Vize Eğitim Tarihi Vize Ders Özeti

serkankacan69

Active member
12 Eyl 2018
152
57
28
#1
ÜNİTE – 1
Eski Çağ’da Eğitim
Yazının bulunmasından Roma devletinin MS 375’te ikiye ayrılışına kadar olan dönem Eski Çağ ya da ilk Çağ olarak adlandırılır.
Sümer medeniyetinde bugünün eğitim, kavram, metot, mekân ve davranışlarından pek çoğunun prototipi mevcuttur.
iran sınıfsal yapısı olan bir topluma sahiptir. İran toplumu asilzâdeler, muğlar ve halk tabakası olarak ayrışır. Bu ayrışma farklı biçimlerde bugüne kadar gelmiştir.
iran kültür ve medeniyetinde Zerdüşt önemli bir yer tutar. Söz konusu inanç ve kültür, iran toplumunun Müslüman olmasından sonra da farklı şekillerde devam etmiştir.
Fenikelilerin geliştirdikleri alfabe bugünkü Latin alfabesinin kökeni sayılır.
ibraniler, bugünkü Yahudi toplumunun atalarıdır. Eğitim sistemlerinde güçlü kültürel öğeler vardır. Geleneğe, tarihsel birikime ve dinî inançlara katı bir bağlılık söz konusudur.
Hunlar, demir, bakır, gümüş, altın gibi madenleri hayatın farklı alanlarında ve değişik biçimlerde kullanmışlar ve böylece özgün sanat eserleri meydana getirmişlerdir. Bu sanata “step sanatı” denilmiştir.
Urartular, teknik ve mühendislik bilgisi gerektiren alanlarda; Frig ve Lidyalılar alfabe, oyuncak konularında; ionyalılar da rasyonel işlerde eğitim dünyasına katkı sağlamışlardır.
Hint kast sisteminin temel tabakaları: Brahmanlar, Kşatriyalar, Vaysiyalar ve Südralardır. Bu yapı eğitim sisteminide belirgin biçimde etkilemiştir.
Rama’nın çocuk eğitimiyle ilgili kitabı, pedagoji tarihinin ilk çocuk psikolojisi kitabı sayılmaktadır.
Antik Yunan’da “kalokagathie” hem temiz hem de güzel bir ruh ve ahlak birlikteliğini ifade eder. Bunun sağlanabilmesi için jimnastik ve müzik eğitimine çok önem verilirdi.
Pedagog: Eğitici mürebbiye, bakıcı anlamlarına gelir.
Platon (Eşatun)’un kurduğu felsefe okulunun adı Akademia, Aristo’nun kurduğu okul ise Lyse (Lise)’dir.
‘Sofist’ Protagoras’ın kurduğu felsefi ekolün adıdır. Para ile ders veren felsefecilere sofist denmiştir.
Trivium: Sofistlerin icat ettiği Gramer, Retorik ve Diyalektik derslerinin derin bir şekilde öğretildiği eğitim dönemine denir.
Bir hakikati alaylı yollarla, bilmemezlik yaparak karşıdaki kişiye göstermeye ironi denir.Eğitim tarihinde bu sanatın öncü ismi Sokrat’tır.
Doğurtmaca (maeutik) insanların dış dünyalarındaki hakikati farklı yollarla ortaya koymaları, anlamalarıdır.
ideler dünyası metaforu, Platon’un en meşhur açıklamalarından biridir. Ona göre “gerçek”, varlıkların ötesindeki “ideler dünyası”ndan aldığı payın miktarı kadardır. En yüksek ide, iyi’nin idesidir. Bu herşeyin ölçüsüdür. Bu da Tanrı’dır.
Aristo’ya göre varlık, kendisinin özüdür. Varlığı oluşturan şekle “form” denir. Form eşyaya canlılık kazandırır. Buna entelechia (canlılık ilkesi) denir.
Nikomakhos Ahlakı ve Politika Aristo’nun eğitim ve toplumla ilgili görüşlerini açıkladığı kitaptır.
Quadrivium: Hellenistik Dönem’de “Trivium” eğitim sisteminin üzerine eklenen dört disiplini ifade eder.
Bunlar: Aritmetik, Geometri, Astronomi ve Müziktir.
Hellenistik Dönem’de Akademia, Peripatikçiler, Stoacılar ve Epikürcüler olmak üzere dört önemli eğitim/felsefe ekolü etkili olmuştur.
iç özgürlüğe ulaşma, bilgelik ve sarsılmaz iradeye “stoacı sükûnet” denir. imparator Konstantin’in 313’te yayımladığı tolerans bildirgesiyle Hristiyanlar özgürce dinlerini yaşamaya başladılar.
Roma mediniyetinin eğitim, sanat, edebiyat vb. alanlarda yetiştirdiği en önemli isimler: Cicero, Seneca, Quintilianus, Plutarch’tır.
DİKKAT : Bugünkü anlamda eğitimin bir kamu hizmeti hâline gelmesi, toplumdaki bütün bireyleri ve aileleri ilgilendirmesi, devlet okullarının açılması ve eğitimin hemen herkes için bir ihtiyaç hâline gelmesi büyük ölçüde 18. yüzyıl sonrasında meydana gelmiştir. Bu icadın adı “modern eğitim”dir. Bu dönemde son derece köklü ve yaygın toplumsal, siyasi, teknolojik, ekonomik ve kültürel değişimler meydana gelmiştir. Bu değişimler sonrasında bugünün kamu/özel okulları (modern eğitim) meydana gelmiş, eğitim farklı toplum kesimlerine en azından ilköğretim düzeyinde zorunlu ve ücretsiz hâle getirilmiştir. Aynı zamanda bu eğitim devletin sıkı denetim ve gözetiminde belli bir program çerçevesinde uygulanmaya başlanmış ve büyük ölçüde laik bir içerikle donatılmıştır. Bu ünitede söz konusu olan Eski Çağ’da “örgün eğitim”, çok geniş toplum kesimleri için değil, dar bir seçkin zümreye hizmet vermiştir.
DİKKAT : Sümer medeniyetindeki eğitim kurumuna ve işleyiş biçimine bakıldığında bu günün eğitim, düşünce ve ritüellerinin hemen hemen bütün prototiplerini bulmak mümkündür. Öyle ki, geliştirilen ve yenilenen bazı öğrenme-öğretme yöntem ve teknikleriyle ders araç ve gereçlerinin dışında bu günün eğitimiyle Sümer eğitim sistemi arasında temel unsurlar bakımından büyük bir fark yoktur.
Sümer Tabletlerinde Bir Öğrencinin Okul Günlüğü....
“Okul çocuğu günün erken saatinde nereye gittin?” Çocuk karşılık veriyor: “Okula gittim.” Yazar soruyor: “okulda ne yaptın?” Çocuk bu soruya hemen hemen yarım sayfaya yakın cevap veriyor günlüğünde. “Tabletimi ezberledim, öğle yemeğimi yedim, yeni tabletimi hazırladım, onu bitirdim. Sonra benim sözlü sorumu verdiler. Öğleden sonra bana yazılı ödevimi verdiler. Okuldan çıktığım zaman eve gittim, eve girdim. Babamı orada otururken buldum. Babama yazılı ödevimin olduğunu söyledim. Sonra benim tabletimi ezberden ona okudum. Babam memnun oldu. Sabahleyin erken saatte uyandığım zaman anneme döndüm ve ona ‘benim öğle yemeğimi ver, okula gitmek istiyorum’ dedim. Annem bana iki tane yuvarlak çörek verdi. Yola koyuldum. Okula gittim. Okulda yoklamayı yapan bana ‘neden geç kaldın’ dedi. Korku ve çarpan bir kalp ile öğretmenin önüne geldim ve saygı ile eğildim.” Fakat saygı ile diz çöksün ya da çökmesin, bu öğrenci fena bir gün geçirmişe benziyor. Okulun görevlisinden “ayağa kalk, kapıya git” gibi azarlayıcı sözlerle cezaya muhatap oluyor. En fenası da kendi öğretmeni ona “senin elin (kopyan, yazı yazma kabiliyetin) hiç iyi değil” diyor ve onu cezalandırıyor. (N. S. Kramer, Tarih Sümer’de Başlar, Ankara: 1988, s.7-8.)
Eski Türklerde Çocuğa Ad Koyma Geleneği
Bayındır Hanın bir boğası vardı. Bu boğa taşa boynuz vursa onu un gibi ederdi. Bu boğayı güreştirirlerdi. Bir gün, üç kişi sağından, üç kişi solundan demir zincirlerle tuttukları boğayı saraydan çıkardılar, meydana koyuverdiler. Dirse Hanın oğlu ve yanında dört çocuk meydanda aşık oynuyorlardı. Boğayı gören oğlanlardan üçü kaçtı. Dirse Hanın on beş yaşında oğlancığı kaçmadı. Meydanın ortasında baktı, durdu. Boğa dahi oğlanın üstüne geldi. Diledi ki, oğlanı helak kıla. Oğlan yumruğu ile bir kaya tutup boğanın alnına vurdu. Boğa geri geri gitti ve oğlana doğru yeniden geldi. Oğlan yine alnına şiddetle vurdu. Oğlan bu suretle boğanın alnına yumruğunu dayadı, sürdü, meydanın başına çıkardı. Boğayla oğlan meydanda bir hamle çekiştiler. Han Bayındırlar seyrettiler. ikisi de sırtının üstünde durdu. Ne oğlan ne de boğa yendi. Oğlan düşündü, dedi ki: “Bir dama direk vururlar, o dama dayak olur. Ben bunun alnına dayak olur, dururum.” Oğlan boğanın alnından yumruğunu çekti. Yolundan çekildi. Boğa ayaküstünde duramadı, düştü. Tepesinin üstüne yıkıldı. Oğlan bıçağına el vurdu. Boğanın başını kesti. Oğuz Beyleri geldiler. Oğlanı alkı şladılar. Babasını çağırdılar, oğlana güzel bir ad verdiler ve adına Boğaç Han dediler.
