Vize İşletme İlkeleri Vize Ders Özeti

serkankacan69

Active member
12 Eyl 2018
152
59
28
#1
ÜNİTE 1 : İşletme Bilimi
İşletme biliminin inceleme ve araştırma konusunu işletmeler oluşturur. İşletme bilimi işletmelerin iç ve dış çevresindeki olayları inceleme, bunların nedenlerini araştırma, açıklama ve belirli ilkeleri ortaya koyma amaçlarını taşımaktadır. İşletme bilimi bağımsız bir bilim alanı olmakla birlikte, çeşitli bilim alanlarının yöntemlerinden, kavramlarından ve teorilerinden yararlanarak bu bilim alanları ile iç içe geçmiş durumdadır. Bu bilim alanları arasında hukuk, iktisat, sosyoloji, psikoloji, matematik, istatistik ve mühendislik yer alır.
İşletme Kavramı
Literatürde işletme kavramının çok sayıda tanımı yapılmıştır. Bu tanımlardan birine göre işletme, toplumdaki bireylerin ihtiyaçlarını kâr sağlama amacıyla karşılamak için, düzenli olarak ürün ya da hizmetin üretim ya da dağıtımı gerçekleştiren ekonomik bir etkinliktir. Tanımdan da anlaşılacağı gibi, işletme yalnızca otomobil, mobilya ve giysi gibi somut ürünler üretmez, aynı zamanda eğitim, sağlık ve ulaşım gibi hizmetleri de sağlar. Ayrıca işletmeler üretilen ürün ya da hizmetlerin dağıtımını da gerçekleştirirler.
İşletme tanımları, işletmecilikle ilgili bazı özellikleri de ortaya koymaktadır. Bu özellikler aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

  • İşletmeler, ekonomik bir etkinlik gerçekleştirir.
  • İşletmeler, üretim ya da satın alma ve dağıtım faaliyetlerini yerine
  • İşletmeler, ürün ve hizmetle ilgili iş anlaşmaları yapar.
  • İşletmeler, süreklilik ve düzenlilik gösterir.
  • İşletmeler, bireylerin ihtiyaçlarını karşılayarak kâr sağlama amacını güder.
  • İşletmeler risk taşır.
  • İşletmeler için insan, önemli ve kritik bir faktördür.
İşletmelerin Faaliyet Alanları
İşletmelerin faaliyet alanlarını genel olarak üç gruba ayrılır:

  1. Endüstri olarak adlandırılan ürünlerin üretimi ile ilgili
  2. Ticaret olarak adlandırılan ürün ve hizmetlerin değişimi ve dağıtımı ile ilgili
  3. Hizmet olarak adlandırılan soyut ürünlerin üretimi ve pazarlanması ile ilgili
Endüstri, somut ürünlerin üretimi ile ilgili olan bir işletme dalıdır. Endüstriler tarafından üretilen ürünler, son tüketici ya da endüstriyel tüketiciler tarafından kullanılabilir. Endüstri işletmeleri temel, imalat ve yapı endüstrisi olmak üzere üçe ayrılır. Temel endüstri işletmeleri; madencilik ve taş ocakçılığı (yenilenemez) ya da ormancılık ve balıkçılık (yenilenebilir) işletmelerinden oluşur. Ürünlerin üreticiden tüketiciye aktarılmasını sağlayan ve işletmelerin faaliyetlerinde onlara destek olan işletmeler ise ticaret işletmeleridir. Ticaret işletmeleri toptancı, perakendeci, ithalatçı ve ihracatçı olarak faaliyet gösterebilirler. Hizmet işletmeleri ise, tüketicilere soyut ürünleri sağlarlar.
İşletmelerin Başarı Koşulları
İşletmelerin başarılı bir biçimde varlıklarını sürdürebilmeleri; doğru örgütlenme, etkin yönetim ve girişimcinin sahip olduğu niteliklere bağlıdır.
Doğru örgütlenme: Örgütlenme, iş ve iş araçlarının mantıksal düzenlenmesidir. Bir işletmeyi doğru örgütlemek, işlevlerini yerine getirebilmesi için gerekli olan her şeyi sağlamaktır.
Etkin yönetim: İşletmelerin etkin bir biçimde faaliyet gösterebilmeleri için, işletme faktörlerinin koordineli bir biçimde bir araya getirmesi gerekir.
Girişimcinin nitelikleri: İşletme örgüt yapısı ve yönetiminin görevleri, işletmeyi yönetme sorumluluğuna sahip olan girişimciye bağlı olarak belirlenir. Bu nedenle girişimci, işletmenin dinamik ve aktif unsurunu oluşturur.
İşletmelerin Ekonomideki Yeri
Ekonomideki genel işleyişe göre hane halkları ve işletmeler, ekonomideki karar verici mekanizmalardır. Ekonomik yapı içerisinde, hane halkları ve işletmeler ürün ve hizmet pazarı ve üretim faktörü pazarı ile etkileşim içerisindedirler. Ürün pazarlarında, hane halkları alıcı, işletmeler satıcı konumunda iken üretim faktörleri pazarında, hane halkları satıcı, işletmeler ise alıcı konumundadır. İşletmeler, üretim faktörlerini kullanarak ürün ve hizmet üretirler ve ürettikleri bu ürün ve hizmetleri hane halklarına satarlar. Hane halkları, arz ettikleri üretim faktörleri karşılığında elde ettikleri gelirleri, ihtiyaçlarını karşılamak üzere, işletmeler tarafından üretilen ürün ve hizmetleri satın almak üzere kullanır. Hane halkları tarafından yapılan bu harcamalar faktör geliri olarak tekrar hane halklarına geri döner.
İşletmeciliğe İlişkin Temel Kavramlar

  • Ekonomik sistemler
  • İhtiyaç ve istekler
  • Ürün ve hizmet kavramı
  • Ürün ve üretim faktörleri
  • Girişimci ve yönetici
  • Arz ve talep kavramı
  • Tüketim ve tüketici kavramı
Ekonomik Sistemler: Bir toplumun üretim, değişim, tüketim ve bölüşüm gibi ekonomik sorunlarını bir düzen içerisinde çözmek için oluşturulan sosyal örgütlenme biçimleri, ekonomik sistemleri oluşturmaktadır. Toplumdaki bireylerin mutluluk ve refahını gerçekleştirme amacını taşıyan ekonomik sistemler kapitalist sistem, sosyalist sistem ve karma ekonomik sistem olmak üzere üçe ayrılır.
Kapitalist sistem: Kapitalist sistemde, ekonomik sorunların çözümü piyasa ve fiyat mekanizması aracılığıyla yapılır ve ekonomik faaliyetlerin temel amacını fayda ve kâr oluşturur.
Kapitalist sistemin temel özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

