Vize İktisadi Büyüme Vize Ders Özeti

serkankacan69

Active member
12 Eyl 2018
152
56
28
#1
İKTİSADİ BÜYÜME

1.ÜNİTE

İKTİSADİ BÜYÜMENİN TANIMI

İktisadi büyüme, bir ülkenin genellikle bir yıl içinde üretim kapasitesinde veya reel gayrisafi yurtiçi hasılasında görülen ve sayısal olarak ölçülebilen reel artışlardır.

Reel artış: Fiyat değişmelerinin etkisi giderildikten sonraki artış oranıdır. Arz eğrisinin sağa kayması ya da üretim olanakları eğrisinin sağa kayması ile ifade edilir.

Üretim imkânları eğrisi Mevcut üretim faktörleri ve üretim teknolojisi veri iken belirli bir dönemde

ekonominin maksimum düzeyde üretebileceği çeşitli çıktı(ürün) bileşimlerini gösteren eğridir.

Ekonomide mevcut olan kaynaklar belirli bir teknoloji ile üretim imkânları eğrisi sınırına erişilemiyorsa kaynaklar etkin kullanılmıyor, daha az üretim gerçekleştiriliyor sonucu çıkartılırken üretim imkânları eğrisi üzerindeki her nokta da etkin üretim bileşimlerine ulaşıldığı sonucuna ulaşılır.

Potansiyel GSMH: Üretim faktörlerinin tam ve etkin kullanılması ile üretilebilecek maksimum mal ve hizmetlerin parasal karşılığına da denir. Bu nedenle üretim kapasitesinin tam kullanımı ile Potansiyel GSMH’ye ulaşılmaktadır.

Potansiyel hasıla eğrisi, reel GSYH’nin üretim faktörlerinin tam kullanımı hâlinde beklenen gelişimini sergiler. Ancak fiili üretim potansiyel üretim ile tam çakışmayabilir.

Bir ekonomik dalgalanma devresinde reel GSYH’nin ulaştığı en yüksek noktaya zirve, en düşük noktaya ise dip denir. Zirveden dibe kadar geçen dönem daralma olarak adlandırılırken ekonominin dibe vurduğu noktadan bir sonraki zirve noktasına kadar geçen dönem genişleme olarak adlandırılır.

Artan fırsat maliyeti: Bir malın daha fazla üretilmesi için diğer maldan artan miktarlarda vazgeçilmesinin gerekmesidir.

Tam istihdam: Bir ekonomide mevcut tüm üretim faktörlerinin tam olarak kullanılmasıdır.

Üretim faktörleri: Üretimi gerçekleştirmek için kullanılan işgücü, doğal kaynaklar, sermaye ve teknolojidir.

Bir ülkenin iktisadi büyümesi iki şekildedir.

1-Birincisi, tam istihdamın altında kullanılan iktisadi kaynakların daha verimli kullanılmaya başlanması

yoluyla büyümenin gerçekleştirilmesi;

2-ikincisi, tam istihdamda kullanılan kaynak miktarına yenilerinin eklenmesi yoluyla üretimin gerçekleştirilmesidir.

Gayrisafi Millî Hâsıla

Gayrisafi Millî Hâsıla (GSMH), belirli bir ülkede belirli bir dönemde üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin değerinin toplamıdır.

Nihai mal ve hizmet: Belirli bir zaman aralığında nihai (son) kullanıcının satın aldığı üründür.

Ara mal veya ara hizmet =Bir firma tarafından üretilen ve diğer firmalar tarafından nihai mal veya hizmetin bir bileşeni olarak satın alınan mal ve hizmetlere denir.

*Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ise bir ülkede belirli bir dönemde yurtiçinde üretilen nihai malların ve hizmetlerin piyasa değerlerinin toplamıdır.

Ekonomik performansın asıl ölçüsü GSMH değil, GSYH ile kullanılma nedenleri ,

1-Uluslararası ekonomik entegrasyonun yoğunlaşması, ekonomik sınırların siyasal sınırları tanımaması

2-GSYH’nin ölçümünün daha kolay olması,

3-Ekonominin istihdam yaratma gücünü GSYH’nin daha iyi temsil ediyor olmasıdır.

GSYH = GSMH - Net dış faktör geliri

Dış âlem faktör gelirleri; işçi dövizleri, müteşebbis gelirleri, kar transferleri, dış borç faiz ödemeleri ile faiz gelirlerinden oluşur.

GSYH nominal ve reel olmak üzere iki şekilde hesaplanmaktadır.

Nominal GSYH, belirli bir yıl da üretilmiş olan nihai mal ve hizmetlerin o yılın fiyatları ile olan değeridir. Bir başka deyişle herhangi bir t döneminde üretilen tüm malların miktarları ile o dönemdeki fiyatlarının çarpımlarının toplamına eşittir.

Reel GSYH, farklı dönemlerde üretilen mal ve hizmetlerin aynı fiyatlarla değerlendirerek, dönemler arasında fiziki üretimin değişimini ölçme imkânı verir. Bir başka değişle aynı t dönemindeki cari üretim miktarları baz (temel) alınan bir yılın fiyatlarının çarpımlarının toplamına eşittir.

Baz yıl: Baz alınan yıla genellikle 100 değeri verilir. Bundan sonra gelen yıllarda bu 100 değerine göre yüzde olarak kolaylıkla hesaplanır.

-2-

GSYH deşatörü: Nominal GSYH’nin reel GSYH’ye oranıdır. Yani bir ülke vatandaşları tarafından üretilen tüm mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişmeyi ölçmektedir.

Deşatör ise belli bir yılda geçerli olan fiyatların baz yılın fiyatlarına oranını gösterir.

Nominal GSYH

Reel GSYH= -------------------------

GSYH Deşatörü

**Türkiye’de reel GSYH’nin hesaplanmasında uzun süre 1968, kısa bir sürede 1982 yılı fiyatları kullanılmıştır. Daha sonra yaklaşık 15 yıl boyunca Birleşmiş Milletler Ulusal Hesaplar Sistemine (SNA-68) göre hesaplanmakta olan 1987 bazlı 2



GSYH serisi kullanılmıştır. TÜİK, Avrupa Hesaplar Sistemine (ESA-95) Uyum çerçevesinde 2008 yılında hesaplama yönteminde değişikliğe gitmiş ve 1998 yılını baz yıl almaya başlamıştır. En son 2003 yılı baz yılı olarak belirlenmiştir.

Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın Hesaplanma Yöntemleri

1-GSYH

2-Üretim Yöntemi

3-Harcama Yöntemi

4-Gelir Yöntemi

GSYH; üretim yöntemi, harcama yöntemi ve gelir yöntemi gibi üç farklı yöntemle hesaplanmaktadır.

Üretim Yöntemi: Bir ekonomide bir yıl içerisinde tüm firmaların ürettikleri tüm mal ve hizmetlerin miktarları ile bunların fiyatları çarpılarak hesaplanmaktadır. Bunun için ekonomi tarım, sanayi ve hizmetler olarak üç ana sektör ve alt sektördeki katma değerler hesaplanır.

Harcama Yöntemi: Faktör sahiplerinin üretilen mal ve hizmetlere yaptıkları harcamaların toplamından oluşmaktadır.

Harcamalar

1-Özel tüketim harcamaları,

2-Özel yatırım harcamaları,

3-Kamu cari ve yatırım harcamaları

4-İhracat-ithalat fazlası.

