Vize+Final Engelli ve Engelli Psikolojisi Vize-Final Ders Özeti

admin

Administrator
Yönetici
Admin
4 Eyl 2018
382
87
28
#1
ÜNİTE 1

PSİKOLOJİYE GİRİŞ

Psikoloji; İnsan davranışlarını inceleyen bir bilim dalıdır.[1] Psikoloji disiplini düşünce, duygu, fikirler, kanaatler, ideolojiler, zekâ, kişilik gibi ilk bakışta görünmeyen ve el becerileri, saldırganlık, insan ilişkileri, verimlilik vb. görünür davranışların oluşturduğu çok geniş bir ilgi alanına sahiptir. Psikolojinin tanımında esas unsuru oluşturan “davranış” kavramı, psikoloji biliminin çalışma alanının kapsamının oldukça geniş olduğuna işaret etmektedir. Davranış ise; Gözle görebildiğimiz, izleyebildiğimiz eylemleri, göremediğimiz hatta bazen farkında bile olmadığımız süreçleri anlatmak için kullanılan genel, kapsayıcı bir kavramdır.


Kimilerine göre Psikoloji; “Zihinsel Yaşamın Bilimi”, kimilerine göre “Bilinç Dışının Bilimi”, kimilerine göre “Davranış Bilimi”dir. İlk tanımlardan biri “İnsan Zihninin İncelenmesi” biçimindedir. İnsan zihnini gözleyebilmenin olanaksızlığı karşısında psikologlar, psikolojiyi “Gözlenebilen Davranışlar” ile sınırlayarak “Bu Davranışların İncelenmesi” biçiminde tanımlamışlardır. İnsan zihninin davranış üzerindeki etkisini reddeden bu tanımlamaya karşın bellek süreçleri ve düşünme gibi zihinsel süreçlerin davranış üzerindeki etkisini inceleyen bilişsel psikoloji ortaya çıkmıştır. Modern psikoloji günümüzde, Davranış ve davranışın altında yatan süreçleri bilimsel olarak inceleyen çalışma alanı olarak tanımlanır.

PSİKOLOJİ TARİHİ VE PSİKOLOJİ YAKLAŞIMLARI

Psikolojinin tarihi insan doğasını anlama çabalarının var olduğu en erken dönemlere kadar dayanmaktadır. Antik Dönem filozofları olan Platon ve Aristoteles günümüz psikologlarının ilgilendiği sorunlarla ilgilenmiş ve insan zihnini açıklamaya çalışmışlardır. Öğrenme, bellek, rüyalar gibi insan doğasına dair konular bugün olduğu kadar tarihte de ilgi görmüş ve merak uyandırmıştır.

19. yy. psikologlarından Hermann Ebbinghaus, psikolojinin uzun bir geçmişe sahip olmasına karşılık aslında kısa bir tarihi olduğu belirtilmiştir. Bu sözle birlikte, “Modern Psikoloji” anlayışı yani bir bilim dalı olarak psikoloji ile bir “İlgi Alanı” olarak psikoloji arasında bir ayrım yapılmak istenmiştir. Eski çağlarda filozoflar, insan doğasını anlamaya çalışırken birtakım kurgulardan, sezgilerden veya kişisel deneyimlerden hareketle genellemeler yapmışlardır. Modern psikolojiyi bu felsefi gelenekten ayıran şey yöntem farklılığıdır. Modern Psikoloji; İnsan doğasını anlamaya çalışırken deneyden, gözlemden ve ölçümlerden yararlanarak daha “Kesin” ve “Nesnel” yöntemler kullanmıştır. Bu anlamda kendine has yöntemleriyle bağımsız bir bilim dalı olarak psikolojinin tarihi yakın bir geçmişe dayanır.


Bilim; Belirli bir alanda veya konuda deney ya da gözleme dayalı olarak birikimli ve sistematik bir şekilde bilgi üretme çabasıdır. Bilimsel bilginin geçerliliği kanıtlanmış nesnel ve evrensel niteliklere sahip olduğu kabul edilmektedir.

YAPISALCI (STRÜKTÜAZLİZM) YAKLAŞIM

  • 1970’lerde ortaya çıkan, ilk psikolojisi ekolüdür. Sosyoloji, felsefe, psikanaliz gibi pek çok alanda etkili olan bir yaklaşımdır.
  • Temsilcileri Wundt ve Titchener’dir.
  • Psikolojinin Konusu; Bilinç, Amacı ise; Bilince ait öğeleri (Saf Duyumları) belirlemek ve çözümlemektir. Yani zihni en yalın biçimiyle araştırmak ve bu yapılar arasındaki ilişkileri bulmaktır.
  • Bu yaklaşım, bütünü tek tek parçaları üzerinden açıklama çabalarına karşı çıkarak, “Yapı” kavramı ve bu yapıyı oluşturan ögelerin örgütleniş biçimi üzerinde durmuştur.
  • Yapısalcılığa göre; Psikolojinin esas görevi bilinç deneyimlerinin doğasını keşfetmektir. Yani bilinci oluşturan ayrı ayrı parçaların analiz edilmesiyle birlikte bilincin yapısının kavranmasıdır. Bu sebeple Wundt, çalışmalarında temel bilinç deneyimleri üzerinde durmuştur. İnsanlardan bu deneyimler esnasında kendi zihinlerine konsantre olmalarını ve o andaki değişen duygu, düşünce ve algılarını rapor etmelerini istemiştir.
  • Zihinsel öğelerin ve duyumların incelenmesinde İçe Bakış Yöntemini kullanmışlardır. (İçe bakış yöntemi, kişinin uyarıcıyla ilgili kendi duygu, düşüncelerini ifade etmesidir. Kişi kendini anlatırsa anlarsınız!) Bu yöntem sayesinde bilinci oluşturan en temel ögeler (duyumlar, duygular, düşüceler, hatırlama vb.) analiz edilmekte ve daha sonra bu ögeler arasındaki ilişkiler, yani organizasyon keşfedilmektedir. Böylece tüm bu elemanların oluşturduğu “Yapı”, yani “Bilinç” incelenebilir ve açıklanabilir bir şey olmaktadır.

  • İçe Bakış yönteminde esas alınan temel bilinç deneyimlerini bir örnek üzerinden düşünelim. Örneğin; Bir kişinin mavi bir arabaya bakması esnasında, görülen şeyin “mavi bir araba” olması “nesne” üzerinden tanımlanan dolaylı bir deneyime götürür, oysa ki bilincin kavranabilmesi için esas olarak, daha dolaysız ve görülen nesneden bağımsız olan “mavi deneyimi” üzerinde durulmalıdır. Wundt’a göre, mavi deneyimi gibi temel deneyimler, zihnin daha sonra organize edeceği bilinç durumlarını oluşturur.
  • Bireyin davranışlarına kalıtımsal olarak yaklaşmışlardır.
  • Bireyin kendi duygusal durumu, zihinsel süreçleri yine kendisinin test edebileceğini vurgulayarak içsel duygular, sezme, düşünce üzerinde odaklanırlar.
Yapısalcı Yaklaşım ile ilgili sorularda saf duyumlar (öğeler), içe bakış yöntemi, zihnin yapısını incelemek gibi ifadeler dikkat çeker.

İŞLEVSELCİ (FONKSİYONALİZM) YAKLAŞIM

  • Temsilcileri William James ve John Dewey’dir.
  • Yapısalcı yaklaşımı eleştirerek “ önemli olan zihnin yapısı ve öğeleri değil bunların nasıl çalıştığı ve ne işe yaradığıdır. Yani bilincin amacını ve işlevini bilmek asıl amaçtır.

  • İnsan davranışlarını, sadece bilinç olaylarını çözümlemek yoluyla incelemenin yeterli olmadığını ifade ederek; davranışların çevreye uyum sürecine olan etkilerini incelemeye önem vermişlerdir. (Birey çevreye uyum sağlamalı, Uyum sağlamayan bireye karalar bağlamalı) J Dolayısıyla bu yaklaşıma göre zihinsel süreçler ve bilgi, bireyin yaşamına sağladığı yarar, verimlilik veya pratiklik üzerinden değerlendirilir.