  • Devlet müdahalesi sınırlıdır.
  • Özel mülkiyet geçerlidir.
  • Piyasada rekabet kuralları geçerlidir.
  • Girişim ve seçim özgürlüğü
  • Kişisel çıkarlar ön plandadır.
Sosyalist sistem: 19. yüzyılda Alman düşünür Karl Marx, sosyalist düşüncenin temellerini atmıştır. Sosyalist sistem, kapitalist sisteme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır ve bu nedenle kapitalist sistemin temellerini oluşturan bireycilik ve özel mülkiyete bu sistemde yer verilmez. Üretim araçlarının mülkiyeti, işçi sınıfı adına devlete aittir. Üretimin temel amacı, toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Ürünlerin fiyatı ekonomik planlama ve maliyete göre belirlenir.
Karma ekonomik sistem: Karma ekonomik sistem, özel mülkiyet yanında kamu mülkiyeti ve devlet girişimcine yer verir ve toplumcu bir düşünceye dayanır. Karma ekonomide, devlet planlamasına yer verilmekle birlikte, sosyalist sistemde olduğu gibi otoriter bir yapı bulunmaz. Bu sistemde, sosyal devlet anlayışı geçerli olup birey ya da toplumun ön plana çıkması ya da birbirine tercih edilmesi söz konusu olmaz.
İhtiyaç ve İstekler: Toplumdaki bireylerin, maddi ve kültürel varlıklarını sürdürebilmeleri ve geliştirebilmeleri için, çeşitli ürün ve hizmetlere karşı duydukları isteğe ve bu isteğin yarattığı gerginliğe ihtiyaç denir. İnsanlar, yaşamları boyunca ihtiyaçlarını karşılamak için çaba gösterirler. Bireyler, çeşitli ürün ya da hizmetlerin tüketimi ile ihtiyaçlarını karşılarlar. Ürün ve hizmetlerin ihtiyaçları karşılama özelliğine fayda adı verilir. Birey için yaşamsal öneme sahip olmayan, ancak yaşamına rahatlık ve konfor ekleyen şeyler ise istek olarak adlandırılır.
Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi: Maslow’a göre insan ihtiyaçları; fizyolojik, güvenlik, sevgi ve ait olma, saygı görme ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçları olarak beşe ayrılır.
Maslow, ihtiyaçları şu şekilde sıralamaktadır.

  1. Fizyolojik ihtiyaçlar (yeme, içme, uyku, cinsellik gibi)
  2. Güvenlik ihtiyacı (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği)
  3. Sevgi ve ait olma ihtiyacı (arkadaşlık, aşk, aile gibi)
  4. Saygı görme ihtiyacı (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı),
  5. Kendini gerçekleştirme ihtiyacı (erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, ön yargısız olma, gerçeklerin kabulü).
Maslow, bu sıralamada insan ihtiyaçlarını en temel olandan, insan kişiliğinin gelişimine paralel olarak en karmaşık olana doğru sıralamaya çalışmıştır.
Arz ve Talep Kavramı: Talep, bir ekonomide tüketici davranışlarını açıklarken arz, üretici davranışlarını açıklar. Talep, belirli bir zaman diliminde piyasada, tüketicilerin değişik fiyat düzeylerinde satın almak istedikleri ekonomik ürün ve hizmet miktarı olarak tanımlanabilir. Belirli bir zaman diliminde, üreticilerin piyasada değişik fiyat düzeylerinde satmak istedikleri ürün miktarına ise arz adı verilir.
Tüketim ve Tüketici Kavramı: Üretilen ürün ve hizmetlerin, istek ve ihtiyaçları karşılama amacıyla kullanmasına tüketim denir. Tüketim eylemini gerçekleştiren birey ya da örgütler ise tüketici adını alır. Son tüketici; kendisinin ya da aile bireylerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere satın almada bulunan kişi ya da kişilerdir. Endüstriyel tüketici; ekonomik faaliyetlerinin devamlılığını sağlamak üzere satın almada bulunan işletme ya da örgütlerdir.
Ürün ve Hizmet Kavramı: İnsan ihtiyaçlarını karşılama özelliği taşıyan araçlara, ürün ya da hizmet adı verilir. Bu araçlardan dokunulabilir olanlar (somut) ürün, dokunulamaz olanlar (soyut) ise hizmet olarak adlandırılır. Ürünler çeşitli açılardan sınıflandırılabilir.
Ekonomik ürün: İnsan ihtiyaçlarını karşılama özelliğine sahip, doğada herkes için yeterli miktarda ve hazır bulunmayan ürünler ekonomik ürünlerdir. Bu ürünlerin elde edilebilmesi için emek ve çaba harcanmalıdır.
Ekonomik olmayan ürün: İnsan ihtiyaçlarını giderme özelliğine sahip, doğada herkesin ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde bol miktarda bulunan ürünler ekonomik olmayan ürünlerdir.
Tüketim ürünü: Bireylerin kişisel ihtiyaçlarını karşılamak üzere satın aldıkları ve tekrar üretim amacıyla kullanılmayan ürünlerdir.
Endüstriyel ürün: Bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere sunulacak olan ürün ve hizmetlerin üretiminde kullanılan ürünlerdir.
Dayanıklı ürün: Tüketiciler tarafından elde edildikten sonra, uzun süre fayda yaratan ürünler dayanıklı ürünlerdir.
Dayanıksız ürün: Kısa süre ya da bir kez kullanım sonucunda faydasını yitiren ürünler, dayanıksız ürünlerdir.
Üretim ve Üretim Faktörleri: İhtiyaçlarımızı karşılayacak olan ürün ve hizmetlerin çoğunun üretilebilmesi için üretici tarafından bazı kaynakların bir araya getirilmesi gerekir. Üretim faktörü olarak adlandırılan bu kaynaklar; doğal kaynaklar, iş gücü ve sermaye olmak üzere üç temel unsurdan oluşmaktadır. Ancak bu üç unsurun işlevselliğini gelişen teknoloji ve girişimcilik ruhu ile devam ettirmek söz konusu olduğundan, bu üretim faktörlerine teknoloji ve girişimciyi de eklemek gerekmektedir.
Doğal kaynaklar: Doğal kaynaklar, bir ülkenin üretim yeteneğini etkileyen ve doğadan sağlanan her türlü şeydir. Hava, su, toprak, bitki örtüsü, hayvanlar ve madenler doğal kaynakları oluşturur.
İş gücü: İş gücü, ürün ya da hizmetlerin üretimini gerçekleştiren fiziksel ya da düşünsel insani çabaları ifade eder. Üretimde yer alan bir işçinin, fiziksel gücünden yararlanılırken, bir yöneticinin, düşünsel gücünden yararlanılır. İş gücü, bir işletmede en alt düzeyde çalışan bir işçiden, en üst düzeyde çalışan yöneticiye kadar tüm çalışanları kapsar.
Sermaye: Bir üretim faktörü olarak ekonomik açıdan sermaye; araçlar, makineler, binalar gibi işletmeler tarafından ürün ve hizmet üretiminde kullanılan fiziksel kaynakları ifade eder. İşletme yönetimine göre ise sermaye, ürün ve hizmet üretiminde kullanılan maddi olan ve olmayan tüm varlıkları ifade etmektedir. Maddi varlıklar arasında; doğal kaynaklar, mamul ve yarı mamuller, bina, makine, alacaklar ve nakit para sayılabilir. Maddi olmayan varlıklar arasında ise; imtiyaz, lisans, marka, patent ve telif hakları ya da know-how ve işletme hakları sayılabilir. Temelini bilgi, beceri ve deneyimin oluşturduğu entelektüel sermaye kapsamına ise bilgi, bilgi sistemleri, patent, telif hakları ve lisans anlaşmaları gibi maddi olmayan varlıklar girer.
Girişimci: Üretim faktörlerini bir araya getirerek üretime yönlendiren, işletmeyi kurarak risklere katlanıp, kâr sağlamaya çalışan kişi girişimcidir. Girişimci bir birey, bir işletme ya da kamu kuruluşu olabilir.
Teknoloji: Ürün ve hizmet üretiminde gerekli olan üretim bilgisi, teknoloji olarak adlandırılır. Bir üretim faktörü olarak teknoloji, üretim ve ürün teknolojisi olarak iki açıdan ele alınabilir. Üretim teknolojisinin kapsamına; bilgisayar, makine, donanım, araç ve gereç gibi unsurlar girer. Ürün teknolojisi ise patent, know-how ve marka gibi unsurları kapsar.
Girişimci: Girişimci pazardaki bir boşluğu veya ihtiyacı belirleyerek iş fikrine dönüştüren, ayrıca risk üstlenen ve işini kurabilmek için gerekli kaynakları bir araya getirebilen kişidir.
Bu tanımdan da anlaşılabileceği gibi girişimci;