Gayrisafi Yurtiçi Hâsılanın Ölçemediği Faaliyetler

1-Piyasalara yansımayan üretim

2-Nüfustaki değişmeler

3-Kayıt dışı iktisadi faaliyet

4-Boş zaman

5-Dışsallıklar

Kişi başına reel GSYH: Bir dönemin reel GSYH’si ülke nüfusuna bölünerek kişi başına düşen reel GSYH elde edilir.

Kayıt dışı iktisadi faaliyet: Vergiler ve düzenlemelerden kaçınmak için veya üretilen mal ve hizmetlerin yasa dışı olması nedeniyle hükûmetin denetiminden bilinçli olarak saklanan iktisadi faaliyetlerdir.

İktisadi Büyüme Hızının Hesaplanması

1-Kısa dönem, 2-Uzun dönem 3-Geleceğe ilişkin büyüme hızı

**Ekonomi her yıl sabit bir oranda büyürse (g), üretimin kaç yıl (n) içinde ikiye katlanacağı, 70 sayısı büyüme hızına bölünerek (70/g) hesaplanabilir. Bu hesaplama yöntemine ‘70 kuralı’ denilmektedir.

**Türkiye ekonomisinde, reel GSYH’nin ikiye katlanma süresi yaklaşık 16 yıldır.

**Genellikle reel GSYH yıllar itibariyle artış eğilimi gösterir ve bu eğilim reel GSYH trendi olarak adlandırılır.

Büyümeyi Belirleyen Unsurlar

g = büyüme hızı k = sermaye/hasıla oranı

s = marjinal tasarruf eğilimi iken büyüme hızı; g = s/k olarak ifade edilir.

**Gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerin kişi başına düşen reel GSYH’lerini yakalayabilmek için, gelişmiş ülkelerden daha yüksek bir reel GSYH artışını gerçekleştirmeleri gerekmektedir.

-3-

Satınalma Gücü Paritesine Göre GSYH

Satınalma gücü paritesi (SGP), ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldırarak, farklı para birimlerinin satın alma gücünü etkileyen bir değişim oranıdır. SGP, belirli bir mal ve hizmet sepetinin satın alınabilmesi için gereken ulusal para tutarlarının oranı şeklinde hesaplanmaktadır.

SGP değerlerinin hesaplanmasında temel yıl OECD tarafından belirlenmekte ve katılımcı ülkelere bildirilmektedir. Belirlenen her temel yıl için 220 madde grubu içindeki yaklaşık 4000 madde fiyatlandırılmaktadır. Fiyatlandırma çalışması yapılacak maddelerin çokluğundan dolayı, fiyatlandırma çalışmaları temel alınan yıldan 2 yıl önce OECD’nin belirlediği takvime göre başlamakta ve temel yılın sonunda tüm çalışmalar bitirilmektedir.

İnsani Gelişme İndeksi tespit yöntemleri;

• Doğumda yaşam beklentisi

• Yetişkin okuryazarlığı ve birleşik okullaşma oranı

• Satın alma gücü Paritesine göre kişi başına düşen GSYH,

İGİ = 1/3 (Ortalama yaşam beklenti indeksi) + 1/3 (Eğitim indeksi) + 1/3 (GSYH indeksi)

İGİ değeri, 0 ile 1 arasında değişmektedir. İndeks değerinin 1’e yaklaşması, insani gelişme performansının iyileştiğini göstermektedir.

İnsani Gelişme İndeksi: Gelirin yanı sıra eğitim ve sağlığa ilişkin göstergeleri de dikkate alarak ölçmeyi hedeflemektedir

İnsani Gelişme İndeksine Göre

• İndeks Puanı 0.900 ve yukarısı: Çok yüksek düzeyde insani gelişmeye sahip olan ülkeler.

• İndeks Puanı 0.800 - 0.899: Yüksek düzeyde insani gelişmeye sahip olan ülkeler. 3



• İndeks Puanı 0.500 - 0.799: Orta düzeyde insani gelişmeye sahip olan ülkeler.

• İndeks Puanı 0.000 - 0.499: Düşük düzeyde insani gelişmeye sahip olan ülkeler.

İnsani Gelişme Raporu (2009)’na göre çok yüksek insani gelişmeye sahip olan ülke sayısı 38,yüksek insani gelişmeye sahip ülke sayısı 45, Orta ve düşük ise sırasıyla 75 ve 24’tür.

İktisadi büyümenin belirgin özellikleri

• İktisadi büyüme rakamla ifade edilebilen yani kantitatif bir olgudur.

• İktisadi büyüme uzun döneme dayalı bir olgudur.

• İktisadi büyüme nominal değil, reel (gerçek) bir artışı ifade eder

• İkame yatırımlarının iktisadi büyüme ile ilgisi yoktur.

• İktisadi büyümenin gelir dağılımını iyileştirici bir özelliği yoktur.

SMH: GSMH’yi oluşturan mal ve hizmetlerin üretiminde, önceki yıllarda üretilmiş sermaye malları da kullanılır. Zaman içerisinde bu sermaye mallarında aşınma ve yıpranmalar ortaya çıkar ki bunlar üretilen malların değerinin bir parçasıdır. Bu aşınma payını GSMH’den çıkartarak SMH’yi elde ederiz.

İktisadi büyüme türleri

• Spontane Büyüme • Üstel Büyüme • Açık Büyüme

• Planlı Büyüme • Dengeli Büyüme • Biyolojik Büyüme

• Kapalı Büyüme • Dengesiz Büyüme • Durgun Büyüme

5 Çeşit Kötü Büyüme

İşsiz Büyüme

Acımasız Büyüme: Latin Amerika ülkeleri gelir dağılımında dünyada adaletsizlikte ilk sıralardadır.

Sessiz Büyüme

Köksüz Büyüme

Geleceksiz Büyüme

İYİ BÜYÜME;

• İstihdamı teşvik eden,

• Bireye kendi kaderi üzerinde kara verme ve denetleme şansı veren,

• Refah artışını adil biçimde dağıtan,

• Toplumsal iş birliği ve uyumu sağlayan,

• Beşeri gelişmenin geleceğini koruyacak özelliklere sahip olandır.^

***İktisadi büyümede;• İlk etki GSYH’nin dağılımı üzerinde görülmektedir.

Kalkınma: Bir toplumda ekonomik toplumsal ve siyasal alanda arzu edilen her türlü değişme ve gelişmedir.

-4-

Ekonomik Kalkınmanın İktisadi Büyümeden Farklı Yönleri

• Kendi kendisini sürdürebilen büyüme,

• Üretim kalıplarında yapısal değişim,

• Teknolojik ilerleme,

• Sosyal, politik ve kurumsal modernleşme,

• İnsani koşullarda geniş çaplı iyileştirmeler.

İktisadi büyüme ile iktisadi kalkınma ya da iktisadi gelişme arasındaki farkı en tutarlı şekilde ortaya koyan iktisatçı 1944 yılında Alfred Amonn (1883-1962) olmuştur. Amonn’a göre ülke ekonomisi zamanla iki yönde değişme gösterir.

• Gövdesi ile büyür ve genişler.

• Bünye ve çatısı ile değişir.