  • Amacı; Algılama, düşünme, duygulanma, öğrenme gibi eylemlerin hayatta karşılaşılan çeşitli problemlerin çözülmesine nasıl yardım ettiğini açıklamaktır.

  • Bilinci parçalara ayırarak incelemenin gerçekçi sonuçlar vermeyeceğini ileri sürer ve içe bakış yöntemi yerine deneysel yöntem kullanırlar.
  • Amerikalı bir filozof olan William James tarafından oluşturulan bu ekol Darwin’in evrim teorisinden fazlasıyla etkilenmiştir. Doğal seçilim ve adaptasyon kavramları üzerinde duran evrim teorisinin psikolojiye olan etkileri şu şekildedir;
1- Zihinsel süreçlerle, davranışın gelişimi arasında bir sürekliliğin olduğu düşünülmeye başlanmıştır.

2- Alandaki çalışmalar bilincin içeriğinden bilincin işlevlerine doğru yoğunlaşmıştır.

3- Sadece laboratuar çalışmalarıyla sınırlı olan psikoloji yöntemi ilgisini, farklı veri toplama yöntemlerine kaydırmıştır. (Daha boylamsal çalışmalar gibi).

4- Yapısalcılar “Zihin” için geçerli olabilecek evrensel yasalar araştırırken değişimi vurgulayan evrim teorisiyle birlikte zihnin anlaşılmasından bireysel farklılıklar önemli hâle gelmiştir.

  • İşlevselci Yaklaşım ile ilgili sorularda zihnin ne olduğu değil, ne işe yaradığının önemi, eylemler ve yararcılık (pragmatizm) dikkat çeken ifadelerdir.
Dikkat !

Yapısalcılar: Bilinç nedir? sorusu ile ilgilenirken;

İşlevselciler: Bilinç ne içindir? Bilincin fonksiyonu nedir? sorusu ile uğraşır.


GESTALT YAKLAŞIMI

  • Gestalt Psikolojisi 20. yy.’lın ortalarına doğru Max Wertheimer, Kurt Koffka, Wolfgang Köhler ve Kurt Lewin’in kurduğu düşünce ekolüdür.

  • Gestalt Yaklaşımına göre; Bütün, parçaların toplamından daha fazladır. Yani bütün parçalardan daha anlamlıdır ve birey herşeyi bir bütün olarak algılama eğilimindedir. Algı; Bilginin zihin tarafından yorumlanmadır. Yani duyu organlarımız yoluyla aldığımız duyusal bilginin zihin tarafından seçilip örgütlenerek yorumlanmasıdır. Dolayısıyla gerçeğin kendisi değildir.

  • Gestalt Yaklaşımının Temeli ; Max Wertheimer’in hareketin açıklanmaya veya parçalara bölünmesine gerek olmadığını, algılandığı hâliyle var olduğunu öne süren Fi Fenomeni olgusu oluşturur.

  • Gestalt Yaklaşım; Yapısalcılığın bilinç deneyimlerini tek tek algısal ögelere ayırma çabasına bir karşılık olarak doğmuştur. Çünkü gestalt yaklaşımına göre; Her algısal deneyim, kendisini oluşturan tek tek duyumsal ögelerden farklıdır. Bu sebeple bir deneyimin parçalara ayrılarak anlatılmaya çalışılması, deneyimin bütün olarak sahip olduğu anlamın kaçırılmasına sebep olur.

  • Gestalt Yaklaşımına göre; İnsan zihni çevresini algılamaya çalışırken etrafındaki nesneleri ya da uyaranları birleştirerek veya şekillendirerek “Anlamlı Bütünler” yaratır. Bu bütünler onları oluşturan tek tek parçalardan daha fazlasını ifade etmektedir. Örneğin; İnsanlar müzik dinlerken tek tek notaları deği, notalardan daha anlamlı bir bütünü ifade eden “Ezgileri veya Melodileri” duyarlar.
Daha çok algı üzerine odaklanan Gestalt Psikolojisi bu doğrultuda çeşitli ilkeler betimlemiştir;

1- Yakınlık İlkesi; Zaman veya mekânda birbirine yakın olan parçalar birlikte algılanma eğilimindedirler. Hem mekânsal hem de anlamsal olmak durumundadırlar. Mekansal Yakınlık; Yan yana duranların birlikte algılanması iken, Anlamsal Yakınlık; İlişkili kavramların birlikte algılanmasıdır. Örneğin; Edi deyince akla Büdü’nün gelmesi. Masa-Sandalye. Öğrenci-Kitap. 444 1 444

2- Süreklilik (Devamlılık) İlkesi; Çeşitlli parçalar algıda bir süreklilik veya bir akış betimleyecek şekilde birleştirilme eğilimdedir. Yani aynı yönde giden uyarıcıların birlikte algılanmasıdır. Ya da uyarıcılar art arda geliyorsa birbirinin devamı gibi birbirine bağlı olarak algılanır. Örneğin; Tren raylarının veya kara yollarındaki kesik kesik çizgilerin hiç bitmeyecekmiş gibi algılanması.

3- Benzerlik İlkesi; Birbirine benzer parçalar bir grup oluşturacak şekilde birlikte algılanırlar. Şekil-renk-kavram açısından benzer uyarıcılar aynı grupta algılanır. Örneğin; Mavi formalı ilkokul öğrencileri.

4- Bütünleme (Tamamlama) İlkesi; Algılama sürecinde parçaları eksik olan Şgürleri tamamlama, boşlukları doldurma eğilimi vardır. Zihin eksik olan kısımları, yarım kalan durumları tamamlama eğilimindedir. Örneğin; Fotokopide çıkmayan yerler. Leb demeden Leblebiyi anlamak. Slm nbr bgn hva çk gzl.

5- Şekil (Figür)-Zemin (Fon) İlkesi; Tüm algılamalarda şekli anlamlı kılan bir zemin vardır. Şekil; Bireyin dikkat ettiği uyaran, Zemin ise; Şeklin gerisinde kalan çok fazla dikkat çekmeyen uyaranlardır. Örneğin; Sınıfta ders anlatan öğretmen, öğrenciler için şekildir. Öğretmen ders anlatırken çocuğun cep telefonu ile oynaması çocuk için şekil, öğretmenin anlattıkları ise zemin (fon)’dir.

Gestalt Yaklaşımı Kurt Lewin tarafından sosyal psikolojiye “Alan Teorisi” ile birlikte yansımıştır. Bu teoriye göre, belirli bir anda belirli bir birey/grup için söz konusu olan ve bu birey/grubun davranışlarını belirleyen bir dinamik olarak “Psikolojik Alan” söz konusudur. Davranışı belirleyen şey ise bireyin psikolojik olarak dünyayı ya da içinde bulunduğu çevreyi algılayış biçimidir.

DAVRANIŞÇI (BiHEVYORİZM ÇAĞRIŞIMCI-ÖĞRENME) YAKLAŞIM

  • Temsilcileri; Pavlov, Watson ,Thurndike, Guthrie ve Skinner’dir.
  • Öğrenme kuramları, I. Pavlov’un deneysel çalışmalarından ortaya çıkmış olan ve daha çok insan öğrenmesini açıklamaya odaklanmış kuramlardır.

