğu tahmin edilmektedir. Üzerinde kodlanmış genetik bilgilerin bulunduğu molekule ise DNA denir.
@ GENOTIP, tüm insanlarla ortak olan genetik ozelliklerimizdir.Yani kalıtım yoluyla geçen ozelliklerimizdir
@ FENOTIP, genotip ile çevrenin etkilesiminin bir sonucudur. Gozlemlenebilir fiziksel ve psikolojik özelliklerden oluşur

2. ÇEVRE
Organizmanın gelişimine dollenmeden başlayarak tüm gelişim evrelerine etki eden dış uyaricilarin tümüne denir.
ÇEVRESEL FAKTÖRLER; DOĞUM ÖNCESİ DOĞUM SIRASI VE DOGUM SONRASI olarak üçe ayrılır

A. DOĞUM ÖNCESİ ÇEVRESEL FAKTÖRLER :
@ ANNENIN GECIRDIGI HASTALIKLAR
@ TRAVMALAR
@ ANNENIN BESLENME BICIMI
@ ANNENIN KULLANDIGI ILACLAR
@ ANNENIN ALKOL SIGARA VE UYUŞTURUCU KULLANMASI
@ ANNENIN RÖNTGEN ISINLARINA MARUZ KALMASI

B. DOGUM SIRASI ÇEVRESEL FAKTÖRLER :
● BEBEGIN OKSIJENSIZ KALMASI
● BEBEGIN ÇEŞİTLİ TRAVMALARA MARUZ KALMASI
● BEBEGIN BOYNUNA KORDON DOLANMASI

C. DOĞUM SONRASI ÇEVRESEL FAKTÖRLER :
◆ BEBEGIN ICINDE YAŞADIĞI AİLE YAPISI
◆ AILENIN SOSYOKULTUREL YAPISI
◆ BESLENME
◆ ARKADAŞ GRUPLARI
◆ OKUL
◆ TOPLUMSAL KURUMLAR
◆ YORGUNLUK HASTALIK VE KAZALAR

3. TARIHSEL ZAMAN :
Bireyin gelişimi üzerinde yaşadığı toplumu etkileyen olay ve olgularında etkisi vardır. Bu etki belli bir zamanla sinirli olduğundan buna tarihsel zaman etkisi denir

4. ANNE-BABA TUTUMLARI :
Anne babaların çocuğu yetiştirme tarzları çocuğun zihinsel fiziksel psikososyal dil kişilik ve cinsel gelişimlerini önemli oranda etkilemektedir
BAUMRIND anne babaların çocuklarına karşı ne cezalandirici ne de mesafeli olmasi gerektiğini iddia eder. 4 TİP ANNE BABA TUTUMU olduğunu söyler :

@ OTERITER ANNE BABA TUTUMU :Çocuklarını kendi emirlerine uymaya ve kendi işlerine saygı duymaya zorlarlar. Cezalandirici bir tutumdur. Çocuklarını kontrol eder katı kurallar koyar fakat onları dinlemezler. BU TUTUM COCUKLARDA SOSYAL YETERSIZLIGE SEBEP OLUR

@ DEMOKRATIK ANNE BABA TUTUMU : Çocuklarını bağımsız olmaya tesvik eder ama aynı zamanda onların davranışlarını kontrol ederler. Çocuğa karşı sicaktir ve sevgilerini hissettirirler. BU TUTUM COCUKLARDA SOSYAL YETERLILIKLE ILISKILENDIRILIR

@ IHMALKAR ANNE BABA TUTUMU : Çocuğun yaşamına son derece ihmalkar kalırlar. BU TUTUM COCUKLARDA SOSYAL YETERSIZLIK VE ÖZ KONTROL EKSIKLIGINE SEBEP OLUR

@ HOSGORULU ANNE BABA TUTUMU : Çocukla yakından ilgilenen ama pek kural koymayan anne baba tutumudur. BU TUTUM DA COCUKLARDA SOSYAL YETERSIZLIK VE ÖZ KONTROL EKSIKLIGINE SEBEP OLUR

5. HORMONLAR :
Salgilarini doğrudan kana gonderen bezlere iç salgı bezleri ( hipofiz epifiz troid paratroid timus pankreas böbrek üstü bezleri cinsiyet salgı bezleri ) bu bezlerin salgilarini da hormon denilmektedir. Hormonlar organizmanın dengeli ve sağlıklı birsekilde büyüme gelisme ve çalışmasını sağlar

GELISIMIN TEMEL ILKELERI :
● GELISIM BAŞTAN AYAĞA, ICTEN DIŞA, GENELDEN OZELE DOĞRU BIR YÖN IZLER. Dollenmeden itibaren vücutta EN HIZLI GELISIM GOSTEREN BÖLGE BAŞ BOLGESIDIR.
● GELISIM FARKLI ALANLARDA FARKLI HIZLA MEYDANA GELİR. DOĞUM ONCESINDE FIZIKI GELISIM ÇOK HIZLIDIR. 2-6 YAŞ arasında DIL GELISIMINDE diğer dönemlere göre önemli bir HIZLANMA görülür
● GELISIM KALITIM, ÇEVRE VE ZAMANIN karşılıklı etkilesiminin bir ürünüdür
● GELISIM BİREYSEL FARKLILIKLAR gösterir
● GELISIM BUTUNLUK ICINDE gerçekleşir
● GELISIM BIRBIRINI IZLEYEN AYIRT EDILEBILIR DEVRELER HALİNDE gerceklesir
● GELISIMIN KRITIK DONEMLERI VARDIR

GELISIM DONEMLERI VE GELISIM GÖREVLERİ
Bireyin yaşamında belirli özelliklerle tanımlanan bir zaman dilimine gelişim dönemi denir. En yaygın olarak kullanılan gelişim dönemleri siniflandirmasi ise SEKIZ ARDISIK DONEMI içerir ve her dönemde yerine getirilmesi gereken bir takım gelişim görevleri vardır

1. DOĞUM ONCESI DÖNEM ( DOLLENMEDEN DOGUMA KADAR )
》Dollenmeden doğuma kadar olan zamandır
》Tek bir hücreden tam bir organizmaya doğru hızlı bir büyümeyi içerir
》Yaklaşık 9 AY sürer

2. BEBEKLİK DÖNEMİ ( 0-2 YAŞ )
* YETISKINLERE EN ÇOK BAGIMLILIGIN olduğu dönemdir
* Yürümeyi öğrenme, katı yiyecekleri yiyebilme, sosyal çevreyle ilişki kurabilme davranislari bu dönemde gelişmeye başlar

3. OYUN ( OKUL ÖNCESİ ) DÖNEMİ ( 2-5 YAŞ )
◇ Bu dönemde çocuklar OKULA HAZIR OLMAYI SAGLAYAN BECERİLERİ GELISTIRIRLER.
◇ Dili kullanmayı öğrenip okumaya hazır hale gelirler
◇ Tuvalet kontrolünü yapabilir ve cinsiyet farklarini öğrenirler

4. OKUL DÖNEMİ ( 6-11 YAŞ )
¤ Bu dönemde TEMEL OKUMA, YAZMA ve ARITMETIK BECERİLER TAM OLARAK OGRENILIR
¤ Kişisel bagimsizliga ulasilir ve öz kontrol becerisi artar
¤ Bu dönemde VICDAN ve AHLAKI DEĞERLER sistemi gelişir

5. ERGENLIK DONEMI ( 12-18 YAŞ )
○ Kilo ve boyda ani artış vücut hatlarında değişme ve cinsel özelliklerin gelişimi gibi hızlı fiziksel değişimler başlar
○ BAGIMSIZLIK ve KIMLIK ARAYISI belirginlesir
○ Bir mesleğe yönelme ve toplumsal sorumluluk alma eğilimi başlar

6. GENÇ YETISKINLIK DONEMI ( 18-30 YAŞ )
☆ Bu dönem kişisel ve ekonomik bağımsızlık kazanma, kariyer geliştirme, eş seçme, evli yaşamayı öğrenme, aile kurma ve çocuklara bakma dönemidir
☆Vatandaşlık sorumlulukları yerine getirilir

7. YETISKINLIK DONEMI ( 30-60 YAŞ )
@ Çocukların yetkin ve olgun bireyler olabilmelerine yardım etme ve ekonomik standartlara ulaşma bu dönemin gorevlerindendir
@ Boş vakitleri değerlendirme ve fizyolojik değişimlere ayak uydurma zamanıdır

8. YASLILIK DONEMI ( 60 YAŞ VE SONRASI )
□ Azalan güce ve bozulan sağlığa uyum sağlama surecidir
□ Emeklige ve azalan gelire uyum sağlanır
□ Toplumsal ve vatandaslik görevleri yerine getirilir

GELISIM ALANLARI
@ FIZIKSEL VE PSIKOMOTOR
@ ZİHİNSEL (BILISSEL) VE DIL
@ SOSYO-DUYGUSAL VE CINSEL GELISIM
@ KISILIK ( PSIKOSOSYAL)
@ AHLAK

1. FIZIKSEL VE PSIKOMOTOR GELİŞİM
》FIZIKSEL GELİŞİM bireyin doğum öncesinden itibaren bedensel yapı olarak geçirmiş olduğu degisikliklerdir. Bu degisiklikler de genel olarak OKUL ÖNCESİ DONEMDE YOGUNLASMAKTADIR
》PSIKOMOTOR GELİŞİM ise fiziksel gelisimle eş zamanlı olarak organizmanın isteme bağlı hareketlilik kazanmasidir. Motor beceriler kaba ve ince motor beceriler olmak üzere ikiye ayrılır. KABA MOTOR BECERISI DURUS KONTROLU VE YURUME, INCE MOTOR BECERİLER ise GÜZEL VE AHENKLI HAREKETLERI ICERIR

2. ZIHINSEL ( BILISSEL) GELISIM VE DIL GELISIMI
- Insanin çevresindeki dünyayı anlama ve ogrenmesini sağlayan aktif zihinsel faaliyetlerdeki gelişime BILISSEL GELISIM adi verilmektedir
PIAGET BILISSEL GELISIMI BIYOLOJIK ILKELERLE aciklamistir. ORGUTLEME VE UYUM SAGLAMA iki süreç yer alır

- PIAGET IN BILISSEL GELISIM KURAMI KAVRAMLARI
@ ZEKÂ 》Çevreye uyum sağlama becerisi olarak tanımlar ve ona göre "zeki insan " içinde yaşadığı çevreye en iyi uyum sağlayan insandır
@ ŞEMA 》En temel ve yeni bilgilerin yerlestirilmeye çalışıldığı bilişsel yapilardir. Şema bir CERCEVEdir
@ UYUM SAGLAMA 》Organizmanın içinde yaşadığı ortamla daha etkin ve olumlu bir ilişkiye girmesidir
a) OZUMLEME : Günlük yaşamda ilk kez karşılaşılan bir şeye benzetme davranisidir
b) UYMA : Eger yeni edinimler eski şemaları uymuyorsa var olan şemaları düzenleme veya değiştirme sürecidir
@ DENGELEME 》Yeni deneyimlerle önceki bilgilerin birbiri ile tutarlı olması aralarında çelişki bulunmamasidir
@ ORGUTLEME 》Zihinde var olan düşüncelerin birbirleriyle iliskilendirilerek butunlestirilmeye calisilmasidir

- PIAGET IN BILISSEL GELISIM DONEMLERI

★ DUYUMOTOR DÖNEM (DOGUMDAN 2 YASA KADAR)
》Kendini nesnelerden ayırt etme
》NESNE DEVAMLILIGINI KAZANMA
》Refleksif hareketlerden amaca yönelik eylemlere aşamalı geçme

★ ISLEM ONCESI DÖNEM (2-7 YAŞ ARASI)
》Nesneleri temsil etmek için SEMBOLLERI KULLANMA
》Dili kullanma
》NESNELERI TEK BIR OZELLIGE GÖRE SINIFLAMA
》Düşünme veya konusmalarda BENMERKEZCILIK

★ SOMUT ISLEMLER DÖNEMİ (7-11 YAŞ ARASI)
》Nesne ve olaylara ilişkin MANTIKLI DÜŞÜNEBILME
》NESNELERI BİRÇOK FARKLI OZELLIKLERINE GÖRE SINIFLAMA VE SIRAYA KOYMA
》TERSİNE CEVRILEBIRLIK kavramını kazanma
》Sayı kütle ve ağırlık KORUNUMUNU aynı sıra ile edinme

★ SOYUT ISLEMLER DÖNEMİ ( 11 YAŞ VE YETISKINLIK BOYUNCA )
》Soyut ve TAMAMEN SEMBOLIK DÜŞÜNEBILME
》Degiskenleri birleştirip ayirabilme
》Sorunlar sistematik DENEYSEL YONTEMLERLE cozulebilmekte
》ERGENLIK BENMEREZCILIGI

- DIL GELISIMI ise biyolojik yapının yani sıra AİLE ÜYELERİ ARASINDAKİ ILETISIM BICIMI, SOSYOEKONOMIK DUZEY, DUYGUSAL ÇATIŞMALAR, SAĞLIK PROBLEMLERİ, CINSIYET VE OYUN ETKINLIKLERINDEN de önemli oranda etkilenmektedir.
》Dil gelişimi doğumdan itibaren başlar ve yaşam boyu devam eder.
》Çocukların hemen hepsi ILK SOZCUKLERINI 12.-18. AY CIVARLARINDA SOYLEMEYE BASLARLAR. Bu evre dil kazanımı için kritik bir donemdir
》4 YASINA geldiklerinde oldukça IYI CÜMLELER KURABILIRLER
》TEMEL DIL BECERILERININ 5-6 YAŞLARINA KADAR KAZANILDIGI (DIL EDINIMI), DILI USTACA KULLANABILME BECERILERININ ise 5-6 YASLARINDAN SONRA gelişmeye baslayip 10 YASINA KADAR SURDUGU kabul edilmektedir

3. SOSYO-DUYGUSAL VE CINSEL GELİŞİM
- Küçük bir cocugun SOSYAL YAŞAMI yakın ilişki içinde olduğu aile üyelerini ve arkadaşlarını içine alan sosyal bir ağ içinde şekillenir.
》OKUL ONCESI DONEMLERDE çocuğun arkadaşları ile etkileşimi sosyal ve bilişsel gelişiminde önemli rol oynar. Bu etkileşim ise daha çok Oyun esnasında gerçekleşir.
》ILOKUL yılları ise bağımsız hareketlerin gelişmesiyle birlikte çocukların gruplarla işbirliğine ve hakkaniyete dayalı oyunlara yöneldiği asamadir. Bu aşamada KISISEL ve SOSYAL gelişim, ÖZ SAYGI ve BENLIK kavramlarinin gelişimi söz konusudur. BENLIK KAVRAMI kişinin güçlü ve zayıf yonlerine, yeteneklerine, tutumlarina ve değerlerine ilişkin algilaridir

- DUYGUSAL GELISIM ise çocuğun fiziksel ve psikolojik ihtiyaçların doyurulmasi ile ilgilidir.
》ERKEN COCUKLUK sürecinde çocuklar duygularını ifade edebilmek için DAHA FAZLA TERİM kullanır
》4-5 YASLARINDA ise çocuklarda duyguları yansıtma ile DUYGULARI KONTROL ETME FARKINDALIGI GELISIR

- CINSEL GELISIM ise bireylerin cinsel açıdan olgunlasmasini, cinsel kimliğini benimseyip buna uygun davranışlar gelistirmesini, cinsel durtulerini kontrol edebilmesi ve cinsellikle ilgili problemlerle baş edebilme becerisini gelişimini kapsamaktadir

4. KISILIK ( PSIKOSOSYAL ) GELISIMI
KISILIK bizi başkalarından ayristiran ancak değişik zamanlar ve durumlarda tutarliligini koruyan düşünsel duygusal ve davranışsal ozelliklerimizin toplamıdır
》ERIKSON bireylerin SEKIZ DONEM içerisinde kişilik gelişimini tamamladigini ifade eder:
@ 0-1 YAŞ : TEMEL GUVENE KARŞI GUVENSIZLIK
@ 2-3 YAŞ : OZERKLIGE KARSI KUŞKU VE UTANÇ
@ 3-6 YAŞ : GIRISIMCILIGE KARŞI SUCLULUK
@ 6-11 YAŞ : BASARIYA KARSILIK ASAGILIK DUYGUSU
@ ERGENLIK DÖNEMİ (12-18 YAS) : KIMLIK KAZANMAYA KARŞI ROL KARMASASI
@ GENÇ YETISKINLIK DONEMI (18-30 YAŞ ) : YAKINLIGA KARŞI UZAKLIK
@ YETISKINLIK DONEMI (30-60 YAS) : URETKENLIGE KARŞI DURGUNLUK
@ YASLILIK DONEMI ( 60 YAŞ VE SONRASI) : BENLIK BUTUNLUGUNE KARŞI UMUTSUZLUK

5. AHLAK GELISIMI
Çocuğun bazı davranışları doğru bazıları davranışları yanlış olarak değerlendirip kendi davranışlarını duzeltmesine rehberlik eden ilkeleri benimseme sürecidir

》AHLAK GELISIMINDE EN ÇOK KULLANILAN KURAM KOHLBERG IN KURAMIDIR. KOHLBERG ahlaki gelişim donemlerini ÜÇ düzeyde ele almıştır:

■ GELENEK ONCESI DÖNEM :
Baskalarinca geliştirilmiş kuralların varlığının tam olarak kavranamadigi 10 yaşlara kadar süren BENMERKEZCI AHLAK ANLAYISI.
1.ASAMA 》ITAAT VE CEZA EGILIMI
2.ASAMA 》SAF CIKARCI EGILIM
■ GELENEKSEL DÖNEM :
Başkalarının BEKLENTİLERİNE ve toplumsal GORENEKLERE uygun davranışlar göstermeye dayali bir ahlak anlayisi.
3.ASAMA 》IYI ÇOCUK EGILIMI
4.ASAMA 》KANUN VE DUZEN EGILIMI
■ GELENEK SONRASI DÖNEM :
Toplumsal düzene ilişkin kuralların ve yasalarinda ötesinde EVRENSEL İNSANI DEGERLERE uygun davranışlar gosterebilmeye ilişkin ilkeli bir ahlak anlayışı
5.ASAMA 》SOSYAL ANLASMALARA VE YASALARA UYMA EGILIMI
6.ASAMA 》EVRENSEL AHLAK ILKELERINE UYMA



Ünite 2
Öğrenme: Organizma yaşamını sürdürebilmek için, çevreye uyum sağlamada etkin olmak ve çok değişken çevrelerde gereksinimlerini gidermek durumundadır Organizmaya bu esnekliği ise, ancak öğrenme süreci sağlayabilir. İnsanlar, diğer organizmalarla karşılaştırıldığında, yeryüzünde hemen
hemen her şeyi öğrenmektedir
OGRENMENIN OZELLIKLERI
Öğrenme sonucunda davranış değişikliği olur: Öğrenme nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin, öğrenme sonucunda bireyin davranışında gözlenebilir bir değişme olması gerekir. Öğrenme sonucu oluşan davranış, hemen ortaya çıkabileceği gibi birey istediği zaman da ortaya çıkabilir
Öğrenme yaşantı ürünüdür : Bireyin çevresiyle kurduğu iletişim sonucu bireyde kalan izler sonucunda öğrenme oluşur
Öğrenme kalıcı izlidir: Öğrenmeden söz edebilmek için davranış değişikliğinin sürekli olması gerekir. Davranışlar genel olarak üç grupta toplanmaktadır
• Doğuştan gelen davranışlar: Organizmanın doğum anında dünyaya getirdiği davranışlardır ve eğitim yoluyla değiştirilemez . Doğuştan gelen davranışlar; refleksler, içgüdüler ve denge davranışlarıdır.
Refleksler, basit uyarıcılar karşısında istemsiz (otomatik) ve basit bir tepki şeklinde ortaya çıkan oldukça hızlı ve tutarlı davranışlardır . Örneğin, göze ışık tutulunca göz bebeği küçülür.
İçgüdüler, doğuştan getirilen ve bir türe özgü tipik davranış örüntülerine denir. Karmaşık davranış örüntüleridir. Karıncaların yuva yapması, arıların petek yapması, örümceğin ağ yapması içgüdü davranışlarıdır.
Geçici davranışlar: Doğuştan getirilmeyen, yaşantı kazanma nedeniyle değil de başka etkenler nedeniyle oluşan ve bu nedenle de öğrenme ürünü olarak kabul edilmeyecek davranışlardır.

Öğrenme Alanları: İnsanın içinde bulunduğu dünya ile etkileşimi sonunda en az üç alanda değişme olur. Öğrenme ürünü davranışlar olarak tanımlanan bu davranışlar bilişsel, duyuşsal ve psikomotor olmak üzere üç grupta incelenmektedir. Kişinin bu üç alandaki eğitimi gerçekleştirilerek yeni durumu ile ilgili davranış değişikliği
oluşturması beklenir.
Bilişsel öğrenme alanı: Bu alan bir konuda bilgi kazanabilme, kazanılan bilgiyi yeni durumlara aktarabilme, analiz, sentez ve değerlendirebilme gibi entelektüel davranışları içermektedir. Örneğin, bir kişinin cümlenin ögelerini öğrenip öğrenmediğini gözlemlemek için sınav yapılması ya da soru sorulması gerekir.
Duyuşsal öğrenme alanı: Duygularla ilgili öğrenmeler, duyuşsal tutum olarak kabul edilir. Bu alan, tutumlara ve değerlere ilişkin duyguların belirtilmesi ile ilgilidir. Duyguların nesnel olmadığı konusunda genel bir kanı bulunmaktadır. Ancak tüm duygular yüze ve davranışlara yansımaktadır. Örneğin, balıktan tiksinen bir kişinin tiksinme
duygusu anında yüzüne yansımaktadır.
• Psikomotor davranışlar: Duyu organları, zihin ve kasların birlikte çalışması sonucu ortaya çıkan beceri öğrenmelerini içermektedir. En önemli özelliği doğrudan gözlemlenebilmesidir. Örneğin, basket oynayan bir kişinin yarım saat içinde kaç basket attığı rahatlıkla gözlemlenerek
sayılabilir.