İktisadi büyüme ve iktisadi kalkınma kavramlarının dile getirdiği asıl önemli nokta, ekonomide işgücünün, doğal kaynakların, teknik seviyenin ve diğer faktörlerin bir yıldan diğerine kişi başına daha fazla bir reel gelir sağlayacak şekilde artma ve genişlemesidir.

İktisadi büyüme ve iktisadi kalkınma arasındaki farklılıklar

• Farklılıklardan biri ülkelerin zengin ya da fakir olmalarıdır.

• Büyüme veya kalkınmayı harekete geçirecek etkenlerin çıkış noktası birbirinden farklı olabilmektedir. Büyüme genellikle endojen, kalkınma exojen değişkenlerin uyardığı bir süreç olarak kabul edilir.

• Ekonomik kalkınma makro bir değişken ve süreçtir

• Büyüme, iktisat teorisi, kalkınma ise daha çok iktisat politikası kapsamında yer alır.

• İktisadi büyüme ve kalkınma arasındaki ilişkilerin farklılık boyutu dışında birbirini tamamlama ya da etkileme boyutu da vardır.

Endojen Değişken:İçsel değişken olarak ta ifade edilen, değeri modelin içerisinde belirlenen değişkendir.

Exojen Değişken: Dışsal değişken olarak ta ifade edilen, değeri modele dışarıdan verilen değişkendir.

Gelir dağılımında eşitsizliğin olması durumunda, nüfusun en az gelire sahip % 20’si toplam gelirin % 20’sinden daha azını alırken nüfusun en yüksek gelirli % 20’si toplam gelirin % 20’den daha fazlasını alacaktır. Bu yüzden gelir bölüşümü gösteren Lorenz eğrisi daima mutlak eşitlik eğrisinin altında yer alır. 4



Gini katsayısı: Gelir dağılımı adaletini ölçmede kullanılan bir ölçüdür ve 0 ile 1 arasında değer alır. Gini

katsayısının, sıfıra yaklaşması gelir dağılımının daha adil olduğu, bire yaklaşması ise gelir dağılımının adaletsiz olduğu anlamına gelmektedir.

Gini katsayısı: Gelir dağılımı adaletini ölçmede kullanılan bir ölçüdür ve 0 ile 1 arasında değer alır. Gini

katsayısının, sıfıra yaklaşması gelir dağılımının daha adil olduğu, bire yaklaşması ise gelir dağılımının adaletsiz olduğu anlamına gelmektedir

2. ÜNİTE

Büyümenin Temel Kaynakları

1-İşgücü

2-Fiziksel Sermaye

3-Doğal Kaynaklar

4-Teknoloji

İşgücü: İktisadi büyüme, işgücü miktarına ve işgücünün kalitesine bağlı olarak belirlenir. Bir ülkedeki işgücü arzı, çalışabilir yaştaki nüfusun büyüklüğüne bağlıdır. Nüfus, üretim (arz), bölüşüm ve tüketim (talep) sürecinin tümünde hem bu işlemleri gerçekleştiren asli hem de bunun sonucunda söz konusu işlemlerden etkilenen tali bir unsurdur.

Azalan verimler kanunu, diğer üretim faktörleri miktarı sabitken, üretim faktörünün üretimde kullanılan miktarının artırılması durumunda her ilave birimin sağladığı ürün miktarının azaldığı durumu ifade eder.

Talep yönünden nüfus artışı pazar genişlemesi anlamına gelirken arz yönünden ise mal ve hizmet üretimi için gerekli olan işgücü girdisini ifade etmektedir.

Gelişmekte olan ülkelerde özel tüketim harcamalarının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı yaklaşık % 75 iken bu oran gelişmiş ülkeler için yaklaşık olarak % 55’tir. Bunun nedeni, gelişmekte olan ülkelerde kişi başına düşen gelirin düşük olmasından dolayı, tüketicilerin gelirlerinin büyük bir kısmını temel ihtiyaçların karşılanmasında kullanmak zorunda kalmalarıdır.

Beşeri sermaye, bir ülkenin sahip olduğu çalışabilir nitelikteki eğitimli işgücü miktarı olarak tanımlanır.

-5-

Bolivya, Şili, Zambiya ve Zaire gibi ülkelere bakıldığında, petrol dışı maden ihracatçısı ülkelerin de doğal kaynakların satışından elde ettikleri geliri kendi ekonomik büyümelerini sağlayacak şekilde kullanamadıklarını görmekteyiz. Ayrıca, Şili ve Bolivya madencilikte ileri seviyede bulunmalarına rağmen, ekonomik gelişmişlik bakımından çok az mesafe kat eden ülkeler olmuşlardır. Japonya oldukça sınırlı doğal kaynağa sahip olmasına rağmen, son elli yılda büyük iktisadi büyüme sergilemiştir.

Japon tecrübesi, zengin doğal kaynaklara sahip olmanın iktisadi büyüme için zorunlu bir koşul olmadığını açık bir şekilde göstermektedir. Dolayısıyla, nispi olarak daha zengin doğal kaynaklara sahip ülkelerin daha az doğal kaynağa sahip ülkelere göre daha büyük iktisadi büyüme oranlarına sahip olacağını öne süren 1950 ve 1960’ların geleneksel görüşleri burada geçerliliğini yitirmektedir.

*İktisadi büyümenin temel dinamiklerinden birini ve belki de en önemlisini teknoloji oluşturmaktadır.

Teknoloji, bir mal veya hizmetin üretimi için gerekli bilgi, organizasyon ve tekniklerin bütünü olarak tanımlanabilir. Teknolojik gelişme, i) daha büyük miktarlarda çıktının elde edilmesine veya ii) belli bir kaynaktan daha üstün kaliteli mal veya hizmetin üretilmesine olanak sağlayan çeşitli bilgilerin ortaya çıkması şeklinde de tanımlanabilir.

İktisatta teknolojik gelişmenin içselleştirilmesine yönelik çabaların çıkış noktası Schumpeterdir.

Schumpeter’e göre, teknik yenilikler ekonomide birkaç yıl içinde sona erecek bir canlanma yaratırlar. Arkadan duraklama ve bunalım gelir. Bu nedenle, eski dengeyi bozmada ve yenisini kurmada yenilikler ana faktördür.

Marx ve Schumpeter, yeniliklerin kapitalist ekonomide rekabetçi üstünlüğün başında yer aldığını ifade etmişler ve teknolojik gelişmenin kalkınma süreçlerine olan etkisini ele alan öncüleri olmuşlardır.

1980’li yıllara kadar olan dönemde büyüme literatürüne neo-klasik büyüme hakim olmuştur. Bu modelde büyümeyi belirleyen unsur; dışsal olarak belirlenen teknolojik gelişmeler ve nüfus artış hızıdır.

** Romer ve Lucas’ın öncülüğünde içsel (yeni) büyüme modelleri geliştirilmiştir.

**Gelişmiş ülkeler içerisinden en zengin olanları, milli gelirlerinin yaklaşık % 2-3’ünü araştırma-geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerine ayırmaktadırlar.

Girişimci, üretim faktörlerini bir araya getiren, mal, hizmet üretimini gösterme çabasında bulunan kişidir.