  • Öğrenme Kuramcılarına Göre; İnsanı insan yapan her şey sonradan edinilmiştir, yani insan öğrenme ürünüdür. Psikanalitik kuramın aksine, insanın doğuştan getirdiği refleks davranışlar dışında herhangi bir özelliğinin olmadığını ileri sürerler. İnsan zihni bir boş sayfa gibidir; bu sayfa yaşantı yoluyla gerçekleşen öğrenmelerle dolar. Bu kuramlar insanın ancak görünebilir, somut özelliklerinin çalışılabileceğini ileri sürdükleri için, yalnızca davranış değişimine odaklanmışlar, insanın diğer boyutlarını göz ardı etmişlerdir.
  • Öğrenme Kuramcılarına Göre; Davranışı ve organizmayı çevredeki uyarıcılar biçimlendirir. Klasik Koşullanma Kuramının öncüsü J. B. Watson’a göre; Uyarıcı ve ona gösterilen tepki arasında kurulan bağlar yoluyla gerçekleşen öğrenmeler aracılığıyla gelişim gerçekleşir. Ona göre gelişim dönemler, evreler şeklinde gerçekleşmez. Davranışsal değişimin süreğen olmasından dolayı gelişim de süreklidir. Ancak bireyin davranışları çevredeki uyarıcıların etkisi altında olduğundan, organizma edilgen bir konumdadır.
  • Watson’a göre; Tüm davranışlar benzer bir mekaniğe sahiptir; her davranış aslında belirli bir çevresel “uyarana” karşılık verilen bir “tepkidir”. Dolayısıyla bu yaklaşıma göre; Önemli olan belirli tepkileri açığa çıkaran çevresel koşulların yani “uyaranların” saptanmasıdır. Watson’dan sonra gelen davranışçılar ise temelde Watson’nın yaklaşımına sadık kalmakla birlikte her biri bu ekole yeni bir kavram ve anlayış kazandırmıştır. Örneğin; B. F. Skinner, Watson’un çoğu görüşünü kabul etmiştir, fakat onun tüm davranışların refleks olduğu iddiasına katılmamıştır.
  • Bir diğer öğrenme kuramcısı olan B. F. Skinner ise; Bizler çevredeki uyarıcılara verdiğimiz tepkilerin sonucuna bağlı olarak, belli davranışlar ile davranışın yol açtığı sonuçlar, tepkiler arasında bağlar kurarız ve istendik olana ulaşmak için daha önce bu sonuca götüren davranışı seçer ve yeniden yaparız. Böylece davranış ile sonucunda gelen uyarıcı arasında bir bağ kurarız. Örneğin; Markette isteği bir şeyi alınmadığında avazı çıktığı kadar bağıran bir çocuk, annesinin susması karşılığında istediği şeyi ona aldığında, aynı durum gelecekte yaşandığında muhtemelen yine avazı çıktığı kadar bağırır. Böylece istendik sonuca götüren davranışlarımız pekiştirilmiş olur. Bir davranışın yinelenme olasılığını artıran her türlü uyarıcı Pekiştireçtir, ödüldür. Skinner’e göre, öğrenen organizma çevredeki uyarıcılara uygun davranışı seçtiği için aktif konumdadır. Birey bir davranışı göstermeyi öğrenmek yanında, başka bir davranışı yapmamayı da öğrenir. Örneğin; Acı biberi yedikten sonra acı duyan bir küçük bebek, bu olaydan sonra biber gördüğünde ondan uzak durmaya çalışır. Böylece davranış gösterilmez veya söner. Bir davranışın yinelenme olasılığını azaltan ya da onu baskılayan her türlü uyarıcı ceza niteliğindedir. Örnekteki biber ceza niteliğinde bir uyarıcıdır.
Skinner, davranışın belirlenmesinde uyaranın değil, davranışın sonuçlarının önemini vurgulamıştır. Ona göre bir davranışın tekrarlanması yani pekişmesi o davranışın organizma için yararlı veya zararlı sonuçları olmasıyla ilgilidir. Bu anlamda sonuçları olumlu olan davranışların tekrarlanma olasılığı artarken sonuçları olumsuz veya zararlı olan davranışların tekrarlanma olasılığı azalır. Skinner’ın bu yaklaşımı Edimsel Psikoloji olarak adlandırılmaktadır.

  • Yapısalcı ve İşlevselci Yaklaşımlarını eleştirmişlerdir. Özellikle Skinner, psikolojinin bir bilim olabilmesi için gözlenemeyen içsel süreçlerle uğraşılması yerine gözlenebilir durumların incelenmesi gerektiği üzerinde durmuştur.

  • “İnsan zihni doğuştan boş bir levha gibidir.” Ne işlersen o kalır. (Çevre etkisi-yaşantı) görüşünden etkilenmişlerdir. Davranış içinde bulunduğu çevre ile açıklanmalıdır.
  • Bu yaklaşıma göre insan davranışlarını açıklamaya çalışan psikoloji bilimi, “İmge” veya “Zihin” gibi gözlenemeyen süreçlerle ilgilenmemelidir. Onun yerine daha Nesnel olarak ölçülebilen ve gözlenebilen “davranışlar” üzerinde odaklanmalıdır.
    • Öğrenme basit bir şartlanma olarak görüp, davranışları uyarıcı-tepki bağı ile açıklarlar.Organizma ve çevre ilişkisinin insanlarda ve hayvanlarda aynı olduğu varsayımından yola çıkarak hayvanlar üzerinde yaptığı araştırmalarla insan davranışlarını açıklamaya çalışmışlardır.
    • Davranışın niçin olduğuna değil, nasıl oluştuğuna önem verirler.
    • Bireyin içinde biten biyolojik bilişsel süreçlerle ilgilenirler.
    • En çok kullandığı yöntemler gözlem ve deneydir.
    • Çevre, dışsal pekiştirme, dışsal güdülenmenin önemine vurgu yaparlar. Kalıtım, içsel pekiştirme, içgüdü ve zihinsel süreçlerle ilgilenmezler.
    • Genel olarak U -T (uyaran-tepki) psikolojisi olarak adlandırılan davranışçı yaklaşım net, daha kolay anlaşılabilir ve nesnel bilgi sağlaması nedeniyle 1930-1960’lı yıllarda yaygın bir anlayış olarak yer almıştır. Daha sonraki yıllarda ise davranışın sadece nesnel çevresel koşullarla ve uyaran-tepki ilişkisi içerisinde açıklanamayacağını düşünen yaklaşımlarla birlikte etkisi zayıflamıştır.
    • Davranışçı Kuram ile ilgili sorularda insan zihninin doğuştan boş olduğunu, davranışların çevre ve pekiştireç tarafından şekillendirildiği ifadeleri dikkat çekmektedir.

PSİKOANALİTİK (PSİKODİNAMİK) KURAM

  • Temsilcisi Sigmund Freud’tur. (1856-1939) Üç kuram geliştirmiştir. Bunlar; Psikoterapi Kuramı, Kişilik Kuramı ve Gelişim Kuramı’dır. Kuramlar; Ağırlıklı olarak hastaları ile yaptığı görüşmelerden elde ettiği gözlemlere dayalı olmuştur.
  • Freud’un Psikanalitik kuramı oldukça biyolojik bir bakış açısına sahiptir; İnsan doğasını, kişiliğin gelişimini ve normal dışı davranışları biyolojik süreçlerle açıklamıştır. İnsanın temel gereksinimleri (yemek, içmek, uyumak, cinsellik) vardır ve temel gereksinim olarak cinselliğe vurgu yapmıştır. Bu gereksinimler ortaya çıktığında organizmada gerginlik oluşmaya başlar ve gereksinimin doyurulması geciktikçe gerginliğin dozu artar. Acıktığında bazı insanların öfke davranışları göstermesi bundan olsa gerek. Gereksinim doyurulduğunda organizma Haz durumuna ulaşır, yani ihtiyacın ortaya çıkmasından hemen önceki gerilimden uzak durma. Kuramın biyolojik bakışı kendisini İçgüdü kavramında da gösterir.
Freud insanda temel iki içgüdünün olduğunu kabul eder; Yaşam içgüdüsü ve Ölüm İçgüdüsü. Yaşam İçgüdüsü; İçgüdüler toplamıdır ve içindeki en önemli içgüdü de cinsellik içgüdüsüdür. Ölüm İçgüdüsü de; İçgüdüler toplamıdır ve içindeki en önemli içgüdü de saldırganlık içgüdüsüdür. Ona göre insan davranışı büyük oranda hem içgüdüseldir hem de bilinçdışıdır. İçgüdülerin doyumu çoğu


Nesnellik; Bir niteleme olarak öznelin veya kişiselin karşıt anlamlısıdır. Tarafsızlığı, kişisel yargılardan bağımsızlığı ve genel geçer bir doğruluk veya yanlışlılığı betimlemektedir. Diğer bir deyişle kişiden kişiye değişiklik göstermeyen anlamındadır.