(
Dedem Korkudun Kitabı, Haz.: Orhan fiaik Gökyay, Ankara, 2000, s.6-7).
Sıra Sizde 1 : Dünya eğitim tarihinde Sümerlerin yeri ve önemi hakkında neler söylenebilir? Sümer okul sistemi ile bugünün eğitimi ve okul sistemi arasında ne tür benzerlikler vardır?
Dünyada ilk olarak yazıyı Sümerlerin kullandığı bilinmektedir. Böylece insanlık tarihinin yazılı tarihi başlamıştır. Sümerler, bu günün okul sistemine benzer eğitim ortamlarında çocuklarına yazı ve diğer bilgileri öğretmişlerdir. Okulda sıkı bir disiplin ve program uygulanmıştır. Okula gidenler daha çok zengin, seçkin ve üst düzey idarecilerin çocuklarıdır.
Sıra Sizde 2 : Eski Mısır, iran ve Fenikelilerin dünya eğitim tarihine en önemli katkıları nelerdir? Bu
kültürlerin temel eğitim anlayışları hakkında neler söylenebilir?

Eski Mısır’da özellikle Nil nehri dolayısıyla takvim, astronomi, ziraat, kimya ve geometri alanlarında gelişmeler yaşanmıştır. Mısırlılar resim yazısı hiyeroglif kullanmışlardır. Gelişkin bir hukuk ve askerî sistemleri vardır. Kütüphanecilik gelişmiştir, okumaya değer verilmiştir. Anne, baba ve toplum önderlerine saygı eğitimde önemsenen değerlerdir. iran’da toplum yapısına paralel bir eğitim gelişmiş Zerdüşt inancı etkili olmuştur. Fenikeliler bugünkü Latincenin kökeni olan alfabeyi kullanmışlar ve denizcilikte ileri gitmişlerdir.
Sıra Sizde 3 : Eski Türklerin yaşam biçimleri ve eğitim anlayışları arasında ne tür bir ilişkiden söz edilebilir?
Eski Türkler bozkır hayatı yaşıyorlardı. Dolayısıyla tam yerleşik değillerdi. Bu yaşam biçimime uygun olarak, savaşçı, atılgan, alp tipinde insan yetiştirmek, eğitimin temel amacı olmuştur. Buna step sanatı denmiştir. Türklerin bir arada yaşayabilmesi için güçlü bir kültür bilinci ve töre anlayışları vardır. Bunu çocuklarına öğretmeyi önemsemişlerdir.
Sıra Sizde 4 : Eski Çin ve Hint medeniyetlerinde toplumsal yapı, coğrafya ve eğitim arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu medeniyetlerin eğitim tarihi içindeki yeri ve önemi hakkında neler söylenebilir?
Eski Çin medeniyetinde eğitim Konfüçyüs ve Lao-tse felsefesinin etkisinde yapılmıştır. Okur yazarlığa çok önem verildiği için farklı okul tipleri gelişmiştir. Çinliler, kâğıt, çini, güzel yazı, cam gibi alanlarda ve mesleklerde ilerlemişlerdir. Hint toplumunda keskin bir sınıfsal yapı vardır. Buradaki kast sistemi eğitimi de etkilemiştir. Brahmanizm ve Buda felsefeleri, Hint eğitiminde etkili olmuştur. Farklı sınışar, aidiyetlerini korumak ve güçlendirmek için çocuklarını kültürel değerleri doğrultusunda eğitmişlerdir.
Sıra Sizde 5 : Antik Yunan Dönemi eğitiminin temel amacı nedir? Bu amaç için neler yapılmıştır?
Antik Yunan Dönemi’nde eğitimin temel amacı, “bedenin ve ruhun güzel ve uyumlu bir tarzda geliştirilmesidir.” Temiz bir ruh ve ahlâka sahip toplum meydana getirmek eğitimden öncelikli beklentidir. Bunun için fi- ziksel görünüme de önem verilmiştir. Bu amaca ulaşmak için filozoflar tarafından özgün ve özel okullar açılmıştır. Paralı ya da ücretsiz dersler verilmiştir. Eğitimde felsefe ve entelektüel bilgi öğretmek, temel ilke kabul edilmiştir.
Sıra Sizde 6 : Antik Yunan’da Sofistler, Sokrat, Platon ve Aristo’nun eğitim görüşleri kısaca nasıl özetlenebilir? Aralarındaki temel farklar nelerdir?
Antik Yunan’da Sofistler bozulmaya yüz tutmuş toplumu düzeltmek istemişlerdir. Bunun için isteyene parası miktarınca eğitim vermişlerdir. “Her şeyin ölçüsü insandır” felsefesinden hareketle herkes için geçerli bir hakikatin olmadığını savunmuşlardır. “Yedi hür bilgi”nin ilk kısmı trivium bu dönemde ortaya çıkmışır. Sokrat, “bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir” ilkesinden hareketle, insanlara hakikatleri kendilerinin bulması yolunu öğretmeye çalışmıştır. Bunun için “ironi” ve “doğurtmaca” yöntemlerini geliştirmiştir. Platon, gerçeğin varlık dünyasının ötesindeki idealar dünyasında olduğunu ve eğitimin asıl amacının, en yüksek ide olan Tanrı’yı tanımak olduğunu iddia etmiştir. Aristo ise gerçeğin maddenin kendisi olduğunu ileri sürerek, “canlılık ilkesi”ni savunmuştur. Ona göre eğitimin amacı, insanı toplumun sadık bir üyesi hâline getirmektir.
Sıra Sizde 7 : Helenistik ve Antik Hristiyanlık Dönemin’de eğitim alanındaki gelişmelerin dünya eğitim tarihine olan katkıları nelerdir? Bu katkıları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Helenistik Dönem’de birçok yeni bilim ve kültür merkezi kurulmuştur. “Yedi hür sanat” hiyerarşisinin ikinci kısmı quadrivium bu dönemde gelişmiş ve yakın döneme kadar üniversite ders programlarının temelini oluşturmuştur. Bu dönemde felsefî görüşlerden Stoacılar ve Epikürcüler çok taraftar toplamıştır. Antik Hristiyanlık Dönemi’nde ise eğitim, iyice dinî etkiler altına girmiş ve Orta Çağ skolastizmi doğmuştur.
ÖZET 1 : insanlık tarihinin başlangıcında eğitime duyulan ihtiyacı ve eğitimin tarihsel gelişimini ifade edebilmek insanın toplum içinde ve tabiatla bir arada uyum içinde yaşayabilmesi için bazı bilgi ve davranışları öğrenmesi gerekir. Bu ihtiyaç, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren vardır. Öğrenme, ailede başlayarak, toplum içinde ve başka kurumlarda devam eder. insanın temel özelliklerinden biri, edindiği bilgi ve tecrübeleri yeni nesillere aktarabilmesidir. Bu da öğrenme ve öğretme süreciyle gerçekleşir. informal eğitim, insanlığın en eski zamanlarından beri devam etmektedir. Eğitim ve öğretimde yaygın ve örgün eğitim kurumları vardır ve bunların tarihi en eski çağlara kadar gider. Eski Çağ’da okul, sadece belli kesimlere (saray, din adamları ve seçkin zümreler) hitap eden bir kurumdu. insanlığın tarih öncesi, Eski Çağ ya da Antik Çağ olarak adlandırılan zamanında “örgün eğitim” dar bir toplumsal çevre içindi. Yazının bulunmasından MS 5. yüzyıla kadar olan dönem ilk Çağ’dır. Bu çağın farklı medeniyetlerinde farklı eğitim faaliyetleri görülür. Tarihin kuşkusuz en önemli icatlarından biri yazıdır. Yazıyı ilk defa Sümerler kullanmışlardır. Sümer tabletlerinde dönemin eğitim, bilim, kültür ve sanat hayatına ilişkin bilgiler vardır. Yazının bir toplumda kullanılıyor olması, orada sınırlı da olsa bir eğitim faaliyetinin gerçekleştiğini gösterir. ilk Çağ’da eğitimle büyük ölçüde din adamları ilgilenmiştir. Tapınaklara gelenlerin hesabının yapılması, ortak değer dünyası oluşturma ve toplumu yönetme amaçlarıyla eğitime önem verilmiştir. Dinî metinlerin sadece din adamlarınca okunup yorumlanıyor olması, eğitimin onların tekelinde kalmasına sebep olmuştur. Okuma-yazmanın ve dünyaya ilişkin bilgiler öğrenmenin günlük hayatta çok işe yaramamasından dolayı, geniş halk kitleleri yakın zamana kadar eğitime fazla ilgi duymamıştır.