  • Üretim faktörlerini bir araya
  • Ürün ya da hizmet üretir ya da
  • Kâr amacı güder.
  • Riskleri üstlenir.
Girişimcilik, ekonomik fırsatların belirlenmesi ile başlayan ve girdi ve kaynakların sağlanarak işletmenin hayata geçirilmesi ile devam eden dinamik bir süreçtir. Bu süreç üç ayrı unsuru içermektedir.
Kurumsal altyapı: Eğitimli, deneyimli ve birikim sahibi, sorun çözme yeteneğine sahip iş gücü.
Bürokrasi ve mevzuat: İşletme kurmadaki güçlükler, kuruluş yeri sorunları, işletme sürecinde karşılaşılan sorunlar, istihdam ve iş gücü sorunları.
Destek programları: Eğitim, danışmanlık, başlangıç sermayesi, diğer finansal destekler, kredi garantisi, teknoloji destekleri, yer temini ve bilgi kaynaklarına erişim.
Başarılı bir girişimcinin sahip olması gereken çeşitli özellikler vardır.
Bu özellikleri kişisel ve davranışsal özellikler olmak üzere iki başlık altında toplamak mümkündür.
Kişisel özellikler; kendine güvenen, kararlı ve azimli, güçlü sezgi sahibi ve ileri görüşlü, çok yönlü, riskleri göze alabilen, belirsizlik altında karar alabilen, atılımcı, iş bitirici, planlı, uyumlu ve lider olarak sıralanabilir.
Davranışsal özellikleri ise; bireyin insan ilişkileri yeteneğine sahip, iyi gözlemci, hayal gücü yüksek, ikna gücüne sahip, bağımsız, çok yönlü ve hızlı düşünebilen, esnek, yaratıcı ve analitik düşünme yeteneğine sahip, yeniliklere açık, iletişim bilgi ve yeteneği kuvvetli, çalışkan, sorumluluk sahibi ve teknik işletmecilik bilgisine sahip olmasıdır.
Yönetici: Klasik tanıma göre yönetici, kâr ve risk başkalarına ait olmak üzere, işletme kaynaklarını işletme amaçlarına yönlendiren kişi olarak tanımlanabilir. Yönetici işletme amaçlarını gerçekleştirirken planlama, örgütleme, yöneltme, koordinasyon ve denetim işlevlerini yerine getirir. Yönetici, girişimci gibi risk ve kârın üstlenicisi olmayıp, ücret karşılığında girişimci için işletmede çalışan kişidir. Yöneticilerin amacı, daha düşük maliyetlerle daha fazla üretim gerçekleştirerek işletmenin daha fazla kâr elde etmesini sağlamaktır.
Liderlik ve yöneticilik kavramları çoğu zaman birbiri ile karıştırılır. Ancak liderlik, başarılı yöneticilerin sahip olduğu bir özelliktir.

Ünite 2: İşletmeler ve Özellikleri

İşletmenin Amaçları

İşletme amacı, örgütün bütün olarak benimsediği ve gerçekleştirmeye çalıştığı, geleceğe yönelik, işletme ile ilgili ulaşılmak istenilen ekonomik ve sosyal nitelikli hedefler olarak tanımlanabilir.
İşletme amaçları belirlenirken dikkat edilmesi gereken konular,

  • Amaçlar işletmeye özel olmalıdır.
  • Amaçlar ölçülebilir olmalıdır.
  • Amaçlar ulaşılabilir olmalıdır.
  • Amaçlar gerçekçi olmalıdır.
  • Amaçlar zaman sınırlı olmalıdır.
  • Amaçlar birbiri ile uyumlu olmalıdır.
  • Amaçlar üzerinde uzlaşılmış olmalıdır.
  • Amaçlar belirgin olmalıdır.
Amaçların Sınıflandırılması

İşletmelerin amaçları üç aşamada incelenebilir. Bunlar genel amaçlar, stratejik amaçlar ve özel amaçlardır. Genel amaçlar, işletmelerin kuruluş aşamasında aldıkları ve işletmenin yönünü belirleyen kararlardan oluşurken; stratejik amaçlar ise genel amaçlara ulaşmak için izlenilecek yolları ve işletmenin faaliyetine ilişkin bir takım kararları içerir. Özel amaçlar ise işletmenin tüm çevresini kapsayan ve işletmelerin kâr amaçlarının yanında sosyal amaçlarını da içeren birtakım kararlardan olur.
İşletmenin Fonksiyonları

İşletmeler, temel amaçları olan kâr sağlama amacını gerçekleştirebilmek ve varlıklarını sürdürebilmek için yönetim, üretim, pazarlama, insan kaynakları, finansman, muhasebe, halkla ilişkiler ve araştırma-geliştirme fonksiyonlarını başarılı ve birbirine uyumlu biçimde yerine getirmelidirler.
Yönetim, belirlenmiş işletme hedeflerine ulaşabilmek ve işleri etkin ve verimli yapabilmek amacıyla sınırlı işletme kaynaklarını ve yeterli iş gücünü kullanarak planlı bir şekilde iş görme faaliyetidir.
Üretim, işletmelerde ürün veya hizmetlerin ortaya çıkarılması için yapılan faaliyetlerin tümüne denir.
Pazarlama, bir satın alama sürecindeki tüketici ihtiyaç ve isteklerini belirleme ve karşılamaya yönelik tüm faaliyetlerdir. Üretilen ürünün hedef pazarın ihtiyaçlarını en uygun şekilde karşılayabilmesi için işletmeler dört temel pazarlama karması (ürün, dağıtım, fiyatlandırma ve pazarlama iletişimi)’ni planlı ve koordineli bir şekilde yönetmelidir.
İnsan kaynakları, organizasyon için en etkili insan gücünü bulmak, geliştirmek ve bunun sürekliliğini sağlamak amacıyla ortaya konan faaliyetler bütününe insan kaynakları yönetimi adı verilir.
Finansman, terim olarak ‘fon sağlama’ anlamına gelmektedir. İşletmelerin iki çeşit finansman kaynağı vardır. Birincisi işletme sahiplerinden ve hissedarlardan sağlanan ‘öz kaynaklardır’. İkincisi ise kredi kuruluşlarından sağlanan borçlar, yani ‘yabancı kaynaklardır’.
Muhasebe, işletme faaliyetleri hakkında parasal bilgilerin rakamsal olarak belirlenmesi, kaydedilmesi, özetlenmesi, değerlendirilmesi ve ilgili paydaşlara aktarılması sürecidir.
Halkla ilişkiler, işletmenin olumlu bir imaja sahip olabilmesi için gerekli tanıtım politikasının saptanması ve bütün paydaşlarla doğru bilgi akışının sağlanması için yürütülen faaliyetlerdir. İşletmelerde halkla ilişkiler faaliyetlerinin etkili bir biçimde yürütülmesi için; karşılıklı yarar ilkesi, süreklilik ilkesi, doğruluk ilkesi, planlılık ilkesi göz önünde bulundurulmalıdır.
Araştırma ve Geliştirme, işletmelerin büyüme ve gelişmesinde önemli rol oynayan faaliyetlerdir. Bu faaliyetler doğrudan işletme fonksiyonlarının tümünü etkilemektedir.
İşletmelerin Çevre İlişkileri