  • Freud bilinci; Bilinç, Bilinç Öncesi ve Bilinç Dışı olmak üzere üç düzeyde ele almıştır.
  • Bilincin, insan zihninin sadece bir kısmı olduğunu belirterek, davranışlarımızı ve kişiliğimizi oluşturan esas kısmın “bilinçdışı” olduğunu öne sürmüştür. Bilinç dışı/altı normalde farkında olmadığımız bütün fikir, duygu ve düşünceleri kapsayan zihnimizin en derin ve en geniş içeriğe sahip bölümüdür.

  • Freud’a göre; Kişiliği oluşturan 3 ana yapı vardır: İd, Ego ve Süperego. İd; Biyolojik yanı oluşturur. Haz ilkesine göre belirlenir. Doğuştan getirilen hemen doyurulması amaçlanan dürtüleri barındırır. Ego; Psikolojik yanı oluşturur. Gerçeklik ve mantık ilkesine göre hareket eder. Oral dönemin ortalarında kişiliğin akılcı ve karar verici bölümü olan ego oluşturur. Temel ihtiyaçları toplumsal açıdan olumlu karşılanacak yöntemler ile gidermeye çalışır. Süperego ise; Toplumsal yanı ifade eder. Ahlak ve vicdan ilkesine göre işlevde bulunur. Süperego 5-6 yaş civarı (fallik dönem) oluşur. İd’den gelen istekleri engellemeye çalışır.

  • Freud’un geliştirdiği bir tedavi yöntemi olan Psikanalizin[1] amacı ise; Bastırılan bu bilinçdışı içeriğin bilince gelmesinin sağlanması ve böylece çatışmanın çözümlenmesidir. Freud’un teorisi, insanların genel olarak bilinemeyen veya gözlenemeyen alanlara duyduğu ilgiden ve teorinin akla yatkın önermelere sahip olmasından ötürü günümüze kadar gelebilmiştir.
    • Freud’un psikoloji alanına kazandırdığı önemli kavramlardan biri Ego Savunma Mekanizmalarıdır. Ona göre insanlar içsel çatışmalarıyla baş edemediğinde kaygı çok fazla yükselir ve Psişe (Ruhsal Yapı) bu kaygıyla baş etmek üzere ego savunma mekanizmalarından bir ya da bir kaçını harekete geçirir. En başat ve en sık kullanılan mekanizma Bastırmadır.
    • Freud’un insan doğasına ve gelişimine bakışı oldukça karamsar, mekanik ve belirleyicidir. (Determinist) Ona göre; İnsan yaşamının ilk 5-6 yılında kişilik gelişimi büyük oranda tamamlanır ve bu dönemde yaşananlar, yetişkinlikteki kişilik özellikleri olarak ortaya çıkar.
    • Kişilik gelişimini açıklamada kullandığı 5 evreden oluşan bir kuramı vardır. Cinsellik içgüdüsü her bir dönemde kendisini farklı bedensel bölgeler (Erojen Bölgeler) ile kendisini gösterir. Kişilik gelişiminde temel bakıcı olan annenin çocukla kurduğu iletişimin niteliği önemlidir. Birey son derece olumsuz, travmatik deneyimler yaşadığında bu dönemlerden birisine saplanıp kalabilir. (Fiksasyon)

Psiko-Seksüel Gelişim Kuramı olarak tanımladığı bu alt kuramda yer alan dönemler şu şekildedir;

  • (0-1 yaş) Oral Dönem
  • (1-3 yaş) Anal Dönem
  • (3-6 yaş) Fallik Dönem
  • (6-11 yaş) Gizil (Latent) Dönem
  • (12 yaş ve sonrası) Genital Dönem
Psikoz (davranış bozuklukları) ve nevroz’ların çoğunun özellikle çocukluk yıllarında doyuma ulaşmamış arzu ve ihtiyaçlarının baskı altına alınmasından ve bilinç dışına itilmesinden meydana geldiğini öne sürmüştür.


Psikanaliz Kavramı; Freud’un geliştirdiği kişilik kuramının ve tedavi yönteminin adıdır.

  • İnsan davranışlarında bastırılmış dürtülerin, çatışmaların ve bilinç dışının önemi üzerinde durmuştur.

  • Doğuştan getirilen cinsellik (Eros) ve saldırganlık (Thanatos) güdülerinin davranışları etkilediğini ve bu iki temel güdünün toplumca hoş karşılanmadığı için bilinç dışına itildiğini (asla yok olmaz) ancak buna rağmen davranışlarımızı etkilemeye devam ettiğini savunur.

  • Bireyin kendi geçmişini inceleyen vaka çalışması yöntemini kullanmıştır.

  • Freud’a göre; Kişilik oluşumunda ve olayların analizinde 0-6 yaş kritik dönemdir. Bu dönemde doyuma ulaşmayan dürtülerin (Cinsellik ve Saldırganlık) ileri de tedavisi yoktur. Bu nedenle bireyde Fiksasyon (Saplantı) oluşur. Kötü geçmiş yaşantılar insan psikolojisini etkiler . İnsanlarda olumsuz davranışlar, dil sürçmesi, hipnoz, rüya ile ortaya çıkabilir. Dönemlere saplanma olabilir görüşünü savunmuştur.

  • Psikoanalitik kuram bilimsel bir yönteme ve nesnel bulgulara sahip olmaması açısından çoğu zaman eleştirilere maruz kalmıştır. Kuramın geliştirildiği örneklem sayısının sadece Freud’un takip ettiği psikiyatri hastalarıyla sınırlı olması ve verilerin tamamen kişisel deneyimlerden elde edilmesi kuramın “geçerliliğinin” sorgulanmasına neden olmuştur.

  • Psikanaliz Yaklaşımı ile ilgili sorularda bilinç öncesi, bilinç dışı, cinsellik ve saldırganlık dürtüleri, haz ilkesi, id, ego, süperego ve çocukluk yıllarının önemi gibi ifadeler dikkat çekmektedir.
İNSANCIL (HÜMANİSTİK) KURAM

  • Temsilcileri Abraham Maslow ve Carl Rogers’tır.
  • Varoluşcu felsefe akımını benimseyen çağdaş bir kuramdır.

  • Davranışçı ve psikoanalitik yaklaşımın görüşlerini eleştirmişlerdir.

  • İnsancıl kuramın merkezinde insanların bireysel özellikleri bulunmaktadır. İnsanlar kendi yaşamları üzerinde karar verme ve davranışlarını denetim altına alma kapasitesiyle dünyaya gelirler. Davranış bilinçli bir eylemdir. Doğuştan geldiğini iddia ettikleri bu kapasite özgür iradedir. Yani insan kendi gelişimini kendisi belirler. İnsanı, davranışlarını kendisi seçebilen ve denetleyebilen özgür bir varlık olarak görmektir. Bu yönüyle insanı pasif olarak alan davranışçı kuramı eleştirmişlerdir.
  • Psikolojinin insanı ve insan davranışlarını mekanik bir şekilde çok küçük parçalara ayırarak (sadece uyaran ve tepkiden ibaretmiş gibi) incelemeye çalışması ve evrensel ilkelere dayandırması hümanist yaklaşım tarafından eleştirilmiştir. Ayrıca insanların davranışlarının kontrolü sadece bilinç dışındaki güdülerde de değildir. Bu yaklaşıma göre, insanlar nasıl davranacaklarına büyük ölçüde kendileri karar verirler. Bu anlamda iradeye sahip oldukları için de davranışlarının sonuçlarından sorumludurlar. İnsanların kendilerini gerçekleştirmeye yönelik doğuştan getirdikleri bir eğilimleri olduğunu varsayarlar. Bu eğilim, çevre, anne-babanın tutumları, toplumsal değerler gibi faktörlerle ya desteklenebilir ya da engellenebilir. Hümanist Terapinin amacı ise; Bireyin bu engellenme nedeniyle yaşayacağı değersizlik hissini yok etmektir. Böylece birey, kendi potansiyellerini göstermesi yönünde teşvik edilecek ve bireylerin kendilerini tekrar değerli hissetmelerine yardımcı olacaktır.
  • “Doğuştan, her insanın özünde iyi bir varlık olduğu” görüşü hakimdir. Bu görüşüyle her insanı doğuştan kötü olarak niteleyen psikanalitik yaklaşımı eleştirmişlerdir.