ÖZET 2 : Eski Çağ medeniyetlerinde ve toplumlarında temel eğitim ve eğitimciler hakkında bilgiler edinmekEski Çağ’ın eğitim bakımından önemli medeniyetlerinden biri Sümerlerdir. Sümer tabletlerinde bu günün okul kurumuna benzer yapıların olduğu görülür. Bu okulda ödevden, disipline, öğretmenden, sınıf başkanına ve tatile varıncaya kadar bu güne çok benzer bir faaliyet alanı vardır. Sümerler, Babil, Akad ve Asur medeniyetlerini de etkilemiştir. Bu uygarlıklarda da daha çok seçkin kesimin, saray ve din adamlarının çocuklarını yetiştirmek için eğitim ortamları vardır. Antik Mısır’da hemen her bakımdan ileri düzeyde bir eğitim ve kültür faaliyeti gerçekleşmiştir. Mısır’da farklı türlerde yazı kullanılmıştır. Çocuk eğitimine, anne babanın eğitimdeki rolüne değinilmiştir. Antik Çağ’da iran’da da gelişmiş bir eğitim faaliyetinden söz edilebilir. Burada kast benzeri bir yapı olup eğitim daha çok Zerdüşt inancı etkisinde biçimlenmiştir. ibraniler, Tevrat etrafında bir eğitim sistemi oluşturmuştur ve eğitim din adamları tarafından idare edilmiştir.
ÖZET 3 : Eski Çağ’da Türk, Çin, Hint ve Anadolu medeniyetlerinde eğitim faaliyetleri hakkında bilgiler edinmekEski Türkler, yaşadıkları coğrafyaya uygun insanlar yetiştirebilmek için alp tipinde birey yetiştiren, kadını önemseyen, bozkır hayatına dayanıklı toplum isteyen “step sanatı” adı verilen bir eğitim takip etmişlerdir. Hititler, yazı ve entelektüel kültür bakımından ileri düzey eğitim vermişler ve iki farklı yazı sistemi kullanmışlardır. Urartular, daha çok sanat ve mimari sahalara önem vermişlerdir. ionyalılar, ticaret ve ekonomik faaliyetleri ön plana alan eğitim takip etmişlerdir. Frigler ve Lidyalıların da benzer faaliyetler yürüttükleri ve bu alanda dünya mirasına özgün katkılar sundukları bilinmektedir. Konfüçyüs felsefesi etkisinde disiplinli bir eğitim sistemi inşa edilen Çin’de farklı düzeylerde okullar vardır. Burada çok farklı sanat ve kültür faaliyetleri gelişmiştir. Hindistan’da ise önce Brahmanizm, sonra da Buda etkili olmuştur. Bu süreçte Kast sistemi meydana gelmiş ve toplumsal yapıya uygun eğitim ortamı oluşmuştur. Her sınıf, kendi sınıf özelliklerini koruyucu ve güçlendirici bir politika takip etmiştir. Çin ve Hint filozoflarının öğretileri, dünyanın kadim dinlerinin söylemleriyle paraleldir.
ÖZET 4 : Antik Çağ’da Yunan, Helenistik Dönem ve Roma’da eğitim ve eğitimciler hakkında bilgiler öğrenmekAntik Dönem Yunan medeniyetinde yüksek bir eğitim ve kültür meydana gelmiştir. MÖ 1000 yıllarından itibaren felsefe, sanat, astronomi ve mitoloji eğitimi gelişmiştir. Buradan, dünya eğitim, bilim ve kültür mirasına çok yakın zamanlara kadar katkı verecek pek çok filozof, sanatçı ve entelektüel yetişmiştir. Antik Yunan’da beden ve ruh bakımından temiz bir ruh ve ahlaka sahip insanlar yetiştirmek, eğitimin temel amacıdır. Burada fiziksel ve entelektüel eğitime önem verilmiştir. Ancak Antik Yunan’da eğitim sadece asil insanları n bir ihtiyacı olarak görülmüştür. Kadınlar da eğitimden az yararlanmıştır. Zengin aileler çocukları için “padagog” tutmuşlardır. Bu toplumda felsefe eğitimi en çok önemsenen konudur. Antik Yunan’ın önemli filozoşarından biri Sofist Protagoras’tır. Çıkarcı ve günü kurtarıcı bir eğitim ve felsefe takip etmiştir. Sokrat,Sofistlerin aksine ücretsiz eğitim vermiştir. Kendine özgü ironi ve doğurtmaca yöntemlerini kullanmıştır. Sokrat’ın öğrencisi Platon “ideler dünyası” kavramını ortaya atmış ve gerçekliğin ideler dünyasında olduğunu, en üst ide’nin “iyi ide”si olduğunu, onun da Tanrı olduğunu söylemiştir. Ona göre insanın temel amacı, önce kendini bilmek, sonra da Tanrısını tanımaktır. Aristo ise gerçekliğin maddenin içinde olduğunu ve farklı dünyalara yönelmeden, doğrudan tabiata yönelmeyi önermiştir. Yunan medeniyetinin zayışamasının ardından, Helenistik Dönem’de Yunan eğitim ve kültür mirası geliştirilmiş ve meşhur bilim ve sanat merkezleri oluşmuştur. Bunların başında Atina, Roma, iskenderiye, Tarsus, Bergama, Rodos gibi şehirler gelir. Yakın zamana kadar dünya eğitim hiyerarşisinin temelini oluşturan “yedi hür bilgi”(Gramer, Retorik, Diyalektik, Aritmetik, Geometri,Astronomi ve Müzik) bu dönemde şekillenmiştir. Helenistik Dönem’in iki önemli felsefe okulu Stoacılar ve Epikürcülerdir. Helenistik Dönem sonrasında Antik Hristiyanlık gelir. Bu dönemde Hristiyanlık resmî bir din olarak tanınmış ve eğitim tamamıyla dinî bir içeriğe bürünmüştür. Antik Roma Dönemi’nde dinî içerikli eğitimin temel amacı, “Roma vatandaşı” yetiştirmektir. Bu çağda da dünya felsefe, bilim, sanat ve edebiyat alanına büyük katkılar veren insanlar yetişmiştir.
ÜNİTE – 2
Orta Çağ’da Avrupa, Asya ve Amerika’da Eğitim
Musevilik, Hristiyanlık ve islamiyet için önem arz eden günümüzde genel anlamda israil ve Filistin’in bulunduğu topraklara, özel anlamda Kudüs şehrine verilen özel isimdir.
Roma’nın 130 km. güneydoğusunda kayalık bir tepe üzerinde Benedikten tarikatı tarafından 529’da açılan manastır okulu.
Tapınak fiovalyeleri’nin terimsel karşılığı: Haçlı Seferleri sırasında Hugues de Payen isimli bir şövalye tarafından sekiz şövalye ile birlikte 1119’da kurulmuştur. 1099’da Kudüs şehrinin alınmasıyla kendilerini şehrin muhafızları ilan eden tapınak şövalyelerine katılabilmek için; fakirlik yemini etmek, bekaret ve kiliseye itaat gerekmektedir. Görevleri din adamlarını ve Kudüs’e gidenleri korumaktır.
Benediktenler: Orta Çağ’da -530’dan itibaren- Aziz Benedikt’in liderliğinde Roma Kilisesi’ne bağlı olmak üzere en fazla manastır tesis eden, en sistematik ve teşkilatlanmış eğitim sistemini en erken kuran cemaatlerden biridir.
Orta Çağ’da kendini manastır hayatına vakfeden sınıf.
Aziz anlamına gelen bir kısaltma. italya
Roma imparatorluğu’nda, 768-814 yılları arasında kırk altı yıl süreyle hükümdarlık yapmıştır. Altmış civarında sefere çıkmış; Almanya, Fransa, Avusturya gibi birçok krallık ve devleti egemenliğine almıştır.
Papalık sistemini kabul etmeyen ilk olarak İskoçyalı Protestanlar tarafından kabul edilen bir anlayıştır. Ayırt edici özelliklerinin başında ekümenik inanç açıklamalarının yanı sıra reform kilise babalarının yazdıkları Belçika inanç Açıklaması, Heidelberg ilmihali, Westminster inanç Açıklaması ve ilmihalleri ile Dort Kanonu gibi açıklamaları, Kutsal Kitap öğretilerini izah eden temeller olarak kabul etmeleri ve kilisede görev alacak kimseleri bu inanç açıklamaları ile yetiştirmeleridir.
Barbar terimi, eski Yunanlıların kendilerinden olmayan halklara verdiği bir isimdir. Yabancıların konuşmasını anlamayan ve onların bar-bar diye ses çıkardıklarını söyleyen eski Yunanlılar bu yüzden yabancıları barbar ismiyle adlandırmışlardır
Günümüzde evrensel ölçekte ve ileri seviyede bilgi üretilen kurumlar için kullanılan üniversite kelimesinin kökeni olan Latince universitas teriminin, Orta Çağ’da yüksek ve evrensel bilgi gibi bir anlamı yoktu. Lonca, korporasyon yahut birlik anlamına gelmekteydi.