Büyümenin Diğer Kaynakları

1-Girişimcilik

2-Beşeri Sermaye

3-Kurumsal Yapı

4-Hükûmet

Kurumsal Yapı:Orta Çağ sonrası dünyada Batı ekonomilerin ekonomik büyümeleri büyük oranda yeni kurumların gelişmesine bağlı olmuştur. Mülkiyet haklarının tanımlanması ve teminat altına alınması, kurumların en önemli özelliğidir. Bir başka deyişle kurumlar, bireylerin yürüttükleri faaliyet sonuçlarından yararlanma (gelir elde etme) haklarını tanımlarlar ve kişilere çeşitli teşvikler sağlarlar.

İKTİSADİ BÜYÜMENİN AŞAMALARI (ROSTOW)

• Geleneksel Toplum Aşaması 5



• Kalkışa Hazırlık Aşaması

• Kalkış Aşaması

• Olgunluk Aşaması

• Kitle Tüketim Aşaması

Rostow’un iktisadi büyüme aşamaları kuramı, sadece günümüz az gelişmiş toplumlarının değil, her toplumun tarihsel süreç içinde göstereceği gelişmeyi açıklama amacı taşır.

**Çin Hanedanlıkları, Orta Doğu Uygarlıkları, Akdeniz ve Orta Çağ medeniyetleri, geleneksel toplum döneminin örneklerini oluşturur.

Kalkışa Hazırlık Aşaması

Bu aşama feodalizm ve kalkış (take-off) arasındaki aşamayı içerir. İktisadi büyüme ve kalkınmaya başlayabilmek için gerekli ön koşulların hazırlandığı dönemdir. İngiltere başta olmak üzere Batı Avrupa ülkeleri kalkışa hazırlık dönemini 17. yüzyılın sonları ile 18. yüzyılın başlarında tamamlamışlardır. İktisadi büyümeyi garanti altına alacak şekilde yatırımlar ulusal gelirin en az % 10’una yükselir.

Kalkışa hazırlık aşamasında pek çok iktisadi ve sosyal değişimler görülmekle beraber asıl değişme siyasal bünyede ortaya çıkmaktadır. Eski mahalli çıkarlara, sömürgeci güçlere veya her ikisine birden karşı olan ve milliyetçi ruha sahip bir merkezi ulusal devletin kurulması bu aşamanın en önemli yönüdür.

-6-

Kalkış Aşaması

Bu aşamada kişi başına gelirin yeterince artırılması için, tasarruflar ve yatırımlar ulusal gelirin % 5’inden % 10’un üzerine veya daha fazlasına çıkar. Bu aşama kalkınma sürecinin süreklilik göstermeye başladığı dönemdir. Bu aşamada öncü büyüme sektörlerinin kurulması önemlidir. Rostow’a göre kalkışın başarılı olabilmesi için, ekonomide kendini besleyen bir sürecin ortaya çıkması gerekir. Rostow, bu aşamada üç temel koşulun gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmektedir:

• Yatırımlar ulusal gelirin % 5’ler, % 10’lar ve hatta daha yüksek seviyeye çıkarılması,

• Yüksek bir hızla gelişen bir yada birkaç temel imalat sanayinin kurulması ve

• Modern sektördeki gelişme eğilimlerine uygun ve kalkışın ekonomik girişimlerin dışında yaratabileceği dışsal tasarrufları etkin bir biçimde kullanacak ve gelişmeye süreklilik kazandıracak siyasal, sosyal ve kurumsal bir yapının var olması ya da hızla kurulması.

Olgunluk Aşaması

Bu aşamada ulusal gelirin % 10-20’si kadarı devamlı bir şekilde yatırımlara gider. Kalkış döneminin sona ermesinden 40 yıl sonra olgunluk aşamasına ulaşılır.

İngiltere, Amerika, Almanya, Fransa ve 1929 yılından sonra olgunluğa doğru ikinci bir hamle yapan Rusya gibi ülkelerde bu durum yaşanmıştır. İsveç’te ise 1890 yılı sonrasıdır.

Kitle Tüketimi Aşaması

Amerikan toplumu bu aşamaya 1913 yılında Henry Ford’un seri otomobil üretimine başlamasıyla girmiştir. Batı Avrupa ve Japonya ise bu döneme 1950’lerde girmişlerdir. Rostow’un kuramı, modern Batı ülkelerini izleyerek kalkınma ve büyümenin mümkün olduğunu ileri sürer.

İktisadi büyümeyi sınırlandıran faktörlerdir

1-Nüfus baskısı, 2-Çevre kirliliği 3-Kaynakların tükenmesi

Roma Kulübü’nün 1972 yılında “Büyüme’nin Sınırları” başlıklı raporunda nüfus artışı ve ekonomik gelişme azalmadıkça, doğal kaynaklar, içilebilir su ve temiz hava ihtiyacını dünyanın sağlayamayacağı ileri sürülmüştür. Bu rapordan sonra 1978 yılında “Dönüm Noktasındaki İnsanlık” adlı ikinci rapor hazırlanmıştır. “Amerika Birleşik Devletler Başkanına Küresel 2000 Raporu”nda ise nüfus ve kişi başına düşen tüketimin artmasının 2000’li yıllarda ciddi kaynak kıtlığına yol açacağı savunulmuştur.

Nüfus artışı ve doğal kaynaklar konusundaki karamsar düşünceye neo-Malthus’cu bir yapı denir.

**Tarımsal ürünler ve tarım arazileri bakımından iktisadi büyümenin sınırları olması gerektiğini ilk savunanlar klasik iktisatçılardan Malthus ve Ricardo olmuştur.

Sürdürülebilir Kalkınma, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini tehlikeye sokmaksızın, bugünkü kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesidir. İlk kez 1987 yılında Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonunun raporunda dile getirilmiştir.

** Küresel ısınma, atmosfere salınan sera gazlarındaki yoğunluk artışından kaynaklanmaktadır. Bu gazlar içinde en önemli etki, karbondioksit emisyonları ise iktisadi büyümenin temel gereklerinden olan enerji ihtiyacını karşılamak üzere fosil yakıtların yakılması sonucunda açığa çıkmaktadır.

**Küresel Isınma Konusunda “Birleşmiş Milletler” gibi uluslararası örgütler bu konuda çaba göstermeye başlamışlardır. Bu çabaların ilki, 1992 yılında Rio de Janeiro’da gerçekleştirilen Dünya Zirvesi sırasında kabul edilen “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi” (UNFCC) olmuştur. 1994 yılında yürürlüğe giren bu sözleşmenin ardından 1997 yılında daha bağlayıcı hükümler içeren “Kyoto Protokolü” imzaya açılmıştır. Kyoto Protokolünde, “atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamak” amaçlanmıştır. Anlaşma 16 Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye için yürürlük tarihi ise 26 Ağustos 2009’dur.

Yenilenebilir Kaynak, doğada belli sınırlar içinde kendi kendini yenileyebilen ve dolayısıyla tüketilmesi mümkün olmayan toprak, su, hava ve orman gibi kaynaklardır.

Büyümenin Sınırları Yaklaşımındaki Problemler 6



1-Sabit teknoloji ve sabit kaynaklar varsayımı çerçevesinde büyümenin mutlak sınırı ile ilgili bir takım ilişkiler kurmak doğru değildir.

2-Kıtlıkla mücadelede piyasa ve diğer sosyal mekanizmaların ihmal edilmesidir.

3-Büyümenin şimdikinden çok daha karamsar bir tabloyla karşılaşılacağının varsayılmasıdır.