İşletmelerin çevresi iç çevre, sektörel çevre, ulusal çevre ve uluslararası çevre olmak üzere dört başlık altında incelenebilir. İşletmenin iç çevresini ‘işletme sahipleri, ortaklar, yöneticiler ve çalışanlar ’ işletmelerin sektörel çevresini ‘ tüketiciler, tedarikçi işletmeler, ikame ürünler ve rakipler ’ işletmenin ulusal çevresini ‘ devlet, toplum ve kurumlar’ işletmenin uluslararası çevresini ise ‘ gidilen ülke pazar ve tüketicileri, gidilen ülkedeki resmi kurumlar, gidilen ülkedeki ekonomik ve ticari anlaşmalar, çok uluslu işletmeler ’oluşturur.
İşletmelerin Sorumlulukları

İşletmelerin sorumlulukları genel olarak üçe ayrılır; işletmelerin sosyal sorumlulukları, işletmelerin ahlaki sorumlulukları ve işletmelerin çevreye karşı sorumluluklarıdır.
Sosyal sorumluluk faaliyetleri aracıyla;

  • İşletmeler kendi saygınlıklarını artırırlar.
  • Markanın itibarı, sürekliliği ve tanınırlığı daha da artar.
  • Nitelikli personelin işletmeye çekilmesi, çalışanlar ile daha sıkı bağların kurulması ve çalışan sadakatinin arttırılması,
  • Müşteri bağlılığının artması,
  • İşletmelerin daha iyi şartlarda borçlanması ve hisse senedi değerinin artması sağlanır.
İşletmelerden beklenen etik değerler; kaliteli ürün üretmek, yalan söylememek, dürüst olmak, tüketiciye yanıltıcı bilgiler vermemek, şeffaflık, tarafsızlık vb. etik olmayan kararları önlemek için;

  • İşletme içi etik kurallar oluşturulmalıdır.
  • Etik kurallar ve etik kuralların önemi çalışanlara benimsetilmelidir.
  • Yapılacak davranışın etik olup olmadığı konusundaki belirsizliklerde karar vermekten kaçınılmalıdır.
  • Etik dışı ve yasa dışı çalışmalar ve anlaşmalar ortaya çıkarılmalıdır, işletme içi denetimler yapılmalıdır.
  • Etik dışı davranan kişiler cezalandırılmalıdır.
  • İşletmeye yarar sağlama durumu olsa bile etik dışı davranışlar ve eylemler işletme tarafından kabul
İşletmenin çevreye karşı sorumlulukları; işletmenin iç çevreye karşı sorumlulukları (çalışanlar, hissedarlar ve yatırımcılar) ve işletmenin dış çevreye karşı sorumlulukları (tüketiciler ve müşteriler, resmi kurumlar ve doğal çevre) olarak ikiye ayrılır.
İşletmelerin çevre ile ilgili alması gereken önlemler;

  • İşletmeler atık malzemelerin geri kazanılmasını sağlayacak çevre ile uyumlu teknolojiler kullanmalıdır.
  • Geri kazanım imkânı olmayan ürünler gerekli makamlara teslim
  • Tehlikeli ürün kullanan ve üreten işletmeler çevre mevzuatına uymalı ve sigorta yaptırmalıdır.
  • Hava kirliliğini önlemek için çevre ile uyumlu tedbirler alınmalıdır.
  • Su kirliliğini önleme amaçlı çevre ile uyumlu arıtma tesisleri kurulmalıdır.
  • İşletme içi zararlı atıklar kanunca belirtilen yerlere teslim
Sosyal Sorumluluğun Raporlanması

Finansal olmayan performansı raporlamak zordur. Sosyal sorumluluk raporları farklı paydaşların finansal ve finansal olmayan beklentilerini karşılamak için harcanan ortak çabayı ifade eder. Finansal raporlamada olduğu gibi, sosyal sorumluluk raporlaması da güvenilir, tutarlı ve karşılaştırılabilir olmalıdır. Bunun içinde önceden belirlenmiş standartlara uygun raporlama yapılmalıdır. Etkili sosyal sorumluluk raporları;

  • Doğru, şeffaf ve güvenilir olmalı,
  • İşletmenin faaliyetlerini işletme amaçları ve stratejileri kapsamında tanımlamalı,
  • En iyi uygulamalara ve geniş çapta kabul görmüş standartlara referans vermeli,
  • Kendi performans değerlendirmelerini yapabilmeleri için paydaşlara uygun ayrıntılar sunmalı,
  • Gelecekteki performansı ölçmek için temel oluşturmalıdır.
1997’de kurulan Küresel Raporlama Girişimi bir kurumun ekonomik, çevresel ve sosyal performansına dair genel kabul görmüş bir raporlama çerçevesi olarak kabul edilebilir. GRI yönergeleri, işletmelere kurumsal sorumluluk performansları hakkında dengeli bir resim sunmalarına yardım eder, kurumsal sorumluluk raporlarının karşılaştırılabilirliğini artırır, paydaşlar arası iletişimi kolaylaştırır. GRI yönergesinde performans göstergeleri üç boyutta incelenmektedir;

  1. Ekonomik Performans Göstergeleri: Sürdürülebilirliğin ekonomik boyutu, bir kuruluşun paydaşlarının ekonomik statülerinde oluşturduğu değişiklikler ile yerel ulusal ve ekonomik sistemde yarattığı etkilerle ilişkilidir.
  2. Sosyal Performans Göstergeleri: Sürdürülebilirliğin sosyal boyutu, kuruluşun içinde bulunduğu sosyal sistem ve kendi çalışanları üzerindeki etkileri ile
  3. Çevre Performans Göstergeleri: Sürdürülebilirliğin çevresel boyutu, kuruluşun ekosistemler, toprak, hava ve su gibi canlı ve cansız doğal sistemler üzerindeki etkilerini ele alır.
Küresel İlkeler Sözleşmesi; insan hakları, çalışma koşulları, çevre ve yolsuzluk konularında belirlenen on ilkeden oluşmaktadır;
İnsan Hakları İlkeleri;


  1. İş dünyası ilan edilmiş insan haklarını desteklemeli ve bu haklara saygı duymalı
  2. İş dünyası ilan edilmiş insan hakları ihlallerinin suç ortağı olmamalı
Çalışma Standartları İlkeleri;


  1. İş dünyası çalışanların sendikalaşma ve toplu müzakere özgürlüğünü desteklemeli
  2. Zorla zorunlu işçi çalıştırılmasına son verilmeli
  3. Her türlü çocuk işçi çalıştırılmasına son verilmeli
  4. İşe alım ve işe yerleştirmede ayrımcılığa son verilmeli
Çevre İlkeleri;


  1. İş dünyası çevre sorunlarına karşı ihtiyati yaklaşımları desteklemeli
  2. İş dünyası çevresel sorumluluğu arttıracak her türlü faaliyete ve oluşuma destek vermeli
  3. İş dünyası çevre dostu teknolojilerin gelişmesini ve yaygınlaşmasını desteklemeli
Yolsuzlukla Mücadele;