Yüksek tabaka arasında “Bed-i besmele” olarak isimlendirilen bu organizasyonun amacı, çocuklara eğitimi sevdirmek ve özendirici olmasını sağlamaktır. Gelenek hâline gelmiş pedagojik değere sahip olan bu etkinlik; okunan ilahiler ve edilen dualar esnasında çocuklar “amin” diye bağırdıkları için bu adla anılmaktadır. ilahiler, hocanın başında bulunduğu talebelerden meydana gelen grubun ön sıradakileri tarafından okunurdu. Arka sıradakiler ise aralarda “amin” diye seslenerek çocuğun evine kadar giderlerdi. Amin alayı eve gelince hoca dua eder, varlıklı bir aileye mensupsa çocuk bir arabaya yahut midilliye bindirilerek yine ilahiler eşliğinde hep birlikte okula gelinirdi.
Orta Amerika’da Meksika’nın ortalarından Belize, Guatemala, El Salvador, Honduras, Nikaragua ve Kosta Rika’nın kuzeyine kadar olan sahada 15. Ve 16. yüzyıllarda İspanyollarca sömürgeleştirilmeden evvel, Kolomb öncesi toplumları tarafından oluşturulan bölge ve kültür alanıdır.
Sıra Sizde 1 : Orta Çağ bütünüyle karanlık bir çağ mıdır?
Orta Çağ kavramının en iyi açıklaması; bu dönemin, Antik Çağların güçlü bir yorumcusu ve modern bilimlerin kurucusu olduğuna itibar edilerek yapılanıdır. Modern bilim ve felsefenin kökenleri, 15. ve 16. yüzyıl Rönesansı ile özdeşleştirilse de canlanma, 12. ve 13. Yüzyıllarda Paris, Oxford, Cambridge, Bologne, Padua gibi şehir merkezlerinde lonca hâlinde teşkilatlanan üniversitelerde başlamıştı. Haçlı Seferleri sırasında (1095-1270) Hristiyanlar ile Müslümanlar, Yahudiler vs. arasında geliştirilen ilişkiler önemli kültürel, bilimsel ve teknolojik alışverişlerle sonuçlandı. Başta tıp ve astronomi olmak üzere islam bilimi, Batı Hristiyanlık aleminde uzun süre iz bıraktı. Ayrıca Müslümanlar kadim Yunanlılardan miras kalan ancak Batı’da bilinmeyen felsefi ve bilimsel kaynaklara da sahiplerdi. Tüm bunlar, Batı Hristiyanlık dünyasında 13. yüzyıldaki skolastik felsefe içinde başlayan bilimin, edebiyatın, sanatın gelişmesini tetiklemişti. Ayrıca bir dönem için “karanlık” sıfatını kullanmak, onu diğerleriyle karşılaştırmak, çağlar arasında derece, nitelik farkı anlamına gelmektedir ki bu bilimsel bir yaklaşım değildir. Çünkü her çağ, kendini ortaya çıkaran şartların bir ürünüdür.
Sıra Sizde 2 : Manastır okullarındaki eğitimin başlıca hedeşeri nelerdir?
Manastır okullarındaki müfredatta ise iki hedef ön plana çıkmaktadır. ilki, Hristiyan inancını ve düşüncesini yaymak, diğeri barbar kavimleri medenileştirmektir. Ayrıca yeni bilgilerin ve “öğrenme”nin yol açabileceği zararları gidermek amacını gerçekleştirmeye çalışan manastır okulları da dikkate alınmalıdır. ilk kategoride; Orta Çağ Avrupası’nda Hristiyan misyonerlik hareketlerini Friesland’den, Thuringia’ne, Bavyera’dan Galya’ya yayan ve Hristiyan kilisesinin kurumsallaşmasına önderlik eden St. Boniface’in manastırları ve kız ve erkek çocukları için başta ingiltere’de olmak üzere açtığı okullar gelmektedir. Kilise kanunlarına nispetle erkek çocuklarının eğitilmesi konusunda en fazla hassasiyet gösteren kesimin, piskoposların, papazların, başrahip ve rahibelerin vs. idaresindeki din okulları olduğu görülmektedir.
Sıra Sizde 3 : Ruhban sınıfının, manastır okullarındaki eğitim reformuna karşı tepkileri nelerdir?
imparator I. Louis Dönemi’nde manastırlar, dinî ve manevi gelişimi tamamlamak, nefsin terbiyesini öğrenmek için sığınılan bir melce olmaktan çıkarak bir kolej olma niteliğiyle anılır hâle gelmiştir. Ancak ruhban sınıfı bu gidişattan pek de memnun değildi. Onlara göre, manastırdaki eğitim yalnızca dinî hedeşeri ve programları kapsamalı; zengin yahut fakir olmasına bakılmadan, kilise hiyerarşisi içerisinde yer almayı düşünmeyenlere kapılarını kapaması gerekmektedir. Ayrıca her okul, yalnızca kendi manastır bölgesi sınırlarında meskun ailelerin çocuklarını kabul etmelidir. Yani manastırlar sadece iyi bir eğitim almak istemenin adresi olmamalıdır. Manastır okullarıyla ilgili muhafazakâr kanadın tepkisi iki yönlüdür. ilki, manastır okullarına yalnızca rahip, papaz, piskopos, keşiş vs. olmak isteyenler kabul edilmeliydi. ikincisi, bu okullarda takip edilen eğitim programları, pedagojik kaygıları barındırmakla birlikte, dinî kurum ve kuralları, ahirete dair meseleleri analiz edebilecek nitelikte öğrenci yetiştirmek hedefine uygun bir şekilde hazırlanmalıydı.
Sıra Sizde 4 : Budist eğitimin genel ilkeleri nelerdir?
Budist eğitimin temel özelliği; yaklaşık 2500 yıl önce Buda olarak bilinen Prens Siddhata Gautam’a ait öğretilerin tedrisiydi. En belirgin özelliği, tapınılacak üstün bir varlığa yer vermemesi olan bu öğretiler, her şeyin serbestçe incelenebileceği ve denenebileceği esasına dayalı bir felsefi anlayış üzerinde temellendirilmişti. inançlarını, dinin ötesinde bir felsefe ve yaşam biçimi olarak tanımlayan Budistler, eğitim yoluyla bir taraftan ahlaki yaşama rehberlik ederken diğer taraftan insanın eylem ve düşüncelerinin farkında olmasını ve gerçek mutluluğa ulaşmasını sağlamaya çalışmak istemişlerdir. Budistler, Buda’nın vaazlarının Pali-Kanon adlı bir kitapta toplandığına ve 400 yıl kadar sözlü olarak nesilden nesile aktarıldığına inanırlar. Kutsal kitapları, üç sepet anlamına gelen “Tripitaka” veya “Tipitaka”nın öğretilmesi esastır. Bu eğitimde kutsal kitapta yer alan; rahip ve rahibelikle ilgili kurallar, ayin usulleri, beslenmenin ve giyinmenin özellikleri, Buda’nın hayatı, konuşmaları, vaazlarının yorumu, Budizm felsefesi vb. konular işlenmiştir. Budist eğitimin temeli; Buda’nın bir aydınlanma sonucu bulduğu gerçekleri, dogma hâlinde sunmak yerine, aydınlanma yöntemini öğretmek ve böylelikle yöntemi öğrenen kimselerin kendi çabalarıyla bu gerçekleri kendilerinin bulup kişisel tecrübeleriyle doğrulamalarına dayanmaktadır. Bu anlayışa göre Budalık yolu herkese açıktır. Eğitimli sınıfın amacı tektir: Nirvana’ya ulaşmak. Bunun için viharalarda uygulanan en önemli ritüel “Pabbaja” adı verilen dış dünyadan uzaklaşma deneyimidir.