Öğrenmenin İlkeleri

• Bireyin deneyimlerinin zenginliği, ilerideki öğrenmeleri için iyi bir kaynak
oluşturur.
• Fiziksel ve emosyonel yeterlilik öğrenme üzerine etkilidir.
• Bireyin inanç ve değerleri, sorunların algılanmasını ve öğrenme önceliklerine etki ede

• Kelimelerle ifade etme, öğrenmenin gelişmesine yardım eder.
• Öğrenme, sorunların algılanmasını kolaylaştırır.
• Öğreten-öğrenen arasındaki güven verici iletişim değişimi sağlar.
• Bilginin iletilmesinde sözlü ve sözsüz geri bildirim gereklidir.
• Bilginin öğretilmesinde farklı öğretim yöntemleri ve farklı öğretim materyalleri kullanılabilir
• Davranış değişikliğini sağlamaya yönelik öğretim aktivitelerinde bireyin yaşam stili göz önünde bulundurulmalıdır
• Bireyler öğrenme-öğretme sürecine aktif katılmak isterler.
• Öğrenme yaratıcıdır. Çünkü öğrenme durumların akıllıca yorumunu ve
yanıtların seçimini kapsar.
• Bireyler gelişimsel dönemlerine uygun öğrenirler. Bu onların öğrenme kapasitelerini etkiler.
• Öğrenme sonucunda ortaya çıkan davranış değişiklikleri temel sosyal ilişkilerle desteklendiğinde daha belirgin olarak ortaya çıkar

Öğrenme Türleri: Öğrenme dört şekilde meydana gelmektedir. Bunlar; koşullu öğrenme, sosyal öğrenme, gizil öğrenme ve bilişsel ogrenmedir.
Koşullu öğrenmeler: Koşullanma, organizmaya bir uyarıcı geldiği zaman bu uyarıcı ve organizmanın davranışları arasındaki bağ kurulması ve daha sonra o uyarıcı ile karşılaşıldığı zaman, organizmanın, daha önceki bağ davranışını düşünmeden otomatik olarak yapmasıdır. Örneğin, bireyin odaya girdiğinde oda karanlık ise
düşünmeden, otomatik olarak lambanın düğmesi ile ışığı yakması koşullanmadır. Koşullanarak öğrenme temel olarak ikiye ayrılır: Tepkisel Koşullanma ve Edimsel Koşullanma
Tepkisel koşullanma ile temel olarak duygular öğrenilir, örneğin fareden, kediden, köpekten korkma, tiksinme duygusu, nefret etme duygusu gibi.
Edimsel koşullanma ile sonradan kazanılan psikomotor davranışlar öğrenilir,
örneğin ip atlamak, basketbol oynamak, ağaç işçiliği gibi.

Sosyal öğrenme: Başkasından öğrenmedir yani, başkasının yaşantısından öğrenmektir. Bundan dolayı bu öğrenme yaklaşımına "dolaylı öğrenme" ya da "yaşantı" da denilir. Sosyal öğrenme oldukça geniş bir alandaki davranışların öğrenilmesine yol açar. Oyun gibi psikomotor beceriler; yılandan korkmak , çiçek sevmek, bir takımın taraftarı olmak gibi duygular; ahlak, din, gelenek, görenek yaşam tarzı gibi
toplumsal davranışlar.
Gizil öğrenme: Bireyin dikkat etmediği, aktif bir düşünme süreci gerçekleştirmediği hâlde farkına varmadan öğrenmesidir.
Bilişsel öğrenmeler: Zihni kullanarak gerçekleştirilen öğrenmeler genel olarak ikiye ayrılır. Gestalt psikolojisinin içgörüsel öğrenmesi ve bilgiyi işleme yaklaşımıdır İçgörüsel öğrenme, kavrayarak öğrenme ya da sezgi yolu ile öğrenme olarak da çevrilmektedir. İçgörüsel öğrenmede birey önceki
bilgilerinden yararlanarak aktif bir düşünme süreci ile öğrenmektedir. Bu öğrenmede birey önceki bilgileri ile bağlantı kurar, analiz eder, sınıflandırır vb. şekillerde yoğun
bir düşünme süreci ile öğrenir. Bu öğrenmenin bir diğer özelliği aniden, ansızın , birdenbire problemin çözülmesi ya da kavranması şeklindeki düşünme biçimidir.
Bilgi işleme yaklaşımı ile öğrenme, bilgiyi bellek depolarına yerleştirmek şeklindeki öğrenmedir.
ÖĞRENMENİN AŞAMALARI
Bilinçsiz Yetersizlik Aşaması: Bilginin varlığından habersiz olunduğu ve o bilginin kullanılamadığı aşamadır. Bu aşamada kişi tamamıyla habersiz bir durumdadır. Daha önce bu bilgiyi hiç duymamıştır ve dolayısıyla da bilginin dünyada var olduğunu bilmemektedir.

Bilinçli Yetersizlik Aşaması
Bilginin varlığından haberdar olunduğu ancak bu bilginin kullanılamadığı aşamadır. Bu aşamada bilginin varlığından haberdar olunduğu için bilinçlilik ancak o bilgi kullanılamadığından dolayı yetersizlik söz konusudur.
Bilinçli Yeterlilik Aşaması : Bilginin varlığından haberdar olunduğu ve bilginin kullanıldığı ancak bilginin otomatik yapılamadığı aşamadır.
Bilinçsiz Yeterlilik Aşaması : Bilginin varlığından haberdar olunduğu ve bilginin otomatik olarak kullanılabildiği aşamadır. Kişi bu aşamada bilgiyi kullanırken üzerinde hiç düşünmez ve zihinsel faaliyette bulunmaz.
Bilinçli Yeterliliğe Geri Dönme : Bilinçsiz yeterlilik aşamasında beceri otomatik olarak yapıldığından, hata payını azaltmak için kişinin işini düşünerek yapması, yani bilerek bilinçli yeterlilik aşamasına geri dönmesi olarak tanımlanır. ÖĞRENME STİLLERİ/TİPLERİ
Öğrenme stilleri genelde, bireylerin bilgiyi alma, tutma ve işleme sürecindeki karakteristik güçlülük ve tercihleri olarak tanımlanmaktadır. Özellikle 1900’lu yılların ikinci yarısından sonra baskın olmaya başlayan psikolojik ve eğitimsel anlayışlar, bireylerin birbirlerinden farklı özellikleri
olduğu ve bu özelliklerin öğretim sürecinde dikkate alınması gerektiği konusunu gündeme getirmiştir İnsan zihnini öğrenme sürecinde dikkate almayan ve öğrenmeyi bir etki - tepki bağı şeklinde açıklayan Davranışçı öğrenme – öğretme anlayışının etkisinden kurtulan eğitim, Bilişsel anlayışın öğrenme üzerine söyledikleriyle bireysel farklılıkları dikkate almaya başlamıştır Öğrencilere, kendilerinin tercih ettikleri öğrenme stiliyle öğretim yapılması • Öğretime karşı olumlu tutumlarda istatistiksel olarak önemli oranda artış • Kendinden farklı olanı kabullenmede artış, • Akademik başarıda istatistiksel olarak önemli oranda artış • Sınıf içi davranışlarda ve disiplinde olumlu yönde gelişme • Ev ödevlerini tamamlamada daha çok içsel disiplin sağlamaktadır.
Felder ve Silverman’ın Öğrenme Stilleri
Öğrenme stilinin, bireylerin bilgiyi alma, tutma ve işleme sürecindeki karakteristik güçlülük ve tercihler olarak tanımlandığı bu modelde birbirinden bağımsız dört boyut bulunmaktadır ve bu boyutların her biri öğrenenin farklı alanlardaki tercih ve eğilimlerini ortaya koymaktadır. Bu alanlar;
Algısal ve sezgisel öğrenenlerin özellikleri:
Algısal öğrenenler, gerçek durumları, veri ve denemeleri, standart metotlarla problem çözmeyi severler, sürprizleri sevmezler . Ayrıntılar konusunda hassastırlar fakat karışıklıkları sevmezler. Ezberleme konusunda iyidirler Dikkatlidirler fakat yavaş olabilirler. Sembolleri sevmezler
. Kelimeler de semboller olduğundan, onları temsil ettikleri şeylere çevirmek algısallar için zor bir görevdir

Sezgisel öğrenenler, ilkeleri ve teorileri tercih ederler. Tekrarlamayı sevmezler. Ayrıntılardan sıkılırlar ve karışıklıkları hoş karşılarlar. Yeni kavramları anlamada iyidirler. Çabukturlar, fakat dikkatsiz olabilirler . Sembolleri severler Kelimeler de semboller olduğundan onları temsil ettikleri şeylere çevirmek sezgiseller için kolaydır.
Görsel ve sözel öğrenenlerin özellikleri
Görsel öğrenenler, görseller yardımıyla daha iyi hatırlarlar. Bunun için öğrendiklerini zihinlerinde görselleştirirler. Kendisine basit şekilde söylenenleri muhtemelen unutacaklardır. Bu öğrenme stiline sahip kişilerin sanat yönleri güçlü olabilir. Sözel öğrenenler, duyduklarını daha çok hatırlarlar ve bunun için tekrar
yaparlar.
Aktif ve yansıtıcı öğrenenlerin özellikleri
Aktif öğrenciler pasif olmasını gerektiren durumlarda fazla öğrenemezler. Yansıtıcı öğrenciler, kendisine sunulan bilgi hakkında düşünme fırsatı verilmeyen durumlarda fazla öğrenemezler. Aktif öğrenciler deneyselci olmaya, yansıtıcı
öğrenciler ise kuramcı (teorisyen) olmaya meyillidirler
Çoğu örgün eğitim materyali öğrencilere saat ve takvim ile dikte edilen öğrenme hızı ve mantıksal olarak sıralanmış bir şeklide sunulur. Sıralı öğrenciler bu sistemden memnundurlar, ancak bütünsel öğrenciler bu şekilde öğrenemezler. Onlar düzensiz bir şekilde öğrenmeyi tercih ederler. Sıralı öğrenciler, problem çözerken lineer mantıklı bir süreç takip ederken, bütünsel öğrenciler sezgisel sıçramalar yapar ve çözümleri nasıl bulduklarını açıklamada
başarısız olabilirler.
ÖĞRENMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Öğrenmeyi olumlu ya da olumsuz yönde doğrudan etkileyen faktörler; öğrenen, öğrenme yöntemi ve öğrenme malzemesi ile ilgili faktörler olmak üzere üç grupta toplanmaktadır Öğrenen İle İlgili Faktörler: Öğrenen kişi ya da organizmanın sahip olduğu kimi özellikler onun öğrenmesini kolaylaştırabilirken kimi özellikleri de zorlaştırabilmektedir.
Türe özgü hazır oluş
Organizmanın herhangi bir davranışı öğrenebilmesi için gerekli olan biyolojik donanıma sahip oluşuna türe özgü hazır oluş denir .

Bir türe ne öğretip ne öğretemeyeceğimizi türün biyolojik alt yapısı tarafından sınırlandırılır.
Olgunlaşma: Organizmanın doğuştan sahip olduğu yeterliklerin kendiliğinden ortaya çıkarak ulaşabileceği düzeye ulaşmasına olgunlaşma denir Çocuk iki ayaküstünde durmaya başlamadan çocuğa ayakkabı ile yürümeyi öğretemezsiniz, ancak iki ayaküstünde durmak öğrenme değildir. İnsanın ince motor kasları gelişmesi olgunlaşmadır, ancak ince motor kaslar gelişmeden yazı yazmak öğretilemez.
Genel uyarılmışlık hâli: Uyarılmışlık düzeyi, bireyin çevreden gelen uyarıcıları alma derecesidir. Herhangi bir öğrenmenin gerçekleşebilmesi için bireyin belli bir uyarılmışlık düzeyine gelmiş olması yani çevreden gelen uyarıcılara belirli bir ölçüde açık olması gerekir.
Kaygı
Organizmanın bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı bedensel, ygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren aşırı bir uyarılmışlık durumudur Kaygının öğrenmeye etkisi genel uyarılmışlık düzeyine benzer. Çok düşük ve çok yüksek kaygı düzeyleri öğrenmeyi zorlaştırırken, orta düzeyde bir kaygı duymak öğrenmeyi kolaylaştırır ve teşvik eder.
Güdülenme (Motivasyon)
Organizmayı bir işe başlatan, işi ısrarlı ve kararlı bir şekilde devam ettiren her türlü içsel ve dışsal güç güdülenmedir. Güdülenmenin özelliği bir işi başlatmasıdır ki buna, görev tercihi denir. Yapılması gereken farklı işler varken birey, bir işi seçip o işi yapmaya başlamalıdır

Dikkat
Dikkat, bilinçli düşüncenin belirli bir noktaya odaklanmasıdır. Öğrenmenin başarılı bir şekilde gerçekleşebilmesi dikkatin belli noktaya odaklanmasını gerektirir. Bilişsel olan tüm yaklaşımlarda, dikkat ve güdüleme iç içedir. Davranış
Öğrenme sürecinin öğrencide yarattığı ilgi ve merak uyandırma düzeyi, öğrenme sürecinin bireysel gereksinimleri karşılama düzeyi öğrenme sürecinin bireyin hedeflerini karşılama düzeyi, öğrencinin başarı beklentisi, öğrencinin öğrenme sürecinden haz alma ve tatminlik derecesi öğrenme sürecinde yeni denemelerde bulunma, karşılaştığı güçlüklerden yılmama , risk alma, öğrenmeye
öncelik ve önem verme, istekli olma, öğrenme konusunun
nerede, ne zaman ve ne sekilde isine yarayacağını anlama olarak tanımlanabilir
Öğrenmelerin aktarılması (Transfer)
Öğrenenin yeni bir öğrenmeye başlarken beraberinde getirdiği eski öğrenmeleri de öğrenmeyi kimi zaman olumlu yönde kimi zamanda olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Önceki öğrenmelerin yeni öğrenmeleri etkilemesi öğrenmenin aktarılması olarak tanımlanır
Öğrenme Yöntemi ile İlgili Faktörler
Konunun yapısı : Ele alınan konum yapısına göre öğrenme yöntemleri parçalara bölerek çalışma ve bütün halinde çalışma olarak ikiye ayrılabilir . Hangisinin daha yararlı olduğu ele alınan konuya göre değişmektedir. Konunun çok
bütünleşmiş olduğu parçalara bölündüğünde, parçaların yeniden bütünleştirilebilmesi için çok çaba harcamanın gerektiği durumlarda bütün halinde çalışmak daha yararlı görülmektedir. Ancak genel olarak eğitim sistemleri
parçalara bölerek öğrenmenin kolay ve uygun olduğu konu ve dersler içermektedir.
Öğrenmeye ayrılan zaman
Öğrenme için ayrılan zaman dikkate alındığında, öğrenme yöntemlerine aralıklı çalışma ve toplu çalışma seklinde sınıflandırmak mümkündür. Aralıklı çalışma ilgili konunun her gün veya her hafta tekrar edilmesi, dersin sistematik bir
çalışması anlamına gelir. Toplu çalışma ise derse sadece
sınav zamanı çalışmayı ifade eder. Toplu çalışan kişiler, dersle sınav dışındaki zamanlarda ilgilenmezler sınav günü “sabahlayarak “ sınava hazırlanırlar. Aralıklı çalışma toplu çalışma yöntemleri tabi ki iki uçtur; ikisini birleştirmek, şüphesiz daha fazla başarı sağlamaktadır. Ancak “Hangisi daha yararlıdır?” sorusuna verilebilecek cevap beklenenden biraz farklıdır.
Geri bildirim: Öğrenme yöntemi olmakla beraber bu bağlamda vurgulanması gereken bir diğer nokta, öğrenme sonucunun hemen bilinmesidir. Başka bir ifade ile iyi bir öğrenmenin gerçekleşebilmesi için öğrencinin öğrenip öğrenmediği veya ne kadar öğrendiği ile ilgili bilgilendirilmesi gerekir.
Öğrencinin aktif katılımı
Öğrencinin aktif veya pasif oluşu dikkate alındığında öğretim yöntemleri, dinlenme-okuma-yazma-anlatma seklinde bir dizi üzerinde yerleştirilebilir Dinleme durumunda öğrenci pasiftir. Anlatmada ise aktif bir durumdadır. Anlatma yöntemine doğru gidildikçe öğrenme artmaktadır. Yazma geri bildirim sağlamadığı için anlatmadan daha az öğrenmeye yol açar.
Öğrenme Malzemesiyle İlgili Faktörler
Öğrenilmek üzere ele alınan malzemenin kendine özgü kimi özellikleri öğrenilmesini kolaylaştırabilmekte ya da zorlaştırabilmektedir.
Algısal ayırt edilebilirlik : Çevresindeki malzemelerden kolayca ayırt edilebilen şey daha kolay öğrenilir. Bu yüzden öğrenme malzemesi çevresindeki uyarıcılardan ayırt edilebilir olmalıdır.
Anlamsal çağrışım : Bir malzeme ne kadar anlamlı ise öğrenilmesi de o kadar kolaylaşır. Sözel bir malzeme çalışırken başka konularla çok fazla çağrışım oluyorsa bu malzeme anlamlı hâle gelir ve kolay öğrenilir. Sosyoloji, psikoloji , antropoloji, siyaset bilimi gibi konularda bol örnek verip çağrışım sağlayarak öğrenilmesi kolaylaştırılabilir.
Telaffuz edilebilirlik: Sözel malzemelerin öğrenilme hızını etkileyen ancak çok önemli olmayan bir faktördür. Deneyler, telaffuz edilmesi kolay olan sözcüklerin daha kolay öğrenildiğini göstermektedir
Kavramsal gruplandırma: Sözel öğrenmede öğrenilen maddeler arasında içsel bağlar (ilişkiler) vardır.
Bu ilişkilerden doğan anlamlılığa örgütlülük (organizasyon) denir. Kavramsal gruplama, birçok bilgiyi ve kavramı öğrenme durum ile karşı karşıya kaldiginda öğrenme malzemelerinin birtakım gruplar hâlinde bütünleştirilmesidir. Kavram
haritaları kavramsal gruplama örneğidir.
Kavram haritalarının faydalı yönleri şunlardır:
• Dersin (konuların) bütününü anlamlı olarak öğrenmeyi sağlamak,
• Sunuş yoluyla öğretim stratejisinin etkisini artırmak,
• Bilginin zihinde somut, görsel ve sistematik olarak algılanmasını sağlamak,
• Öğrencinin bilgileri organize etmesini ve sentezlemesini sağlamak,
• Öğrencilerin kendilerini hazırlaması durumunda öğrenmede aktif kılar ve
grup çalışmasını geliştirir.