  • İnsanların davranışlarını kontrol altına almak yerine; “onları, davranışlarını kendisi seçebilen ve denetleyebilen varlıklar haline getirebilmek için özgür bırakmalıyız.” düşüncesine sahiptir. İnsanı anlamak için dışarıdan davranışlarını gözlemlemek yetmez, doğru olan onların iç dünyasına inerek onları anlamaya çalışmak ve empati kurmaktır. (Fenomonolojik Görüş)
  • İnsanların doğuştan getirdiği potansiyelini yani gizil güçlerini geliştirerek en üst noktaya çıkarma amacı güttüğünü savunur. (Kendini Gerçekleştirme)

  • Empati, koşulsuz kabul, saydamlık ilkelerini savunur. Geçmişe takılıp kalmak veya gelecek kaygısı ile yaşamak yerine anı yaşamanın önemi üzerinde durur.
  • Carl Rogers; Tüm insanların temelinde sevgi ve kabul görme ihtiyacının olduğu olumlu ilgi görme ihtiyacı olduğunu söylemiştir.
  • Abraham Maslow ise; Tüm insanların kendini gerçekleştirme güdüsüyle dünyaya geldiğini savunmuştur. Bu güdüyü gerçekleştirebilmek ise evrensel olarak tanımladığı ihtiyaçların ne kadar doyurulduğuyla ilişkilidir.
Maslow bu ihtiyaçları şu şekilde sıralamıştır;

Fizyolojik-Bedensel İhtiyaçlar (Yeme, İçme, Cinsellik, Uyku, Hava)

Güvenlik-Emniyette Olma İhtiyaçları (Güvenlik-Barınma- Parasal)

Sevme- Sevilme ve Ait olma İhtiyaçları (Onaylanmak-Kabul Edilmek)

Saygınlık İhtiyaçları (Takdir Edilme-Kıdem-Prestij)

Bilme-Anlama-Merak İhtiyaçları; (Merak Etme, Öğrenme İsteği)

Sanat-Zevk-Yaratıcılık-Estetik İhtiyaçları; (Kültürel İhtiyaçları)

Kendini Gerçekleştirme İhtiyaçları (Bilme, Anlama, Estetik, Tinsel İhtiyaçları)

BİLİŞSEL YAKLAŞIM

  • Temsilcisi J. Piaget’tir. (1896-1980)

  • Biliş Terimi; Düşünce ya da bilgiye işaret eder; Bilişsel Psikoloji ise; İnsanların davranışlarına rehberlik eden bilgiyi edinme, zihinde örgütleme, hatırlama, kullanma yeteneklerinin çalışılması olarak tanımlanır. Bu sebeple bilişsel psikologlara göre davranışlar, zihinsel süreçlerin çıkarsanabileceği gözlenebilir olaylardır. Zihnin nesnel yöntemler ile çalışılabileceğini savunan bu yaklaşıma göre davranışlar ancak kontrollü laboratuvar ortamlarında çalışılmalıdır. İnsan zihninin nasıl çalıştığına odaklanan Piaget, çocuklar üzerinde yaptığı deneyler ve gözlemlerden yola çıkarak bilişsel gelişim kuramını oluşturmuştur.

  • Piaget’e göre; Zeka çevreye uyum gösterme kapasitesidir. Zeki insan içinde yaşadığı çevreye en iyi uyum sağlayan insandır. Birey çevreye ne kadar uyum sağlarsa zeka düzeyi o kadar yüksek olur. Zihinsel gelişim basamaklarında ilerledikçe yeni bilişsel beceriler geliştirilir ve böylece insanın uyum yeteneği artar.

  • Piaget’ye göre; Zihnimizde ne gerçeğe dair doğuştan getirilen düşünceler vardır ne de çevredeki kişilerden alınan bilgiler. Çocuklar yaşantılarına dayalı olarak sürekli etkin biçimde gerçekliği yapılandırırlar, oluştururlar. İnsan doğumdan itibaren çevreden edindiği bilgileri örgütlü ve anlamlı yapılar haline getirir. İşte bu örgütlü, anlamlı yapılar Şema (Bilişsel Yapı) kavramı olarak tanımlanır. Yaş ilerledikçe ve yeni yaşantılar edindikçe çok basit yapılardan çok daha karmaşık yapılara doğru gelişir.

  • Zihinsel gelişimde Örgütleme ve Dengeleme süreçleri önemlidir. Piaget’ye göre insanlar bilgiyi çevreden örgütleyerek alırlar, çünkü bu beynin doğuştan getirdiği bir eğilimdir. Ayrıca, yaşamda her yeni uyarıcı ile karşılaşıldığında zihinsel olarak dengesizlik durumu yaşanılır. Sonra bilgiyi işleyerek, anlamlandırarak yeniden denge durumuna erişilir. İlk defa kuş gören bir çocuk annesinden onun kuş olduğunu duyar. Sonra aynı çocuk arıyı gördüğünde de kuş diye seslenir, ama bu sefer annesi “Kuş değil yavrum, arı” dediğinde dengesizlik durumu oluşur. Ancak arının uçan, bal yapan bir hayvan olduğu şemasını geliştirdiğinde yeniden denge durumuna ulaşır. Bu bağlamda insan hayatı sürekli denge durumundan dengesizliğe, sonra yine dengeye ulaşılan bir döngüden ibarettir.

  • Piaget, dengelemede ve yeni şemaların oluşumunda etkili olan iki süreç tanımlanıştır. Bunlar; Özümseme ve Uyma (Düzenleme). Örnekteki çocuk arıyı gördüğünde ilk olarak özümseme sürecini kullanmış, yani var olan şemayla yeni durumu açıklamaya çalışmıştır. Ancak bu işe yaramayınca uyma süreci devreye girmiştir; yani, var olan şema yeni durumu açıklamaya yetmeyince yeni kuş şeması oluşturulmuştur. Uyma süreci var olan bir şemada değişiklik yapmayı veya tamamen yeni bir şema oluşturmayı gerektirmektedir.

  • Piaget’e göre; Bireyin öğrenme sürecinde aktif olması gerekir. Bunu sağlamak içinde dersin başında bireyin zihninde belli oranlarda bilişsel dengesizlik yaratmakla olur. Çünkü birey dengede olmak zorunda olduğu için bilişsel dengesizliğin arkasından tekrar dengeye ulaşmak amacıyla aktif hale gelecek ve sırayla özümseme ve uyumsama yaşayacaktır.

  • Piaget bilişsel gelişimin 4 basamaktan ilerleyerek tamamlandığını ileri sürmüştür. Her basamakta o basamağa özgü yeni beceriler kazanılır ve son basamağa gelindiğinde, yeni beceriler yanında önceki basamaklarda kazanılan tüm becerilere sahip olunur. Piaget’nin tanımladığı bu basamaklar şunlardır:
Duyusal-Motor Dönem (0-yaş); Duyulara Dayalı Akıl Yürütme.

İşlem Öncesi Dönem (2-7 yaş); Sembolik ve Sezgisel Düşünme.

Somut İşlemler Dönemi (7-11/12 yaş); Somut Uyarıcılarla Akıl Yürütme.

Soyut İşlemler Dönemi (11/12 yaş ve sonrası); Soyut Kavramlarla Akıl Yürütme.

  • Piaget; Bilişsel gelişimin beynin ve sinir sisteminin olgunlaşması ve bireye uyum sağlaması sonucunda ortaya çıktığını söyler.

  • Yapısalcılık; Zihni oluşturan öğeleri, İşlevselcilik; Zihnin işleyişi üzerinde durarak zihinle ilgilenmişlerdir. Davranışçılık ise; Köklü bir değişiklik yaparak bilinç kavramını uzun bir süre psikoloji alanından çıkarmıştır. 1950’lerde ise “Bilince Yeniden Dönüş” olarak adlandırılan bilişsel yaklaşım yeniden benimsenmeye başlamıştır.