ÖZET 1 : Orta Çağ’da kitlesel eğitimin -laik ya da ruhbangenel özelliklerini tartışabilmek Beşinci ve yedinci yüzyıllar arasında kitlesel eğitime yönelik ilkokullarda pagan unsurlarla Hristiyan ögelerin birarada bulunduğu söylenebilir. Pagan ve Hristiyan öğretmenlerin aynı okulda çalışabildiği, Hristiyan ayin ve ritülleri ile Antik Dönem’den kalma retorik ve gramer derslerinin birarada verilebildiği ortamları düşünmek, Erken Orta Çağ (5.-9.yy.lar) için daha doğrudur. Bu yıllarda “pagan” Doğu’nun okulları yavaş yavaş tarih sahnesinden silinirken “Hristiyan” Batı’nın eğitim kurumları yükselişe geçmiştir. Yine yerel kiliselerin denetiminde ilkokulların açılmasıyla ilgili yasal düzenlemelerde önemli adımlar kaydedilmiştir. Roma Kilisesi, tüm çalışan sınıfın eğitim sorumluluğunu üzerine aldığını ilan etmiştir. Bu doğrultuda zaman ve mekânın muhtelif ihtiyaçları na göre; (i) Hristiyanlık’ı yeni kabul edenler için ilmihal okulları (ii) Hristiyanlık’ı yaymak ve sapkın eğilimlerle mücadele etmek için felsefe okulları, (iii) ruhban sınıfının yeni üyelerini yetiştirmeye yönelik piskopos ve katedral okulları olmak üzere eğitim kurumları, başlıca üç kategoride toplanmıştır. Piskopos okulları, Avrupa kıtasında hemen tüm piskoposluk bölgesinde açılmıştır. Başlangıçta uyguladığı programları ve istihdam ettikleri laik öğretmenleri -pagan retorikçilerden dönme kimseler-dikkate alındığında talebelerin kayda değer kısmının kilise işlerinden uzak kalma yolunu seçtikleri anlaşılmaktadır. Bölgenin yegane sahibi olan piskoposlar, tüm halkın eğitiminden sorumlu tek yetkili merci olduğunu ilan ederek, okullarında eğitimin genel amaçlarını gerçekleştirecek programları takip etmişlerdir. Piskoposlukların denetimindeki okulların yanı sıra kilise yahut cemaat okulları da Orta Çağ’ın önemli eğitim kurumları arasındaydı. Bu okulların öğretim programlarında, ikinci yüzyıldan itibaren ciddi bir yapılandırma gerçekleşmemiş ve okuma, yazma, ilahi, temel Hristiyanlık dogmalarına ek olarak Orta Çağ’da aritmetik dersi de eklenmiştir. Sekizinci yüzyıldan 12. yüzyıla dek manastır okulları, diğer tüm Hristiyan öğretim kurumlarını gölgede bırakmışlardı. Hatta Avrupa eğitim tarihinin 6. ile 16. asırlar boyunca manastır okullarından ibaret olduğunu söylemek çok da yanlış olmayacaktır. Ancak bu, söz konusu dönemde yalnızca manastır okullarının faaliyet gösterdiklerini kabul etmek değildir. Zira aynı yüzyıllarda piskoposluklara ve Presbiteryen kilisesine bağlı okullar da açılmıştır. Ayrıca Antik Roma’dan kalma prestijli okullar da 7.yy.ın sonuna dek Galya, italya, ispanya ve Roma imparatorluğu’nun her yerinde varlığını devam ettirmiştir. italya’da ruhban sınıfından olmayan öğretmenler, yalnızca bu özel okullarda öğretmenlik yapmıyorlar, aynı zamanda kendi okullarını da idare ediyorlardı.
ÖZET 2 : Orta Çağ’da yükseköğretimin genel özelliklerini açıklayabilmek?
Üniversitelerin yapılanmasında iki temel model tespit edilebilir: Bunlardan biri hocaların kurduğu loncalar şeklinde, diğeri ise yalnızca öğrencilerin biraraya gelmesiyle kurulan loncalar modelindeydi. Her ikisinin ortak yanı; çalışmalarını güven içerisinde devam ettirebilmeleri için hem kral hem papa tarafından tanınmak istenmeleriydi. Ayrıca üniversitelerin bazıları -Paris Üniversitesi gibi- katedral okullarından doğabiliyor, bir kısmı ise -Bologna, Salerno gibi- katedral yahut manastırla ilgisi olmayan kolej vs. okullardan gelişebiliyordu. Loncaların amacı; derslerde, sınavlarda, verilecek akademik unvanlarda, öğrencilerin uyacakları kurallarda, yönetim ve idareyle ilgili meselelerde ortak kararlar vermekti. Fiayet loncalar öğrenciler tarafından teşkil edilmişse tüm yetki ve kontrol, hocalara verilecek cezalar da dahil olmak üzere öğrencilere aitti. Orta Çağ üniversiteleri, kendilerine ait bir mekândan, yerleşik bir düzenden yoksundu. Öğrenciler üniversitelerin bulundukları kentlerde evler kiralamakta ve kira müddeti çoğu zaman tüm eğitim süresini kapsamaktaydı. Papa’nın denetimi altında, çoğu ruhban sınıfından hocalar aracılığıyla yedi temel bilimin yanısıra, hukuk, tıp ve ilahiyat alanlarında yükseköğretim imkânı tanınmıştır. Her fakültenin başında bir dekan bulunmaktadır. Üniversitelerdeki öğrenci yapısı uluslararası nitelikte olup nereli olursa olsun 14 ile 40 yaşları arasında herkes kabul edilirdi. Öğrencilerin amacı ruhban hiyerarşisinde yahut kamu idaresinde ilerleyebilmekti. Eğitim süresi ustalık için, her bilim bir yıl olmak üzere, toplam yedi yıldı. Skolastik bir öğretim metodu uygulanmıştır. Başka bir ifadeyle dersler hocanın, ders konusuyla ilgili bir uzmanlık eserinden bir bölümü okuması ve da ha sonra bunu değerlendirmesi yöntemiyle yürütülmüştü. Öğrencilerden hem okunan metni hem yorumu ezberlemesi istenirdi. Zira tüm gerçekler, bu kitaplarda ve onu aktaran hocaların sözlerinde mevcuttu. Ayrıca münazara denilen, metne yönelik soruların karşıt fikirleri savunan iki grup arasında tartışılmasına dayanan bir yöntem de uygulanmıştı. Parşömen nadir bulunduğu ve pahalı olduğu için genellikle yalnızca hocanın elinde kitap ya da metin bulunurdu. Öğrenciler nadiren yazar, çoğu zaman hocanın sözlerini akılda tutmaya çalışırlardı. Gözlem, araştırma, deney gibi bilgiye ulaşma yöntemleri Orta Çağ’da henüz bulunmamıştı.
ÖZET 3 : Kast sisteminin Hindistan’daki eğitim üzerindeki etkilerini açıklayabilmek
Hindistan’daki eğitim sisteminin temel sorunu, eğitimin tüm Hintlileri kapsayacak düzeyde yaygınlaşmamış olmasıydı. Zira bu devirde yaklaşık 3500 yıllık bir geçmişe sahip bulunan kast sistemi, toplum üzerindeki etkisini sağlamlaştırmıştı. Toplumsal sınışar arasındaki hareketliliğin olmamasına yahut eser miktarda gerçekleşmesine dayanan bir yapı olan kast sistemi, Sanayi Devrimi ve modernite öncesindeki dünyanın pek de yabancısı olduğu bir uygulama değildi. Dünyanın hemen her bölgesinde insanlar; din adamları, asiller, askerler, zanaatkârlar vb. şeklinde birtakım kategorilerle ayrılmıştı. Ancak bu sistemi diğerlerinden ayıran en önemli özellik, bu sınışar arasındaki münasebetlerdi. Nitekim bu yapının doğal bir özelliği olarak Budist dönemde dinî yahut seküler eğitim hakkı yalnızca Budist sınıfatanınmıştı.
ÖZET 4 : Orta Çağ’da Türk eğitim sisteminin genel özelliklerini ifade edebilmek?
Göktürk ve Uygur Devletlerinde eğitim anlayışlarını yaşam biçimleri şekillendirmiş, töre ise yeni kuşakların yetişmesinde ve hangi değerlere sahip olunması gerektiğinde etkili olmuştur. Destanlardan ve kitabelerdeki ifadelerden, Türk eğitim sisteminin amacının alp insan tipi yetiştirmek olduğu anlaşılmaktadır. Bilgelik ve erdem değerleri kutsal sayılmış, bilge olmanın gerekliliği vurgulanmıştır. Türk Devleti’nin başına geçmesi muhtemel olan şehzadeler için özel bir eğitim öğretim metodu uygulanmıştır. Her bakımdan mükemmele yakın birer insan olmaları için eğitimlerine özen gösterilmiştir. Devleti yöneteceklere teorik bilgiler verilir ve uygulamalı olarak başka bir yere vali olarak atanırdı. Böylece yetişmiş ve devleti yönetecek bilgi ve eğitime sahip olarak kendini ispat ederdi. Türklerdeki bu zihniyet ve kültür düzeyi örgün eğitim kurumlarının bulunduğuna işaret etmektedir. Çok geniş sahalara yayılan ve içinde birçok farklı kültürleri de muhafaza eden devletler kurmuş olan Türklerin, bu devletleri idare edebilmeleri çok iyi bir devlet teşkilatının geliştirilmesine bağlıydı. Böyle bir mekanizma ancak devletin tüm kademelerindeki işleyişin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi ile mümkün olabilirdi. Bunun sağlanabilmesi de devleti yönetecek olanların en iyi şekilde yetiştirilmeleri anlamına gelmekteydi. Sözgelimi bu dönemden kalan tüm yazılı belgeler, Türk hükümdarlarına ve Türk milletine sonsuza dek bağımsız ve mutlu yaşama ile ilgili tarih dersi vermeyi amaçlamıştır. Milletin bunu öğrenip bilmesi hedeşenmiştir. Anıtlarda, kitabelerde, eserlerde ortaya konan devlet geleneği; Türklerin kültür ve medeniyet kurabilecek bir eğitim seviyesine sahip olduğunu göstermektedir.