  1. İş dünyası rüşvet ve haraç dâhil her türlü yolsuzlukla savaşmalı
Ünite 3: İşletmelerin Sınıflandırılması

İşletmelerin Sınıflandırılması

Sınıflandırma, herhangi bir konunun bilimsel olarak ele alınmasında önem arz etmektedir. İşletmelerin de birbirinden farklı yapı ve özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Bu ünitede işletmelere ilişkin sınıflandırmalar üzerinde durulmaktadır. Yapılan sınıflandırmalar sayesinde işletmeler daha iyi tanınacak, ortak yönleri kavranacak, sorunlarıyla ilgili daha sağlıklı çözümler üretilebilecektir. İşletmeler aşağıdaki ölçütlere göre sınıflandırılmaktadır:

  • Faaliyet Alanlarına Göre işletmeler
  • Ekonomik Fonksiyonlarına Göre İşletmeler
  • Üretim Araçlarının Mülkiyetine Göre İşletmeler
  • Büyüklüğüne Göre İşletmeler
  • Üretimde Kullanılan Teknolojiye Göre İşletmeler
  • Tüketicilerin Türüne Göre İşletmeler
  • Hukuki Yapılarına Göre İşletmeler
  • Ulusal Kökenlerine Göre İşletmeler
Faaliyet Alanlarına Göre İşletmeler

İşletmeler, faaliyet alanlarına göre sınıflandırılırken, üretilen ürünün türü ve üretimin gerçekleştiği alan ölçütleri dikkate alınmaktadır. Faaliyet alanlarına göre işletmeler; endüstri, ticaret ve hizmet işletmeleri olmak üzere üçe ayrılmaktadır.
Ekonomik Fonksiyonlarına Göre İşletmeler

Ekonomik fonksiyonlar ölçütüne göre sınıflandırmada, işletme tarafından yerine getirilen fonksiyon ve üretilen ürünün niteliği dikkate alınmaktadır. Bu kapsamda işletmeler;

  • Mal üreten,
  • Hizmet üreten ve
  • Pazarlama işletmeleri
şeklinde üç kategoride incelenmektedir.
Üretim Araçlarının Mülkiyetine Göre İşletmeler

Üretim faktörlerinin ve sermayenin temin edildiği kaynağa göre işletmeler;

  • Özel işletmeler,
  • Kamu işletmeleri,
  • Yabancı sermayeli işletmeler ve
  • Karma işletmeler
olmak üzere dört başlık altında ele alınmaktadır.
İşletmelerin, üretim araçlarının mülkiyetine göre sınıflandırılması kapsamında gerçek ve tüzel kişi kavramlarının açıklığa kavuşturulması uygun olacaktır.
Gerçek Kişi: Sağ ve tam doğmak kaydıyla kişinin anne karnına düşmesinden ölümüne kadar olan süreçte hukuken bireyler için kullanılan kavramdır.
Tüzel Kişi: Gerçekte kişilik sahibi olmayan ancak varsayım olarak kişilik sahibi olduğu kabul edilen, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir varlık halinde örgütlenmiş, hak ve fiil ehliyetine sahip kişi ve mal topluluklarıdır.
Büyüklüğüne Göre İşletmeler

İşletmelerin büyüklüklerine göre sınıflandırılmasında farklı yaklaşımlar ortaya konulmuş olmasına rağmen temelde;

  • Mikro işletmeler,
  • Küçük işletmeler,
  • Orta işletmeler,
  • Büyük işletmeler ve
  • Dev işletmeler
olmak üzere beş farklı büyüklük düzeyi olduğu bilinmektedir.
Üretimde Kullanılan Teknolojiye Göre İşletmeler

Bir ürünün ortaya çıkabilmesi için gerekli olan doğal kaynaklar, sermaye, emek ve girişimci gibi unsurlar, üretim faktörleri olarak ifade edilmektedir. Üretimde kullanılan teknolojiye göre yapılan sınıflandırmada işletmeler, kullandıkları üretim faktörlerinin ağırlığına göre;

  • Emek yoğun ve
  • Sermaye (teknoloji) yoğun
şeklinde iki gruba ayrılmaktadır.
Emek Yoğun İşletmeler: Üretimde insan faktörünün yoğun olarak kullanıldığı işletmelerdir.
Sermaye Yoğun İşletmeler: Üretim süreçlerinde yoğun biçimde, gelişmiş üretim teknolojileri kullanan işletmelerdir.
Tüketicilerin Türüne Göre İşletmeler

Tüketicileri, işletmelerin ürettikleri mal ve hizmetleri kullanım amaçlarına göre;

  • En son (nihai) tüketiciler ve
  • Ara tüketiciler
şeklinde sınıflandırmak mümkündür.
En son tüketiciler; kişisel ve ailesel ihtiyaçlarını karşılamak için satın alan, kullanan ve tüketen kişilerdir.
Ara tüketiciler; nihai tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılayacak mal ve hizmetlerin üretiminde kullanmak üzere mal ve hizmet satın alan kişi ve kuruluşlardır. İşletmelerin ürettiği mal ve hizmetler bazen başka işletmelerin üretim sürecinde kullanılabileceği gibi bazen de nihai kullanıcılar tarafından kullanılabilmektedir. İşletmeler, hitap ettikleri tüketici türlerine göre;

  • En son tüketicilere mal ve hizmet üreten işletmeler ve
  • Ara tüketicilere mal ve hizmet üreten işletmeler
şeklinde sınıflandırılabilmektedir.
Hukuki Yapılarına Göre İşletmeler

İşletmelerin hukuksal yapılarına göre sınıflandırılmasında ortaya çıkan tablo, genel olarak tüm ülkelerde benzerlik göstermektedir. Ülkemizde işletmelerin hukuki yapısını düzenleyen temel kanun Türk Ticaret Kanunu’dur ve uluslararası hukukla paralellik göstermektedir. İşletmelerin hukuki yapısıyla ilgili olarak Türk Ticaret Kanunu (TTK) dışında, Borçlar Kanunu, Vergi Kanunu ve Kooperatifler kanunun da olduğu unutulmamalıdır.
Ülkemizde, işletmeler hukuki yapılarına göre;

  • Özel işletmeler,
  • Kamu işletmeleri ve
  • Yabancı sermayeli işletmeler
olmak üzere üç ana grupta incelenmektedir.
İşletmelerin hak ve yetkilerini kullanıp koruyabilmeleri için öncelikli olarak kurulum aşamasında uygun bir hukuksal yapı seçilmeli ve kimlikleri oluşturulmalıdır.
Özel İşletmeler

Türk Ticaret Kanunu’nda özel işletmeler “ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer kuruluşlar ticari işletme sayılırlar” şeklinde ifade edilmektedirler. Bir işletmenin özel işletme olarak kabul edilebilmesi için;

  • Kazanç sağlamayı amaç edinmesi,
  • Karlığını sürekli bir biçimde sürdürme niyetinde olması,
  • Kanunda belirtilen esnaf faaliyeti sınırlarını aşması,
  • Belirli bir iktisadi büyüklüğü ve öneme sahip olması
Hukuki açıdan özel işletmeler dört farklı alt kategoride incelenmektedirler;

  • Tek kişi işletmeler,
  • Şirket (ortaklık) şeklinde işletmeler,
  • Kooperatifler,
  • Dernek ve vakıf işletmeler.
Şirket işletmeleri, kendi içerisinde