unite 3

KLASIK KOŞULLANMA � -IVAN PAVLOV (1849-1936)
Klasik koşullama kuramının öncüsü, sindirim konusunda yaptığı deneysel araştırmalar nedeniyle Nobel ödülü kazanan Rus psikoloğu Ivan Pavlov’dur.Pavlov, klasik koşullanma yoluyla öğrenmenin nasıl olduğunu bir köpeğin salya salgılamasını zil sesine koşullayarak kanıtlamıştır.
Klasik Kosullama ile Ögrenmede Temel Kavramlar
Genel olarak ele alındığında klasik koşullamada öğrenme, bir uyarıcı tarafından uyandırılan bir tepkinin, daha önce nötr olan farklı bir uyarıcıyla eşleştirilmesini içermektedir. Bu tür öğrenme yaklaşımında beş temel bileşenden
söz edilmektedir. Bunlar; koşulsuz (doğal) uyarıcı, koşulsuz (doğal) tepki, nötr uyarıcı, koşullu uyarıcı ve koşullu tepkidir.
Koşulsuz uyarıcı: Varlığı, bir organizmanın değişmez olarak belirli bir şekilde
tepki vermesine neden olan uyarıcıdır. Yani, hiçbir koşula bağlı olmadan tek başına
verildiğinde organizmada bilinen bir tepkiye yol açan uyarıcıdır. Bu uyarıcıya doğal
uyarıcı da denir.
Koşulsuz tepki: Bir koşulsuz uyarıcının her ortaya çıkışında organizmanın verdiği tepkidir.
Nötr uyarıcı: Canlıda bilinen herhangi bir tepkiye yol açmayan uyarıcıdır.
Koşullu uyarıcı: Başlangıçta nötr olduğu halde, bir koşulsuz uyarıcıyla eşleştirilen ve bunun sonucunda tek başına sunulduğu zaman organizmada istenilen tepkiyi ortaya çıkartma gücünü kazanan uyarıcıdır.
Koşullu tepki: Koşullama gerçekleştikten sonra organizmanın sadece koşullu uyarıcıya gösterdiği tepkidir. Klasik koşullama yoluyla öğrenme sadece hayvanlarda değil, insanlarda da gözlenebilir.
Klasik Kosullama ile oğrenme Ilkeleri
>>Genelleme
Genelleme bireyin şartlı uyarıcılar veya bunlara benzer uyarıcılar karşısında, derece derece koşullu tepkiler yapabilme gücünü kazanmasıdır. Örn Eğer kızıl saçlı birinden hoşlanmıyorsak, bundan sonra hiçbir neden yokken kızıl saçlı kişilere karşı antipati duyarız.
>>Ayırdetme
Ayırdetme genellemenin tam tersidir. Ayırdetme insanlar için değer taşir.
>>Sönme
Bir davranış bir kez koşullandıktan sonra koşullu uyaranın uzun süre tek başına verilmesi, pekiştirecin verilmemesi durumunda canlının koşullu uyarana artık tepki vermemesidir. olumlu
yaşantıları hatırlatan bir müziğin, uzun süre dinlenilmediği için
artık olumlu hisler uyandırmaması bu ilkeye örnektir.
>>Kendiliğinden geri gelme Sönme meydana geldikten sonra belirli bir ara verildiğinde pekiştirme olmadan canlının koşullu uyarana tekrar tepki vermesidir.
>>Bitişiklik- yakınlık
Nötr uyarıcı ile koşulsuz uyarıcının birbirine çok yakın aralıklarla
sunulmasıdır. Klasik koşullama ile öğrenmenin en uygun düzeyde gerçekleşebilmesi için bu iki uyarıcı arasındaki aralığın bir ya da yarım saniye olması gerekmektedir.
>>Pekiştirme
Tüm davranışçı yaklaşımlarda olduğu gibi klasik koşullama yoluyla öğrenmede de davranışın öğrenilmei için pekiştirme önemlidir.
>>Habercilik
Klasik koşullama ile öğrenmenin gerçekleşebilmesi için koşullu uyarıcının esas tepkiye yol açan koşulsuz uyarıcıdan önce verilmesidir.
Klasik Koşullanma Kuramının Eğitime Faydalar
Istendik davranışların kazandırılmasında, uygun sayı ve nitelikte koşulsuz uyaran (pekiştireç) kullanmak gerekmektedir.öğrenme ortamının insancıl, güvenilir ve üretken
özellikler taşımasına özen göstermelidir.
EDIMSEL KOŞULLAMA ILE ÖGRENME YAKLAŞIMI
Oncülerinden biri Amerikalı psikolog ve eğitimci Edward Lee Thorndike kuramı geliştirmek için kedilerin nasıl öğrendiğini
incelemiştir ve davranışçı öğrenme kuramlarının öncüsü olarak kabul edilir.
Thorndike’nin Öğrenmeye Ilişkin Temel Görüşleri
>>Bağlasımcılık
Thorndike’ın ilgilendiği sadece uyarıcı koşullar ve davranış eğilimleri değil, aynı zamanda uyarıcı ve tepkiyi bir arada tutan şeyin ne olduğudur. Thorndike, uyarıcı ve tepkinin sinirsel bir bağla bağlandığına inanmaktadir.
>>Deneme ve yanılma
Thorndike’a göre öğrenmenin en temel formu deneme yanılma
öğrenmesidir.
Thorndike’ın öğrenmeyle ilgili üç temel kanunu vardır. Bunlar:
• Hazırbulunuşluk Yasası
• Tekrar (Egzersiz) Yasası
• Etki-Tepki (Haz-Elem) Yasalarıdır.
Thomdike, hazırbulunuşluk kavramını ilk defa insanın orijinal doğası (The Original Nature of Men-1913) adlı kitabında açıklamıştır.
Thorndike’ın Eğitime Ilişkiin Görüsleri
• Öğretimin düzenlenmesine, öğrenciye kazandırılacak hedef davranışları belirleyerek başlamalıdır.
• Öğrenme küçük birimler hâlinde oluştuğundan, öğrenme adım adım sağlanmalıdır.
• Öğrenci, uyarıcı durumdaki dikkati çeken baskın ögelere tepkide bulunur, diğer önemsiz ayrıntıları eler. Bu durumda, öğretme -öğrenme sürecinde, hedef davranışa yöneltecek uyarıcıların dikkati çekici nitelikte olması gerekir. Doğru tepkiler hemen pekiştirilmeli, yanlışlar tekrar edilmeden düzeltilmelidir.
• Öğretme - öğrenme ortamında öğretmen değil, öğrenci etkin olmalı; yaparak yaşayarak öğrenmelidir.
• Thorndike’ın sisteminde ceza yoktur. Çünkü ceza, uyarıcı ile tepki arasındaki bağı zayıflatmaz. Thorndike’ın “benzer ögeler transfer teorisi”ne göre iki durum arasındaki ortak ögeler ne kadar çok olursa, transfer o kadar yüksek olur.
SKİNNER’IN OPERANT/EDİMSEL KOŞULLANMA KURAMI
Skinner’ın teorisi öğrenmenin gözlenebilir bir davranış değişikliği fikrine dayanmaktadır. Davranışta meydana gelen değişiklikler bireylerin çevrelerinde meydana gelen olaylara gösterdikleri tepkinin bir sonucudur. Bir uyarıcı-tepki desteklendiğinde (ödüllendirildiğinde) birey duruma tepki gösterir.
>>Pekistireç
Pekiştireç (ödüllendirme) Skinner’ın uyarıcı-tepki teorisinin anahtar öğesidir. Pekiştireç arzu edilen sonucu kuvvetlendiren herhangi bir şeydir.ikiye ayrilir
Olumlu pekistireç ̧
Skinner, olumlu pekiştirecin birinci ve ikinci pekiştireçler ile ortaya çıktığını belirtmektedir. Birinci pekiştireç (koşullanmasız), temel ihtiyaçları tatmin eden olay veya nesneler (yiyecek gibi) dir. Ikinci pekiştireç (koşullanmalı) ise kazanılması istenilen olay veya nesneler (para gibi), pekiştirecin kalitesi olarak bilinir.
Olumsuz pekistireç ̧
Olumsuz pekiştireçler, sınıfta istenmeyen davranışların söndürülmesinde kullanılabilir.olumsuz pekiştirme bir ceza değil, tam tersine rahatsız edici bir durumun ortadan kalkması ile oluşmuş bir ödüllendirme durumudur.
>>Ceza
Skinner, cezanın pekiştireçten farklı olduğunu, tepkiyi zayıflattığını, sonuçlarının tahmin edilemez veya güvenilir olmadığını, istenilmeyen alışkanlıkların gideremediğini belirtmektedir .
Tip ceza
Bireyin yaptığı olumsuz bir davranış sonucu onun hoşuna gitmeyen bir uyarıcıya maruz kalmasıdır.
>>Sönme
Sönme edimsel koşullamada da gerçekleşir. Edimsel koşullamada sönme, pekiştirmenin sona erdirilmesi sonucunda ortaya çıkar. Ancak pekiştireç kesildikten sonra davranışın sıklığında ani bir davranış azalmamakla birlikte artış gözlenmektedir.
>>Karsılık vermeme
Bazen organizmanın davranışından sonra ne ödül ne de ceza verilmesi yani davranışın görmezlikten gelinmesi uzun vadede davranışın sönmesini sağlamada önemlidir. Görmezden gelme, değişmesini istediğimiz davranıştan sonra ceza yerine kullanılabilecek etkili bir uygulamadır.
>>Genelleme ve ayırt etme
Edimsel koşullamada genelleme, öğrenilmiş davranışın başka ortamlarda da genellenmesidir. Ayırt etme ise bir ortamda işe yarayan bir davranışın başka ortamda işe
yaramaması sonucu o davranışın sadece pekiştirildiği ortamda kullanılmasıdır.
Edimsel kosullamanın ögrenmeye katkısı
Edimsel koşullama, evde, işte, okulda ve sporda birçok davranışın öğrenilmesinde etkilidir. Evde çocukların kendi başına giyinebilme, dişlerini düzenli fırçalama gibi öz bakım becerileri, yatağını düzeltme, odasını düzenli tutma,
ödevlerini yapma gibi pek çok davranışın öğrenilmesinde kullanılabilir. Okulda ise okulu ve öğretmeni sevdirme, yazı yazma ve okumayı öğrenme, düzenli ders çalışma, temizlik alışkanlığı gibi davranışların öğrenilmesinde edimsel koşullama ilkeleri kullanılabilir.
JOHN BROADUS WATSON BİTİŞİKLİK KURAMI
Davranışçı kuramın kurucusudur. Watson’a göre öğrenme bitişiklik ile oluşur. Yani koşullu ve koşulsuz uyarıcının birbirine yakın zamanda verilmesiyle oluşur.
Watson’un Bitişiklik Kuramı’nın Temel İlkeleri
>>En son ve en sık ilkesi
Organizmanın bir uyarıcıya karşı vermiş olduğu tepkiyi ne kadar çok tekrarlarsa, organizma bu uyarıcıyı bir daha gördüğünde aynı tepkiyi gösterme eğilimine girer.
>>Korku koşullanmasıWatson, korku koşullanması ve bunun tedavisi üzerine çalışmıştır. Albert isimli 11 aylık bir çocuğa ilk önce tavşan göstermiştir. Çocuk onunla ilgilenmiştir. Sonra hemen ardından beyaz bir tavşan şiddetli gürültü eşliğinde gösterilmiştir.
Albert, gürültüyü duyduktan sonra ağlamıştır. Bu işlem tekrarlanmıştır. Sonunda tavşan tek başına gösterilmiştir ve Albert gürültü olmadığı halde tavşandan korkmuştur.
>>Sistematik duyarsızlaştırma
Organizmanın korkuya neden olan uyarıcıya karşı yavaş yavaş, aşamalı olarak yaklaştırılmasıdır. Korku tedavisinde kullanılır. Korku koşullanmasında oluşan tepkiyi ortadan kaldırma yöntemidir.
SOSYAL ÖĞRENME KURAMI
Albert Bandura’nın öncülük ettiği araştırmalar sonucunda “Sosyal Bilişsel Kuram” ı geliştirmişitir. Sosyal Bilişsel Kuram, kişinin başkalarını gözlemleyerek öğrenmelerini ve aşama aşama kendi davranışlarını kontrol etmeyi başardıkları süreci incelemektedir.

Sosyal Bilişsel Öğrenme Kuramı’nın Dayandığı Temel İlkeler
>>Karşılıklı belirleyicilik
Öğrenmeyi; birey, çevre ve davranış olarak üç temel faktör birlikte oluşturur. Bireyin karakteristik özellikleri, kişiliği, düşünceleri, beklentileri ve inançları üçgenin bir köşesinde yer almaktadır. Diğer köşede ise davranış yer
almaktadır. Kişi kendi davranışı ile hem kendi kararlarını etkilemekte, hem de diğerlerinin kişiye göstereceği tepkiye neden olmaktadır. Üçüncü köşede ise; çevre yer almaktadır. Bir yandan çevresel faktörler bireyin kararlarını etkilerken diğer yanda çevrede olan olaylar, bireye nasıl davranması gerektiği ile ilgili olarak yol gösterici olabilmektedir.
>>Sembolleştirme kapasitesi
Bandura’ya göre insanlar dünyada gördüklerini zihinlerinde sembolleştirirler. Semboller insanların zihninde dünyadaki gördüklerinin
temsilcileridir.
>>Öngörülük kapasitesi
İnsanlar geçmişte yaşadıklarını, düşünce ve sembollerle zihinlerine kodlayarak ileriye dönük planlar yapma gücüne sahiptirler. İnsanlar beklentilerini karşılama durumunu dikkate alarak hedefler oluştururlar ve gelecekle ilgili planlar yaparlar.
>>Dolaylı öğrenme kapasitesi
İnsanlar, başkalarının davranışlarını ve o davranışların sonuçlarını gözlemleyerek öğrenirler
>>Öz düzenleme kapasitesi
Bandura’ya göre insanlar yalnızca öğrenen yada uygulayan değil, aynı zamanda kendi davranışlarını kontrol etme yetisine sahip olan varlıklardır.
>>Öz yargılama kapasitesi
Bandura’ya göre öz yargılama kapasitesi insanlara deneyimlerini analiz etmeye düşünce süreçlerini tekrar değerlendirme imkânı sunar. İnsanlar kendileri hakkında düşünür ve düşündüklerini açıklayabilir.
>>Öz-yeterlik
Sosyal öğrenme kuramının temel kavramı olup kişinin kendinin farkında olmasıdır
>>Tepki sonuçları yoluyla öğrenme
Bandura’ya göre günlük yaşamda yapılan bazı davranışların sonucunda herhangi bir tepki ile karşılaşılmazken, bazılarının sonucunda ceza ve ödül gelebilmektedir
>> Model alma yoluyla öğrenme
Bireyin, başkalarının davranışlarını gözlemleyerek, biliş, duyuş ve davranışlarında değişiklik oluşturma sürecidir.
Model alma yoluyla öğrenme, Sosyal Bilişsel Öğrenme Kuramı’nın temelini oluşturur.3 ayrilir.
Doğrudan modelleme: Basit olarak modelin davranışlarını taklit etmeye çalışmak.
Sembolik modelleme: Kitaplardaki, tiyatrodaki, filmlerdeki ya da televizyondaki karakterlerin davranışını taklit etmektir.
Birleştirilmiş modelleme: Gözlemlenen davranış kalıplarını birleştirerek yeni davranışlar geliştirme.
Model ile gözlemleyen arasındaki etkileşimde bazı temel özellikler bulunmalıdır. Bunlar: yaş cinsiyet. Karakter. Benzerlik .beceri. Statu

Modelden öğrenme sürecinin dört temel aşaması vardır. Bunlar:
>>Dikkat süreci
Birey önce dikkat eder. Dikkat bireyi etkileyen birçok uyaranın sadece bir gurubuna odaklanma ile gerçekleşir.
>>Hatırda tutma süreci
Birey tarafından izlenilen davranışlar alıkonur. Bellek kavramından açıkça söz edilmese de alıkoyma kavramı bunun yerine geçmektedir.
>>Uygulama ve davranışı meydana getirme süreci
Gözlemlenen davranışların bellekte kodlandıktan sonra birey tarafından
davranışa dönüştürülmesidir.
>>Güdülenme süreci
İnsanlar dışarıdan her gördüğü davranışı gözlemleyerek öğrenmezler.
Gözlemlenen davranışın sonunda modelin çevreden almış olduğu tepki o
davranışın gözlemleyen tarafından taklit edilip edilmeyeceği kararını vermede
etkilidir. Eğer gözlemlenen davranışın sonunda model ödüllendirildi ise
gözlemleyende aynı davranışta bulunma isteği oluşur.
GESTALT KURAMI
Davranışçı yaklaşıma tepki olarak ortaya çıkan bir grup Alman psikolog kendilerini Gestalt psikologları olarak adlandırmıştır. Gestalt kuramı ilkeleri Wertheimer, Köhler ve Koffka tarafından geliştirilmiştir. Gestalt kuramına göre; bütün, parçaların toplamından daha fazladır ve birey, bütünü parçalarına
ayrıştırarak değil, bütünlük içinde algılar. Örneğin, bir senfoni dinlerken, her bir
müzisyenin orkestraya analiz ederek bütün olarak dinleyip anlamaya orkestradan müzik, her bir müzisyenin bir ondan daha kalitede bir müziktir.Kuramda ‘‘algılama’’ üzerinde durulmakta, algının öğrenme üzerindeki
etkileri vurgulanmaktadır.
Aşağıda iki yaklaşım arasındaki fark:
GESTALT DAVRANIŞÇI
Bütüncü Atomcu İndirgemeci
Elementçi
Bütüne ait Moleküler
Öznel Nesnel
Doğuştancı Çevreci
Bilişsel, fenomenolojik Davranışsal

Gestalt Kuramı’nda Algılama ve Algısal Örgütlenme Yasaları
Algı (perception) bir cismin, bir olgu ya da bir olayın mekanda bir yere yerleştirilmesi ve bir bütün olarak kavranmasıdır.Algılama zihinde oluşan bir süreçtir.Algılamada beyne iletilen uyarımlar a-gruplar halinde örgütlenir ve b-aynı zamanda bir anlam kazanır.Gestalt kuramcıları algı konusunu açıklarken belirli ilke ve yasalardan söz etmiştir. Bu yasaların en geneli ‘‘Pragnanz Yasası’’ olarak adlandırılmıştır. Koffka , Pragnanz yasasını şöyle açıklamıştır: "Psikolojik örgütlemeler, kontrol edici
koşulların izin verdiği ölçüde, olabildiğince iyi olacaktır.’’ Yani her psikolojik olayda
anlamlı olma, basit olma ve tam olma eğilimi vardır. Gestaltçılar Pragnanz yasasına
ait alt yasalar tanımlanmıştır. Bunlar:
>Şekil- Zemin İlişkisi: Bütün algılamalarda bir şekil ve bir zemin vardır. Şekil algılama sırasında göze ilk olarak çarpan nesnedir. Zemin ise, görülen arka plandaki alandır. Görsel alanda şekil, zeminden daha yakındır ve bir biçimi vardır; zemin ise tanımlanması zor bir madde izlenimi verir. Bazen şekil ile zemin
birbiriyle yer değiştirir.
>Yakınlık (Proximity) Yasası: Birbirlerine yakın unsurlar algı düzleminde grup hâlinde gözlenecektir. Algımız benzer şekilleri de bir arada gruplama eğilimindedir. Okuma, yazma, kelimeleri algılama, iletişim kurma, görme gibi işlemler algılamanın bu yasalarından etkilenir. Birbirine yakın olan sesler de birer küme
olarak algılanır.
>Benzerlik (Similarity) Yasası: Zihinde şekil, renk, doku, cinsiyet gibi pek çok özellik bakımından birbirine benzeyen nesneleri gruplayarak algılama eğilimi vardır. Benzerlik faktörü görsel uyarıcıların algılanmasında olduğu kadar, işitsel uyarıcıların algılanmasında da önem taşır.
>Tamamlama (Clsure) Yasası: Organizma, tamamlanmamış etkinlikleri, şekilleri, sesleri tamamlayarak algılama eğilimindedir. Bir nesne, şekil, sesi vb.uyarıcının tümü görülmese bile tümü görülüyormuş gibi algılama tam olur.
>Devamlılık (Contiguity) Yasası: Algı alanında bulunan ve aynı yönde giden birimlerin birbirleriyle ilişkili görünme eğilimine süreklilik yasası denir.
>Basitlik (Simplicity) Yasası: Algılama basit, anlaşılır ve belirgin olanı daha kolay elde eder. Öğrenme sürecinde kolaylaştırıcı etkileri sunabilmek önemlidir.

Gestalt Psikolojisinin Öğrenmeye İlişkin Temel Kavramları
>>Algısal değişmezler
Bir objenin değişik koşullar altında aynı biçimde görülmesine, algılanmasına algısal değişmezlik denir.
>>Beyin ve yaşantı kazanma
Gestalt psikologlar, beynin kendisine gelen duyusal uyarımları nasıl anlamlandırıp organize ettiğine ilişkin sorunu çözdüklerini düşünmektedirler: Beyin aktif olarak duyusal uyarımları tam, doğru ve düzgün organize edilmiş bilgiye dönüştürmekte ve dönüşümün sonucunda bilinçli yaşantı oluşmaktadır.
>>İz kuramı
Gestalt Yaklaşımı’na göre yaşam boyunca edinilen yaşantılar iz sistemlerini oluştururlar. Geçmişte oluşturulan iz sistemleri daha sonraki yaşantıları ve algılamaları da etkiler. Bellekte iz bırakan algılar anımsanır. Bu izler bellek izi olarak isimlendirilir. Sonraki benzer yaşantılar bellek izini tetikler ve onlarla birlikte yeni
bir yaşantıya ve yeni bir bellek izine dönüşür. Dolayısıyla sonraki tüm yaşantılar bellekte var olan önceki tüm yaşantılarla anlam kazanır.
>>Unutma
Geriye getirmedeki başarısızlık nedeniyle unutma: Gestalt psikologları unutmayı iki nedene bağlamaktadırlar. Birincisi bellek izini geriye getirme, hatırlama ile ilgili güçlüklerdir. Ayrıca hatırlama için verilen ipucu orijinal bilgiye ne kadar benzerse hatırlama o kadar kolay olmaktadır.
İz sistemindeki bozulma nedeniyle unutma: İkinci neden ise bellek izinin yeniden düzenleme sırasında, orijinal olayın kaybedilmesi, bozulmasıdır. Başlangıçtaki bellek izi yeniden düzenleme sırasında çok fazla değişirse özelliklerini kaybeder ve geriye getirmede kullanılan ipuçları ilişki kuracak örüntü
bulamadığından hatırlama mümkün olmamaktadır.
İçgörsel (Kavrama Yoluyla) Öğrenme
Temel özellikleri:
• Ön çözümden çözüme geçiş, ani ve tamdır.
• Içgörü yoluyla edinilen çözüme dayalı performans genellikle pürüzsüz ve
hatasızdır.
• Içgörü yoluyla kazanılan problem çözümü uzun süre hatırlanır.
• Içgörü yoluyla kazanılan bir ilke, diger problemlerin çözümüne kolaylıkla ̆
uygulanabilir.
• Zeki olanlar, içgörüsel çözüme daha kısa sürede ulaşırlar.
• En temel özelliği, bireyin problemin çözümünü bir süre düşündükten sonra aniden bulmasıdır. İçgörüsel öğrenme, bilişsel bir yapıya işaret etmektedir. Davranışçı kuramın aksine bilişsel süreç ön plandadır.

Gestalt Kuramı’nın Eğitim Açısından Doğruları
• Gestalt kuramcılara göre birey, bütünü parçalarına ayrıştırarak değil,
anlamlı, örgütlenmiş bütünler hâlinde algılar. Daha sonra bütün ve parçaları arasındaki ilişkileri keşfeder.
• Öğrencinin inançları, değerleri, ihtiyaçları, tutumları, öğretme-öğrenme ortamındaki fiziksel uyarıcıları anlamlandırmasında önemli bir etkiye sahiptir.
• İçgörsel problem çözme ve üretici düşünme, problem ve çözüm için olanaklar sunulmalı ve çözümü öğrenci bulmalıdır.
• Gestaltçılara göre önceki yaşantılar, daha sonra dışardan gelen duyusal uyarımlarla etkileşimde bulunarak yeni yaşantıları oluşturur.





4.UNITE

Son yıllarda bilişsel öğrenim kuramları eğitim alanında daha sık
kullanılmaktadır. Bilişsel öğrenme çalışmaları ilk olarak, anlamlı sözel öğrenme sürecinde iç bilişsel süreçleri anlama ve tanımlamaya odaklanır. Bu süreçler, bir adresi hatırlamak veya karmaşık bir problemi çözmek gibi pek çok görevde kullanılmaktadır. Bu sebeple araştırmacılar dikkati, algıyı, belleği, unutma ve geri getirmeyi ve buna benzer bilişsel süreçleri inceler.

NOT...Bilgiyi işleme kuramlarının özü, algılama ve anlamanın oluştuğu bu zihinsel
süreçleri inceleyerek öğrenmeyi açıklamaktır.

Öğrenme olgusunu bilişsel açıdan ele alan kuramlardan biri olan Bilgi İşleme Kuramı, insanın öğrenme sürecini bilgisayarlara benzetir. İnsan beyni bilgiyi alıp işler, yapı ve içeriğini değiştirerek depo eder, gerektiğinde geri getirir ve tepkileri üretir. Bir diğer deyişle, bu süreç bilgiyi bir araya toplar, kodlar, korur veya depo eder ve gerektiğinde geri getirir. Tüm bu süreç bilgisayarlarda “yazılım”, bireylerdeyse “yürütücü kontrol” tarafından denetlenir.