ÖZET 5 : Maya, Aztek ve inkalardaki eğitimin genel niteliklerini açıklayabilmek?
Mayalar, Ay’ın, Güneş’in ve Venüs gezegeninin hareketlerini takip ederek astronomi, geometri ve matematik alanlarında ileri düzeyde bilgi sahibiydiler. Bu sayede hem tarım ve yerleşim arazilerini ölçebilmekte hem ekin ekme ve hasat zamanlarını doğru şekilde belirleyebilmekteydiler. Tarım tekniklerinde kaydettikleri gelişmelerin doğal sonucu olarak günümüzde alternatif tıp olarak kabul edilen organik ürünlerle hastalıkların, yaraların, sakatlıkların tedavi edilmesi konularında da kendilerini geliştirebilmişlerdir. İnka Medeniyeti’nde de (1438-1533) astronominin yanısıra Mayalar tarafından geliştirilen hiyeroglofi yazı sisteminin ilerletildiği ve şehirleri birbirine bağlayan geniş yollarla nafia mühendisliğinde muazzam başarılara imza attıkları bilinmektedir. Aztek Uygarlığı’nda (14.-16. yy.); eğitime başlama yaşı hem kız hem erkek çocukları için on beşti. Başlıca iki tip Aztek okulu vardı: Calmécac ve Telpochcalli. Calmécac okullarında, asil ailelerin çocukları asker yahut din adamı olmak üzere eğitim alırdı. Tepochcalli ise halk için açılmış okullar olup müfredatında tarih, mitoloji, din dersleri yer almıştır.
ÜNİTE – 3
Orta Çağ islam ve Türk Devlet ve Toplumlarında Eğitim
ilim ilim bilmektir. ilim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsen. Bu nice okumaktır. Yunus Emre Hz. Peygamber’in hanımlarından Ümmü Seleme, bir küttâb mualliminden kendisine yün ditmede yardım edecek birkaç çocuk göndermesini ve onların hürlerden olmamasını ister. imam-ı Buharî’nin bu rivâyetinden islâm’ın ilk döneminden itibaren hür, köle veya azatlı çocuklarının birlikte öğrenim gördükleri anlaşılmaktadır.
MEDENiYETiN AVRUPA’YA GEÇiŞi
Müslümanların ortaya çıkardığı yenilikler, onlarla münâsebet kurma şerefine nail olabilen Avrupalıların da öğrenip uyanmalarına sebeb oldu. Bu dönemde ortaya konan keşişer, yeni yeni buluşların yapılmasına önayak oldu. ilmi, fenni Çin’de de olsa, kaybettiği bir malı bilip alan Müslümanlar, kendi sahip oldukları ilmi de başkalarına vermekten çekinmediler. islâm memleketlerinin çeşitli şehirlerinde kurulan medreselere (üniversitelere), Avrupa ülkelerinden talebeler gelip ilim öğrendiler. Müslümanlarla ve ilimleri ile tanıştılar. Onların örf ve âdetlerine, temizlik ve güzel ahlâklarına hayran kaldılar. Memleketlerine dönüp, müslümanlarda gördükleri bu fevkalâde güzellikleri ve onların zenginliklerini anlattılar. Kötü niyetliler, anlatılan bu zenginlikleri istismar ederek daha da dallandırıp budaklandırdılar. Kudüs’teki mukaddes yerleri de istismar ederek, oraları kurtarmak bahanesiyle topladıkları kuvvetleri Anadolu’ya Selçuklu Türkleri’nin üstüne sevkettiler. Haçlı seferleri denilen bu savaşlarda her taraf kana bulandı. Yüz binlerce kadın, çocuk, ihtiyar, genç, askersivil öldü. Kahraman Selçuklu askerlerinin elinden kaçabilenler, Kudüs’ü ele geçirdilerse de, Selâhaddin-i Eyyûbî’nin kahraman askerinin elinde bu mübarek yerin tekrar islâm beldesi olmasına mâni olamadılar. Memleketlerine zelil bir şekilde dönen Haçlılar, Müslümanlardan pek çok şeyler öğrendiler. Medeniyetle tanıştılar, suyun nasıl kullanıldığını gördüler, insan bedeninin su ile yıkanabileceğinin farkına vardılar. Avrupalılar arasında çeşitli yollarla yayılan, Müslümanların geliştirdikleri teknik bilgiler ve mahsûlleri, Avrupalı bazı gençler tarafından hemen kabul gördü.
Dârü’l-kurra: Kurân-ı Kerîm’in okunması ile ilgili ilimlerin verildiği ihtisas medresesi.
Medreselerde dersler genellikle sabah namazından hemen sonra başlardı. Hoca anlatır, öğrenci de yazar, bunları daha sonra ezberlerdi. Eğitim sisteminde sorucevap yöntemi uygulanırdı. Bu metodun uygulanmasında, eğitim ve öğretimin verimli olmasında muîdlerin (yardımcıların) büyük payı vardı.
“Müslümanlarla Haçlı seferleri yoluyla tanışan Avrupalılar medenileştiler.” Charles Seignebos
“Astronomi ilminde Avrupalılar değerli islam âlimlerine o kadar muhtaçlardı ki, astronomi ilmi ile ilgili herhangi bir müşkil mesele ile karşılaştıkları zaman hemen Müslüman memleketlerine özel görevliler göndererek onlardan yardım isterlerdi.” Corci Zeydan
“Bîrûnî, felsefe, matematik ve coğrafya ilimlerinde çok kıymetlidir. En büyük âlimlerden birisidir.” George Sarton
“islam dünyasında yetişen bilginler yaptıkları hesapların çoğunda o kadar isabet etmişlerdir ki, yeni matematikçilerin en mâhirleri bile onların bulmuş oldukları bu hesapları kabul etmek zorunda kalmışlardır.” J. William Drapper
“Tıp sahasında en büyük âlim ibn-i Sina, en büyük hekim Râzî, en büyük kimyager de Cabir’dir.” Will Durant
“Rönesansı islâmiyete borçluyuz. Garplılar yel değirmenlerinin varlığını, kanallarla ziraat yapıldığını, oyuklu ok, trampet, top, barut, askerî alanda çok büyük öneme hâiz olan bu malzemeleri Haçlı seferleri sayesinde öğrendiler. Otomatik saatten ipekli kumaşa kadar her şey Avrupalıların gözlerini kamaştırıyordu.” Bodley
Ahi bir sanat sahibi olup nafakasını helalinden kazanmalıdır. Yoksul ve düşkünlere yardım etmeli, cömert olmalıdır. Âlimleri sevmeli, hoş tutmalıdır. Fakirleri sevmeli, alçak gönüllü olmalıdır. Temiz, iyi kimselerle sohbet etmeli, namazını kazaya bırakmamalı, hayâ sahibi olup, nefsine hâkim olmalı, dünyaya düşkün olanlarla düşüp kalkmamalıdır. Her işinde Hakk’ın rızasını gözetmelidir.
Ahinin üç şeyi açık olmalıdır: Eli açık, yani cömert olmalı; kapısı açık, yani misafirperver olmalı; sofrası açık, yani aç geleni tok göndermeli. Üç şeyi de kapalı olmalıdır: Gözü kapalı olmalı, yani kimseye kötü nazarla bakmamalı; kimsenin ayıbını görmemeli. Dili bağlı olmalı, yani kimseye kötü söz söylememeli. Beli bağlı olmalı, yani kimsenin namusuna ve şerefine göz dikmemeli.
Sıra Sizde 1 : Okuma yazma ve temel bilgileri öğrenenler, eğitimlerini nerede sürdürürlerdi?
islam dünyasında ilk eğitim mekânı öncelikle cami ve mescidler olmuş, daha sonra mektep ve medrese gibi kurumlar oluşturulmuştur. Okuma yazma ve temel bilgileri öğrenenler, eğitimlerine medreselerde veya özel hocaların nezaretinde devam ederlerdi.
Sıra Sizde 2 : Devlet büyüklerinin çocukları nerede eğitim alırdı?
Devlet büyüklerinin çocukları, halife ve sultanların çocukları, özellikle şehzade konumunda olanlar hususi bir eğitimden geçirilirlerdi. Babalarının yerine geçecek en güçlü aday olmaları için en iyi şekilde yetiştirilirlerdi. Özel hocalardan ders alırlar, idarî tecrübelerinin artması için de Selçuklularda atabey, Osmanlılarda lala tabir edilen üst düzey devlet görevlilerinin nezaretinde bir bölgenin idaresinden sorumlu olurlardı. Savaşlarda ordunun bir koluna komuta ederler, zaman zaman da başkomutan olarak görev yapar, ilerisi için tecrübe kazanırlardı.
Sıra Sizde 3 : Beytülhikme nedir? ilk olarak kim tarafından açılmıştır?
Abbasi halifesi Memun zamanında Bağdat’ta kurulan bir çeşit tercüme bürosuna Beytülhikme adı verilmiştir. Burada Latince’den Hintçe’ye, ibranice’den Süryanice’ye kadar birçok dilden felsefe, tıp ve diğer fen bilimleriyle ilgili eserler Arapçaya tercüme edildi. iskenderiye, Cundişapur, Urfa, Nusaybin, Resulayn, Harran, Antakya gibi değişik yerlerden bilim adamları buraya dâhil oldu. Sayıları zaman zaman elliye yaklaşan bilim adamları burada çalıştı. Hülagu’nun 1258’de Bağdat’ı işgal edip yakıp yıkmasına kadar burada faaliyetini sürdürdü.