  • Adi şirketler ve
  • Ticaret şirketleri
olarak iki gruba ayrılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nda adi şirketler “iki veya daha çok kişinin ortak bir amaca ulaşmak için emek ve mallarını bir anlaşmayla birleştirerek oluşturdukları topluluk” olarak ifade edilmektedir. Adi şirketlerin tüzel bir kişiliği yoktur.
Ticaret şirketleri ise Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre düzenlenen ve iki veya daha fazla kişinin bir araya gelerek belirli bir konu üzerine iş yapmak için oluşturdukları ortaklıklar sonucu kurulan şirketlerdir. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahiptirler. Ticaret şirketleri de kendi içerisinde;

  • Şahıs şirketleri ve
  • Sermaye şirketleri
olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

  1. Şahıs şirketler; belirli sayıdaki kişinin ortak ekonomik çıkarları doğrultusunda kurduğu, sermayeleri ve yönetimleri açısından kişilere bağlı olarak örgütlenen ve sorumlulukları ortakların kişisel varlıklarını kapsayan işletmelerdir. Şahıs şirketleri; kolektif ve adi komandit olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
    1. Kolektif şirket, Türk Ticaret Kanunu’nda “Ticari bir işletmeyi, bir ticaret unvanı altında işletme amacıyla gerçek kişiler arasında kurulan ve ortaklarından hiçbirisinin sorumluluğu, şirket alacaklarına karşı sınırlandırılmamış olan şirket” olarak tanımlanmaktadır.
    2. Adi komandit, şirket Türk Ticaret Kanunu’na göre “Ticari bir işletmeyi, bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan, şirket alacaklarına karşı ortaklardan bir veya birkaçının sorumluluğu sınırlandırılmamış, diğer ortakların sorumluluğu koydukları sermaye ile sınırlandırılmış olan şirket” olarak belirtilmektedir. Bu bağlamda komandite ve komanditer kavramlarının açıklanması uygun olacaktır.
  2. Sermaye şirketleri; kendi arasında anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler olarak sınıflandırılmaktadır. Sermaye şirketler ortaklar tarafından değil oluşturulmuş profesyonel yönetim organları tarafından yönetilmektedir. Ayrıca, sermaye şirketlerinde tüzel kişilik ön plandadır.
Komandite, şirketin üçüncü kişilere olan borç ve yükümlülükleri karşısında sınırsız sorumluluğu olan komandit şirket ortağıdır. Komanditer, şirketin üçüncü kişilere olan borç ve yükümlülükleri karşılığında sorumluluğu taahhüt ettiği sermaye miktarıyla sınırlı olan komandit şirket ortağıdır.
Kamu İşletmeleri

Sermayenin tamamı veya %51’den fazlası kamu tüzel kişilerine ait olan ve kar amacı gütmeyen işletmeler kamu işletmeleri olarak tanımlanmaktadır. Kamu işletmelerinin temel olarak kuruluş amaçları;

  • Topluma hizmet sağlamak,
  • Kamu kurumlarına gelir sağlamak,
  • İstihdam yaratmak,
  • Ülkenin ekonomik kalkınmasına hız kazandırmaktır.
Bunların dışında, bölgeler arası gelişmişlik düzeyi farklılıklarını ortadan kaldırmak için de kamu işletmeleri kurulmaktadır. Bir başka ifadeyle, kamu işletmeleri, gelişmemiş veya az gelişmiş bölgelerin sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla kurulmaktadırlar.
Ülkemizdeki kamu işletmeleri aşağıdaki gibi sınıflandırılmaktadır;

  • Genel bütçeye dahil işletmeler
  • Katma bütçeli yönetim işletmeleri
  • Özerk bütçeli devlet işletmeleri
  • Yerel yönetim işletmeleri
  • Kamu iktisadi teşebbüsleri
Yabancı Sermayeli İşletmeler

İşletmelerin büyüme planları ve daha fazla karlılığa ulaşma hedefleri, kendi ülkeleri dışındaki yeni pazarlara açılma fikrini olgunlaştırmış. Bu doğrultuda, yabancı sermayeli işletmelerin ortaya çıkması tetiklenmiştir. Yabancı sermayeli işletmeler, yatırım yapılması planlanan ülkede yürürlükte bulunan yasalar çerçevesinde yabancı uyruklu gerçek veya tüzel kişilerin tek başlarına ya da yatırım yapacakları ülkedeki ortaklarla kurdukları işletmelerdir.
Ulusal Kökenlerine Göre İşletmeler

Günümüzde, ticari anlamda globalleşmenin yaşandığı herkes tarafından kabul edilmektedir. Bir başka ifadeyle, coğrafi sınırların ortadan kalktığı söylenebilmektedir. Bu ortam, işletmelerin ulusal kökenlerine göre sınıflandırılması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Ulusal kökenlerine göre işletmeler;

  • Ulusal işletmeler,
  • Uluslararası işletmeler,
  • Çok uluslu işletmeler ve
  • Küresel işletmeler
olmak üzere dört gruba ayrılmaktadır.
Ulusal işletmeler; belli bir ülkenin sınırları içinde kurulmuş ve faaliyetlerini ulusal sınırlar içinde gerçekleştiren, mülkiyet, sermaye ve yönetim bakımından yabancı bir ülkeye bağlı olmayan özel ve kamu işletmeleridir.
Uluslararası işletmeler; hem kendi ülkesinin sınırları içerisinde ticari faaliyetlerini sürdüren hem de yabancı ülkelerdeki pazarlara girmiş olan işletmelerdir. Daha basit bir ifadeyle, faaliyetleri en az iki ülkede gerçekleşen işletmelerdir.
Çok uluslu işletmeler; yabancı ülkelerdeki üretiminin, karının ve istihdam ettiği personel sayısının toplam üretim miktarı, kar ve personel sayısının büyük bir kısmını oluşturması gerekmektedir.
Küresel işletmeler; faaliyetlerini dünya genelinde yürüten, en ileri teknolojiler kullanan ve uyguladıkları ürün, fiyat politikalarıyla dünya genelinde etkili olan işletmelerdir.

Ünite 4: Etik ve Sosyal Sorumluluk

İşletmelerde Sosyal Sorumluluk Nasıl Başlar

Toplumda işletmelerin sosyal sorumluluklarını yerine getirmesine ilişkin beklentiler, ABD’de 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. Bu dönemde; aşırı büyümeci, antisosyal ve antirekabetçi uygulamalarla suçlanan işletmeler, sosyal sorumluklar konusunda bazı çabalar ortaya koymaya zorlanmıştır. Bu çabalar iki prensibin ortaya çıkmasını sağlamıştır:

  1. Yardımseverlik ve
  2. Vekillik
Yardımseverlik prensibi, işletmelerin gönüllülük esasına bağlı olarak, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik vb. konularda toplumun yaşam standartlarını yükseltecek faaliyetlerde bulunması ile ilgilidir.
Vekillik prensibine göre ise işletme yöneticileri, sadece sermayedarlara değil; topluma karşı da sorumludurlar ve toplumun kaynaklarının işletme tarafından iyi yönde kullanılması noktasında toplumun işletmedeki vekili durumundadır.
İşletme Sosyal Sorumluluğunun Modern Biçimleri