4-Büyüme ile artan refah ve verimliliğin, toplumun çevreyi koruma önlemleri alma kapasitesinin genişletildiğinin göz ardı edilmesidir.

Çevresel Kuznets Eğrisi Hipotezi, bir ülke zenginleştikçe çevresel bozulmanın artacağını, ancak belli bir gelir düzeyine ulaşıldıktan sonra gelirdeki artışın çevre kalitesine olumlu katkıda bulunacağını ifade eder. Kaynakların aşırı tüketiminin ve sera gazları oluşumunun çevresel tahribat sürecini hızlandırdığı fikri “Çevresel Kuznets Eğrisi” (ÇKE) adı verilen bir hipotezle çürütülmeye çalışılmıştır.

-7-

3.ÜNİTE

KLASİK BÜYÜME TEORİSİ

Liberal ekonomi düşüncesinin yaygınlaşması ile birlikte fizyokratların görüşleri ve toprağın ve tarımsal üretimin ekonomik değer yaratma ve üretim açısından önemini kaybetmiştir.

Klasik büyüme teorisini oluşturan görüşler

1-Adam Smith (1723-1790),

2-Thomas Malthus (1776-1834)

3- David Ricardo (1772-1823)’nun görüşlerine dayalı teorilerdir.

Adam Smith (1723-1790)

Adam Smith, iktisat biliminin babası olarak bilinen ve iktisadi büyüme konusunu analiz eden ilk iktisatçılardandır. 1776 yılında yazmış olduğu Milletlerin Zenginliğinin Doğası ve Nedenleri Üzerine Bir Değerlendirme adlı eseri bilimsel iktisat kitabı olarak çok önemli bir eser olarak kabul edilmektedir. Smith, büyüme konusundaki görüşlerini ve ortaya koyduğu teorilerini ise Milletlerin Zenginliği eserine dayalı olarak açıklamıştır. Smith ekonomik büyümeyi açıklarken kullandığı en önemli faktörler, sermaye birikimi, iş bölümü ve uzmanlaşmadır.

Smith’e göre hükûmetler, ancak iki görevi yapmakla sorumludurlar. Birincisi savunma, adalet, eğitim işlerini yürütmek. İkincisi ise pazarı genişleten ve iş bölümü, uzmanlaşmayı destekleyen köprüler, yollar, limanlar, su kanalları gibi altyapı yatırımlarını inşa etmektir.

İş bölümü; aynı firmada bir malın farklı kısımlarının işçiler tarafından üretilmesi ve farklı malların farklı firmalar tarafından üretilmesidir.

*A.Smith’in iş bölümünün, emeğin verimliliği üzerinde toplu iğne gözlemi çok önemlidir.

İş bölümü ile emeğin verimliliğinin artmasında üretim artışında üç ayrı neden

1-Birincisi, her işçinin sadece tek bir iş ve üretim üstünde uğraşması ve yoğunlaşması nedeniyle el becerisinin ve yatkınlığının artmasına neden olur. A. Smith, Milletlerin Zenginliği kitabında çivi örneğiyle bu durumu açıklamaktadır.

2-İşçinin çalıştığı işten başka bir işe geçtiğinde kaybettiği zamanını tasarruf ederek elde ettiği fayda

üretimi olumlu etkilemektedir.

3-İşçinin işi daha kolaylaştırıp kısaltarak, verimini artıracak makineleri ve çeşitli aletleri geliştirmesi

sonucunda teknolojik ilerlemeye de katkıda bulunmalarıdır.

Smith’e göre toplumların zenginleşmesinin kökeninde iş bölümü, iş bölümünün kökeninde mübadele etme eğilimi, mübadele etme eğiliminin nedeni ise bireysel çıkardır.

Fakat firmalar için iş bölümünün faydalı olabilmesi için

1-İş bölümü ile birlikte firmanın ürettiği çok miktardaki malları için yeterli talebin olması

2-İşbölümü sonucunda üretilen çok sayıdaki mal miktarına talep olacak bir piyasa ölçeğinin olması

3-İşbölümü nedeniyle firmanın üretmeyi bıraktığı mallarını piyasadan satın alabilmesidir.

*Smith’in ücretle ilgili düşünceleri etkin ücretler teorisi olarak bilinmektedir

Tam Zenginlik Aşaması, büyümenin ulaşabileceği en üst sınır olup büyüme ve zenginliğin değişmediği bir durağan durum düzeyidir. Büyüme, doğal kaynaklar ve iklimin sınırları ölçüsünde gerçekleşip sınırsız bir olgu olmayıp tam zenginlik aşamasında durur.

Thomas R. Malthus (1776-1834)

Malthus’un 1798 yılında yayımlanan Nüfusun Prensipleri Üzerine Bir Deneme başlıklı eserinde büyüme ile ilgili düşünceleri ile nüfus ve hasıla artışları arasındaki ilişkiler üzerinedir. Malthus’a göre, nüfus artış hızı kontrol altına alınmaz ve kendi hâline bırakıldığında geometrik hızla 1, 2, 4, 8, 16 şeklinde artmaya devam ederken gıda maddelerinin üretim artışı ise aritmetik bir hızla; 1, 2, 3, 4, 5 şeklinde

artacağı için bu iki artış arasındaki fark giderek uyumsuzlaşarak, büyümektedir.

Bir başka deyişle tarımsal yapı (toprak faktörünün verimi) ile nüfus yapısı arasında bir uyuşmazlık bulunmaktadır. Malthus bir dönemi yirmibeş yıl kabul eder.

Malthus’un nüfus artış hızındaki yükselmenin nedeni olarak özellikle gelişmiş ülkelerde 19. yüzyıl boyunca ölüm oranlarındaki düşüşün doğum oranlarındaki düşüşten daha fazla olması olarak sayılır.

Malthus’un teorisi iki önemli faktörle açıklanmaktadır.

1-Birincisi, üretim faktörleri içinde önemli yere sahip olan toprağın arzı sabittir. 7



2-İkincisi ise nüfus artış hızı üzerinde gelirin pozitif etkisi olmaktadır.

-8-

**Malthus’a göre, teknolojinin ve üretim yapılabilecek uygun toprağın olmadığı durumlarda, nüfus kendi kendini dengeleyerek negatif bir geri beslemeye sahip olacaktır.

**Malthus’un özellikle en az geçim ücreti olarak nitelendirdiği ücretler günümüzde sürekli tartışılan ve gündemde olan “asgari geçimlik ücretler teorisi’ni” ön plana çıkarmıştır.

En Az Geçim Ücreti, doğal ücret olarak da ifade edilen ve emek piyasasında hiçbir müdahale olmadığında kendiliğinden belirleneceği varsayılan ve işçinin kendisinin ve ailesinin her türlü fizyolojik ihtiyaçlarını sağlayabilecek ve çoğalıp azalmadan nesillerinin devamını sağlayabilecek ücrettir.

*Malthus’a göre, nüfus artış hızı üzerinde gelirin etkisi “Pozitif etkisi” söz konusudur.

David Ricardo (1772-1823)

David Ricardo’nun “Politik İktisadın ve Vergilendirmenin Prensipleri” adlı eserinde temel iktisadi düşünceleri ile birlikte, büyüme konusunda da görüşlerine yer vermiştir. Ricardo’nun teorisi 19.yüzyıl başlarında İngiltere’nin ekonomik ve sosyal problemlerine dayalı olarak geliştirilmiştir.