Bilgiyi işleme kuramı temelde aşağıdaki dört soruya cevap bulmaya çalışır:
• İnsan yeni bilgiyi dışardan ne şekilde alır?
• Aldığı bu yeni bilgiyi ne şekilde işler?
• İnsan bilgiyi ne şekilde uzun vadeli olarak depo eder?

• İnsan depo edilen bir bilgiyi nasıl geri getirerek hatırlamaktadır?
Bilgiyi işleme kuramı iki temel öğe üzerinde durmaktadır.
İlki üç yapıdan oluşur; duyusal kayıt, kısa vadeli ya da çalışan bellek ve uzun vadeli bellektir.
İkincisiyse, bilişsel süreçleri içerir.

Bilgiyi İşleme Süreçleri
• Çevrede bulunan uyaranların alıcılar vasıtasıyla alınışı

• Duyusal kayıtlama vasıtasıyla bilginin kaydedilişi
• Bilginin seçilip kısa vadeli belleğe geçirilişi

• Kısa vadeli bellekte zihinsel tekrar
• Anla• Kodlanan bilginin uzun vadeli belleğe kodlanması
mlı kodlama
• Çalışan belleğe geri getirme
• Tepki üreticini bilgiyi kaslara iletmesi

Bellek Türleri
Üç çeşit bellek vardır.
• Duyusal bellek,

• Kısa vadeli bellek,

• Uzun vadeli bellektir.

Duyusal bellek
Bilgi işlemin ilk basamağıdır. Duyularla ilişkili olarak (görme, duyma, vs.), bilgiyi bellekte, sadece bir sonraki aşamaya gelene kadar, çok kısa süre tutma görevini görür. Duyusal belleğe gelen bilgiler çok kısa vadelidir (1-3 saniye kadar) ve kısa vadeli belleğe aktarılmayanlar kaybolur ve bir daha geri getirilemez. Bir
nesneye bakıp hemen kafamızı başka yöne çevirdiğimizde nesnenin görüntüsünü
kısa bir süre görmeye devam etmemiz duyusal kayıtla ilgilidir. Bu özelliğinden dolayı anlık bellek denilmektedir. Ancak duyusal kayıt belleğinin alıcı kapasitesi dolayı anlık bellek denilmektedir. Ancak duyusal kayıt belleğinin alıcı kapasitesi vadeli belleğe aktarılır. Uyaranlardan hangisinin kısa vadeli belleğe alınacağını ise tanıma, dikkat ve algı süreçleri belirlemektedir.

Kısa vadeli bellek
Kısa vadeli bellek, duyusal belleğe gelen bilginin davranışa dönüşmesi veyauzun vadeli belleğe yazılmasını sağlar. Bu bellekte kapasite oldukça sınırlıdır. Çalışmalar kısa vadeli bellek kapasitesinin 5-9 bilgi birimiyle (sayı, harf, obje, isim vb.) sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu belleğin alınan bir bilgiyi koruma süresiyse yaklaşık 20-30 saniye kadardır.
Kısa vadeli bellekte bilgiler aktiftir. Bilgiler bu bellekte korunduğu kısa
sürede ya davranışa dönüşür ya da uzun vadeli belleğe yazılır. Aksi takdirde unutulur. Kodlama vgelmesini sağlar. Bu sayede kısa vadeli bellek sürekli çalışarak öğrenmede
e unutma süreçleri kısa vadeli belleğin boşalarak yeni bilgiler sürekliliği sağlar. Bu özelliğinden dolayı kısa vadeli belleğe çalışan bellek de denmektedir.

Uzun vadeli bellek
Bilginin, özellikle de iyi biçimde öğrenilen bilginin, uzun süre saklandığı kısma uzun vadeli bellek denmektedir. Burada düzenlenen bilgiler, gerektiği zaman kullanıma hazır biçimde beklemektedir. Uzun vadeli bellekte bilginin her istendiğinde kullanılmasına olanak sağlayan bir ağ vardır. Kapasitesi sınırsızdır ve kimi olaylar sonsuza değin saklanabilmektedir. Uzun vadeli bellekte bilgi, istenen uzunluk ve miktarda depolanabilir ve kesinlikle unutulmaz. Buradaki problem,
gerektiğinde doğru bilgiyi bulabilmektir. Uzun vadeli bellekte bilgiler kaybolmaz, fakat bilgi, uygun şekilde kodlanmamış ve uygun yere yerleştirilmemiş ise geri getirmede zorluklar ile karşılaşılabilir.

Uzun vadeli bellek 3’e ayrılır.
Anısal bellek; Anısal bellek bireysel yaşantıların depolandığı bölgedir. Yaşamsüresince kişinin başından geçen olay, şaka ve dedikoduların kısaca bireyselyaşantıların depolandığı yer burasıdır. Örnek olarak yemekte yenenler, özel bir gün için giyilen kıyafet ya da yapılan bir gezi burada bulunur. Anısal bellekte

Anlamsal bellek; Uzun vadeli belleğin bu kısmında konu alanlarının kavram, olgu, kural, genelleme ve problem çözme becerileri depolanmaktadır.Anlamsal bellek, önerme ağları ve şemalardan oluşur. Anlamsal belleğegelen bilgi bu yapılar içinde depo edilmektedir.

İşlemsel Bellek; Her hangi bir işin nasıl yapılacağıyla ilgili bilgi ve işlemlerin depo edildiği bellektir.İşlemsel belleğin oluşum süreci çok zaman alır, fakat bir kereoluşturulduğunda da kalıcılığa ve hatırlanma özelliğine sahiptir. Durum-etkinlikkuralları depolarıdır. Örneğin ‘X olayı gerçekleşirse Y davranışını sergile’gibi. İşlemsel bellekte bulunan bilgilerin kalıcı olması ve otomatikleşmesi
çoğunlukla yapılan alıştırma ve tekrarlarla ilişkilidir. Bu yolla kalıcılığı sağlanır.Kalıcı olan bilgiyse uzun vadeli bellekten daha kolay geri getirilir.

Bilgiyi İşleme Kontrol Süreçleri

Bilginin duyusal kayıttan kısa vadeli belleğe aktarılmasını sağlayan süreçler

DikkatBilgiyi işleme süreci dikkatle başlar. Dikkat, uyaran veya uyaranlara tepki vermeye yönelimdir.
Herhangi bir bilginin kısa vadeli belleğe alınmasını dikkat belirler. Dikkatin yönelmediği uyaranlar kaybolur. Dikkat seçicidir ve kendiliğinden oluşabilmektedir. Seçici dikkat kişinin denetimindedir. Kişilerde, çevredeki belirli bilgi kaynaklarına, bilişsel güçlerini yöneltme becerisi bulunmaktadır.

NOT...Etkili öğrenmeyse kişinin seçicilik becerisine dayanmaktadır. Dikkat çoksınırlı bir kaynaktır. Bu nedenle duyusal kayda gelen tüm farklı uyarıcılara dikkatetmek neredeyse imkânsızdır.

Algı...Duyusal bilginin yorumlanma veya anlamlandırılması sürecidir. Bir uyaranın anlamlandırılabilmesi için öncelikle kişinin, o uyaranla ilgili bilgilere sahip olmasıgerekmektedirAlgıya etki eden bir başka etken de beklentilerdir. Kişiye gelen çevresel
uyaranlar, direkt saf bir şekilde algılanmaz. Algılama, kişinin geçmiş yaşamından,ön bilgilerinden, motivasyon düzeyinden ve daha pek çok içsel faktörlerdenetkilenir. Bu nedenle işleyen bellekteki bilgi objektif gerçekten ziyade algılanan
gerçektir. Şayet algılanan bilgi yanlış bilgi ise ve bu uzun vadeli belleğeyerleştirilmişse bunu değiştirmesi oldukça zordur.

Beklentiler...Ön öğrenmeler ve algılama: Kişiye gelen yeni uyaranlara verdiği anlamlar,büyük ölçüde geçmişte edindiği tecrübelere dayalıdır. Kişinin kimya dersindeki birformülü anlayabilmesi için element simgelerini daha önceden öğrenmiş olması
gerekir.

Beklentiler ve algılama: Bir olay ya da nesneye yüklenen anlam, yaşam
süresince kazanılan beklentilerden etkilenir. Ör: Öğrenciler çalışacakları konunun zor olduğunu düşünüyorsa, konuyu büyük ihtimalle zor bulacaktır. Beklentiler bir olay ya da nesneye hazır olmaya etki eder.

Kısa Vadeli Bellekte Bilgiyi Tutma Süreçleri
Sürekli tekrarDaha önceden açıklandığı gibi kısa vadeli bellekte bilgilerin saklanma süresi en fazla 20 sn’dir. Ancak bu süre, bilgiyi zihinsel ya da sesli olarak sürekli tekrar etme yoluyla uzatılabilir. Her 20 sn. de bir yapılan tekrarlar yoluyla bilgi 20, 40, 60,80 sn. gibi sürelerde kısa vadeli bellekte tutulabilir. Tekrar edilmediği sürece bilgi
kısa sürede kaybolur. Sürekli tekrar bilgiyi aktif hale getirecek ve bellekte var olan bilginin kullanılmasını sağlayacaktır. Örneğin, kullandıktan sonra işimize yaramayacak olan telefon numarasını telefon edinceye kadar tekrar etmek gibi.

Gruplama...Kısa vadeli belleğin bir başka sınırlılığı da alacağı bilgi miktarıyla ilgiliydi. (7±2birim). Bilgiyi gruplayarak birim sayısını azaltmak, kısa vadeli belleğin kapasitesiniarttırmanın bir yoludur. Gruplama sayesinde karışık ve uzun bilgiler az sayıda
bilgiye indirgenebilir. ÖR: 2-3-7-3-5-5-3 yerine 237 – 35 - 53 veya 237 – 3553 gibi.

Uzun Süreli Bellekte Bilgiyi Saklama Süreçleri
Açık ve örtük tekrarBilgi yeterli sıklıkta tekrarlanırsa uzun vadeli belleğe geçer. Tekrar ikibiçimde; sesli ve zihinde yapılır. Tekrar sürecinde kişinin rolü önemlidir. Aralıklıtekrar sürekli tekrardan daha etkilidir. Çocukların kullandıkları ilk bellek stratejiside bilginin tekrar edilmesidir. Diğer bir değişle ezberlemedir. Tekrardazamanlama önemlidir. Öğrenme ve hatırlamada aralıklı yapılan tekrarlar, birdefada çok yoğun olarak yapılan tekrarlardan çok daha etkilidir.

Kodlama/anlamlandırma
Uzun vadeli bellekte var olan bilgi ile kısa vadeli bellekteki bilgininilişkilendirilerek transfer edilmesidir. Birey yeni gelen bilgiyi ne kadar fazla ilişkilendirir, bilgiyi bulmada ne kadar fazla çağrışımlardan yararlanırsa öğrenme etkili olduğu gibi geri getirme de kolaylaşır.

Bilginin anlamlılığını artırarak kodlama sürecini zenginleştirmede dört temel öge vardır:

• Etkinlik
• Örgütleme
• Eklemleme
• Bellek destekleyici ipuçları

Etkinlik: Öğrenen kişinin etkin olmasıdır. Bilgiyi İşleme Kuramı’na göre, birey
bilginin çekinik bir alıcısı değil, kendi öğrenme sorumluluğunu taşıyan etkin bir
kişidir.

Örgütleme: Düzenleme ya da bilgiyi gruplama, tutarlı yapılar oluşturma,
kodlamaya yardım eden önemli bir süreçtir. Örgütleme, geniş ya da karmaşık bilgiler için öğrenme ve anımsamayı kolaylaştırıcı bir süreç olarak işlev görür.
Örgütleme iki işleve hizmet etmektedir. Birincisi, bilgiyi depolamada ekonomik bir
yoldur. İkincisi, anımsama ve geri getirmeyi kolaylaştırır.
Eklemleme: Bilginin uzun vadeli belleğe yerleştirilmesinde en etkili strateji
olan eklemleme, bilgi birimleri arasında ilişkiyi ve anlamlandırmayı artırma
sürecidir. Eklemleme doğal olarak kendiliğinden oluşan bir süreçtir. Genellikle
otomatik olarak yapılır. Örneğin, gürültücü bir ortamda konuşurken kaçırılan bazı
sözcükler sonuç çıkarma süreci ile doldurulur.

Bellek Destekleyici İpuçları: Doğal bağlantının var olmadığı durumlarda,
çağrışımlar oluşturarak bağlantı yaratırlar.

Diğer Bilişsel Süreçler
Geri getirme(hatırlama) ve unutma
Bilginin zihinde var olduğu ancak anımsanamadığını destekleyen gözlemler de vardır:
• Çoktan unutulduğu sanılan bilgilerin beklenmedik zamanlarda rastlantısal
çağrışımlarla kendiliğinden geri gelmesi.

• Rüyalarda, yüksek ateşli hastalıklarda, hipnozda ya da ilaçların etkisi
altında unutulduğu sanılan bilgilerin hatırlanması.

Yürütücü kontrol
• Yürütücü kontrol kişinin tüm biliş süreçlerini denetleyen sisteme verilen
addır
• Öğrenme gerçekleşmezse yürütücü biliş, duruma uygun doğru süreçleri işe
koşar. Özetleme, eklemleme, şematize etme, düzenleme gibi.
• Yürütücü kontrol sistemi kişinin kendi öğrenmesinin 2 temel yönünü
denetlemektedir. Bunlar;

• Motivasyon Süreçleri: Herhangi bir şeyi elde etmeye niyet etme,

onu elde etmeyi amaçlama durumudur ve bu kişinin kendisi tarafından kontrol edilen bir durumdur. Örneğin: saat 10’da derste olma amacı vs.

• Bilgiyi İşlemeyle İlgili Tüm Süreçler: Bilginin alıcılardan duyusal kayda, oradan kısa vadeli belleğe, kısa vadeli bellekten uzun vadelibelleğe ya da tepki üreticilere verilmesi ve bilginin uzun vadelibellekten geri getirilmesine rehberlik edip bunları kontrol eder.

Bilgi Türleri
Dekleratif bilgi
Gerçekte, olaylara ve durumlara ilişkin yalın bilgilerdir. Bu bilgiler daha çok
“Ne?” sorusunun cevabını veren bilgilerdir. Bu bilgiler yeni bilgilerin kazanımında
ve bellekte örgütlenmelerinde işlev görür. “Türkiye’de kaç il vardır?” “Su kaç
derecede kaynar?”

Prosedürel bilgi
Bu tür bilgiler “Nasıl?” sorusunun cevabına verilen bilgilerden oluşur.
Prosedürel bilginin kazanımında ilk önce neler yapılması gerektiği anlamında giriş bilgileri yer alır. Bu aşamada bilgi kazanımı oldukça zor olabilir.
Tekrarlama ve daha çok pratik yapma ile yavaş yavaş prosedürel bilgi
oluşmaya ve psikolojik olarak da rahatlamaya başlarız. Daha ileri aşamasında
otomatikleşme meydana gelir. “Taze fasulye nasıl pişirilir?” gibi eylemsel
bilgilerdir

Metabilişsel bilgi

Kişinin kendi hakkındaki bilgileridir. Bu bilgi diğer bilgilerden daha
karmaşıktır ve hâlen araştırılmaktadır.

İNSANCIL (HUMANİST) KURAM

Hümanist psikolog ve eğitimciler, öğrenme sürecini deneysel verilere
dayandırarak açıklamaya fazla önem vermezler. Bu yaklaşımın oluşturduğu ilkeler ve bakış açısı, kişinin tüm potansiyellerini kişinin özgürlüğü içinde ele alarak bilimsel analizler yapmayı daha uygun görür. Kişinin öğrenme sürecini, onun bireysel özelliklerinin ve potansiyelinin ürünü olarak değerlendirirler. Öğrenme ortamı her bir kişinin özelliklerine ve potansiyeline uygun olmalı ve insani değerlere yakışır olması için çaba gösterilmelidir.

Hümanist eğitim ve öğrenme süreci, öğrenenin kendisini kabul edebilmesi,
kendi potansiyellerini gerçekleştirmesi, başka kişilerle yakın ilişki kurabilmesi,
yaşamı anlamlı bulma ve kendini gerçekleştirmesini temel prensipler olarak
benkımsemıstır...

İnsancıl psikologlara göre, "Psikolojik sağlığı yerinde olan insan benliğini
otorite içinde eriten, yok eden, topluma edilgen uyum sağlayan insan değildir.
Sağlıklı insan, kendi öz duygu ve gereksinmeleri doğrultusunda eylemlerde
bulunan, dinmiş olduğu gizil güçlerini gerçekleştirmeye çalışan ve bunu yaparken de toplumla ciddi bir çatışmaya girmeyen insandır."

İnsancıl psikolojinin temel ilkeleri şöyledir:
• İnsanın doğası iyidir. İnsan uyumlu, akılcı ve iyiye yöneliktir. İnsan doğası
değişmez ve yok olmaz. Engelleyici ya da geriletici ortamlarda, bu olumlu
nitelikler gerileme eğilimi gösterseler bile asla tümüyle yok olmazlar.

Olumlu koşullarda yeniden ortaya çıkabilirler.

• Davranış iç ve dış çevredeki uyarıcılara değil, uyarıcıların algılanan biçimine
yönelik tepkilerin bütünüdür. İnsan, belirli uyarıcılara karşı, kendi öznel
algılama alanına (fenomenal alan) uygun biçimde tepkide bulunmaktadır.

• İnsanda var olduğu varsayılan, düşmanlık, kıskançlık ya da saldırganlık gibi
duygular insan doğasına özgü tepkiler değil; sevgi ve güvenlik gibi temel
isteklerin engellenmesi ya da yoksanması sonucu ortaya çıkan tepkiler
olarak kabul edilir.

• İnsan ayrıca kendini yönetme, yön verme ve denetleme gücüne ve gizil
gücüne sahiptir.

Hümanist Yaklaşımın Öncüleri
Carl Rogers
Organizmayı, bütünsel ve dinamik bir dizge olarak kabul eden Rogers'a göre
tek bir yaşam amacı ve tek bir güdü vardır. Bu güdü, organizmanın kalıtımının
belirlediği yönde gelişip ayrımlaşmanın yanında, daha kendiliğinden daha
toplumsallaşmış bir varlık olmasını sağlayan güdüdür. Toplum içinde düzgün bir
birey olmasını sağlayabilecek olan güdüdür.
Rogers, bu temel ilkeler çerçevesinde, kendini gerçekleştirmiş bir insanın

temel niteliklerini dört başlık altında tanımlamaya çalışır:

Yaşantılara açık olma: Yaşantılardan gelen uyarıcıların gerçekçi olarak
algılanması, onları bastırma gereği duymadan, çarpıtmadan, bozmadan olduğu
gibi algılama anlamına gelir. Çevreyi, istek, ümit, beklenti, korku, kaygı, ön yargı
gibi duygulardan etkilenmeden, çıplak gözlerle gözlemleyebilir ve gerçeği olduğu gibi kabul edebilir, gerçekle yüzleşebilir.
Varoluşsal bir yaşam sürme: Yaşanılan her anı açık yüreklilikle, savunmasız
ve kendiliğinden yaşayabilmek anlamına gelir. Her dakikanın yeni bir an olduğunun bilincinde olarak yaşayabilmektir.

Organizmaya daha çok güvenme: Kendi organizmasının yeterliliklerini, bilen
tanıyan ve kabul eden insan, yapabileceklerinin, gerçekleştirebileceklerinin de
gerçekçi olarak farkında olur. Kararlarını ve seçmelerini, gerçekçi olarak kabul
ettiği bu yeterliliklere göre yapar.

Daha tam olarak işlevde bulunma: Kendini gerçekleştirmiş insan, gizil güçleri
ve yeterliliklerine uygun olarak işlev ve etkinliklerde bulunabilir.
Rogers, insanın kendi düşünce ve davranışlarını istenmeyenden istenene
doğru bilinçli ve makul bir şekilde değiştirebileceğini ileri sürmüştür. Üzerinde
durduğu önemli kavram ve ilkeler şunlardır;

• Benlik: Kişinin kişiliği, yaşanan anda kişinin onu algılama biçimiyle başka
bir deyişle benlik kavramı ile şekillenir. Benlik kavramı kişinin kendisine
yönelik olan veya kendisini tanımlayan algı, fikir ve değerlerini
içermektedir. Algılanan benlik kişinin hem dünyayı hem de kendi
davranışlarını algılayışını etkiler. Rogers için kişinin benlik kavramı, onun
hayatının temel bir yanıdır: Çünkü benlik; davranış, düşünce ve duyguları
belirler. Kişinin ulaşmak istediği ve sahip olduğu takdirde kendisini çok
değerli bulacağı arzuları ve değerleri ifade eden ideal benliktir.

• Kendini Gerçekleştirme: Sağlıklı kişinin amacı kendini gerçekleştirmedir.
Kendini gerçekleştirme, kişinin kendi varlığını ve özgünlüğünü koruyarak
potansiyellerini maksimum kullanması sonucu kişisel yapabilirliğinin
zirvesine ulaşmasıdır. Kişinin kendini gerçekleştirme süreci, aktiftir ve algı
alanına göre değişiklik göstererek süreklilik kazanır.

• Empatiksürecine ve sonuç değişkenlerine etki eden bir şart olarak görmektedir.
Anlayış: Rogers, empatiyi saygı ve içtenlikle birlikte terapi Duygusal, bilişsel, eylemsel ve fizyolojik davranış ve tepkilerden (sözlü ve
sözsüz) bileşiklerinden oluşan empati daha çok ilişki ve tutumlara ait bir
süreç olarak ele alınmaktadır. Öğrenme ortamında empatik anlayışın
olması, öğrencilerin kendilerine ilişkin öz saygı, öz güven, yaratıcılık, başarı

güdüsünün yüksek ve kişiler arası ilişkilerde başarılı olmasını sağlar.

• Şartsız Olumlu Kabul: Rogers'e göre, anne sevgisi gibi sahiplenici olmayan
sıcak ilgiye dayalı, yargılamasız, "önemlisin" mesajını veren, nedensellik
taşımayan kabul tutumlarıdır. Karşıdaki bireyi farklı biri olarak tolere etme
becerisidir.