  • Bilişsel yaklaşım çerçevesinde günümüzde pek çok metafor ve kavram kullanılmaktadır. Gözlenebilir davranışlardan hareketle zihnin işleyişini ve yapısını açıklamaya çalışan bu metaforlardan birisi “Bilgisayar Metaforu”dur. İnsanların nasıl düşündüklerini ve bilgiyi nasıl işlediklerinin açıklanmasında bilgisayarların programlama süreçleri örnek alınabilir. Yapay zeka olarak düşünülen bilgisayarlar ile insan zihni arasında kurulan benzerlik, insanların bilgi işleme süreçlerinin tıpkı bir makina da olduğu gibi belirli basamaklarla açıklanmasını sağlamaktadır. İnsanın bilgisayardan farklı olarak duygu, düşünce ve güdülere sahip olduğuna dikkat çeken yaklaşımlar ise, bu benzerliği eleştirmektedir.
Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramının Temel Kavramları

Zeka Kavramı; Zeka bireyin çevreye uyum sağlama yeteneğidir. Bu doğrultuda birey çevre ile ne kadar etkileşime girerse o kadar uyumlu olur. Uyum düzeyi ne kadar fazla olursa zeka düzeyi de bir o kadar iyi olur.

Şema (Bilişsel) Yapı; En küçük bilgi birikimidir. Kategori ve gruplamadır. Doğuştan getirilir ve çevresiyle etkileşime geçme sonucunda değişebilir. Piaget’e göre; İnsan, ilk dünyayı ağzıyla tadarak kavrar. Tanımaya yarar ilk şema emmedir. Yaş arttıkça şemalar artar, yaşayarak-yaparak yani yaşantı yoluyla gerçekleşir. Şemalar bütün insanlarda ortaktır.

Dengeleme; Çocuğun karşılaştığı her yeni nesne veya olayda daha önce özümsediklerini kullanarak duruma uygun bir davranış düzeyine erişme sürecidir. Bu denge durgun değildir. Çocuk etkin ve aktif bir yapıya sahiptir. Yeni kurulmuş denge dış etkiler ve çocuğun etkinliği ile bozulacak ve bir üst düzeyde yeniden kurulacaktır. Her yeni deneyim dengeyi yeniden bozacak ve denge sonrasında yeniden oluşacaktır.

DENGE – YENİ DURUM – DENGESİZLİK – ÖZÜMSEME – UYUMSAMA – ÜST DÜZEY DENGE​

Uyum Sağlama (Adaptasyon); Çevreye, koşullara uygun davranış kalıpları edinmedir. Temel amaç; Hayatta kalmadır. Birey dengesizlik yaşadığı durumun ardından sırayla Özümseme ve Uyumsama yapar.

Özümseme (Asimilasyon); Karşılaşılan yeni durum sonucunda birey dengesizlikten kurtulmak için bu yeni durumu önceden sahip olduğu şemaların içine yerleştirir ve oradaki özelliklere benzetmeler yaparak açıklar. Yani bilinenden yola çıkarak bilinmeyen açıklanır. Bir tür genellemedir.

Örgütleme ( Organizasyon); Bireyin sahip olduğu şemalar arasında ilişkiler kurarak daha üst düzeyde zihinsel yapılar meydana getirmesidir. Birey şemalar arası ilişki kurarak birden fazla bilgisini aynı anda kullanır.

Uyumsama (Düzenleme-Uyum Kurma- Akodomasyon); Önceden var olan şemaların kapsam ve niteliklerini değiştirerek yeni edinilen deneyimlerin gereklerine göre davranmadır. Yani, karşılaşılan yeni bir olayda eski şemalar işe yaramadığından yeni duruma uygun şemalar geliştirmektir. Mevcut zihinsel yapıyı (şema) yeni nesne/olay/durumlara göre yeniden şekillendirmedir. Bir tür ayırt etmedir.

BAĞLAMSAL YAKLAŞIM

  • Bağlam; Bir kişinin, olayın ya da herhangi bir nesnenin içinde bulunduğu durumu ifade etmektedir. Dolayısıyla ortamın özellikleri, psikolojik özellikler, hava durumu, kalabalık vb. değişkenlerin tümü bağlamı oluşturur. Bağlamsal Yaklaşım ise; İnsan davranışlarının anlaşılmasında bütünselliği ve davranışın içinde oluştuğu bağlamı vurgulayarak diğer yaklaşımlardan ayrılır. Buradaki bütünsellikten kasıt, bir davranışın sadece çevresel uyaranlarla ya da sadece psikolojik faktörlerle belirlenmediğidir. Bir davranışı belirleyen şey, o davranışın ortaya çıktığı zaman, mekan ve psikolojik faktörlerin karşılıklı etkileşimi ve o andaki durum yani bağlamıdır. Her olay farklı durumlarda, farklı şekillerde ortaya çıkacağına göre bağlamsal yaklaşım davranışların açıklanmasında evrensel ilkelerin benimsenemeyeceğini savunur. Çünkü, bağlamsal faktörler laboratuvar ortamında olduğu gibi kontrol edilebilir veya öngörülebilir değişkenler değillerdir. Örneğin; Kalabalık veya gürültü deneyimi bağlamsal faktörlerdir. Çünkü belirli bir anda, farklı bir yerde, belirli koşulların denk gelmesiyle ilgili durumlardır.
  • Bağlamsal Yaklaşıma göre; Psikolojik, olgu meydana geldiği mekânsal, zamansal ve sosyokültürel ortamından bağımsız değerlendirilmemelidir. Örneğin; Avrupa’da Fransa’da yaşayan bir kadının intihar etmesiyle Türkiye’de Diyarbakır’da yaşayan bir kadının intihar etmesi, benzer davranışlar gibi görünse de ortaya çıktığı bağlamlar düşünüldüğünde her iki davranış bambaşka dinamiklere sahip olabilir.
  • Bireylerin tek tek uyaranlara veya olgulara karşı verdikleri tepkiler dikkate alınırken günlük yaşam etkinlikleri, psikolojik durumları gibi faktörler de düşünülmeli ve birlikte değerlendirilmelidir. Örneğin; Sokakta yaşanan bir kavgaya şahit olmak bir kişi açısından sürekli aynı tepkiye neden olmaz. O an ki psikolojik durum ya da gün içerisinde yaptığı işlerle kişinin söz konusu olay karşısında nasıl tepki vereceğini etkileyecektir.
  • Genel olarak psikoloji anlayışında hakim olan, davranışa dair açıklayıcı evrensel ilkeler bulma ve öngörme iddiası bağlamsal yaklaşıma göre zorunlu değildir. Evrensel ilkelerin bulunmasına karşı olmamakla birlikte öncelikli olarak davranışın veya olayın kendisi üzerinde durulması gerektiğini vurgular.

PSİKOLOJİNİN ALT ALANLARI

Gelişim Psikolojisi

  • Psikolojinin en çok çalışma yapılan ve ilk alt alanlarından biri olan gelişim psikolojisi insan yavrusunun döllenmeden ölüme kadar yaşadığı gelişim ve değişimi inceler. Bu gelişimsel dönemlere bağlı zihinsel ve davranışsal değişiklikler genellikle çeşitli gelişim dönemleri içinde ele alınır; Çocukluk dönemi, Ergenlik dönemi, Yetişkinlik, Yaşlılık gelişim dönemleri, gelişim psikolojisinin uzmanlık alanlarını oluştururlar.
  • Gelişim psikologları, her bir gelişim döneminde gelişimin farklı farklı yönlerine odaklanırlar. Zira gelişim olgusu, insanın farklı gelişim dönemlerinde farklı boyutlarda ve ölçülerde gerçekleşir. Her bir gelişim döneminde fiziksel büyüme, motor gelişim, bilişsel gelişim, kişisel ve sosyal gelişim, gelişim psikolojisi araştırmalarının konuları içindeki süreçlerdir.
Klinik Psikoloji