Buğday fiyatlarının düşürülmemesinden İngiltere’de üretim maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle fiyatlar düşmüyordu. Fiyatlar düşürülemediğinden dolayı İngiltere’de “Corn Laws” (Tahıl Yasası) olarak anılan bir uygulama başlatılmıştır. Ricardo’nun Büyüme Teorisi’ni anlayabilmek için öncelikle kullandığı temel kavramlar ve varsayımlar ile modelin işleyişini açıklamak gerekmektedir.Ricardo’ya göre rant gelirini “Toprak sahiplerinin elde ettiği rant gelirini belirleyen azalan verimler” ortaya çıkarır.

Ricardo’ya göre ise gelirin toplam üretim faktörleri arasında dağılımı

1-Birincisi, üretime katılan emek sahipleri,

2-İkincisi, sermayedar veya girişimci

3-Sonuncusu ise toprak sahipleridir.

**Ricardo’ya göre, toprak sahiplerinin elde ettiği rant gelirini belirleyen azalan verimlerdir.

**Ricardo’ya göre verimli topraklara sahip olanlar düşüm maliyetlere üretim yaptıkları için yüksek rant geliri elde ederler. Bu rant geliri Difransiyal Rant Geliridir.

**Ricardo’ya göre, uzun dönemde üretim faktörlerinin gelirden aldıkları payların değişimine göre ekonomik büyüme ve durgunluk olmak üzere iki önemli süreç yaşanmaktadır.

**Ricardo piyasa ekonomileri için sermaye miktarında artış olmadığında ve teknolojik gelişme olmadığı zaman büyümenin zaman içinde durağan duruma dönüşeceğini ileri sürmüştür.

**Klasik büyüme teorileri sistematik olarak büyüme ile ilgili ilk teorilerdir.

Avrupa’da Sanayi Devrimi sonrası nüfus artmıştır, fakat bu artış Malthus’un ifade ettiği gibi nüfus-ücret ilişkisindan dolayı değil, ölüm ve doğum oranlarında görülen azalma nedeniyledir.

KARL MARX (1818-1883)’IN BÜYÜME TEORİSİ

Karl Marx, sosyalist büyüme teorisinin savunucularındandır. Marx kapitalizmin dinamik bir yapısı olduğunu ve işleyişinde kapitalist sistemin kendi yapısı içerisinde kapitalistlerin rekabeti, teknik ilerleme ve sermaye birikiminin etkili olduğunu belirtmektedir. Marx’a göre ancak kapitalist sistemin sona ermesi ve sosyalist sistemin uygulanması sonucunda devletin işçi sınıfının eline geçmesiyle kapitalist sistemdeki sorunlar da tamamen giderilmiş olacaktır. Karl Marx’ın önemli eseri Das Capital (Kapital)’dir.

Marx’ın Büyüme Teorileri

1-Emek Değer Teorisi,

2-Artı Değer Teorisi

3- Kâr Teorisi

Karl Marx’a göre kar teorisinin açıklanmasında kullanılan kavramlar

a.Artı değer oranı

b Kar oranı

c.Sermayenin organik bileşimi

d.Malın değeri

Emek Değer Teorisi, bir malın değeri emek miktarı ile belirlenir ve emek gücü ise sadece bir malın üretimi için harcanan zaman olmayıp zihinsel, fiziksel,entelektüel yeteneklerin bütününü ifade etmektedir.

Artı değer, kapitalist sistemde kapitalist üreticinin, işçileri aldıkları ücret karşılığından çalıştıkları emek saatinden daha fazla çalıştırmaları sonucunda elde edilir.

-9-

Artı Değer (s); üretim sürecinde kapitalist üreticinin ürettiği ürünün satışı sonucunda gayrisafi hasılatından sabit sermaye ve değişken sermaye masrafları çıktıktan sonra arta kalan toplam değerdir

Sermaye sabit ve değişken sermaye olarak iki ana grupta toplanmaktadır. Sabit sermaye (c) üretimde kullanılan fiziki araç gereç, alet ve hammaddelerden oluşmaktadır. Değişken sermaye (v) ise üretim sürecinde kullanılan işçilere ödenen toplam ücretlerden oluşmaktadır. 8



Sermayenin Organik Bileşimi (b); sabit sermayenin değişken sermayeye oranı olan sermayenin organik bileşimi, kapitalist üreticinin makineleşme derecesini göstermektedir.

b = c / v olarak hesaplanır.

Yedek Sanayi Ordusu Marx’a göre iş arayanların oluşturduğu istihdam edilmeyen emek arzı yedek sanayi ordusudur.

SCHUMPETER (1911-1939)’İN BÜYÜME İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ

Joseph Schumpeter (1911-1939), Karl Marx’ın görüşlerinden büyük oranda etkilenmiştir. Farklı olarak kapitalist sistemin yıkılmayıp başarı ile işleyeceğini ve sistemin yarattığı hasıla artışının işçilerin ücretini artırarak işçi refahının da artacağını düşünmektedir. Schumpteter’e göre, kapitalist sistemin sona ermesi ancak kapitalist sistemin yaratmış olduğu refah artışı yani başarısı olacaktır.

Schumpeter’in iktisadi büyümeyi açıklarken önem verdiği faktörler

a. Yaratıcı yıkım

b. Yenilikler (Büyüme ile ilgili kavram)

c. Teknolojik rekabet

d. Girişimcilik (Büyüme ile ilgili kavram)

Schumpeter Bahsetmiş olduğu beş farklı türde yenilik

1. Yeni bir malın veya bilinen bir malın faklı türünün ve kalitesinin piyasaya sunulması,

2. Üretimde yeni bir üretim tekniğinin kullanılması

3. Yeni bir piyasanın bulunması ve keşfi,

4. Yeni bir hammadde veya yarı mamul kaynağının keşfi,

5. Endüstrinin yeniden organizasyonu;

Schumpeter’e göre, yeniliğin bir endüstride girişimci tarafından başarılı bir şekilde uygulanması, endüstrideki diğer girişimcilerin de yeniliği taklit ederek girişimciyi izlemeleri endüstride yatırım yapılmasına öncülük etmektedir.

Schumpeter’e göre, kapitalizmin dinamik yapısı ve sürekli değişim içinde olmasını sağlayan asıl güç yeniliklerdir.

Yaratıcı Yıkım Etkisi, Girişimciler yenilik yaparak yenilik konusu olan malın üretiminde monopolcü konumunda kâr elde ederler.

Diğer girişimciler de aynı amaçla piyasaya girip başka yenilikler yaptıkça, eski malların ve endüstrilerin yerine, yeni malların ve endüstrilerin yer alması yaratıcı yıkım etkisidir.

Girişimci, Üretim faktörlerini bir araya getirerek, mal ve hizmet üretimi gerçekleştiren ve yenilikleri uygulamak için yatırım riski alan kişidir.

**Schumpeter’e göre, girişimcinin yenilikleri uygulamaya yönelten en önemli nedeni sadece kâr elde etme isteği değildir. Psikolojik güdüler de yeniliği uygulamada çok önemli bir faktör olmaktadır.

Schumpeter girişimcilerin yenilikleri uygulama işlevlerini yerine getirme konusunda iki unsur söz konusudr.

1-Yeniliklerin var olabilmesi için ön koşul olan icatların teknik bilginin varlığı,

2-İkincisi ise yenilikleri uygulama işlevlerini yerine getirebilmeleri için ihtiyaç duyulan kredilerdir.