İşletmeler, yardımseverlik ve vekillik prensipleri doğrultusunda, toplumsal çıkarları da göz önüne alarak faaliyetlerini sürdürmektedir. 1980’li yıllardan itibaren bu çerçevedeki çabalar ve ortaya konan çabaların ödüllendirilmesi hız kazanmıştır. 1987 yılından itibaren hazırladığı raporlarla işletmelerin sosyal sorumluluk davranışlarına pozitif vurgu yapan ve ödüller veren Ekonomik Öncelikler Konseyi (CEF) bu kapsamdaki önemli örneklerden biridir.
İşletmelerin Sosyal Sorumluluğunun Sınırları

İşletmelerin sosyal sorumluluğunun temel sınırları;

  • Yasalara uygunluk,
  • Maliyet,
  • Etkinlik,
  • Faaliyet alanı ve karmaşıklıktır.
Yasalara uygunluk: İşletmelerin başvurdukları sosyal sorumluluk uygulamalarının toplumsal faydalarının yanı sıra yasalara uygunluğu da düşünülmelidir.
Maliyetler: Her sosyal faaliyetin işletmeye bir maliyeti vardır. İşletmeler yüklü maliyetlere neden olan sosyal faaliyetlerin sonuçlarını iyi hesaplamalı ve bu faaliyetlerden etkilenmesi olası kişilere gerekli açıklamalar yapılmalıdır.
Etkinlik: Sosyal sorumluluk faaliyetlerinin maliyeti işletmelerin etkinliğini sınırlayabilir ve dahası pazardaki rekabetçiliğini olumsuz yönde etkileyebilir. Yöneticilerin sosyal sorumluluk projelerinde bu dengeyi iyi bir şekilde sağlaması gerekmektedir.
Faaliyet alanı ve karmaşıklık: Bazı sosyal sorunlar, bir işletmenin tek başına çözemeyeceği kadar büyüktür.
Örneğin AIDS’e karşı mücadele, ırk ve cinsiyet ayrımcılığını azaltma gibi konular bu tarz sorunlardır. Böylesi durumlarda işletmeler, diğer işletmelerle ve hükümetlerle birlikte hareket etmek durumundadır. Bu durum da faaliyet alanı belirsizliği ve karmaşıklık sorunları ortaya çıkabilmektedir.
Yasal Gerekliliklere Karşı Gönüllü Sosyal Sorumluluk

İşletmelerin sosyal sorumluluk faaliyetleri yürütmesinde, gönüllük esasının yanı sıra yasal zorunlulukların da etkisi vardır. Yasal düzenlemeler işletmelerden beklenen minimum sosyal sorumluluk davranışının gerçekleştirilmesini sağlar. Fakat işletmeler gönüllük esasına bağlı olarak ek faaliyetlerde de bulunabilirler. Bu, aslında işletmelerin yasaları yorumlamada verdikleri kararlarla ilgilidir ve işletme etiğinde “öğrenilmiş kişisel çıkarlar” yaklaşımı ile açıklanmaktadır.
Öğrenilmiş kişisel çıkarlar: işletmelerin ekonomik çıkarlarını bırakmadan sosyal açıdan duyarlı olmasıdır. Bu görüşe göre, işletmeler müşterileri için gerçek değer yaratmaya, çalışanlarının gelişmesine yardım etmeye ve bir birey olarak sorumlu davranmayı sürdürdüğü sürece işletme için karlılık bir ödüldür.
Yasal zorunluluklara karşı gönüllülükle harekete geçme: Bir işletme eğer sosyal sorumluluk faaliyetlerini yasal mecburiyet ve düzenlemeler nedeniyle gerçekleştiriyorsa, güven sağlanır mı? Bazı araştırmacılar bu soruya “hayır” cevabını vermektedir. Bu görüşe göre işletmelerin, yasaların zorlamasıyla sorumlu davranması, sosyal sorumluluğa gerçek anlamıyla ulaşmada eksik kalmaktadır. Sosyal sorumluluk faaliyetleri;

  • Önemli sosyal amaçları destekleme,
  • İşletme imajını yükseltme ve
  • Yasal yükümlülükleri yerine getirme
olmak üzere üç motivasyon kaynağının bir sonucu olarak ortaya çıkarlar.
Karlılık ve sosyal sorumluluk: Belirli bir maliyeti de beraberinde getiren sosyal sorumluluk faaliyetleri, işletmelerin karlılığında azalmaya mı yoksa uzun vadede artışa mı neden olur? Bu sorunun cevabı halen belirsizliğini korumaktadır. Bu belirsizlikle yüz yüze gelmek, sosyal sorumluluk konusunda olumlu bir tutum içinde olan yöneticilerin aşağıdaki ilkeleri geliştirmesine neden olmuştur.

  1. Kısa dönemli karlılığa karşı uzun dönemli karlılık: Sosyal sorumluluk faaliyetleri kısa vadede belirli maliyetler ortaya çıkarıp kâr oranlarında azalmaya neden olsa da, uzun vadede kârlılık oranlarını artırmaktadır.
  2. Maksimum karlılığa karşı optimum karlılık: Sosyal açıdan sorumlu davranan işletmelerde maksimum kârlılıktan ziyade optimum kârlılık benimsenmektedir. Optimum kâr, işletmenin elde etmesi muhtemel maksimum kârdan düşüktür fakat yöneticiler için tatminkâr bir düzeydedir.
  3. Etkilenenlerin çıkarlarına karşı sermayedarların çıkarları: İşletme yöneticilerinin en önemli görevlerinden biri kuşkusuz sermayedarların çıkarlarını gözetmektir. Fakat yöneticilerin sorumlu olduğu tek kesim sermayedarlar değildir. Sosyal sorumluluk açısından beklenti içinde olan gruplar da dahil olmak üzere, tüm etkilenenler yöneticiler tarafından dikkate alınmalıdır. İşletmelerin sosyal sorumluluk alanları ve bunlarla ilgili kurulması gereken programlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Doğal yaşamı koruma zorunluluğu
  • Tüketicilere olan sorumluluk
  • Çalışanların refahına yönelik sorumluluk
  • Yerel, ülke ve hükümet kurumlarına yönelik sorumluluk
  • İşletmenin faaliyet gösterdiği bölgedeki kamuoyu ya da topluma olan sorumluluk
  • Medyaya olan sorumluluk
Sosyal Sorumlulukla İlgili Olmanın Prosedürleri

Stratejik sosyal konuların tahmin edilmesi: Sosyal sorumluluğun her alanında yöneticinin, stratejik sosyal konuların ortaya çıkışını ve yaşam eğrisini tahmin etmesi gereklidir. İşletmede bu konuda kurulmuş bir yönetim birimi tarafından gerçekleştirilecek bu tahminleme işi sayesinde yöneticiler, strateji oluşturmada fırsatları kaçırmamış olurlar.
Sosyal sorumluluk için organize etme: Sosyal sorumluluk faaliyetlerinin işletmeler için önemli hale gelmesi yöneticileri, tüm zamanını bu konularda faaliyet yürüten uzman kişileri istihdam etmeye yönlendirmiştir. Örgütsel yapıda bu kişiler ayrı bir birimde görevlendirilebildiği gibi, stratejik planlama departmanına da dahil edilebilmektedir.
Sosyal sorumluluk stratejisi: İşletmelerin sosyal sorumluluk stratejileri nasıl formüle edeceğiyle ilgili iki temel yaklaşım vardır.