• İçteÖğrenme sürecinde, öğretmenlerin öğrencilere karşı sıcak, olumlu,
nlik: Kişinin başkaları tarafından olduğu gibi algılanabilmesidir.kabullenici ve empatik anlayış gibi tutumlar geliştirmesinin önemini vurgular

Abraham Maslow

İnsancıl psikoloji kuramcılarından Maslow ise, kendini gerçekleştirmiş
insanların ortak özelliklerini, aşağıdaki temel başlıklarla özetlemiştir:
• Kendini, başkalarını, doğayı kabul etme
• İçten geldiği gibi davranma, sadelik ve doğallık
• Kendilerine yeterlidirler.
• Takdir edebilirler.
• Amaçlar ve araçlar arasında ayrım yapabilirler.
• Başkaları ile yoğun ve derin ilişkiler kurabilirler.
• Yaratıcıdırlar.
• Aşırı toplumsal kalıplaşmaya dirençlidirler.

Maslow'un gereksinmeler sıralaması
Maslow, Rogers'la geliştirdikleri Hümanist Psikoloji Kuramı’nı insanın
fizyolojik, psikolojik ve toplumsal gereksinmelerini ana çıkış noktası alarak
temellendirme yolunu seçmiştir. Maslow, gelişimsel olmasa da insanın ontolojik
varlığını temel alan ve insan kişiliğinin oluşmasında temel olabilecek bir
gereksinmeler kuramı geliştirmiştir.

Maslow Kuramı’nın temel aldığı ilkeler iki başlık altında toplanabilir:

• İnsan gelişimine temel olan bu gereksinmeler, alt düzeyden, yüksek
düzeye doğru sıralamalı bir yapı oluştururlar. Temel fizyolojik
gereksinmeler (açlık, susuzluk, cinsellik vb.), en üst düzey gereksinme ise
kendini gerçekleştirmedir.
• Pramitsel yapı içinde alt düzeydeki bir gereksinme karşılanmadan üst
düzey gereksinme ortaya çıkmaz.

Maslow gereksinmelerinin, temel özellikleri şu başlıklar altında özetlenebilir:
• Fizyolojik Gereksinimler: Açlık, susuzluk, cinsellik gibi insan organizması
için yaşamsal değeri olan gereksinmelerdir. Bu gereksinmeler
karşılanmadan organizmanın sürekliliğinden ve kişilik gelişiminden söz
edilemez.

• Güvenlik Gereksinimleri: Barınma ve genel anlamda güvenlik duygusu ve
güvenlik duygusunu geliştirici etkenler bu gruba girer.• Sevgi Gereksinimleri: Psikolojik bir gereksinme olan sevgi, hem toplumsal hem de bireysel bir boyut içinde gelişir.

• Öz Değer ve Öz Saygınlık: Sevgi temelinde, birey kendine değer ve saygı
gösterir. Değer ve saygınlık duygusu ise kişinin olumlu benlik tasarımının
gelişiminde, dolayısıyla da kişiliğin gelişiminde temel rolü oynar.

• Bilme ve Tanıma: Eğitim ve öğretim bu gereksinmenin doğal sonuçlarıdır.

• Estetik Gereksinmeler: Güzel ve güzel olana eğilimin geliştirilmesi
yüceltilmesi, düzeyinin artırılması, insanın üst düzey gereksinmelerinden sayılır..

• Kendini Gerçekleştirme: Kendini gerçekleştirme kavramı, kişinin
özlemlerinin, beklentilerinin, hedeflerinin, gizil güçlerinin
gerçekleştirilebilme düzeyiyle ilgili bir süreç olarak algılanır.

Arthur Combs
Combs’a göre öğrenme sürecinde öğrencinin öğrenme yaşantılarını

algılaması ve öğrenmeye karşı inançları bilgi kazanımında önemlidir. Öğrenci,
öğrenmeye yönelik olumlu inançlarla olay ve olguları kendi gelişimine yönelik
görebilecek, olumlu benlik kavramına, sahip olacak ve sonuçta öğrenme
motivasyonu yükselecektir. Bilgi kazanmanın temel nedenlerinden biri, bilginin
öğrencinin benlik saygısına pozitif değer katmasıdır.

Combs, öğretmene ilişkin altı temel özellikten bahseder.
Combs, öğretmene ilişkin altı temel özellikten bahseder.
• Öğrencilerin duygularına karşı duyarlı olmak
• Öğrencilerin öğrenebileceklerine inançlı olmak
• Olu• Öğretimin yardım etme olduğuna inanmak
mlu benlik saygısına sahip olmak

• Etkili farklı öğretme yöntemlerini kullanmak

Holden Patterson
Eğitimin özellikle insancıl yönünü kaybettiği uyarısında bulunmuştur.

Duyguların müfredat içerisinde yer alması, genel anlamda Rogers ve diğerlerinin öğrenme ortamına ilişkin insancıl tutumlarıyla benzer düşüncelerdir.
Paterson tarafından öne sürülen duygu müfredatı kavramı, duyguların;
• Öğrenme motivasyonu sağladığı,
• Bilişsel süreçleri öğrenmeye hazırladığı,
• Öğrenmede olumlu benlik gelişimine yol açtığı anlamlarını taşır.

Öğrenci Merkezli Eğitim

Öğrenci merkezli eğitim kapsamında bireyin kendi kendini
gerçekleştirebilme becerisini kazanması gerekir. Başka kişilerin yapılandırma ve
yönlendirmelerine ihtiyaç hissetmeden, kendi istek ve ihtiyaçları doğrultusunda
gelişimine paralel biçimde öğrenme ortamını düzenleyip, sonuçları kendi açısından yorumlama becerisi kazanması gereklidir.

Öğretmen Tutumları
Öğrenci merkezli eğitim boyutunda öğretmenlerin sınıfta izlemesi gereken
tutumlar şu şekilde özetlenebilir:
• Her öğrencinin adını bilmek ve adıyla çağırma
• Empatik tutum geliştirme

• Önyargısız tutum geliştirme
• Hoşgörülü, saydam, saygılı, spontan olma
• Öğrencinin ne anladığını anlama
• Öğretimde bireysel farklılıkları dikkate alma
• Kendi görüşlerini öğrenciye empoze etmeye çalışmama
• Kendini olduğu gibi paylaşma
• Öğretim süresince sabırlı, yardıma hazır ve adil olma
• Demokratik tutumları sınıf atmosferinde tercih etme
• Öğrencilere söz hakkı verme

Sınıf Atmosferi
Öğrenci merkezli eğitim anlayışının önemli elemanlarından biri de şüphesiz

sınıf ortamıdır.Sosyalleşmeye açık, demokratik ve iş birliğine dayanan bir sınıf atmosferi, öğrencilerin daha verimli ve sürekli çalışmaların en ileri düzeyde sağlanabildiği bir atmosferdir. Sınıf atmosferinin kontrolü için öğretmen ile öğrencinin sorumluluk paylaşımı yoluna gitmesi, öğrenmeye ilişkin daha etkin ürünler ortaya çıkmasını sağlayabilir.

YAPILANDIRMACI KURAM
Epistemolojik anlayışta zaman içinde kaydedilen değişim, öğrenmenin ne
olduğu ve buna göre öğretimin de nasıl gerçekleştirilmesi gerektiği ile ilgili bakış
açısını derinden etkilemiştir. 1900’lerin ikinci yarısından sonra başlayan bilimde
pozitivist anlayışa yönelik eleştiriler, bir taraftan yeni bir bilimsel anlayış olan antipozitivizm
oluşumuna yol açmış, diğer taraftan da eğitim bilimleri alanında da bu
bilimsel anlayışa uygun öğrenme ve öğretme yaklaşımlarının daha çok
irdelenmesini sağlamıştır. Söz konusu bu yaklaşımlardan eğitim bilimleri
literatüründe en sık ele alınan ise Yapılandırmacı Yaklaşım’dır.

Yapılandırmacı Öğrenme Kuramı, Davranışçı ve Bilişsel Öğrenme
Kuramları’nın aksine, “öğrenme”yi süreç odaklı, deneyimler üzerine yapılandırır,
kişinin kişisel dünya görüşlerinin ve bireyin çevre ile olan eylem düzeyindeki ilişkisi sonucunda gerçekleştiğini savunur. Yapılandırmacı anlayış, öğrenme sürecinde öğreticinin ne şekilde öğreteceğiyle öğrenicinin ne şekilde öğreneceği değişkenleri arasında etkin bir ilişki kuran bir yaklaşım şeklinde değerlendirilebilir. Bu anlayışa göre bilgi “varlık” olarak ele alınır. Bilgi, öğrencinin nesneler ve dünyayla etkileşimi sonucunda öğrenci tarafından aktif biçimde yapılandırılır. Bir başka deyişle bu anlayış öğrenme sürecini öğrenci merkezli bir yaklaşımla ele almaktadır. Sonuçta, farklı biçimde algılanır. Bu da öğrenmenin öğretme eyleminin bir sonucu olarak ortaya çıkmadığı ve öğrencilerin aktif biçimde kendi bilgilerini yapılandırdıkları düşüncesini ortaya koyar. Öğrenci bilgiyi yapılandırma sürecinde yeni bilgileri ile mevcut bilgileri arasında çeşitli etkileşimler kurarak öğrenme sürecini gerçekleştirir.

Bilişsel Yapılandırmacılık

Bilişsel yapılandırmacılık anlayışının temelini piaget tarafından ortaya konan
bilişsel gelişim teorisi oluşturmaktadır. Piaget’e göre çocuk, dünya ve bilginin
edilgen alıcısı değildir. Bilgiyi elde etmede aktif bir rolü vardır. Ayrıca, farklı yaş
gruplarındaki çocuk ve yetişkin bireylerin dünyaIarı birbirinden farklıdır. Piaget bu farklılığın sebeplerini inceleyerek ve kişinin dünyayı anlamasının arkasındaki
bilişsel süreçleri ortaya koymaya çalışmıştır. Buna göre bireyin öğrenmesi
özümseme, uyum ve denge olarak üç safhada gerçekleşmektedir. Kişi yeni bir
bilgiyi sahip olduğu eski bilgiler ile ilişkilendirerek özümsemeyi dener. Eğer
edindiği yeni bilgi, sahip olduğu bilgilerle çelişmiyorsa kişinin zihninde yeni bir
bilişsel denge oluşur. Diğer yandan elde edilen yeni bilgi kişinin mevcut bilgileri ile çelişiyor ise kişi bu dengesiz durum karşısında zihinsel olarak yeni bir bilişsel yapı öğrenmede referans noktası olarak kullandığı değer mevcut bilgileri olarak
görülmektedir. Öğrenilen bilgilerin mevcut bilgilerle uyumlu oluşu kişinin ilgili
konu ile ilgili bilişsel derinliğini etkilerken, yeni ve mevcut bilgiler ile uyumlu
zenginleştirmektedir. Hayatında o zamana kadar sadece otomobil görmüş olan bir çocuk, bir otobüsü ilk görüşünde bir çeşit otomobil olarak değerlendirmeye çalışır. Bu durum çocuğun gördüğü otobüsün zihnindeki “otomobil”den farklı özelliklere sahip olduğunu fark etmesi ile değişir ve çocuğun bilişsel dengesinin bozulmasına neden olur...

Sosyokültürel Yapılandırmacılık
Lev Vygotsky, Piaget tarafından ortaya atılan bilişsel gelişim kuramından
farklı olarak bireyin öğrenmesinin sosyal ve kültürel olgularla ilişkili bir süreç
olduğunu ifade etmiştir. Bir başka deyişle bir öğrenci herhangi bir öğrenme
sürecinde sahip olduğu potansiyeli ortaya koyabilmek için çevresinde yer alan
diğer öğrencilerin yüksek bilişsel düzeyleriyle öğrenme arzularına ve öğretmenin deneyimine ihtiyaç duyar. Buna göre öğrenmede sosyal etkileşimin temel bir role sahip olduğu söylenebilir. Diğer yandan bilişsel yapılandırmacılık anlayışından öğrenme sürecine direkt etki etmektedir. Sosyal etkileşimin en önemli aracı dildir.

Çocuğun dış çevreden bağımsız biçimde kendini geliştirerek varabileceği üst nokta ile sosyal çevrenin desteği ile açığa çıkarabileceği potansiyel arasındaki fark gelişime açık alan olarak nitelendirilebilir. İşte bu gelişime açık
alanın değerlendirilebilmesi ise çocuğun içinde bulunduğu sosyal ve kültürel
çevreyle etkileşimlerine bağlıdır.

Radikal Yapılandırmacılık
Ernst Von Glasersfeld’in ortaya attığı radikal yapılandırmacılık anlayışına
göre kişiler, öğrenme ve sonucunda elde ettikleri bilgiyi kendilerine özgü biçimde yapılandırmaktadır. Bunun en temel nedeni ise bireylerin algılarının kendilerine has ve benzersiz olduğu düşüncesidir. Bu anlayışa göre birey edindiği bilgiyi, o zamana kadar yaşamış olduğu tecrübelerin bir sonucu olan algısı ile şekillendirerek özümser. Herkesin farklı yaşantılara sahip olması, bir kişinin baştan sona bir başka kişiyle aynı hayatı yaşamasının imkânsız olması nedeniyle herkesin farklı hayat tecrübelerine, dolayısıyla farklı algılara sahip olması ve bilgiyi de bu algının şekillendiriyor olması bu anlayışın temelini oluşturmaktadır.

Ernst von Glasersfeld, yapılandırmacılığı temel olarak iki prensibe
dayandırmaktadır:
• Bilgilerin edilgen (pasif) biçimde alınması mümkün değildir; bilgi onu
anlamlandıran kişi tarafından yapılandırılır.
• Anlamlandırmak, uyum sağlama ve deneyimlenen dünyanın
organizasyonuna hizmet eder; ontolojik gerçekliğin keşfine değil.

OYUN YOLUYLA ÖĞRENME KURAMLARI

19. yüzyıl itibarıyla oyun ile ilgili görüşler yerini kuramlara bırakmaya
başlamıştır. Bu kuramlar “Klasik Kuramlar” ve “Dinamik Oyun Kuramları” olarak iki ana başlık altında ele alınabilir.

Klasik Kuramlar
Klasik oyun kuramcıları daha çok çocuğun enerjisini harcama biçimine
bakmışlardır. Bu yönüyle de bu kuramlar daha çok oyunun fiziksel ve içgüdüsel
yönlerine odaklanmışlardır. Çocukların neden oyun oynadıklarını açıklamaya

çalışır.

İçgüdü-Eylem Kuramı
Karl Gross’un ortaya koyduğu kurama göre oyun içgüdüsel bir olgudur.
Gross’a göre oyun, temelde bir türün yavrularını içgüdüsel davranışlara hazırlama amacından doğar. Oyunda alıştırmanın rolünü vurgulayan ilk bilim adamıdır. Kalıtımsal basamaklar ve akıllı davranışlar üzerinde durmuştur. Gross, çocuk oyunlarının gelişimle birlikte farklılaştığını söylemiştir. Yaşam için gerekli olan bilgi ve beceriler önce oyunda kazanılır. Bu nedenle oyun, çocuğun yaşam kurallarını
öğrenmesinde ve yaşam için gerekli olan etkinlikleri yapmasında bir “alıştırma”
rolü oynar. Çocuk bebeklikten itibaren oynayarak gelecek yaşamına, rol ve

sorumluluklarına hazırlanır. İlk aşamada deneyimsel oyun içinde duyusal ve motor alıştırmalar görülmektedir. Bu oyunlar sonradan yapı-inşa ve kurallı oyunlara dönüşür. İkinci aşamada ise sosyonomik oyunlarda taklit, sosyal ve evcilik oyunları, kovalamaca, kapışmalı oyunlar görülür. Deneyimsel oyun kendini kontrol etmeye yardım eder...

Özünü Bulma / Tekrarlama Kuramı
Stanley Hall tarafından geliştirilen bu kurama göre oyun, çocuğun içine

doğduğu kültürün geçmişine ait ögeleri içerir. Çocuk, ırkına özgü yaşam
deneyimlerini tekrarlamaktadır dolayısıyla oyun kalıtımın bir ürünüdür. Bu
tekrarlarla birlikte insanın geçirdiği evrim içindeki kültürel aşamalar çocuğun
gelişimine paralel olarak oyunda ortaya çıkar. Bu görüş bugünün yaşam şartlarında
görülen farklılıkları açıklamaya yeterli olmayıp yaratıcılığa ve yeniliğe yer

vermemektedir. Hall'ın düşüncesine göre çocukluğun çeşitli evreleri insan
evriminin çeşitli dönemlerine denk düşer. Oyunda çocuk, insanın geçirdiği
devinimsel ve ruhsal aşamaları tekrardan yaşar.

Rahatlama ve Dinlenme Kuramı
Moritz Lazarus tarafından ortaya atılmış bu kurama göre zorlayan etkinlikler

insanı zihnen ve bedenen yıpratmaktadır. Bunun sonucu olarak dinlenme ve uyku ihtiyacı duyulur. Gerçek dinlenme ise insanın yaşam görevleri dışında başka etkinliklerle uğraşması ile olabilir ve bu şekilde kendini yeniler. Çocukların oyun oynamaları rahatlama gereksinimlerinden doğar. Çocuk, harcadığı enerjiyi yeniden toplayabilmek, yorgunluğunu giderebilmek için oyun oynama gereksinimi duyar.
Oyun bireyin gündelik yaşantısında kaybettiği enerjisini kazanmasına dinlenmesine zihinsel olarak kendini yıpratıcı faaliyetlerden uzak kalarak yeniden zihinsel olarak aktif hâle gelmesini sağlamaktadır. Bir başka deyişle, organizmanın enerjisi
azaldığında enerjiyi artırmak için oyun oynanır. Oyun, çocuğun can bulma aracıdır. Bu kuramda oyunun şekli ve içeriği önemli değildir.

Fazla Enerjiyi Harcama Kuramı
Friedrich Schiller ve Herbert Spenser tarafından ortaya konmuş bu kurama
göre oyun, organizmanın işlevini yapabilmesi için gerekli olan fazla enerjinin
kullanılmasından sonra dışa vurulan enerjiyi içerir. Canlılar, elde ettikleri enerjinin hepsini gün içinde yaşamak için kullanamazlar ve arta kalan enerji birikir. Biriken enerji çocukta gerilime neden olur. Gerilimi gidermek için enerjinin boşaltılması gerekir bu enerjinin boşaltımı için çocuk oyun oynar. Bu kuram bağlamında bakıldığında oyun aslında çocuğun fazla enerjisini boşaltmak için ortaya koyduğu bir eylem olarak değerlendirilmektedir. Çocuk gerginlik yaratan bu enerjiyi zamanoynadığı oyunu açıklama noktasında eksiklikleri vardır. Örneğin, çocuk hasta olsa da oyun oynamaktadır. Oysa bu kurama göre hasta çocuğun oyun oynamaması lazımdır. Çünkü fazla enerjisi yoktur.

Gerginliği Giderme Kuramı
Herzinger’in kuramı da Lazarus’un kuramına benzer. Oyun, harcanan

enerjiyi tekrar elde etmek üzere oynanır. Çocuk, bedensel ve ruhsal gerginliğini
oyun aracılığıyla giderir.
Haz Kuramı
Charlotte Bühler tarafından geliştirilen bu kuram, oyun sürecinde yaşanan
mutluluk ve hazzı, oyunun yarattığı olumlu duyguları vurgular; yani oyunun temel
özellikDinamik oyun kuramlarının paylaştıkları ortak paydalar şunlardır:
lerinden biri eğlenceli olmasıdır.Dinamik Oyun Kuramları• Çocuklar hayal gücü veya öyleymiş gibi oyunlarla kendilerini ifade yolu bulurlar.• Oyun, isteklerin karşılanması için kullanılan bir ortamdır.

Psikoanalitik Kuram
Sigmund Freud’a göre oyun, çocuğun farkında olmadığı içgüdü ve
duygularını yansıttığı deneyimleridir ve çocukların doğumdan altı yaşa kadar kişilik gelişimleri sürecinde çatışma ve engellenmeler karşısında duydukları olumsuzduygu ve kaygıların doğrudan doğruya yaşayabilecekleri ortamdır. Çocuk, oyun oynarken bütün çevreye hâkimdir. Bu hâkimiyetiyle oyun içerisinde içgüdüleri doğrultusunda tamamen kendi kişiliğini sergiler. Çocuğun hayalleri, düşlemeleri, fantezi dünyası oyunlarda ortaya çıkar. Savunma mekanizmaları henüz gelişmemiş olan ve id enerjisinin baskısı altında olan sağlıklı çocuklarda hayali ve dramatik oyunlar gelişimin doğal bir boyutudur. Freud sistematik bir oyun kuramı
geliştirmemiştir. Freud' a göre oyun, çocuklara isteklerini gerçekleştirmelerine ve kaygı veren olayların üstesinden gelmelerine uygun ortam sağlar. Oyunun karşıtı ciddi olan değil, gerçek olandır. Sigmund Freud’a göre oyun, çocuğun engellerden ve gerçek dünyanın yasaklarından kurtulup güvenli bir ortamda kabul edilmeyen,
saldırgan ve gerçek yaşamda tehlikeli olabilecek duygu ve davranışlarının açığa
vurulmasıdır...

Psikososyal Gelişim Kuramı
Erik Erikson, kuramında oyunun çocuğun kişilik gelişimine olan önemli
katkısına vurgu yapar. Psikososyal gelişiminin aynası olan oyun, gelişim dönemleri boyunca farklılık gösterir ve çocuğun biyolojik ve sosyokültürel ihtiyaçlarını kaynaştırarak gelişim evrelerini sağlıklı bir şekilde atlatmasına yardım eder. Oyunlarda cinsiyet farklılıklarına dikkat çekmiştir. Erkeklerin daha çok aktif ve dışa dönük oyunlar oynadıklarını, kızların ise pasif ve içe kapanık oyunlar oynadıklarını ifade etmiştir. Oyunu bir tür sosyalleşme aracı olarak gören Erikson oyun aracılığıyla çocuğun yetişkin yaşamına hazırlandığını ifade etmektedir. Oyun yoluyla çocuk gerçek duygu, düşünce ve olaylarla başa çıkmak için yeni modeller yaratır. Oyunda çocuk, benliğin belirsizliklerini, kaygılarını, arzularını dramatize eder; hayal gücünü dünyaya hâkim olmak ve uyum sağlamak için kullanır.