Girişimciler iş adamlarından, idarecilerden, mucitlerden, idarecilerden farklı kişilerdir.

KEYNES (1883-1946)’İN BÜYÜME İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ

Birinci Dünya Savaşı sonrası ve 1929 yılında başlayan büyük dünya bunalımı Klasik İktisat Teorisi’nin de ileri sürdüğü ve savunduğu temel görüşleri ve teorilerini sarsan bir dünya bunalımı olmuştur. Klasik İktisat Teorisi’ne önemli eleştirilerde bulunan iktisatçı ise Johnard Maynard Keynes (1883-1946)’dir. Keynes 1936 yılında Para, Faiz ve İstihdamın Genel Teorisi adlı eserinde klasik iktisatçıların savunduğu gibi piyasa mekanizmasının otomatik olarak tam istihdamı sağlama konusunda başarılı olamadıklarını ileri sürmüştür.

-10-

Keynes, klasik iktisatçıları eleştirerek işsizliğin nedenlerini talep yetersizliği olduğunu Para, Faiz ve İstihdamın Genel Teorisi adlı eserinde açıklamıştır.

Keynes’e göre, ekonomilerdeki gelir ve istihdamı belirleyen faktörler talep ile ilgili faktörlerdir.

Keynes’in teorisinin ortaya çıkmasında 1929 Dünya Bunalımı çok etkili olduğu için, ilgilendiği ve üzerinde önemle vurguladığı konular ise toplam talepteki değişmelerin yarattığı etkiler üzerinedir.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde şartlar ve özellikle 1929-1934 Dünya Bunalımı’nın gerçekleştiği dönemlerdeki şartlar durgunluk tezini değerlendirme ve anlam açısından çok önemli dönemlerdir.

1929 Dünya Bunalımı, 1929’da ABD’de başlayan ve 1930’lu yıllar boyunca devam eden ekonomik buhrandır. 1929 Dünya Bunalımı en çok Sanayileşmiş ülkeleri, özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa’yı etkilemiştir. Fakat dünyanın geri kalanında da (özellikle sanayileşmiş ülkelerde) yıkıcı etkiler yaratmıştır.

Keynes, yatırımların özellikle kapasite artırıcı etkisi üzerinde durarak, yapılan yatırımların geliri ne ölçüde arttıracağı ile ilgilenmiştir.

Keynes’in analizinde yatırımlar otonom olarak değerlendirilmektedir.

**Keynes’e göre ekonomilerdeki gelir ve istihdamı belirleyen faktörler Talep ile ilgili faktörlerdir.

** Keynes’in durgunluk tezi ile ilgili görüşlerinde ve yaptığı analizlerde “Avrupa ekonomilerinin içinde bulundukları Şartlar” etkili olmuştur. 9



4.ÜNİTE

HARROD-DOMAR BÜYÜME MODELİ

Keynes, 1936 yılında yayımlanan Para, Faiz ve İstihdamın Genel Teorisi adlı eserinde piyasa mekanizmasının otomatik olarak tam istihdamı sağlama konusunda başarılı olamadığını ileri sürmüştür.

Keynes eserinde yatırım harcamalarının öncelikle toplam talep üzerinde etkilerini incelemiş, yatırım harcamalarının üretim kapasitesi üzerindeki etkilerini tümüyle ihmal etmiştir. Keynes’in büyüme konusundaki analizleri ise bu anlamda kısa dönemli statik bir analizdir. Keynes’in kısa dönemli statik analizini uzun dönemli olarak genişleten ve dinamik büyüme sorunlarıyla ilgilenen iktisatçılar ise Harrod ve Domar’dır. Roy F. Harrod 1937 yılında Bay Keynes ve Geleneksel Teori isimli makalesi ile Keynes’in teorisini eleştirmiş ve 1939 yılında Dinamik Teori Üzerine Bir Deneme başlıklı makalesinin hazırlanmasında da bu eleştiriler etkili olmuştur.

Harrod’un modeline çok benzeyen diğer bir model ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikalı iktisatçı Evsey D. Domar tarafından 1946, 1947 yılları arasında geliştirilmiştir. Harrod ve Domar’ın büyüme modeline olan katkılarında çok benzeyen analizler yapmaları nedeniyle iki model genellikle Harrod-Domar büyüme modeli olarak adlandırılmaktadır.

**Harrod büyüme modelinde de temel unsur yatırımlardır.

Domar modelinde çarpan mekanizması/katsayısı önemli bir araç olup kullanılmışken

Harrod modelinde hızlandıran prensibi/katsayısı önemli bir araç olup kullanılmıştır.

Çarpan mekanizması, Harcamalardaki bir değişikliğin GSMH üzerinde yaratacağı etkileri ortaya koyan bir mekanizmadır.

Harrod Büyüme Modelinin Temel Kavramları ve Varsayımları

1-Tasarruflar

2-Yatırımlar

Tasarruf fonksiyonu S=sxY olarak ifade edilmektedir. S, tasarrufu s, marjinal tasarruf eğilimini, Y ise, millî geliri ifade etmektedir.

Yatırım, belirli bir dönemde sermaye stokuna yapılan net ilaveler olup sermaye stokunda artışlara neden olmaktadır. Yatırım gelirdeki artışlara bağlı olmaktadır. Üretim(gelir) artışı için ise sermaye artışına (yatırım) ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacın belirlenmesinde ise hızlandıran katsayısı çok önemli olmaktadır.

Ortalama sermaye hasıla katsayısı: Bir birim üretim için ne kadarlık sermaye gerekli olduğunu gösteren katsayıdır.

Harrod Büyüme Modelinin İşleyişi ve Büyüme Hızları

• Gerekli (Garantili) Büyüme Hızı

• Fiilî (Gerçekleşen) Büyüme Hızı

• Doğal Büyüme Hızı

•Gerçekleşen büyüme hızı

Gerekli büyüme hızı planlanan tasarruf ve planlanan yatırım eşitliğini sağlayan büyüme hızı demektir.

Fiilî büyüme hızı ise dönem sonu gerçekleşen tasarruf ile dönem sonunda ortaya çı- kan veya gerçekleşen sermaye ihtiyacı veya hızlandırana bağlı olarak belirlenmektedir.

-11-

Bu iki büyüme hızlarının karşılaştırılması sonucunda ekonomide üç farklı durum ortaya çıkmaktadır.

1-Fiilî ve gerekli büyüme hızlarının birbirine eşit olduğu (G=Gw) denge durumu,

2-Fiilî büyüme hızının gerekli büyüme hızından büyük olması (G>Gw) ekonomide enflasyonist bir sürecin ortaya çıktığı bir durumu göstermektedir.

3-Üçüncü durum ise gerekli büyüme hızının fiilî büyüme hızından daha büyük olması (Gw>G) ile ekonomide durgunluğu ortaya çıktığı bir durumdur.

Kararsız denge ya da bıçak sırtı denge (her an dengeden uzaklaşabilen) Harrod büyüme modeline göre ekonomi dengedeyken bir nedenle dengeden uzaklaştığı zaman gelecekteki her dönem için dengesizlik kümülatif olarak artacağı için Harrod modelinde, bu dengesizlik kavramına denir.