  • Psikolojinin en bilinen alanlarından biri olan Klinik Psikoloji, ruh sağlığı alanında teorik, uygulamalı çalışmalar yapılan bir alandır.
  • Klinik Psikoloji; Psikiyatri, Sosyal Hizmetler, Psikolojik Rehberlik ve Danışmanlık gibi alanlarla yakın ilişkilidir.
  • Klinik Psikoloji; Ruhsal bozuklukların ortaya nasıl çıktığını, bu bozuklukların altında yatan psikolojik, toplumsal ve biyolojik faktörleri araştırır ve bu konudaki psikoloji bilgilerini, ruhsal bozuklukların tanı ve tedavisinde uygulamaya koyar.
  • Bireye düşünsel, duygusal, davranışsal, düzeyde yardımcı olmak, bireyin çevresiyle daha uyumlu bir ilişki kurmasını sağlamak amacıyla çalışma yaparlar.
  • Psikoz, Nevroz, Şizofreni gibi normalden sapma gösteren davranışlarla ilgilenirler.
  • Klinik psikologlar ve psikayatristler hastanede çalışırlar ve tedavi edici rol üstlenirler.
  • Klinik Psikoloji araştırmalarının bulguları ve klinik psikoloji uygulamaları yalnızca sağlık alanında değil, adalet, spor vb. pek çok alanda kullanılır.
Sosyal (Toplumsal) Psikoloji

  • Psikolojinin önemli alanlarından biri olan Sosyal Psikoloji, birey ve sosyal çevresi arasındaki etkileşimleri incelediği gibi, bireyler arası etkileşim, grup içi ve gruplar arası etkileşim ve bunlarla ilgili pek çok konuda çalışmalar yapar. Örneğin; Ayrımcılık, saldırganlık, tutumlar ve tutum değişimi, izlenim oluşturma, uyma ve itaat gibi toplumsal açıdan önemli doğurguları bulunan olguların psikolojik dinamiklerini ortaya koymaya çalışır.
  • Bireylerin grup içindeki davranışları ve insanların birbirlerinin davranışları üzerindeki etkileri ile ilgilenir. Toplumun bireye, bireyin topluma etkilerini araştırır.
  • Kişilerin birbirini algılamasında rol oynayan tutumlar, değerler, normlar, kişisel çekim, çekicilik, aşk, ikna, itaat, uyum, liderlik, etkileşim gibi konular üzerinde çalışır.
  • Endüstri Psikolojisi ve Örgüt Psikolojisi, giderek ayrı bir alt alan olma özelliği kazanmış olsa da sosyal psikolojinin alanı içindedir. Endüstri ve işletmelerde kişilerin birbiriyle, işletmeyle, teknoloji araç ve gereçlerle etkileşimi konuları ile ilgilenir. Endüstri Psikolojisi; İşletmelerin daha verimli çalışabilmeleri için gerekli olan ve daha çok insanlar üzerinde araştırma yapan bilim dalıdır. İş yaşamındaki insanı davranışı, duygu, düşünce ve güdüsel süreçlerin verimliliğe ve çalışanın çalışma davranışına etkileri endüstri psikolojisinin çalıştığı konular arasındadır. İşe uygun eleman seçimi, çalışanların motivasyonunu arttırma, performans değerlendirme, çalışanların işle ilgili tutm ve doyumlarının nasıl hangi koşullarda altında değiştiğini araştırma, iş verimini yükseltme, çalışma koşullarını sağlamlaştırma, iyileştirme vb. konularda araştırma yapan psikoloji alt dalıdır. (Uygun işe Uygun insan = İş verimliliği)
  • Sosyal Psikolojinin pek çok uygulamalı alanı vardır. Spor Psikolojisi, Çevre Psikolojisi, Adli Psikoloji bu alanlar içinde sayılabilir.
Deneysel Psikoloji

  • Deneysel Psikoloji; İnsanların öğrenme, hatırlama, algılama, uyarıcıya tepki verme süreçlerini ve çeşitli güdüsel durumlarda (Örneğin; Açlık, Susuzluk) nasıl davrandıklarını deneysel yöntemlerle araştıran psikoloji alt alanıdır.
  • Davranışı anlamak, açıklamak, kontrol edebilmek için laboratuvar ortamında araştırmalar yapılan, deneysel yöntemler kullanılan psikoloji alt dalıdır.
  • Yapılandırılmış bir ortamda çevresel uyarıcıların davranışı nasıl, ne kadar, ne şekilde etkilediğini ortaya çıkarmak amacıyla araştırmalar yapar.
  • Birçok değişkeni aynı anda inceler. (Deney Grubu- Kontrol Grubu)
  • Davranışın fizyolojik temelleri, duyum, algı, güdü, öğrenme, bellek gibi konuları kapsar.
  • Deneysel psikolojinin temel zihinsel süreçleri incelediği söylenebilir. Bu alanda elde edilen bilgiler, insan davranışının anlaşılmasında bütün psikoloji alanlarında kullanılır.
  • Deneysel psikologlar, insanlar üzerinde çalıştıkları gibi hayvanlar üzerinde de çalışabilirler ve hayvanlarla yapılan deneylerden elde edilen bilgiler insan davranışlarını açıklamada yardımcı olabilir.
Psikometri

  • Psikolojinin bütün alt alanlarında ihtiyaç duyulan yöntemsel konularda araştırmalar yapan ve ölçüm araçları konusunda çalışılan psikoloji alt alan psikometridir.
  • Psikometri alanında yapılan çalışmalardan elde edilen bilgilerde geliştirilen ölçme araçları, ölçme ve değerlendirme alanıyla ilgili bütün sosyal bilimlerde kullanılır. Eğitim alanı, psikometri çalışmalarının en çok kullandıkları alanların başında gelir. Örneğin; Ülkemizde yapılan üniversite seçme sınavları başta olmak üzere pek çok seçme ve yerleştirme sınavı psikometri alanında çalışan bilim insanlarının ve eğitimcilerin ortak çalışmaları sonucunda gerçekleştirilmektedir.
PSİKOLOJİDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ

Niceliksel ve Niteliksel Yöntemler

  • Biyoloji, kimya, fizik, mühendislik gibi doğa bilimleri alanlarında araştırmalar gözlem ve ölçmeye dayanır. Gözlem ve ölçmelerin tekrarlanabildiği ve objektif yapıldığı araştırmalarda kullanılan yöntemler Niceliksel sayısal yöntemlerdir. Psikoloji, sosyoloji, antropoloji, eğitim gibi sosyal bilim alanlarında insan ve toplum davranışları incelenmektedir. Niceliksel yöntemlerle yapılan ölçümler bize kaç kişinin nasıl davrandığını gösterir ama Niçin? Sorusuna genellikle cevap vermez. İnsan ve grup davranışlarının “niçin”inini anlamaya yönelik araştırmalara Niteliksel Araştırma denir. Nitel araştırmalar dünyanın sosyal yönü ile ilgilenir ve şu sorulara yanıt arar; İnsanlar niçin böyle davranır? Kanaatler ve vaziyet alışlar nasıl oluşur? İnsanlar çevrelerinde olup bitenden nasıl etkilenir? Kültürler niçin ve nasıl gelişir?
Doğal Gözlem