Bilişsel Gelişim Kuramı
Jean Piaget’e göre oyun, zihinsel faaliyetlerdir ve çocuğun deneyim ve
bilgilerini birleştirdiği bir olgudur. Çocuk bu unsurları oyun yoluyla kontrol eder.
Piaget oyun gelişimiyle zihinsel gelişim arasında paralel bir ilişki olduğunu savunur. Çocuğun bilişsel gelişimi, onun özümleme ve uyumsama süreçlerini kullanarak çevreye adapte olmasını içerir. Bu dengelenme süreci içerisinde çocuğun oynadığı oyunlarda onun bilişsel gelişimini olumlu yönde etkilemektedir. Oyun; özümlenen bilgileri sisteme yerleştirme yolu, yani uyumdur. Oyun, çocuğun bilgiyi yapılandırması için en uygun araçtır. Piaget, çocuğun bilgiyi yapılandırma sürecine dikkat çeker ve çocuğa dıştan bir şey öğretmenin mümkün olamayacağını, öğrenmenin ancak çevreyle etkileşim ve zihinsel işlemlerle gerçekleşebileceğini belirtir

Piaget'in Oyun Sınıflaması

Çocuğun bilişsel vdavranışları üç temel oyun türüne dönüşür. Bilişsel gelişim evrelerine göre
e fiziksel gelişimine paralel olarak zaman içinde taklit çocuğun oynadığı oyun da değişir:
Pratik oyun (Duyusal- Devinimsel Gelişim Evresi): Doğumdan itibaren 24 ay
sürecinde gelişir ve diğer tüm oyunların içinde de yer alır.
• Alıştırmalı oyun (duyu-motor evresi 0-2 yaş): Oyun uzanma, çekme, yakalama, vurma, nesneleri atma gibi davranışlardan alınan hazdır. Bu davranışlar tekrarlanırken bebek eğlenir. . Bu aşamada uyumsama gerekmediğinden Piaget bunu oyunun ta kendisi olarak kabul eder. • Tesadüfen keşfedilen yeni şemalarla var olan şemaların bileşimi: Örneğin;
yerde yuvarladığı tahta makarayı arabaya benzetmesi, bir ipi yılana benzetmesi vb.

• Amaçlı şema Bileşenleri: Hareketlerin, sözcüklerin veya nesnelerin amaçlı
şekilde bileştirilmesi. Kullandığı nesneleri (hamur, blok, lego), ev, kule
yapmak için kullanması.

Sembolik oyun (Somut işIem öncesi evre 2-7 yaş): Sembolik oyun temsili
düşünmenin temelini oluşturur. Çocuk, gerçekte olan önemli olayları oyunda
kullanır, ancak oyunda gerçeğe uyma zorunluluğu olmadığından olaylar değişikliğe uğrayabilir

Çocuklar oyunda dört tür sembolik bileşimler yaparlar:
• Basit Bileşimler: Çocuklar gerçeği tamamıyla değiştirdikleri veya hayali
kişileri kattıkları oyunlar oluştururlar.

• Telafi Edici Bileşimler: Çocuklar gerçeği, olmayan veya yasak davranışları
içine alacak şekilde değiştirerek oyunlarını kurarlar. Örneğin, kardeş

isteğinden kaynaklan• Dengeleyici Bileşimler: Duygu yüklü olaylar korku, şiddet, elem gibi
an hayali bir kardeş yaratılması.unsurlardan ayrıştırılarak, arzu edilecek şekilde değiştirilir. Örneğin; geçirilmiş bir kaza, oyunda çok daha hafifletilerek canlandırılır.
• Geleceğe Dönük Olaylar Bileşimi: Hayali kişi kurallara karşı gelir ve cezalandırılır.

Lev Semenoviç Vygotsky’e göre oyun,çocuğun yarattığı hayali bir durumdur ve
sosyokültürel etkileşimler sonucunda ortaya çıkar.

Sosyokültürel Gelişim Kuramı Lev Semenoviç Vygotsky’e göre oyun, çocuğun yarattığı hayali bir durumdur
ve sosyokültürel etkileşimler sonucunda ortaya çıkar. Oyun yaratılır, yani yeni bir
oluşumdur. Bu oluşum gerçek hayattan da parçalar taşır, ancak çocuk oyunda
gerçek hayattaki durumun önüne geçen ve onun kısıtlamalarından arınmış zihinsel bir durum yaratır. Oyun, bilişsel mekanizmanın işlemesine en uygun ortamı sağlar. Oyun, çocuğun sembol kullanma becerisinin gelişiminde önemli role sahiptir,

Sosyal Öğrenme Kuramı
Albert Bandura’ya göre oyun, çocuğun gözlemleri yoluyla elde ettiği bilgileri
ve tecrübeleri tekrarladığı, modellediği öğrenme yollarından biridir. Çocuk,
oyunlar sırasında davranışlarını birçok kez tekrarlar, böylece davranışlarını
geliştirir, yeni davranışlar kazanır. Oyun çocuk için sosyalleşmenin en akıllıca yoludr..

Sistem Kuramı

Bu kuramı ortaya koyan Helenko’ya göre oyun, birey ile çevresi arasında bir ilişkidir. Birey ve çevresi bir sistem oluşturur. Oyun ve oyun davranışı denilebilmesi için dışarıdan hiçbir zorlama olmadan birey kendi oyun faaliyetini, oyundaki nesneleri ve oyun arkadaşını seçebilmelidir. Çocuk oyun ortamı oluşturarak, kendi kendine bir oyun ortamından diğerine geçerek dışarıdan gelen olumsuz etkileri ortadan kaldırabilir.

İçten Uyarılma Kuramı
Berlyne, genel bir davranış modeli olan ‘heyecan arama’ kavramını ortaya
koymuştur. Berlyne oyunda görülen uyarılma mekanizmasını organizma
tarafından kontrol edilir ve işlem sonunda haz verici bir duygu yaşanır olarak
açıklamıştır. Bu yaklaşıma göre oyun, keşfetme davranışlarına bağlıdır ve uyarılma durumlarının dengelenmesidir. Berlyne’ e göre hareketsiz durmak, organizmanın
doğal durumu değildir. Oyunda görülen uyarılma mekanizması, organizma
tarafından kontrol edilir ve işlem sonunda haz duygusu yaşanır. Bu kuram bize
oyun sürecinde yapılan davranışların nedeni hakkında açıklama getirmektedir.
Örneğin, küçük çocuk kaydıraktan aşağı kaymaktan tedirgin olabilir; buna rağmen kaymayı isteyebilir ve bu davranışı tekrarlar. Bir müddet sonra kayma şekli farklılıklar göstermektedir.

Bağlanma Kuramı ve Oyun

Son yıllarda yapılan araştırmalar ebeveyn çocuk ilişkisinin niteliğinin,
çocuğun oyun oynamaya karşı tutumlarını da etkilemekte olduğunu
göstermektedir. Okul öncesi dönemde anneye olan bağlılığının niteliği, çocuğun
oyun ortamında göstereceği tepkileri etkilemektedir. Güvenle bağı olanların
fiziksel çevrelerini araştırmada, nesnelerin ne işe yaradıklarını keşfetmede,
yaşıtlarıyla daha sosyal olmada, hayal oyunlarında ve sanki öyleymiş gibi
oyunlarda daha etkin oldukları görülmüştür. Anne çocuk etkileşiminin kritik
özellikleri; annenin çocuğuna verdiği sözsüz mesajlar ve onların ihtiyaçlarına ne
kadar duyarlı olduğu ve davranışını buna göre ne ölçüde değiştirdiği ile
değerlendirilebilir. Bu kritik özellikler annede;
• Çocukla oyun oynama,
• Çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı olup ona uyum sağlama şeklinde davranışa
dönüşür.



ÜNİTE:5
ÇOCUK KAVRAMI
Türk dil kurumu sözlüğü çocuk kavramına aşağıdaki tanımlarla açıklama getirmektedir. Toplumumuzda çocuk kelimesiyle ifade edilen anlamların her birini bu tanımlarda görebiliriz.
1. Küçük yaştaki erkek veya kız
2. Soy bakımından oğul veya kız, evlat,
3. Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak,
4. Genç erkek,
5. Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi,
6. Büyüklere yakışmayacak, daha çok küçüklerin yapabileceği gibi davranan kimse,
7. Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse
dir.

İnsan toplumsal bir varlıktır. Dolayısıyla çocuk tanımlarının toplumsal yönü ağırlıklı olmaktadır. Her toplumun çocuğa verdiği değer toplumsal anlayışı yansıtmaktadır. Olgundeniz (2010) tarafından yapılan doktora tezinde televizyon dünyasında çocuk örnekleri üzerinden toplumların çocuk anlayışları incelenmiştir. Belirli toplumlara ve dönemlere göre çocuk tanımlarını inceleyen yazar şu sonuca varmıştır: “Çocukluğun herhangi bir sabit döneme ait tek bir “
evrensel deyim” olmadığı ve çocukların uzun bir dönem yetişkin olmayanlar olarak tanımladığı anlaşılmaktadır.”Kemal İnal, Modernizim ve Çocuk isimli eserinde çocuğa ilişkin genel bir
tanıma yer vermiştir. İnal, yetişkin olunmayan çocukluk için, yaş,deneyim ve bilgi düzeyleri açılarından düşük düzeyli olunan yetersizlikler dönemi tanımını kullanmaktadır. Dolayısıyla çocuk, bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan ve belirli bir yetersizlik düzeyinde olan küçük insanlar olarak tanımlanabilir.
Modern bilimin çocuğu anlama çalışmalarında ise Piaget, Erikson,
Vygotsky, Freud, ve Kolhberg gibi isimler öne çıkmaktadır. Bu çalışmalarda çocukluk izleri aranabilir.

ÇOCUKLARDA ÖĞRENME: PEDAGOJİ
Öğretmenlik yeterlikleri arasında olan pedagojik formasyon, burada yeniden ele alınmalıdır. Eğitim bilimleri olarak çevrilen bu kavram özünde çocuk kavramını saklar. Pedagoji çocuklara öğretme bilimi ve sanatıdır
. Öğretme ve öğrenme sürecinin yetişkinler için gerçekleştirilmesi etkinliklerine ise androgojidenilmektedir. Toplumsal algıda öğrenme çocuklar üzerinde yoğunlaştığı için çocuklar için kullanılan pedagoji kelimesi genel eğitim öğretim bağlamında kullanılır

Çocuğu tanıma, çocuk psikolojisini anlama, gelişim dönemlerini bilme veona göre öğrenme etkinlikleri tasarlayabilme bağlamında pedagojiye önemli görevler düşmektedir. Bu kapsamda öğrenme kavramı incelenmelidir. Sonrasında öğrenmeye ilişkin kuramlar incelenmelidir. Her bir kuramın öğrenmeye katkıları öğrenme süreçlerine katkısunacak şekilde uygulamaya dönük içselleştirilmelidir.

>Öğrenme Kavramı:Öğrenme, bilgi, beceri, strateji, inanç, tutum ve davranışların edinimini ve değiştirilmesini kapsayan geniş bir kavramdır. Çok yönlü ve çok boyutludur. İnsan sürekli öğrenir ve sürekli bir değişim ile karşı karşıyadır. Dolayısıyla öğrenme
yaşam boyu devam eden bir süreçtir.
Öncelikle bir öğrenmeden bahsedilmesi için ‘davranış veya davranış
Kapasitesinde bir değişme’ olmalıdır. Öyle kuru kuruya öğrenme olamayacağı için bir değişim mutlaka olmalıdır. Yani kısa ve öz olarak, bir var olan durum bir de bunların değişmiş hâli öğrenme farkını ortaya koyacaktır.
Bir sonraki ölçüt ise ‘kalıcılıktır’. Öğrenme için öğrenilen her ne ise belirli bir zaman unutulmaması gerekmektedir. Doğaldır ki unutulacaktır günün birinde. Öğrenme sonsuza dek süremeyecek ama bir müddet kalıcı olması gereken değişimler için söz konusudur.
Bir diğer ölçüt ise ‘yaşantıdır’. Öğrenme pratikler ve tecrübeler sonucudur. Dolayısıyla öğrenme emek ister. Belirli bir öğrenmeden bahsedebilmek için yaşantıların önemli bir yeri vardır

BİR SÜREÇ OLARAK ÖĞRENME
Öğrenme bir süreç olarak, çeşitli psikolojik, biyolojik ve toplumsal
süreçlerin etkileşim içinde olduğu karmaşık aynı zamanda sistematik bir bütündür. Her bir öğrenme kuramı bu sürece ilişkin farklı şeylerden bahsetmektedir. Genel olarak bu sürecin bileşenleri ürerinde durulmalıdır. Bu bağlamda öğrenme
sürecinde üç önemli belirleyici göze çarpar:
1. Öğretmen
2. Öğrenci
3. Çevre

ÖĞRENME KURAMLARI
Öğrenmeye ilişkin birçok kuram bulunmaktadır. Kuramlar, araştırmacılar, bilim insanları ve uygulayıcıların olay ve olguları anlamalarında sistematik bilgiler bütünü olan farklı seçenekler olarak ifade edilebilirHer bir kuram belirli bir alanı anlamada farklı bir seçenektir. Kurama göre sistematik yollar ve bakış açıları değiştiği için tanımlar da değişecektir.
Bazı kaynaklarda öğrenme kuramlarını iki ana başlıkta ele alınmıştır.
Öğrenme, davranışçı ve bilişsel olmak üzere iki açıdan değerlendirilebilir.
>Davranışçı açıdan öğrenme:Öğrenme, yaşantı ürünü gözlenebilen
davranışlarda meydana gelen kalıcı değişikliklerdir.
>Bilişsel açıdan öğrenme:Öğrenme, bireylerin zihinsel yapılarında meydana gelen değişikliklerdir.

1.Davranışçı Öğrenme Kuramları:
Burada ilk önce davranış kavramı tanımlanmalıdır. Tüm organizmalar belirli durumlarda bazı tepkiler üretir. İşte bunlara davranış denilmektedir. Davranışçı kuram bu tepkilerin dışardan görülebilenleri üzerinde öğrenme kuramını şekillendirmiştir. Kendi içinde farklı kuramcıları olsa da genel olarak bakıldığında insana ilişkin varsayımları davranışlar üzerinden şekillenmektedir denilebilir.
Davranışçı kuramda kısa ve öz ifade edilirse; insanın içindekiler değil, dışarı yansıyanlara önem verildiği söylenebilir. Dolayısıyla bir organizmada oluşan duruma öğrenme denilebilmesi için bir davranış değişikliğinden bahsedilmelidir. Davranışçı kuramcılar dört başlıkta kısaca özetlenebilir.
>A.Bağlantıcılık:
Davranışçı Kuram’da diğer bilim insanları gibi Thorndike’in hayvan
deneyleri göze çarpar. İnsan psikolojisihayvanlar üzerinde yapılan deneylerle araştırılmıştır bu dönemde.

Thorndike öğrenme için ‘deneme yanılma’ vurgusu yapmaktadır. 1910’lu yıllarda kaleme aldığı “Eğitim Psikolojisi” isimli eserinde hayvan deneylerine ve deneme yanılma çalışmalarına yer vermiştir.
Deneme yanılma yolu ile ortaya çıkan davranış sonuçları ile bir sonraki davranış arasında bir bağlantı kurulmaktadır. Bağlantıcılık buradan gelmektedir.Bağlantıcılık Kuramı’nın eğitim yansımaları:
-Thorndike’a göre, çocuklar eğitimden alışkanlıklar beklemektedir. Onlara pozitif alışkanlık formları oluşturulmalıdır. Ve bunun öğrenme sürecinde yeri ve zamanı ayrıca uygulanması oldukça profesynel
bir çabayı gerektirir.
•Çocuklara yeni öğrenmeler kazandırmalısın. Onların kazanmasını
beklersen çok beklersin,
•Öğrenmeleri seçerken dikkat etmeli çünkü daha sonra yok etmeye
çalışmak durumunda kalınabilir,
•Bir tanesi yetebilecekken gereksiz öğrenmeler kazandırmayın,
•Çocuklar için kullanışlı öğrenmeler seçin,
•Öğrenmeler, zamanlaması iyi ayarlanarak sunulmalıdır,
•Öğrencinin bir amaca ulaşmak için ihtiyaç duyduğu anda öğrenme
sunulmalıdır,
•Zorluk düzeyinin öğrencinin yeteneklerine en uygun olduğu zamanda
öğrenme süreci uygulanmalıdır,
•Önceki öğrenmelerin yeni öğrenmeyi en çok kolaylaştıracağı zaman
öğrenme planlanmalıdır.
Sonuçların bir sonraki öğrenmeyi belirleyici olarak etkilediğini savunan
Thorndike, çocukların sonuçlarla karşılaştırılmasını ve öğrenmelerini hedefler. Sonuçlardan etkilenmek bir sonraki davranış için en temel belirleyicidir. Doğru bir sonuç ise davranış tekrarlanırken yanlış bir
Sonuç davranışın tekrarlanmamasını doğuracaktır. Böylece deneme yanılma yoluyla öğrenme gerçekleşmiş olacaktır.

>B.Bitişiklik Kuramı :Davranışçı ekolün öncüsü olarak kabul gören Watson ve o dönemin bilim insanı Guthrie tarafından öne sürülen kuram bitişiklik olarak anılagelmiştir. Bu kuramı açıklarken en sık kullanılan örnek Albert Deneyi’dir. Bu deneyde küçük bir bebek olan Albert’le bir fare kullanılmıştır. Watson klasik hayvan deneylerine küçük bir bebeği dâhilederken davranışçılığın en temel görüşlerini
sergilemektedir. Davranışçılara göre inceleme konusu olan şey davranış ve davranışı ortaya koyan her bir canlı da organizmadır.
Öğrenme süreçlerinde bu kuramdan faydalanabiliriz:
•Görsel kartlarla öğrenmenin bitişik hâlegetirilebilir,
•Ses temelli alfabe öğrenmesinde bu mantık görülebilir. Çeşitli
hayvanların sesleri ile veya görseller ile harfler bitişik hâle getirilmektedir,
•Çarpım tablosu öğrenme metodu olarak bitişiklikten faydalanılabilir. 2x2 ifadesini çok defa tekrarlayarak 4 ifadesi ile bitişik hâle getirebiliriz,
•Fen ve matematik formülleri de benzer şekilde bitişik hâle getirilerek
öğrenilebilir,
•Özellikle yabancı dil öğreniminde Bitişiklik Kuramı kullanılabilir.

>C.Klasik Koşullanma:pavlov’unköpekler üzerindeki çalışmaları ile öğrenme yazınına bıraktığı mirasın adıdır Klasik Koşullanma. Pavlov,
Rustur, Nobel Ödülü vardır. Aynı dönemde Amerikada gelişmekte olan psikoloji çabalarına kendi dünyasından cevaplar üretmiştir. Ve bir efsane olarak öğrenme psikolojisi yazınında anılmaktadır.
Klasik olarak bilinen köpeğin salya akıtma olayı şu üç aşamada gerçekleştirilmiştir.

Aşama Uyarıcı Tepki
1.Aşama Koşulsuz uyarıcı Koşulsuz tepki
2.Aşama Koşullu uyarıcı Koşulsuz tepki
3.Aşama Koşullu uyarıcı Koşullu tepki

Koşulsuz uyarıcının koşullu uyarıcıya ve koşulsuz tepkinin koşullu tepkiye dönüşme sürecine Klasik Koşullanma olarak ifade edilmektedir. Çocukların uyku süreçlerinde veya yemek yeme süreçlerinde bu kullanılabilir. Belirleyeceğiniz bir uyku müziği ilk başta koşulsuz uyarıcıdır. Ve çocuğun buna vereceği tepki koşulsuz tepkidir. Zaman içerisinde uyku müziği koşullu uyarıcı hâline gelirken uyuma eylemi de koşullu tepki hâline gelecektir.

Uyarıcı uyku müziği tepki uyuma davranışı olan bu klasik koşullanma
Hâli yemek yeme örneğinde de kullanılabilir. Yemek yedirirken kullanılan malzemeler veya yemek masasına geçme, önlük takma gibi uyarıcılar birer koşulsuz uyarıcı olarak değerlendirilebilir.İ lerleyen tekrarlarda çocuk önlük uyarıcısıyla yemek tepkisini koşullu olarak sergileyecektir. Eğer yemek yemeyi sevmiyorsa, önlük görünce kaçacaktır. Eğer koşullu hâlegelen önlük takıldıktan sonra koşullu tepki olan yemek bir hayli verilmemeye başlarsa koşullanma ortadan kalkabilir. Bu duruma sönme denir.

>D. Operant (Edimsel) Koşullanma:Yine bir davranışçı ekol ve yine bir “Organizmaların Davranışı” kitabı yazarı Skinner. Ve yine bir koşullanma çeşidi. Skinner’in öğrenme tanımı oldukça orijinaldir. Öğrenme, karmaşık bir durumda yanıtların yeniden sınıflandırılmasıdır. Skinner öğrenme alanına özelde de davranışçı öğrenmeye birçok kavram kazandırmıştır. Bunlardan birçoğu hâlen daha kullanılmakta ve bilinmektedir. Burada en meşhur kavramlardan ikisi olarak pekiştireç ve ceza ifade edilebilir.
Öncelikle edimsel koşullanmanın nasıl oluştuğu önemlidir. Burada fare deneyleri zerinden giden Skinner, bir farenin davranış sonrasında ödül ve ceza ile öğrenebildiğini ortaya koymaktadır. Başka bir ifade ile organizma önce bir davranış sergiler buna verilen cevap öğrenme ortaya çıkarır. Öğrenci bağlamında düşünüldüğünde öğrencinin aktif olduğu bir süreç olarak görülebilir.

NOT: Öğretmen tarafından pekiştireçler arasında bir hiyerarşi oluşturulması ve daha istenen davranışın bir sonraya bırakılması Premack İlkesidir. Öğrenciye istediği bir şeyi vermek için istemeyeceği bir ödev yapma veya sessiz olma seçeneği kabul ettirilebilir.