Gerekli ve Fiilî Büyüme Hızları

1-Denge Durumu

2- Enflasyonist Süreç

3- Durgunluk Süreci

Denge Durumu: Harrod büyüme modelinde gerekli ve fiilî büyüme hızlarının birbirine eşit olduğu durum, ekonominin denge durumunu göstermektedir.

Enflasyonist Süreç: Harrod büyüme modelinde fiilî büyüme hızının gerekli büyüme hızından büyük olması) ekonomide enflasyonist bir sürecin ortaya çıktığı bir durumu göstermektedir.

Durgunluk Süreci: Harrod büyüme modelinde gerekli büyüme hızının fiilî büyüme hızından daha büyük olması (Gw>G), ekonomide durgunluğu ortaya çıktığı bir durumu göstermektedir.

Doğal büyüme hızı, nüfus artışı ve teknolojik gelişmenin müsaade ettiği büyüme hızı olup aynı zamanda emeğin tam kullanımını, emek piyasasında tam istihdamı sağlayan büyüme hızıdır.

Harrod büyüme modelinde temel hedef, artan işgücünün tam istihdamını sağlayacak bir büyüme hızının belirlenmesidir.

Doğal büyüme Hızı ---Gn = n + tk formülü ile ifade edilmektedir. Nüfusun %1 arttığı ve teknolojik gelişmenin %2 arttığı bir ekonomide doğal büyüme hızı, maksimumu %3 olabilir. 10



Büyüme Hızlarının Karşılaştırılması

Harrod büyüme modelinde durağan durum (kararlı ve dengeli büyüme)büyüme, fiilî büyüme ve gerekli büyüme hızlarının birbirine eşit olması durumunda mümkündür.

Fakat tam istihdamda durağan durum büyümede fiilî, gerekli ve doğal büyüme hızlarının birbirine eşit olması (G=Gw=Gn) pek mümkün değildir

Harrod büyüme modeline göre fiilî büyüme hızı (G), kısa dönemler dışında hiçbir zaman doğal büyüme hızından (Gn) fazla olamaz. Nedeni ise belli bir verimlilik seviyesinde mevcut kullanılan işgücü arzının üretimin ve büyüme hızının ulaşabileceği maksimum sınırı belirlemesidir.

**Harrod büyüme modelinde planlanan yatırım düzeyinin belirlenmesinde etkili olan katsayı Hızlandıran katsayısıdır.

Domar yatırımların ekonomi üzerinde birbirinden farklı iki yönde etkisi vardır.

1-Birinci etki, yatırım harcamaları ekonominin arz yönünü ilgilendiren üretim kapasitesini artırıcı etkisi,

2-İkinci etki ise yatırım harcamalarının ekonominin talep yönünü ilgilendiren gelir artırıcı etkisidir.

Domar Büyüme Modelinin Temel Kavramları

1-Üretim Fonksiyonu

2-Tasarruf Eğilimi

3-Sermaye - Hasıla Katsayısı

4-Sermayenin (Yatırım) Verimliliği Katsayısı

Üretim Fonksiyonu:Üretim fonksiyonu, genel olarak makroekonomik analizlerde kullanılmaktadır ve belirli bir üretim teknolojisinde belirli bir miktar çıktının belirli girdilerle üretilmesini gösteren Y= F(K, L) şeklinde bir fonksiyondur.

*Domar’ın büyüme modelinde, sabit oranlı bir üretim fonksiyonu kullanılmaktadır.

Tasarruf Eğilimi

Domar büyüme modelinde tasarruflar millî gelirin oransal bir fonksiyonudur. Gelirden tüketim harcamaları çıkıldıktan sonra kalan kısmıdır. Domar büyüme modelinde sermayeyi oluşturan tasarruflardır.

Sermaye katsayısı, sermaye hasıla katsayısı olarak da nitelendirilmektedir. Bir birim üretim gerçekleştirebilmek için gerekli olan sermaye ya da yatırım miktarını gösteren katsayıdır.

-12-

Domar büyüme modelinin temel varsayımları şunlardır:

i. Ekonomide devlet harcamaları yoktur.

ii. Ekonomi dışa kapalı bir ekonomidir.

iii. Ekonomide gecikmeler yoktur.

iv. Ekonomi tam istihdam denge düzeyindedir.

v. Sermaye ve gelir arasında sabit bir teknolojik ilişki vardır.

Yatırımların Kapasite Artırıcı Etkisi

Domar büyüme modeline göre yatırımların üretim kapasitesi üzerinde yarattığı değişim, yatırım düzeyine,yapılan yeni yatırımın (sermayenin) verimliliğine bağlı olmaktadır. Fiilî mal ve hizmet üretim artışını meydana getiren, yatırımın gelir artırıcı etkisidir.

Yatırımların Gelir Artırıcı Etkisi

Domar büyüme modelinde, ekonomide fiilî üretim artışını sağlayan, yatırımların ekonominin talep yönünü ilgilendiren gelir artırıcı etkisidir.

**Toplam talepteki artışları belirleyen faktör ise yatırımların gelir (talep) artırıcı etkisidir.

Dengeli Büyüme

Ekonomide tam istihdam denge düzeyinde, yatırımlar ekonominin üretim kapasitesini artırırken toplam gelir (talep) artışına da neden olmaktadır.

Artan üretim gücünün tamamını kullanacak talep artışı yeterli olursa tam istihdamda dengeli büyüme sağlanarak bir istikrarsızlık yaşanmayacaktır. Eğer toplam talep artışı üretim kapasitesinin tamamını kullanacak düzeyde olmayıp yeterli değilse ekonomide kullanılmayan atıl kapasiteden dolayı işsizlik ve

deflasyonist bir süreç yaşanacaktır. Tam tersi durum olursa, yani yatırım artışı üretim kapasitesinin üstünde daha fazla talep artışına neden oluyorsa, ekonomide talep fazlası nedeniyle enflasyonist bir süreç yaşanacaktır

Domar büyüme modelinde, tam istihdam denge büyüme şartı, toplam talepte (gelirde) meydana gelen artış, artan üretim kapasitesinin tamamının kullanılmasına yeterli olmasıdır.

Domar büyüme modelinde ortalama ve marjinal tasarruf eğilimi birbirine eşit ve sabittir.

Harrod ve Domar büyüme modelleri esas olarak Keynesyen analizlere dayanmaktadır. Her iki modelde de büyümeyi açıklarken kullandıkları en önemli kavram yatırımlardır.

HARROD-DOMAR BÜYÜME MODELİNE YAPILAN ELEŞTİRİLER

1-Modele yapılan en önemli eleştiri, modelin gelişmiş ülkelerin büyüme deneyimlerini açıklamakta yetersiz kalmasıdır.

2-Modelde, eleştirilen diğer önemli bir konu ise üretim faktörlerinden sadece sermaye, üretim artışını sağlayan tek faktör olarak kabul edilmektedir.

3-Modelde hesaplanması zor ve soyut kavramlar kullanılarak analizler yapılmıştır.

4-Modelde sermaye hasıla katsayısı hesaplanırken ekonomideki sektörel ayırım yapılmamıştır.

5-Harrod-Domar büyüme modelinde kısa ve uzun dönemler olarak tasarruf eğilimi ve marjinal tasarruf eğilimi birbirine eşit ve sabit kabul edilmesi hatalıdır.

Harrod büyüme modelinde dengenin özelliği “Bıçak sırtında denge” dir 11