Sıra Sizde 4 : Medreselerin ilk olarak ortaya çıkması nasıl gerçekleşmiştir?
Medreseler ilk olarak nerede ortaya çıktığı hakkında farklı rivayetler vardır. ilk olarak mescidle başlayan eğitim faaliyetleri, buraya yakın yerlerde yapılan binalarla devam etti. Bu mekâna ders verilen yer manasına medrese denildi. Fas’ın Fes şehrinde 859 yılında Ağlabîler tarafından medrese kuruldu. 950’lere doğru III. Abdurrahman Kurtuba Medresesi’ni kurdu. Fatimîler Kahire’de Ezher Camii’ni medrese gibi kullandılar. Gazneli Mahmud 1000’li yılların başlarında Gazne’de yaptırdığı caminin yanına medrese odaları ilave ettirdi. Karahanlı Hükümdarı İbrahim Tamgaç Han 1066 yılında Semerkant’ta bir medrese yaptırdı ve masraşarı için vakışar tahsis etti. Ama binasıyla, programıyla, vakışarıyla ve devamlılığıyla tam teşekküllü olarak Selçuklular zamanında Vezir Nizamülmülk tarafından yaptırılan Nizamiye Medreseleri hepsinden farklı bir yapıda ortaya çıkmıştır. Maveraünnehir şehirlerinden başlayarak iran, Irak, Suriye, Anadolu, Mısır ve Arabistan’a Hindistan’dan Çin’e kadar yayılmıştır.
Sıra Sizde 5 : Endülüs/ispanya’daki medreseler ne zaman kuruldu?
ispanya’da eğitim yaygın olarak cami ve mescidlerde yapılırdı. Daha sonra özellikle Endülüs Emevi halifesi III. Abdurrahman ve oğlu ve halefi II. Hakem zamanında Kurtuba başta olmak üzere medreseler kuruldu.
Sıra Sizde 6 : Ezher Camii’nin eğitim tarihinde yeri nedir?
Fâtimîler, Mısır’ı ele geçirince ilk olarak Kahire’de Ezher Camii’ni inşa ettiler. Yapımına 970’te başlanıp iki yılda tamamlanan camide fiia’nın ismailî koluna ait bilgiler okutulmakta, bu mezhebin dinî ve siyasî ilkelerini tanıtmak amacıyla sürekli toplantılar yapılmaktaydı. Burada yetişen misyonerler değişik bölgelere yayılarak inançlarını yaydılar. Onların bu faaliyetlerini yoğunlaştırmaları, Selçuklu devlet adamlarının tedbir alarak medreseler kurmalarına sebep oldu.
Sıra Sizde 7 : Abbasiler döneminde eğitim kurumları nasıldı?
Abbasilerin ilk dönemlerinde Bağdat Cami ve mescidleri en önemli eğitim kurumlarıydı. Bir camide çok sayıda âlim ders verebilirdi. imam-ı Azam Ebu Hanife, mescidde ve evinde ders verirdi. Öğrencileri Ebu Yusuf ve Muhammed şeybanî bu derslerde yetişmiş, birincisi Harun Reşid’e başkadı olmuş, ikincisi de yazdığı kitablarla hocasının ilminin ileriki nesillere aktarılmasında önemli rol üstlenmişti. Yine aynı dönemde imam-ı şaşi, Ahmed bin Hanbel, imam-ı Malik ve daha birçok âlim cami derslerinde yetişmiş, mescidlerde oluşturulan halkalar, onların ilim meclisleri olmuştu. Camilerden bağımsız olarak Halife Memun(786-833), yabancı dillerde verilen eserlerin tercümesi için Beytülhikme’yi kurdu. Daha sonları medreseler kuruldu. Özellikle Mustansırıyye Medresesi meşhur oldu. Tıp eğitimi ve hastalıkların tedavisi için darüşşifalar, ihtisas eğitimleri için darülhadis ve darülkurralar kuruldu.
Sıra Sizde 8 : Karahanlılarda eğitim faaliyetleri nasıl yürütülüyordu?
Yerleşik hayata geçiş ve örgün eğitim kurumlarının yaygınlaşması, eğitimle hedeşenen insan tipinin değişmesi gibi sebepler Karahanlılar döneminde yoğun bir eğitim faaliyetine sebep oldu. Fethedilen beldelerde yapılan cami ve mescidler, eğitim mekânı olarak başlıca rol oynadı. Askerlerin yoğun olarak bulunduğu yerler olması dolayısıyla ribatların eğitim faaliyetleri açısından önemi büyüktür. Ufak kubbelerin altında, öğrencilerin yatılı kalabilmesi için odalar yapıldı. Talebelere suhte veya softa, öğretmenlere ise müderris denildi. Karahanlı Hükümdarı ibrahim Tamgaç Han 1066 yılında Semerkant’ta bir medrese yaptırdı ve masraşarı için vakışar tahsis etti. Bu medresenin vakşyesi günümüze kadar ulaşmıştır.
Sıra Sizde 9 : Nizamiye medreseleri adını kimden alır?
Türk Eğitim tarihinde medrese deyince Nizamiye medreseleri akla gelir. Daha önceden de medrese benzeri kurumlar açılmış olmasına rağmen, bunların sürekli hale gelip kurumsal bir yapıya kavuşmasının Selçuklu veziri Nizamülmülk’le bağlantılı olmasıyla ilgilidir. Nizamiye Medreseleri’ne adını veren Nizamülmülk, Sultan Alparslan ve sonra oğlu Melikşah döneminde vezirlik yaptı. Eğitimin medreselerde yapılmasını sağlayarak eğitim tarihi açısından önemli bir gelişmeye imza attı. Nizamiye Medreseleri, okul mimarisinde, ders geçme, burs, kredi ve yatılılık sisteminde, daimi statüde öğretim üyesi yetiştirme ve bunlar arasında hiyararşi oluşturmada ve mezun öğrencilere icazetname verme usulüyle bugünkü çağdaş eğitim sisteminin ilk örneğini olması bakımından önemlidir.
Sıra Sizde 10 : Mısır’da Eyyübiler dönemi eğitim-öğretim faaliyetleri nasıl bir gelişme gösterdi?
Nureddin Zengi tarafından gönderilen Selâhaddîn-i Eyyübî 1168 yılında Mısır’da vezir olduğunda şiîliğe karşı Sünnî inancı desteklemeye başladı. Bu amaçla medrese inşasına önem verdi. 1170 yılında Amr Camii yakınında şâşîler için Nâsıriyye Medresesi’ni açtı, burası için bir vakıf kurdu. Aynı bölgede Mâlikîler için Kamhiyye Medresesi’ni inşa ettirdi. Bu medreselerin kurulması Fâtımî Devleti’ne indirilen en büyük darbe oldu. Nizâmülmülk’ten sonra medrese açma konusunda en çok ün yapan Selâhaddîn-i Eyyûbî ile haleşeri Mısır, Dımaşk ve Kudüs’te on yedi medrese yaptırdılar. Hükümdarlarını örnek alan diğer devlet erkânı ve zenginler de kırk üç medrese inşa ettirdi. Bu faaliyetler sonunda islâm dünyasının farklı bölgelerinden âlimler Mısır’a akın etti ve bölgenin kültür seviyesi çok yükseldi.
Sıra Sizde 11 : Medreselerde yalnız din bilimleri mi okutulurdu?
Nizâmiye medreseleriyle diğer bazı önemli medreselerde din ilimlerinin yanında matematik, astronomi, tıp ve hikmet de okutuluyordu. Bu medreselerde Abdülkerim Kuşeyrî gibi sûfîler; Ebû ishak şîrâzî, imâmü’l-Haremeyn Cüveynî gibi fakih ve kelâmcılar; Muhammed bin Selâme Ruhâvî, Ebü’l-Feth Muhammed Sirmânî gibi mimar ve mühendisler; Ömer Hayyâm, Ebû Muzaffer isferâyînî gibi astronom ve matematikçilerle Gazzâlî gibi çok yönlü âlimler yetişti.
Sıra Sizde 12 : Memlükler’in eğitimdeki yeri nedir?
Eyyübî Devleti’nin yerine kurulan Memlükler döneminde de medreseler yapıldı. Medreseler için vakışar kuran Memlükler hoca ve talebelere dolgun ücret ödeyerek ilim ve kültürün gelişmesine katkıda bulundular. Bu dönemde genel öğretim veren medreselerin yanında dârü’l-hadîs, dârü’l-Kurrâ gibi ihtisas medreseleri de bulunuyordu. Dinî ilimlerin okutulduğu medreselerin pek çoğunda yetim ve yoksul çocuklar için yatılı mektepler vardı. Medreselerin geniş ölçüde sultanların teşvik ve katkısı ile kurulup teşkilâtlandırılması ve vakışar aracılığıyla öğretimin desteklenmesinden sonra ilmî gelişmeler büyük bir hız kazandı.