  • Birinci yaklaşım, her işletme finansal, teknolojik ve pazar kriterlerine göre belirlenen işletme stratejisinin sosyal değerini geliştirmelidir.
  • İkinci yaklaşım, tüm işletme paydaşlarına yönelik belirli stratejiler geliştirmektir. Böylesi stratejiler basit kârlılık amaçlarından çok çeşitli paydaşların amaçlarını
Değişen Çevre ve İşletme Etiği

İşletme etiği kavramı: İşletme etiği, sonuçlar ve kararlardaki fikir birliği ile ekonomik çıkarlara karşı sosyal ve refah talepleri arasındaki denge için yapılan tercihlerle ilgili inanç ve ilkelerin bütünüdür.
İşletme etiği düzeyleri: Carroll, işletme etiği sorunlarının beş düzeydeki kaynağını işaret etmiştir. Bunlar;

  • Kişisel,
  • Organizasyonel,
  • Kurumsal,
  • Toplumsal ve
  • Uluslararası düzeylerdir.
Bu beş etik düzey karmaşık ve sınırlarının belirlenmesi zor olsa da, böylesi bir ayrım kararlarda kimin değerleri, inançları ve ekonomik çıkarlarının göz önüne alınacağı sorusuna yardımcı olabilir.
İşletme etiği ile ilgili yanlışlar: İşletme etiği ile ilgili dört temel yanlıştan söz edilebilir.

  • Birinci yanlış; etik kişisel bir olaydır, kamusal ya da tartışmalara konu olacak bir mesele değildir. Bireylerin yaşamlarında ve işletme yönetiminde kişisel kararlar verdikleri doğrudur. Fakat bireylerin toplumdan ve örgüt kültüründen bağımsız yaşamadıkları da bir gerçektir ve dolayısıyla birey karar süreçlerinde çevresinden etkilenir.
  • İkinci yanlış; işletme ve etik iç içe değildir. Bu yaygın görüşün savunucusu olan Debeorge’a göre, işletmeler serbest pazarlarda faaliyet göstermeleri nedeniyle, işletme faaliyetlerinin temelde etiğe uygun olmaması doğaldır.
  • Üçüncü Yanlış; işletmeleyde etik göreceli bir kavramdır. Bu yanlış görüşe göre faaliyetlerin ve inanışların tek bir doğru ya da yanlış yolu
  • Dördüncü yanlış; başarılı işletme, etik işletme anlamına gelir. Bu yanlış görüşe göre etik işletme ile maddi başarı arasında bir ilişki vardır.
Etik sonuçlar neden işletmelerde kullanılır: Bu sorunun üç temel cevabı vardır:

  1. Çoğu zaman yasalar, sorunları tüm yönleriyle çözmede ya da “gri alanlar”la ilgili sorunların çözümünde yetersiz kalmaktadır.
  2. Serbest pazarlarda, piyasa mekanizmalarıyla ilgili düzenlemeler, işletme sahipleri ve yöneticilerini, etik nedenlere dayanan karmaşık krizlere nasıl cevap verecekleriyle ilgili etkin bir şekilde bilgilendirememektedir.
  3. Etik sonuçlar gereklidir, çünkü karmaşık ahlakla ilgili sorunlar; “sezgi” yoluyla öğrenilen ya da öğrenilmiş anlayışlar, doğruluk, hakkaniyet ve insanlar, gruplar ve topluluklarda geçerli kurallarla ilgili konuları içerir.
İşletmelerdeki etik sonuçların doğası: Etik sonuçların doğasına vurgu yapmak açısından etik sorunların beş temel özelliği söz konusudur.

  1. Etik kararların sonuçları geniş bir çevreyi
  2. Etik kararlar, birden fazla alternatife
  3. Etik kararların karmaşık sonuçları vardır.
  4. Etik kararlar, kesin olmayan sonuçlara
  5. Etik kararlar, kişisel görüşleri içerir.
George Steiner ve John Steiner, etik sorunların neden karmaşık ve zor olduğunu ve etik prensipleri gerektirdiğini 10 nedene bağlamaktadır:

  1. Yöneticiler etik kararlar alırken gerçeklerle değerler arasında bir ayrım yapmak zorundadır.
  2. İyi ve kötü aynı zamanda vardır, birbirine bağlıdır.
  3. Sonuçlarla ve etkilerle ilgili bilgi sınırlıdır.
  4. Yöneticiler, rekabet ile etik değerler arasında çoğu zaman tercih yapmak zorunda kalmaktadır.
  5. Birden fazla seçenek arasından tercih yapmada, taleplerin belirlenmesinde karmaşık etik araçlar kullanılır.
  6. Zaman içinde etik standartlar değişim gösterir.
  7. Kişisel nedenler, eksiktir. İyi niyetli yöneticiler, kişisel etik değerlendirmelerinde hata
  8. Etik standartlar ve prensipler daima, sorunların çözümü için yeterli değildir.
  9. yüzyılda yöneticiler, dürüstlük, yardımseverlik ve alçak gönüllülük gibi geleneksel değerlere uzanan yeni etik sorunlarla yüz yüze gelecektir. Bugün yöneticiler, kararlarında insan hayatı ile ekonomik faktörler arasında denge kurmak zorundadır.
  10. Bugün işletmelerin yöneticileri etik sorunların karmaşıklığıyla ilgili olmak zorundadır.
İşletme etiğinin öğretilebilirliği: İşletme etiği dersleri ve öğretimi karmaşık etik sorunlar için cevaplar sağlamaya söz vermez, ancak bilgili işletme etiği eğitimcileri neyin etik, neyin etik olmadığı konusunda farkındalığın gelişmesini sağlar. Bireylere ve gruplara, etik toleranslarının ve karar alma biçimlerinin etiğe uygun olmayan davranışların kör noktalarını nasıl artırdığını anlamalarına yardım eder.
Jones’e göre etik derslerinin ve eğitiminin olumlu sonuçları aşağıdaki gibi özetlenebilir:

  • Çalışanlara, etik karar alma sürecine etkin katılımına yardımcı olacak mantığı, fikirleri ve kelimeleri sağlar.
  • İnsanlara, etik önceliklerin seçimi ve özetlenmesi yoluyla çevrelerine karşı duyarlı olması konusunda yardım
  • Etik standartları ihlal edenlerle ve ekonomik tutuculuğa kendini adayanlarla mücadele etmede akılcı silahlar sağlar.
  • İşletmenin, kamuoyunun etik testinden geçmeyen faaliyetleri için çalışanların bir alarm sistemi gibi hareket etmesine olanak yaratır.
  • Etik sorunları ve etik çözümleri bulmak için iş birliği, hassasiyet ve bilinç yaratır.
  • Etik farkındalığı ve etik cesareti kuvvetlendirmeye destek
  • Tek etik sorunlarda ve bir grubun vicdani değerlerini geliştirmede insanların yeteneklerini artırır.
  • Etik standartları ve sosyal dinleyiciler yaratmak amacıyla, araçlar ve etik bir anlayış sağlayarak, işletmenin etik iklimini geliştirir
Etik gelişimin aşamaları: Kohlberg etik gelişimi her biri iki aşamadan oluşan üç düzey altında özetlemiştir.

  • Düzey: Ön geleneksel düzey (birey yönelimli). Bu düzeyin birinci aşaması cezadan kaçınma, ikinci aşaması ödül aramadır.
  • Düzey: Geleneksel düzey (başkaları yönelimli). Geleneksel düzeyin birinci aşaması iyi birey olma, ikinci aşaması ise yasa ve emirlere uymadır.
  • Düzey: Geleneksel sonrası, özerk ya da prensip düzeyi (evrensel, insanlık yönelimli). Bu düzeyde birinci aşama sosyal sözleşme iken, ikinci aşama evrensel etik prensiplerdir.