2.Davranışçı Öğrenmeden Bilişsel Öğrenmeye Yakın Kuramlar
Davranışçı öğrenme ilerleyen zamanlarda kendi içinde eleştiriler almaya başlamıştır. Bu kapsamda öne çıkan kuramcılar Tolman ve Bandura tarafından ortaya atılan öğrenme kuramlarına davranışçı bilişsel öğrenme kuramları denilmektedir.
Tolman öğrenmeyi tanımlarken, organizmanın çevresi ile ilgili bilişleri ve bu bilgilerle kendi arasında kurduğu ilişkiden yola çıkmaktadır. Tolman ayrıca davranışçı kuramcıların salt uyarıcı tepki açıklamasına karşı çıkar. Aracı değişkenlerin olabileceğini öne sürmüştür.
Davranışçı kuramcılar gibi Tolman da fareler üzerinde çalışarak insan
davranışlarını açıklama çabasındadır. En önemli deneyi olan “labirentte ilerleme” ile öğrenme yazınına önemli kavramlar kazandırmıştır. Farelerin labirentte yolunu bulma sürecinde öğrenmelerini gizil öğrenme kavramıyla açıklarken bu kavramı
alana kazandırmaktadır.
Bandura, model alma ile öğrenmeye vurgu yapmıştır. Bireyler model aldıkları kişilerin örnek davranışlarını gözleyerek öğrenmektedirler.

3.Bilişsel Öğrenme Kuramları
Öğrenmenin davranış değişikliği üzerinden açıklandığı, davranış ve çevreye odaklanılan Davranışçı Kuram, bilişsel kuramların baskınlığı ile karşı karşıya kalmıştır. Bir süre bilişsel davranışçı kuramlar öne sürülürken sonrasında bilişsel kuram ortaya çıkmıştır. Bilişsel kuramcılar, gözlenebilir davranışlar yerine dışarıdan gözlenemeyen daha karmaşık zihinsel süreçler üzerinden öğrenme açıklamaktadır. Başka bir ifade ile öğrencinin kafasının içindekilere önem vermektedirler.

>Geştalt kuramı :Geştalt kelimesi kökeni itibariyle Almancadır. Türkçeleştirirsek, biçim, şekil, form gibi kavramlarını geştalt yerine kullanabiliriz. Geştalt kuramında algısal ilişkilendirme, şekil –zemin ilişkisi kurma, yakınlık, benzerlik, tamamlama, devamlılık ve basitlik gibi ilkeleri kullanılmaktadır.

Geştalt Kuramı’nı açıklanırken algısal örgütleme yasalarıüzerinde durulmakta ve öğrenmeyi açıklamaya yardım eden önemli faktör olarak belirtilmektedir. Geştalt Kuramı’nda aşağıdaki ilkeler kullanılmaktadır:
.Yakınlık ilkesi
.Benzerlik ilkesi
.Tamamlama ilkesi
.Süreklilik ilkesi
.Basitlik ilkesi

Yakınlık ilkesi, öğrenmede organizmanın yakın olanı birlikte algılama
eğilimini ifade eder. Telefon numaralarını kodlarken 4 gruba (0312 252 25 25) ayrılarak ezberlenmesi bu mantığın açıklamasıdır.

Benzerlik ilkesi, organizmanın birbirine benzer olan uyarıcıları algısal bir bütünlük içinde kabul ettiğini ifade eder. Yine telefon numaralarında ticari avantaj olarak kullanılan “118 18” veya “25 25” gibi benzer rakamların tercih edilmesi bu ilke ile açıklanabilir. Ayrıca matematik 2. sınıf konularından olan örüntü konusu bu kapsamda değerlendirilebilir.

Benzer şekilde süreklilik ilkesi de “örüntü” konusunda önemlidir. Aynı
şekiller, çizgiler ve uyarıcılar organizma tarafından gruplandırılır.
Geştalt kuramcıları tamamlama ilkesi adını vererek organizmanın önemli bir öğrenme pratiğini açıklamışlardır. Organizma tamamlar. Reklam yöntemlerinden olan subilimine mesajlar bunun en çok kullanıldığı örneklerdir.

Basitlik ilkesi, organizmanın en temel özelliklerinden olan düzen arayışını açıklar. Birey iki değişkenden basit olanı görmek istemektedir. Öğrenme sürecinde önde ve basit olana odaklanma bilgisi burada önemlidir.

>Bilgiyi İşleme Kuramı:Birey doğuştan öğrenmeye hazır olarak dünyaya gelir. Öğrenme zihinsel bir yetenektir. Bu nedenle zihnin öğrenme potansiyeli işletilmelidir. Bilgiyi İşleme Kuramı aşağıdaki sorulara cevaplar arar:
1.Yeni bilgi dışardan nasıl alınır?
2.Alınan bilgi nasıl işlenir?
3.Bilginin uzun süreli depolanması nasıldır?
4.Depolanan bilginin hatırlanması ve geriye gelmesi nasıldır?

Alınan bilgilerin işlenmesi ve uzun süreli depolanabilmesi için bu bellek sınıflandırması önemli rol oynar. Burada duyusal kayıt, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellek olmak üzere üç tür bellekten
bahsedilmektedir.
>DUYUSAL BELLEK:Duyusal kayıt, çevre ile bireyin etkileşimini sağlayan tüm duyuların belirli bir kayıt potansiyeli vardır. Çevreden duyulara gelen uyarıcılar özünde duyusal kayıt bölümüne gelmektedirler. Oldukça kısa bir süre olan bu duyusal kayıt aşaması ortalama bir saniyelik bir zamana denk gelmektedir. Duyuların gücüne göre bu süre iki üç saniyeye çıkabilir. Duyusal kayıttaki bilgiler veri düzeyindedir. Yani henüz anlamlandırılmış değildir. Çevreden nasıl geldilerse o şekildedir. Aslında bu belleğe çevreden alınan sınırsız uyaranların olduğu gibi alındığı bellek denilebilir.
>KISA SÜRELİ BELLEK:Kısa süreli bellek ise veri düzeyinde alınan bilgilerin anlamlı bir sistematiğe alınma aşamasında işlendiği bellektir. Duyusal kayıt kadar kısa olmasa da bu bellek de adı üstünde kısadır. En fazla bir dakikadan az bir süreliğine bilgiler burada kalabilir. Bu süreç bilgi üzerine düşünüldüğü ve belirli bir sistematiğe bilgilerin dâhiledilmesi işlemi görülür. Duyusal bellek sınırsızdır demiştik. Kısa süreli bellek ise sınırlıdır. Bir an önce bilgilerin işlenerek uzun süreli belleğe kaydedilmesi gerekir. Aksi hâlde en fazla bir dakika içinde ilgili bilgi unutulabilir.
>UZUN SÜRELİ BELLEK:Bilgiyi işleme belleği olan kısa süreli bellekte iki tür depolama yöntemi vardır. Bunların birincisi duyuşsal bellekten alındığı gibi depolama diğeri ise uzun süreli bellekteki var olan bilgilerle anlamlandırarak depolamadır. Burada ilk önce bahsedilen yöntem klasik ezber yöntemidir. Uzun süreli bellekte anlamlandırılmadan depolanan ezber bilgiler kullanışlılık açısından çok verimli değildir.





6.ünite...

Çocuklarda Öğrenme süreçleri, yapılandırmacı, beyin temelli, çoklu zekâ, aktif, tam, oyunla ve bağlantıcı öğrenme ile gerçekleşmektedir.Yapılandırmacı öğrenme birçok kuramdan beslenmektedir. Beyin temelli öğrenme, insan beyninin yapısına ve işlevine dayanan bir öğrenme kuramı olarak ifade edilmektedir. Çoklu zekâ ile öğrenme sürecinde çocukların zekâ

kapasitelerini geliştirecek bir program geliştirilmesi ve uygulanması önemlidir. Aktif örenmede, çocuğun bireysel hakimiyeti, katılımı, işbirliği, motivasyonu ile birlikte, demokratik bir sınıf ve kültür ortamında olması gerekir. Tam öğrenme sürecinde çocuğun neyi, niçin ve nasıl öğreneceğini gösteren mesajlar, ipuçları
olmalıdır, pekiştireç, öğrenci katılımı, dönüt ve düzeltmeler öğretimin kalitesini oluşturur. Oyunla öğrenmede kritik bilgilerden biri oyun mantığına uygun planlanması gerekir. Bağlantıcılık geleneksel öğrenme kuramlarına alternatif olmayıp, bütün öğrenme kuramlarını da içine alacak bir süreci öngörülebilir.

YAPILANDIRMACI ÖĞRENME KURAMI
Yapılandırmacı Kuramı keşfederken öncelikle daha önce öğrendiğimiz davranışçı ve Bilişsel Kuramdan faydalanmak gerekmektedir. Bu aslında yapılandırmacı öğrenmenin bir uygulanışıdır. Daha önceki bilgiler üzerine yeni
kuramı inşa etme ve hazırbulunuşluğu dikkate alma önemli bir yapılandırmacı öğrenme bileşenidir.

Öğrenme nedir?
Davranışçı öğrenme Öğrenme, gözlenebilir davranışlardaki biçimsel
Bilişsel öğrenme Öğrenme, ön bilgilerle yeni gelen bilgilerin etkzihinsel kodlamaya dayanan bir etkinliktir
ileşimi sonucunda oluşan zihinsel bir değişimdir. Bilgi edinimi,
Yapılandırmacılık Öğrenme, deneyimlere bağlı olarak anlam yaratmadır. Öğrenme, gerçek yaşam durumlarında oluşur.

NOT...Çocuğun öğrendiği ya da anladığı şeylerden daha fazlasını yapılandırdığını öne süren yapılandırmacı görüş, Piaget ve Vygotsky’nin çalışmalarına dayanmaktadır.

Yapılandırmacı öğrenme, çocuğun öğrendiği ya da anladığı şeylerden daha fazlasını şekillendirdiği, yapılandırdığını öne sürer. Bu görüşün temelinde Piaget ve Vygotsky’nin çalışmaları yer almaktadır. Yapılandırma mantığında öğrenme şu özellikleri taşır:

· Öğrenme, belirli bir bağlama dayanır. Dolayısıyla yapılandırmacı öğrenmede öğrenilecek her şeyin içinde kullanılacağı durumla ilişkilendirilmesi gerekir. Öğrencinin ilişkilendirmesine olanak tanınmalıdır.

· Bilginin, çocuklar tarafından yapılandırılması gerekmektedir. Dolayısıyla merkez çocuklardır. Öğrenci merkezlilik önemlidir. Öğrenci kendi öğrenmesini kendi yaratır.

· Sosyal etkileşim çocukların öğrenme sürecinde önemlidir. İçinde bulunulan bağlamın yanında bu bağlamla etkileşim de önemle planlanmalıdır.

· Yapılandırmacı öğrenmede öğrenci sorumluluğu üst düzeydedir. Etkin olma ve bilgiyi kendileri için yapılandırma görevi ilk önce öğrencidedir.

Bilişsel yapılandırmacı öğrenme Piaget’in Bilişsel Yapılandırma Kuramı’na dayanmaktadır. Öğrenci, bilgiyi edinir ve edinim sürecinden sonra da zihin aracılığıyla süzgeçten geçirip işler, biçimlendirir ve yapılandırır. Sosyal yapılandırmacı öğrenme Vygotsky’nin görüşleri üzerine şekillenmekte ve bilişsel

yapılandırmacılığı bir basamak geliştirip öğrenenin sosyal çevre ile etkileşimini ve bu etkileşimin öğrenme üzerine etkisini ele almaktadır. Davranışçı yapılandırmacı öğrenme ise öğrenme süreçlerinde gözlenebilen davranışlara ve uyarıcı-tepki ilişkisine yer vermektedirler. Ayrıca bunların yanında radikal yapılandırmacılık,
kültürel yapılandırmacılık ve eleştirel yapılandırmacılık başlıklarında da yapılandırmacılık açıklanmaktadır. Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere yapılandırmacı öğrenme birçok kuramdan beslenmektedIR...

örnek...•Yapılandırmacı öğrenme bireysel bağlamı ön plana çıkarmaktadır. Öğrenci merkezlidir. Öğrencinin kendi öğrenmesinde sorumluluğu vardır. 2006 yılı sonrasında eğitim fakültelerinde ve okullarda yapılandırmacı öğrenme örnekleri yaygınlaşmıştır. Hazırbulunuşluk kavramı yapılandırmacı öğrenme örneklerinde önemlidir. Çocukların önceki öğrenmelerini bir Aşamalı bir öğrenme örnekleri görülür. sonraki öğrenmeleri için temel kabul eder.

BEYİN TEMELLİ ÖĞRENME
Sinir bilim araştırmalarının ortaya koyduğu gerçekleri temel alan beyin temelli öğrenme, anlamlı öğrenmenin gerçekleştirilebilmesini beynin işleyiş kurallarının dikkate alınması ve beyindeki bu kurallara göre öğretim sürecinin
organize edilmesi gerekliliği üzerine şekillenmektedir. Temel amacı öğrenmenin beyinde nasıl gerçekleştiğini ortaya çıkarmaktır.

Beyin temelli öğrenmede derinlemesine daldırma, rahatlatılmış uyanıklık ve aktif süreçleme olmak üzere amaç olarak belirlenmiş birbiriyle etkileşimli üç süreç bulunmaktadır.

Derinlemesine daldırma süreci, bilgilerin sayfada ve tahtada kalmayıp
öğrencilerin beyinlerinde canlandırılması ve bunlarla yüzleşilmesidir. Karşı karşıya
bırakılan bilgilere yoğunlaşması söz konusudur. Derinlemesine yoğunlaşılan bu süreçte öğrencinin bellek aşamalarının çalışması sağlanmaktadır. Aktif hâle gelen bireysel bellek sistemleri içeriğin anlamlandırılmasında oldukça etkilidir.
Beyin temelli öğrenme anlamlı öğrenmeyi destekler.

Beyin temelli öğrenmede öğrenme çıktıları;
· İnsan beyni aynı anda birden çok işi yapabilir. Dolaysıyla öğrenme süreci birden çok kuram yöntem ve tekniği kapsamalıdır.

· Beyin fizyolojik bir organdır. Beynimizi sağlıklı tutmalıyız. Ve bu organın kapasite olarak zarar görüp öğrenmeyi olumsuz etkilemesine izin verilmemelidir.

· Beynin anlam arayışı doğuştandır. Durdurulamaz yönlendirilebilir. Öğrenme süreçleri bu bağlamda çocuğun dikkatine ve yönüne uygun tasarlanmalıdır.

· Beyinde doğal bir örüntüleme sistemi vardır. Öğrenme süreçleri bu sistemi daha da geliştirme endeksli planlanmalıdır.

NOT...Beyin temelli öğrenme, insan beyninin yapısına ve işlevine dayanan bir öğrenme kuramı olarakifade edilebilir. Anlamlı öğrenme desteklenir.

· Duygular ve beyin birbirinden ayrılamaz. Öğrenme süreçleri duygulardan bağımsız düşünülmemelidir.

· Her beyin biricik ve özeldir. Ne kadar da aynı süreçlerden geçilse, her beyin kendi öğrenmesini kendi yaratacaktır. Öğrenme süreçlerinde her beynin tek ve özel olduğu unutulmamalıdır. Ve öğrenme çok yönlü olmalıdır.

· Beyin motivasyona ve korkuya anında tepki verebilen bir organdır. Öğrenme süreçlerinin motive unsurlarıyla desteklenmesi ve korku stresten arındırılması önemlidir.

Beyin temelli öğrenme, iki nöronun birbiriyle iletişime girmesi ile başlayan BIR SURECTIR...

Beyin Temelli Öğrenme Düzenleme öğeleri
Bilgi Kaynağı Öğrenme karmaşıktır. Sosyal etkileşim, grupla keşfetme, bireysel arayış ve derin düşünme hâkimdir.

Sınıf Organizasyonu Tematik, bütünleştirici, iş birliğine dayalı ve bireyselleştirilmiş projelere ağırlık verir.
Sınıf Yönetimi Öğretmen rehberliğinde öğrenci merkezlidir. Bazı
sorumluluklar öğrenciye verilir.

Sonuçlar Bilgi yapılandırılmıştır ve kalıcıdır.

ÇOKLU ZEKÂ KURAMI
Bilişsel, psikolojik ve nörolojik gelişmelerden beslenen Çoklu Zekâ Kuramı, her bireyin zekâ düzeyinin farklı yetenekler tarafından oluştuğu sekiz zekâ türünün olduğunu ifade eden bir anlayıştır. Zekâ bir bütün olmakla birlikte farklı bireylerde bir tür zekâ ön plana çıkmaktadır. Zekâ türleri bireyde her zaman birlikte çalışırlar; ancak bu çok karmaşık yollarla gerçekleşir.Gardner, zekâ türlerini aşağıdaki şekilde sekiz başlıkta açıklamaktadır.

· Sözel / Dil zekâsı (verbal/linguistic)

· Mantık / Matematiksel zekâ (logical /mathematical intelligence)

· Görsel / Uzamsal zekâ (visual/ spatial intelligence)

· Bedensel / Kinestetik zekâ (bodily/ kinesthetic intelligence)

· Müzik / Ritim zekâsı (musical/ rythmic intelligence)

· Sosyal zekâ (interpersonal intelligence)
· Özedönük zekâ (intrapersonal intelligence)
· Doğa zekâsı (naturalist intelligence)
Bu zekâ türleri, bilişsel, nörolojik, fizyolojik ve toplumsal bağlamlarda bir bütün hâlinde zekâ incelemerine dayanmaktadır. Her bağlamın zekâya etkisi kaçınılmazdır. Ama öne çıkan zekâ türü veya türleri öğrenmeyi anlama çabasında önemli bir veridir.

Gardner, zekâyı bu şekilde sekiz türe ayırmış ve uyarmıştır. Zekâ türleri bunlarla sınırlı değildir. Ve bunlar arasında da kesin bir ayrımlar yapılmamalıdır. Özellikle uygulama kısmında öğrencileri zekâ türleri üzerinden etiketlemek oldukça sakıncalıdır. Zekâ türleri sadece birer veridir. Her bir zekâ türünün alt bileşenleri olabilir. Başka zekâ türleri ile birlikte çalıştığı süreçler de olabilir.

AKTİF ÖĞRENME
Çocuk öğrenme süreçlerinde önemli bir öğrenme kuramı, Aktif
Öğrenme’dir. Çocuğun aktif olarak bulunduğu, kendi öğrenmesini yönlendirdiği, düşünme ve karar verme becerilerini kullandığı ve diğer çocuklarla iş birliği içinde olduğu anlayışın adıdır aktif öğrenme. Öğrenci bu roldeyken öğretmen ise bu öğrenmeyi kolaylaştırma ve öğrenciyle birlikte öğrenen roldedir.

Aktif öğrenme, çocukların öğrenme sürecine aktif olarak katılmasıdır.
Aktif örenmenin temel ilkeleri şu şekilde sıralanabilir:

· Çocuğun bireysel hâkimiyeti ve katılımı,
· İş birliği içinde öğrenen çocuklar,
· Çocukların motive edilmesi,
· Çocuklar için demokratik bir sınıf ve kültür oluşturmak.

Örnek•Örnek çalışmalarda aktif öğrenmenin sınıf içi etkileşim, anlama ve kavrama ve derse yönelik tutum üzerinde olumlu etkiler meydana getirdiğini ayrıca eğitici ve eğlendirici olduğuna ilişkin bulgular vardır.

TAM ÖĞRENME
Tam Öğrenme Kuramı Bloom tarafından geliştirilmiştir. Kurama göre uygun öğrenme koşulları ve yeterli zaman sağlandığında dünyadaki her çocuk öğrenebilir; tüm yeni öğrenmeleri hemen hemen her çocuk kazanabilir. 1968 yılında ortaya çıkan bu öğrenme kuramı etkili okul çalışmalarının yoğun olduğu döneme rastlamaktadır. Etkili okulun “her çocuk öğrenebilir” mantığı burada da kendini göstermektedir.

Bloom, Tam Öğrenme Kuramını, öğrenci, öğretim ve öğrenme ürünleri olmak üzere üç başlıkta açıklamıştır. Aşağıdaki tablo bu başlıkları ifade etmektedir.

Öğrenci nitelikleri Öğretim nitelikleri Öğrenme ürünleri
Bilişsel giriş davranışları*Bilgi *Beceri *Yeterlik
Duyuşsal giriş özellikleri*İlgi *Tutum * Akademik benlik

ÖĞRETİM NİTELİKLERİ...İpucu Pekiştirme Katılım Dönüt ve düzeltme

ÖĞRENME TEKNİKLERI...Öğrenme düzey...iÖğrenme çeşidi Öğrenme hızı Duyuşsal ürünler

Bloom’un taksonomisi: Bloom, 1950’li yıllardan bugüne öğrenme sürecine ilişkin sistematik sınıflandırma ile “taksonomi” kavramıyla alanda bilinmektedir. Taksonomi en yalın anlamıyla sınıflandırma demektir. Bloom taksonomisinde bilgi, kavrama, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme olmak üzere 6 aşamada öğrenmeyi sınıflandırmıştır.

OYUNLA ÖĞRENME
Oyun, çocuğun dünyasını kapsayan, kendine özgü kuralları ve kültürü olan, eğlenceli ve isteğe bağlı bir etkinlikler olarak tanımlanabilir. Eğitsel oyunlar ise oyun kullanarak öğrencilerin ders içeriğini öğrenmesini sağlayan etkinliklerdir. Bunlar da birer oyundur. Amaçlı, planlı ve eğiticidirler.

NOT...Eğitsel oyunlar, oyun mantığının doğallığını kaybetmeden
planlanmalıdır.

DİJİTAL ÇAĞ – AĞ TOPLUMU VE ÖĞRENME:
BAĞLANTICILIKBağlantıcılık (connectivism), öğrenmede bilgi aktarımı yerine, ağlar aracılığıyla bilginin kaynağına ulaşma ve doğrudan öğrenme hedeflemektedir. Bu öğrenme türü çok yenidir. Birçok öğrenme kitabına henüz girmemiştir. Öğrenme yazınının geleceği olsa da şimdisi olamamıştır henüz. Ancak geleceği arayan siz değerli öğrenenler için bağlantıcılık oldukça önemlidir.