  • Belirli bir davranışı o davranışı geliştirdiği doğal koşullarda gözlemleyerek, doğrudan ve betimsel bilgi edinmenin yolu doğal gözlemdir.
  • Doğal gözlem yönteminin kullanıldığı araştırmalarda davranışa neden olan içsel süreçler, yani duygu, düşünce, tutum veya niyetler ya da davranışla ilgili başka derinlemesine açıklamalara ilişkin veriler elde edilemez ancak söz konusu davranış, oluştuğu koşullarda ayrıntılı olarak gözlenebilir; görünen davranış hakkında bilgi edinilir.
  • Doğal gözlem yöntemiyle, incelenen davranış sistematik bir biçimde gözlenir, gözlem formlarına işlenir veya farklı tekniklerle (fotoğraf makinası, video vb.) kayıt altına alınır. Farklı tekniklerle kaydedilen bilgiler, araştırmanın amacı doğrultusunda uygun bir yöntem kullanılarak kodlanır ve analiz edilir. İnsan davranışlarının çeşitli boyutları ve akla gelebilecek tüm doğal mekânlarda doğal gözlem yapılabilir; okul, ev, sokak, fabrika, eğlence mekânları, parklar vb.
  • Doğal gözlem, pek çok avantajları olan ve geleneksel olarak psikoloji alanında yapılmış önemli çalışmalara rehberlik eden yöntemlerden biridir. Psikolojinin gelişim psikolojisi ve çevre psikolojisi alanlarında çok önemli gelişmelere yol açan Barker’ın (1968) “Ekolojik Psikoloji” yaklaşımı yazarın; oyun alanlarında, parklarda oynayan çocukları, doğal ortamlarında sistematik olarak gözlemlemesi sonucunda geliştirilmiştir.
  • Doğal gözlem, kendiliğinden ortaya çıkan davranışları araştırmada mükemmel bir yoldur.
  • Bununla birlikte doğal gözlem yönteminin bazı dezavantajları da vardır. Gözlemi yapılan davranış belirli bir zaman, yer ve bir grup insanla sınırlı olduğu için genelleştirilemez. Diğer yöntemlerle yapılan araştırmalardaki gibi gözlemler, tekrarlanabilir nitelikte değildir. Gözlenen davranış sadece bir kez görülebilecek niteliktedir, yeni bir davranış farklı bir bağlamda oluştuğundan, genel sonuçlar çıkarılmamalıdır. Ayrıca, doğal gözlemin bir başka sınırlılığı “Gözlemci Etkisi” olarak adlandırılan durumdur. Yani, araştırmacının öznel düşüncelerinin, yaklaşımının ve yorumlarının işin içine girmesi çoğu kez kaçınılmazdır. Bu nedenle doğal gözlemin sonuçlarını daha geçerli kılmak için, birden fazla gözlemcinin raporları karşılaştırmalı olarak kullanılabilir.
Vaka İncelemesi

  • İnsanların davranışları hakkında derinlemesine bilgi edinilmek istendiğinde vaka incelemeleri kullanılır. Bir kişinin incelenen davranış ya da olgu açısından tarihçesi olarak da adlandırılan bu yöntemle, davranışı tarihsel bir yaklaşımla geçmişten bugüne ele alınıp incelenir.
  • Psikolojinin çeşitli alanlarında kullanılan bu yöntem sayesinde şimdiki zamanda yaşanan bir ruhsal bozukluğun geçmişteki nedenleri ya da duruma neden olan olaylara ulaşılabilir.
  • Vaka İncelemesi yönteminin amacı; Toplanan bilgiler ışığında bireyin sorununun nedenini ortaya koyma ve uygun çözümler bulmaktır. Bireyin yakın çevresinden de bilgi alınabilir.
  • Zamanın etkilerini inceleme de oldukça etkili olan bu yaklaşım Gelişim Psikolojisi alanında ünlü psikolog J. Piaget’ye göre; İlham vermiş ve ünlü bilişsel gelişim kuramını kendi çocuklarının büyüme ve değişimini inceleyerek geliştirmiştir.
  • Vaka incelemelerinin de doğal gözlem gibi olguların derinlemesine incelenmesini sağlamak gibi avantajları olsa da az sayıda kişiden elden edilen bulgulara dayandığı için genelleştirme konusunda sınırlılıkları vardır.
Alan Araştırması

  • Sosyal Psikoloji de en sık başvurulan yöntemlerden birisidir. Survey olarak da adlandırılan bu yöntem; İncelenen davranışların algı, ve değerlendirmelerin, tutumların, bir toplumda ya da belli bir grupta görülme, derecesi ve bunların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, sosyal bağlam vb. etmenlerle nasıl bir ilişki içinde olduğu konusunda bilgilere ulaşma imkanı sağlar.
  • Gençler arasında uyuşturuculara yönelik tutumlar nelerdir? Bir markaya ilişkin algı, değerlendirmeleri nedir? Siyasi partiler hakkında seçmenlerin tutum ve kanaatleri nelerdir? Bütün bu soruların yanıtları alan araştırmalarıyla bulunabilir. Ayrıca araştırma konusu olan algı, değerlendirme ve tutumların, araştırmaya katılan kişilerin yaşları, cinsiyetleri, medeni durumları, eğitim düzeyleri vb. sosyodemografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı cevaplanabilecek sorular arasındadır.
  • Alan araştırması yöntemi kullanılarak, bir toplumda belirli konudaki dağılım, yaygınlık araştırılabilir. Örneğin; Bir reklam filminin ya da dizinin izlenme oranları; bir siyasi partiye yönelik, algı ve tutumlar; yerleşim bölgelerine göre nüfus dağılımının özellikleri; madde kullanımı; nüfus hareketlilikleri vb. Ayrıca alan araştırması yöntemi kullanılarak kurumsal bilgiler elde etmek amacıyla çalışmalar da yapılabilir. Örneğin; Toplumsal cinsiyet algıları; otoriterlik eğilimleri; sportif etkinliklerde taraftar davranışları vb.
  • Alan araştırmalarında niceliksel ve betimsel bilgi etmek amaçlanıyorsa genellikle, veri toplama tekniği olarak Anket ve Görüşme kullanılır. Anket; Açık uçlu ya da çoktan seçmeli olarak hazırlanmış soru formlarına verilen genel bir adlandırmadır. Anket, katılımcılara yüz yüze uygulanabildiği gibi postayla ya da son yıllarda giderek yaygınlaşan yöntemler olarak e-posta ya da telefon yoluyla da iletilebilir. Ancak e-posta ve telefonla ulaşma teknikleri ile yapılan alan araştırmalarında, katılımcılardan bilgi edinmek oldukça zordur. Ayrıca, ulaşılan bilginin sağlıklı olup olmadığı ve örneklemin doğru seçilip seçilmediği kuşkulu olabilmektedir.
  • Görüşme Tekniği; Araştırmayı yapan kişilerle, araştırmaya katılan katılımcıların karşılıklı yüz yüze, araştırma konusuna ilişkin hazırlanmış soru formu üzerinden görüşmelerine dayanır. Görüşme tekniğinde sorular önceden belirlenmiş olup olmamasına bağlı olarak Yapılandırılmış, Yarı Yapılandırılmış, Yapılandırılmamış Görüşmeler yapmak mümkündür. Görüşme yönteminde sorulacak sorular önceden kesin olarak belirlenmişse yapılandırılmış, görüşme sırasında belirli değişiklikler yapılması gerekli ve mümkünse yarı yapılandırılmış, araştırmacı araştırma konusunda tamamen serbest bir görüşme yapıyorsa yapılandırılmamış görüşme yöntemi uygulanmaktadır.
  • Alan araştırmasında araştırmaya katılacak kişilerin seçimine “Örneklem Seçimi” denir. Araştırma yapılacak konuyla ilgili tüm kişilere (evren) ulaşmak mümkün olmadığı için istatistik hesaplamalarla belirlenmiş sayıda bir gruba (örneklem) ulaşmak gerekmektedir. Örneğin; Uyuşturucu konusunda anket uygulamak için bir şehirdeki bütün liseli gençlere ulaşmak zaman ve maliyet açısından makul olmadığından bu gruptan rastgele kişilere anket uygulanabilir. Böylece “Seçkisiz Örneklem” oluşturulmuş olur. Ya da araştırılmak istenen grubun, yani evrenin önemli özelliklerini (Örneğimizde bunlar cinsiyet sosyal sınıf vb. olabilir.) Oran olarak yansıtan bir örneklem seçilebilir. Bu Temsil Edici Örneklem’dir.
Alan Araştırması yöntemi ile yapılan çalışmalarda çok sayıda kişiden çok miktarda bilgi toplama olanağı vardır. Ayrıca, bilimsel yöntemlerle seçilmiş bir örneklemle çalışıldığı için elde edilen bilgilerin genelleştirilebilmesi yani daha büyük gruplar için geçerli olduğunun düşünülmesi mümkündür.



Evren; Herhangi bir araştırmada sonuçların genellemek istediği ögeler topluluğudur. Nitelik (evrenin çeşitliliğini sağlayıcı) ve nicelik (sayıca evreni temsil edici) açısından evreni temsil ettiği varsayılan Örneklem ise; araştırmanın uygulandığı topluluktur. Bir araştırmanın bulgularının evrene genellenebilir olması için katılımcıların seçimi aşamasında, örneklemin temsil edilebilirliğinin sağlanması önemlidir.






 
Beğeniler: Sümeyya