Bağlantıcılık geleneksel öğrenme kuramlarına alternatif değildir. Onları dışlamaz. Kötülemez. Ama öğrenme yazınına yeni bir başlık açmıştır. Gelecekte altı dolacak kocaman bir başlık. Diğer öğrenme kuramlarını da içine alacağı öngörülebilir.

Bağlantıcılık aşağıdaki ilkelerle açıklanabilir:
· Öğrenme farklı görüşlerle gelişir,
· Öğrenme bireyler ile bilgi kaynağını birleştirme sürecidir,
· Öğrenme insan dışı cihazlarla da olabilir,
· Daha fazla öğrenme kapasitesi tahminlerden daha ileri düzeydedir,
· Sürekli öğrenme için bağlantılar kurmalı ve geliştirmelidir,
· Alanlar, fikirler ve kavramlar arası bağları görme yeteneği önemlidir,





ÜNİTE:7
ÖĞRETİM NEDİR?
Öğretim, öğrenmenin belli bir amaç doğrultusunda başlatılması, yönlendirilmesi, kolaylaştırılması, gerçekleştirilmesi ve kontrol edilmesini kapsayan sürecin genel adıdır.

Öğretim Sürecinde Çocuk ve Öğretmen
Çocuk ve öğretmen arasında gerçekleşen etkileşim sonucu öğrenmeler hedeflenmektedir.
Öğretim sürecinde temel değişkenler olan çocuk ve öğretmen bakışları;

Çocuk için sorular
Ne yapıyorum?
Ne öğreniyorum?
Nasıl öğreniyorum?
Nasıl daha iyi öğrenebilirim?
Bir sonraki öğrenme için neye ihtiyacım var?

Öğretmen için sorular
Ne yapıyorum?
Ne öğretiyorum?
Nasıl öğretiyorum?
Nasıl daha iyi öğretebilirim?
Bir sonraki öğretim için neye ihtiyacım var?

Öğretim Stratejileri
Öğretimin amaçlarına ulaşması için kullanılan teknikler ve yöntemler strateji temelinde belirlenmektedir. Dolayısıyla strateji temeldir denilebilir. Bir öğrenme içeriğinin kazanımlara dönüşmesinde kullanılan yöntem, teknik, zaman, ortam ve araç-gereçleri belirlemede strateji belirleyicidir.
Öğrenmeye ilişkin tüm stratejilerin çocuklara uygulanması işlemi öğretim stratejileri olarak ifade edilebilir. Öğrenme stratejileri, öğrencilerin en iyi ve daha ileri düzey öğrenmeler sağlamaları için geliştirilen tekniksel stratejilerdir.
Nasıl öğreneceğini bilmeye bir öğrencinin çaresizliği ile nasıl öğreteceğini bilmeyen bir öğretmenin çaresizliği benzerdir. O nedenle çocuklara öğrenme stratejileri öğretildiği gibi, öğretmenin de bunları çok iyi düzeyde öğrenmeleri ayrıca uygulamaları gerekir. Strateji öğrenme ve öğretmenin kritik aşamasıdır. Doğru belirlenmeyen bir strateji, doğru gitmeyecek bir yöntem ve teknik demektir. O de sonuç itibariyle öğrenmenin olumsuz etkilenmesidir.

Çocuklarda Öğretim Stratejileri
Eğitim bilimleri başlığında öğretilen pedagoji, çocuk öğretim süreçlerinde önemli bir kavramdır. Pedagoji, çocuklarda öğretim bilimi ve sanatıdır. Bir çocuğun öğrenmesinde neler yapılabilir konusunu
araştıran bu bilim aynı zamanda bunun uygulamasını da kapsar.
Özellikle çocukların bireysel farklılıkları, durumsal özellikleri düşünüldüğünde öğretim bilimi ve sanatına, pedagojiye, görev düşmektedir.
Öğretim stratejisi belirleme sürecinde bir çok değişken vardır. Bunlar, öğrenme süreci, öğretmen, öğrenci, içerik, hedefler ve kurumsal yapı olarak özetlenebilir.
Öğrenme süreci, öğretim stratejisine karar verme sürecinde en önemli
belirleyicidir. Bir diğer belirleyici öğrenci ile öğrencinin kapasite ve hazırbulunuşluk değişiklikleridir. Öğrencinin kapasitesi iyi olabilir ama bu kapasite önceki öğrenmelerle geliştirilmemiş olabilir. Öğrenci yeni konu için hazır olmayabilir. Dolayısıyla öğrenciyi doğru analiz etmek için hazırbulunuşluk ile kapasiteyi iyi analiz etmek gerekir.
Öğretim stratejisine karar verirken önemli bir belirleyici olarak
amaçlarımızı söyleyebiliriz. Burada “Neyi amaçlıyoruz?” sorusu oldukça kritiktir? Bu sorunun ayrıntılı ve doğru cevabı bize seçeceğimiz öğretim stratejisinde rehber olacaktır.
En önemli değişkenlerden bir diğeri de öğretmendir.Öğretmenin kişiliği, öğretime bakışı ve geçmiş yaşantıları bir bütün olarak öğretim stratejisine etki edecektir.

Kurumsal ortam ve gereksinimleri başlığında ise yerel değişkenler ve
Kültü vurgulanmaktadır. Evrensel değerler öğretmene ve öğrenciye uyarlandığı gibi kuruma ve gereksinimlerine göre de uyarlanmalıdır. Özelleştirilmelidir. Kurumsal değerlere uygun, fırsat ve imkânlar
elverdiği ölçüde stratejiler belirlenebilecektir. Öğretim stratejisini belirlemede önemli değişkenlerden biri de öğrenme içeriğidir. Strateji içerikten bağımsız belirlenemez.
İçeriğe en uygun strateji belirlenmeli ve en üst düzey performans hedeflenmelidir.

Öğretim stratejileri üç başlıkta incelenmektedir:
•Sunuş Stratejisi
•Buluş Stratejisi
•Araştırma İnceleme Stratejisi

SUNUŞ YOLU İLE ÖĞRETİM STRATEJİSİ
Sunuş Stratejisi; öğretmen merkezli bir anlayıştır. Öğretmen, öğretimi
düzenleme, sistemli ve anlamlı bir biçimde planlama ve sunma görevindedir. Burada hazırlık aşaması çok önemlidir. İyi düzenlenmiş
ve doğru sıralanmış bir sunuş planı olmalıdır. Öğrencinin görevi ise iyi bir dinleyici olmaktır. İyi bir dinleyici olan öğrenci öğretmen merkezliliği kabullenmiştir. Dört gözle dinlediği öğretmenine izin verildiği ölçüde soru sorabilir.
Öğretmen genelden özele bir anlayışla konuları planlar. Konu başlıkları genel kavramlar öncelikle verilir. İlerleyen aşamada ayrıntı ve özel bilgilerle devam edilir.
>İletişim, sunuş yolu ile öğretim stratejisinin olmazsa olmazlarındandır. Bu iletişim sürekli yoğun olmakla birlikte çoğunlukla öğretmenden öğrenciye doğrudur.
>Ön düzenleyiciler, öğrencilerin daha önceden kazandığı bilgilerle oluşturulan düzenli yapılar, yeni öğrenmeler için bir temel oluşturur. Bu sayede ilişkisel bağ kuran çocuk, daha iyi öğrenebilecektir.
>Örnekler, bu stratejinin önemli bileşenlerinden biridir. Öğretim sürecinde bol bol örneklere yer verilir. Sunuş stratejisinde öğretimin merkezinde olan öğretmen, örnekler konusunda uzman olmalıdır.
>Genelden özele aşamalı bir anlayış hâkimdir. Öncelikle genel bilgilere yer verilir. İlerleyen aşamada konunun özel bölümlerine doğru aşamalı bir yol izlenir.
>Somuttan soyuta anlayışı da buraya eklenebilir. Sunuş yoluyla öğretim stratejisinden yararlanırken, bilgi aktarımında,görüş ve düşünceleri ortaya koymada ve özelikle örneklendirmelerde en somut yollardan yararlanmakönemlidir. Bu sayede öğrencilerin çok sayıdaki duyu organına hitap edilebilir.

Uygulamada Sunuş Stratejisi

Kolay oluşu, zaman almayışı, kavram öğretiminde artıları ve amaçlara ulaşma performansı ile Sunuş Stratejisi öne çıkar.
Ayrıca olgu, olay, soyut ve somut kavramların öğrenilme sürecinde
önemli avantajlarına dikkat çekilebilir. Sunuş Stratejisi’nde sık kullanılan anlatım yöntemi bu anlamda önemli bir fırsattır. Ve tabi ki kavram haritaları tekniği sunuş stratejisine kavram öğrenme gücü vermektedir. En karmaşık ilişkiler bile bu teknik ile açıklık kazanabilir.

Kavram Haritası Tekniği, anlatım yöntemi ve sayamadığımız daha bir
bileşenleri ile sunuş yolu ile öğretim stratejisi bilerek veya bilmeyerek
uygulamalarda ağırlığını sürdürmektedir.
NOT:Sunuş yolu ile öğretimde, en çok rastlanan yöntem anlatım yöntemidir.
BULUŞ YOLU İLE ÖĞRETİM STRATEJİSİ
Öğrenme bir süreçtir anlayışı ile yola çıkan Bruner (1960’lı yıllar), sunuş yolu ile öğretimi eleştirerek buluş yolu ile öğretim stratejisini geliştirmiştir. Öğretimde kendi kendine öğrenebilen çocuklar için ortamlar oluşturulmalıdır.
Buluş Stratejisi merak temelli bir problemle başlar. Öğrenme ortamına
belirsizlik düzeyi öğrenci düzeyine göre ayarlanmış bir problemi bırakma ilk adımdır. Merak uyandırılmalıdır. Probleme ilişkin ipuçları, yeterli zaman ve araç gereçler mutlaka sağlanmalıdır. Ve sınıf yönetimi olmazsa olmazlardandır. Öğrencinin problemi kendi kendine çözmesi, keşfetmesi, bulması, için fırsat ve imkân verilmelidir. Öğrenci merkezli bir anlayış olmalıdır.
Uygulamaya göre değişmekle birlikte bireysel çalışma veya grup çalışması yapılabilir. Bazı durumlarda grupla keşfetmenin fırsatlarından yararlanılabilir. Bazı durumlarda ise bireysel bulma öğrenilmelidir.
_Genel olarak bakıldığında tümevarım yöntemi ön plana çıkmaktadır. Önce problem, ipuçları, örnekler ve adım adım bütüne ulaşma vardır.
Küçük adımlarla merak eşliğinde bütüne ulaşan öğrenciler bunu bir kültür hâline getirebilirler. Çoğunlukla olumlu olarak değerlendirilen buluş stratejisi, bazı sınırlılıkları beraberinde getirmektedir. İlk ve en önemli olumsuz tarafı zaman kısıtıdır
.
Çocukların keşfetme süreleri bireysel olarak da değişebilmektedir. Bu durum zaman sorununu daha da artırmaktadır.

Uygulamada Buluş Stratejisi
Çoğunlukla son yılların genel algısı Sunuş Stratejisi’ne karşı Buluş
Stratejisi’nin yüceltilmesi şeklindedir. Bunda en önemli nedenlerin başında yanlış uygulamalar olduğu söylenebilir.
Buluş Stratejisi’ni öven, buluş yolu ile öğretimin olumlu yönlerini yücelten ders içerikleri Sunuş Stratejisi’nde uygulanmaktadır. Buluş Stratejisi’ni el üstünde tutan bilim insanlarının bu öğretim stratejisini anlattığı derslerin ana ekseni Sunuş Stratejisi’ne daha yakındır. Ve Sunuş Stratejisi’ne yakındır.

>Buluş Stratejisi neden uygulanmamaktadır?
Buluş Stratejisi’nde süregelen bir geleneğimiz yoktur. Uzun yıllardır devam eden Sunuş Stratejisi geleneği halen devam etmektedir. Bir önceki uygulayıcılar Buluş Stratejisi’ne az yer verdiği için bir sonraki uygulayıcıların uygulamaları da benzer şekilde devam etmektedir. Bir diğer neden olarak zaman kısıtlılığı verilebilir. Sunuş Stratejisi hazırlık aşamasında çok zaman alsa da tıpkı bir hap gibi kısa sürede tüketilmesi kolaylığı sunmaktayken burada durum farklıdır. Buluş Stratejisi’nde hem hazırlık aşaması hem de ders içi uygulama aşaması oldukça uzun zaman almaktadır. Ve uygulayıcının çok farklı yeterlik alanları işe koşulmalıdır.

ARAŞTIRMA İNCELEME YOLU İLE ÖĞRETİM
STRATEJİSİ

Adından anlaşılabileceği gibi araştırma yöntemleri kullanılan bir stratejidir. John Dewey’in “Nasıl Düşünürüz” isimli eserinde ortaya attığı ilerleyen zamanla birlikte “bilimsel araştırma basamaklar” olarak kullanılan araştırma basamaklarını izler. Bir öğrenme için okul içinde ve dışında araştırmalar hedeflenir.
Öğrenci merkezlidir. Öğrencilere sorumluluk verilir. Düşünme süreçlerini ve becerilerini geliştirme amaçlanmaktadır. Birçok
düşünme becerisi aynı anda iş başındadır. Sınıf içinde veya dışarda araştırma inceleme yapılabilir. Araştırma süreci bireysel veya
grup hâlinde planlanabilir. Tamamı durumsal değişkenlere göre
öğretmen tarafından planlanmalıdır.

Dewey bilimsel yöntem basamaklarını aşağıdaki şekilde sıralamıştır.
Araştırma inceleme yolu ile öğretim stratejisinde öğrencinin bu basamakları öğrenmesi ve buna göre süreci işletmesi istenir. Amaç ilk olarak bilimsel düşünme stratejilerini öğrenmektir. Bilimsel düşünme stratejileri;
•Araştırma gerektirecek bir problemin hissedilmesi,
•Problemin tanımlanması,
•Araştırma yapılarak probleme ilişkin bilgi toplanması,
•Problemin çözümüne yönelik hipotezler kurulması,
•Hipotezlerin test edilmesi,
•Problemlerin çözülmesi ve sonuç

Amaç sistematik bir şekilde ve bilimsel referanslarla araştırma inceleme faaliyetlerini yürütülmesi ve var olan problemin çözülmesidir.

NOT: Proje, gösterip yaptırma ve problem çözme yöntemleri araştırma inceleme stratejisinde sıklıkla kullanılabilir.



.

ÖĞRENME TEKNİKLERİ 1-7 HAFTA
1.Altı yaşına gelen bir çocuğun beyni bir yetişkin beyninin % de kaçına erişmiş olur
A.%80
B.%85
C.%95
D.%90
E.%75

2.Genlerimiz tarafından programlanmış olan ve çoğunlukla cevreden bağımsız olan gelişim kavramı hangisidir
A.gelmişim
B.Büyüme
C.Hazır olma
D.olgunlaşma
E.Öğrenme

3.Döllenmeden itibaren vücutta en hızlı gelişim gösteren bölge neresidir
A.Kulak
B.boyun
C.el
D.Baş
E.göz

4. Bebeklerin birinci ayın sonuna doğru hangi kaslarını kontrol edebilir düzeye ulaşır
a.boyun
B.el
C.Kol
D.Bacak
E.Kalp

5: Fiziksel değişimin en fazla yoğunlaştığı dönem hangisidir
A.Okul dönemi
B.okul öncesi dönem
C.Ergenlik dönemi
D.Yetişkinlik dönemi
E.Bebeklik dönemi

6.Genel olarak temel dil becerilerini kazanıldığı, dili ustaca kullanabilme becerilerinin geliştiği yaş kaçtır? Aynı zamanda 10 yaşına kadar da sürdüğü kabul edilmiştir
A.3-4
B.8-9
C.6-7
D.5-6
E.2-3

7.Çocuklarda duyguları yansıtma ile duyguları kontrol etme farkındalığı hangi yaşta gerçekleşir
A.2-3
B.3-4
C.4-5
D.5-6
E.6-7

8.Organizmaya harekete geçiren enerjiye ne denir
A.Genel uyarilmislik hali
B.Davranış
C.Olgunlaşma
D.Motivasyon
E.öğrenmlerin aktarılması(transfer)

9.Klasik koşullanma 'nın kuramcısı kimdir
A.Edward Lee thordike
B.İvan pavlov
C.skinner
D.John broadus
E.Albert bundura

10.Tekrar(egzersiz)yasası kaç yılında tamamen değiştirilmiştir
A.1935
B.1945
C.1950
D.1960
E.1930

11Modelden öğrenme sürecinin dört temel aşaması vardır aşağıdakilerden hangisi bu aşamadan değildir
A.Dikkat süreci
B..Çevre süreci
C.Hatırda tutma süreci
D.Güdülenme süreci
E.Uygulama ve davranış meydana getirme süreci

12.bu bellekte alıcı kapasitesi sınırlıdır, anlık bellek de denilmektedir, bilgi işlemin ilk basamağıdır, gelen bilgiler çok kısa vadelidir
A.kısa vadeli bellek
B.Duygusal bellek
C.Uzun vadeli bellek
D.anısalı bellek
E.islemsel bellek

13.duyusal belleğe gelen bilginin davranışa dönüşmesi, bellekte kapasite oldukça sınırlı, bellek kapasitesi 5 9 bilgi birimi bilgiyi 20 30 saniye korur, bilgiler aktiftir
a.Duyusal bellek
B.uzun vadeli bellek
C.kısa vadeli bellek
D.anlamsal bellek
E.anisal bellek

14.bilginin anlamliligini artırarak kodlama surecini zenginlestiren dört temel ogeden biri degildir
A.etkinlik
B.örgütleme
C.eklemleme
D.gruplama
E.bellek destekleyici ipuçları

15.bu tür bilgiler "nasıl"sorusunun cevabına verilen bilgilerden oluşur.bilgi kazanımı oldukça zor olabilir
A.dekleratif bilgi
B.metabilissel bilgi
C.prosedürel bilgi
D.edebi bilgi
E.tarihsel bilgi

16.aşağıdakilerden hangisi humanist yaklaşımın öncülerinden değildir A.carl rogers B.arthur combs C.abraham maslow D.holden pattersan E.karl gross.

17.carl rogers'in üzerinde durduğu önemli kavram ve ilkelerden değildir
A.algida secicilik
B.kendini gerceklestirme
C.benlik
D.empati anlayışı
E.şartsız olumlu kabul

18.arthur combs'un öğretmene iliskin altı temel özellikten bahsetmistir hangisi bu altı ozellikten değildir
A.çok iyi alan bilgisine sahip olma
B.amaçlar ve araçlar arasında ayrım yapabilme
C.öğrencilerin duygularına karşı duyarlı olma
D.olumlu benlik saygisina sahip olma
E.etkili farklı öğretme yöntemlerini kullanma

19.yapılandırmacı yaklaşımın temelinde hangi kuramcı yoktur
A.john dewey
B.jean piaget ve lev vygotsky
C.eric erickson
D.jerome bruner
E.david ausubel

20.oyun yoluyla öğrenme kuramlari hangi yüzyıldan itibari ile oyun ile ilgili görüşler yerini kuramlara bıramaya başlamıştır
A.17
B.18
C.19
D.20
E.21

21.oyunda alistirmanin rolünü vurgulayan ilk bilim adamı kimdir
A.carl gross
B.herzinger
C.friedrick schiller
D.stanley hall
E.moritz lazarus

22.çocukların altı yaşa kadar kişilik gelişilerini sürecinde çatışma ve engellenmeler karşısında duydukları olumsuz duygu ve kaygıların dogrudan doğruya yasayabilecekleri ortam hangi kuramı soyletir
A.psikososyla kuram
B.bilissel kuram
C.sosyokulturel gelişim kuramı
D.psikoanalitik kuram
E.sistem kuramı

23.operant(edimsel)kosullanmada en meşhur kavramlardan ikisi "pekistirec ve ceza"olarak ifade eden kişi kimdir
A.pavlov
B.sigmund freud
C.wotson
D.thorndike
E.skinner

24.en önemli deneyi olan"labirentte ilerleme"ile öğrenme yazınına önemli kavramlar kazandıran kuramcı kimdir
A.skinner
B.pavlov
C.tolman
D.bandura
E.watson

25.gestalt kuraminda bahsedilen ilkeler arasında degildir
A.dikkat
B.şekil zemin ilişkisi
C.yakınlık
D.benzerlik
E.devamlılık ve basitlik

26.yapılandırıci öğrenme bireysel bağlami ön plana çıkarmaktadır. Ogrenci merkezlidir. Öğrencinin kendi öğrenmesinde sorumluluğu vardır....... Yılı sonrasında eğitim fakültelerinde ve okullarda yapılandırmacı öğrenme örnekleri yaygınlaşmıştır
Yukarıdaki boş bırakılan yere hangi yıl gelmelidir.
A.2003
B.2004
C.2005
D.2006
E.2007

27.beyin temelli öğrenmede öğrenme çıktıkları arasında yer almaz
A.insan beyni aynı anda ve birden çok işi yapamaz
B.beyin fizyolojik bir organdır
C.beynin anlam arayışı doğuştandir
D.duygular ve beyin birbirinden ayrılamaz
E.beyin bilinçli ve bilinçsiz süreçler bütünüdür

28.1968 yılında etkili olulun "her çocuk öğrenebilir" mantığını gösteren kuramcı kimdir
A.gardner
B.john dewey
C.watson
D.bloom
E.lev vygotsky

29.bloom toksonomisi kaç aşamadan oluşur
A.8
B.6
C.7
D.9
E.5

30.aşağıdakilerden hangisi çocuklarda öğretim stratejileri arasında yer almaz
A.öğrenme süreci
B.içerik ve yapısı
C.degerlendirme
D.kurumsal ortam ve gereksinimler
E.öğretmenin kişisel öğretim tarzı

31.buluş yolu ile öğretim stratejisine genel olarak bakıldığında tümevarım yöntemi ön plana çıkmaktadır bu planda öncelik hangisi yoktur
A.problem
B.ipuçları
C.adım adım bütüne ulaşma
D.deneyim
E.örnekler

1C 2D 3D 4A 5B 6D 7C 8D 9B 10E 11B 12B 13C 14D 15C 16E 17A 18B 19C 20C 21A 22D 23E 24C 25A 26D 27A 28D 29B 30C 31D