Sıra Sizde 13 : Anadolu Selçukluları ve Beylikler döneminde eğitim nasıldı?
Sultan Alparslan, Malazgirt Zaferi (1071) sonrası Anadolu’yu komutanları arasında ıkta olarak dağıtmış, komutanlar ele geçirdikleri toprakların beyi olmuşlardı. Her beyliğin başkenti de cami ve medreselerle donatılmaya başlandı. Bu medreselerde model olarak Nizâmiye medreseleri alındı. Nizamiye medreselerinin benzerleri Anadolu Selçukluları ile Beylikler döneminde Anadolu şehirlerinde de kuruldu. Bu medreselerin en eskisi Konya’da II. Kılıçarslan zamanında (1156-1192) yaptırılan Altunaba Medresesi’dir. Yine Konya’da şerif Mesud, Sırçalı, Karatay medreseleri, Sivas ve Tokat’ta Gökmedrese, Kırşehir’de Caca Bey, Malatya’da Ulucami, Afyon’da Kale, Antalya’da imaret, Aksaray’da Zinciriye, Urfa’da Ulucami, Mardin’de Sultan Îsâ, Ermenek’te Emîr Mûsâ medreseleri bu dönemde inşa edilen eğitim kurumlarından bazılarıdır.
Sıra Sizde 14 : Safavîler döneminde iran’daki eğitim kurumları nasıldı?
XVI. yüzyıl başlarında Safevilerin iran’da hâkim olması ve şiîliğin devlet desteğiyle güçlenmesinden sonra o zamana kadar düzenli eğitim kurumlarına sahip olmayan şiîler yeni bir usule göre medreselerini kurmaya başladılar. Safevîler’le birlikte sayıları hızla artan şiî medreselerinin yanında Sünnî medreselerinde de canlanma gözlendi. Ancak devlet tarafından desteklenen şiî medreseleri daha fazla gelişme imkânı buldu. Safevîler zamanında isfahan’da medrese sayısı elli yediye, Tebriz’de kırk yediye ulaştı. Safevîler devrinde başlayan güçlü şiî öğretim geleneği diğer ülkelerdeki şiî ulemâyı buraya yöneltti.
Sıra Sizde 15 : Hind coğrafyasında da medrese var mıydı?
islamiyet’in Hindistan’a girişiyle birlikte islam toplumunun Suffe tarzı eğitim metodu buralara taşındı. Camilerde kurulan ders halkalarında genç nesillere dinî ilimler öğretildi. Gaznelilerden sonra hâkim olan Gurlular (1000-1215), bölgede Gazneliler(968-1187) zamanında başlayan düzenli medrese eğitimini yaygınlaştırarak daha sistemli hâle getirdiler. 1192 yılında Ecmîr’i fetheden Muizzüddin Gûrî burada medreseler yaptırdı. Muhammed Bahtiyar Halacî de Bengal ve Bihâr’ı fethedip buralarda çok sayıda medrese inşa ettirmiştir. Delhi Türk Sultanlıkları ve Babürlüler döneminde de birçok medrese yapılarak
Hindistan halkının hizmetine sunulmuştur.
Sıra Sizde 16 : Medreseleri kim yapar, kim çalışır, masraşarını kim karşılardı?
Medreseler varlıklarını sultanların, nüfuzlu devlet adamlarının ve zenginlerin himayesinde kurulan vakışarın gelirleriyle sürdürmüştür. Nizamiye medreselerinin yönetimi Nizâmülmülk ve çocuklarının elindeydi. Medreseye kitaplar, arazi ve dükkânlar vakfedilmişti. Vakşyeler medreselerdeki görevliler ve öğrenciler hakkında önemli bilgiler içermektedir. Konya’da iplikçi Medresesi’nin 1202 tarihli vakşyesine göre burada müderris, muîd,imam, müezzin, ferrâş (hademe) gibi görevliler ve başlangıç, orta ve ileri seviyede olmak üzere üç tür öğrenci grubu bulunmaktaydı. şemseddin Altun aba, medresenin masraşarının karşılanması için yakınlarındaki bir han, hana bitişik on sekiz dükkân, ayrıca şehrin çeşitli yerlerinde otuz kadar dükkân bağışlamış, Konya civar köylerinden de arazi vakfetmiştir. Vakşyede beş yıl sonunda başarılı olamayan öğrencinin medreseden ihraç edilmesi, kütüphaneden dışarıya çıkarılan kitap başına iade edilmek üzere bir paranın hâfız-ı kütübe bırakılması, müderris ve imamın mutlaka Hanefî mezhebinden olması şart koşulmuştur. Öğrencilerin ileri seviyede olanlarına müntehi, orta seviyede bulunanlarına mutavassıt, yeni başlayanlarına mübtedî deniyordu.
Sıra Sizde 17 : Tekke ve Zaviyelerin eğitimdeki yeri nedir?
islâm ahlakının, tasavvuf ilminin öğretildiği ve tatbik edildiği, dinî eğitim ve öğretimin yapıldığı yerlere tekke adı verilir. Tekkelere zâviye, dergâh, hankâh ve âsitâne de denilirdi. islamiyet’in öğretilmesinde medreseler gibi tekkelerin de önemli hizmetleri olmuştur. ilk tekke, Ebû Hâşim Sofî için, Suriye’de Remle şehrinde yapılmış, daha sonra asırlar boyunca tekke ve zaviyeler yapılarak insanları n dünya ve ahiret mutluluğuna erişmelerine gayret gösterilmiştir.
Sıra Sizde 18 : Müslüman bilim adamlarının fen bilgilerine katkıları var mıdır?
Hastalıkların mikroplardan geldiğini ilk bulan, islam medeniyetinin yetiştirdiği ibn-i Sina’dır. ibn-i Sina, bundan yaklaşık 1000 sene önce; “Her hastalığı yapan bir kurttur. Yazık ki bunları görecek bir âletimiz yok” demiştir. Ayrıca kanın insan vücudunda faydalı besinleri taşıyan sıvı olduğunu; idrardaki şekerin varlığını, içme suyunu mikroplardan temizleme usullerini, cıva ile tedavi edilme, ameliyatlarda ağrıları haşşetici uyuşturucu terkiplerini yine ilk defa ibn-i Sina söylemiştir. Kânun adlı eseri asırlar boyunca Avrupa tıp fakültelerinde yegâne tıp kitabı olarak okutulmuştur.
Sıra Sizde 19 : Müslümanların ilme hizmetleri nelerdir?
insanlığın bugün sahip olduğu ilim ve teknikte Müslüman âlimlerin büyük payı vardır. Yirminci yüzyılda, artık baş döndürücü bir sürate ulaşan fen bilgileri ve teknik harikaların temel bilgilerinin hemen hepsinin islam dünyasında yetişen ilim adamlarının kitaplarına dayandığı ve esaslarının oradan alındığı görülmektedir. Tıp, matematik, astronomi, şzik, kimya, biyoloji gibi pek çok ana bilim dalında islam dünyasında yüzyıllar boyunca yazılmış ve hepsi çok kıymetli bilgilerle dolu kitaplar, dünyanın meşhur kütüphanelerinin en kıymetli eserleri olarak muhafaza edilmektedir. islamiyet’in doğuşundan itibaren on sekizinci yüzyıla gelinceye kadar çeşitli islam memleketlerinde yetişen âlimlerin bir ibadet vecdi içinde geceli gündüzlü yaptıkları çalışmalar, dünyayı aydınlatmış, yeni yeni ilmî keşişeri ve teknik buluşları ortaya çıkarmıştır. Birunî’nin nerdeyse her konuda bir sözü vardır. Birçok konuda ilk söyleyen kişidir. Meselâ, “Her şey dünyanın merkezine düşüyor. Bu da gösteriyor ki, o merkezde çekicilik var. işte bu yerçekimi, yeryüzündeki nesnelerin dışarı fırlamasına mani olmaktadır.” Diyerek yerçekimi kanununu Newton’dan yüzyıllar önce tesbit etti. Dünya çapının tayinini de ilk defa Birunî yaptı. Yaptığı çalışmaların neticesinde görmeden Amerika kıtasının varlığından bahsetmiştir.
Sıra Sizde 20 : Esnafın eğitimi ve teşkilatlanması nasıldı?
Esnaf, genel olarak usta çırak ilişkisi içerisinde meslek öğrenir, ahlâken olgunlaşması ve dayanışma için ahilik teşkilatı çerçevesinde faaliyette bulunurdu. Ahiler ve ahi şeyhleri, esnafın eksiklerini giderir, kendi içinde bir kontrol sistemi oluşturarak ahalinin ve esnafın zararını önlemeye yönelik çalışmalar yaparlardı.
ÖZET 1 : Orta Çağ islam ve Türk dünyasında eğitimin doğuş nedenlerini karşılaştırabilmek Hz. Peygamber’in “ilim Çin’de de olsa alınız”, “ilim müminin yitiğidir, onu nerede görürse alsın” hadis-i şerişeri ve uygulamaları, Müslümanların din ilimlerinin yanında fen bilgileri ile de uğraşmalarına, hatta başka din ve milletlere ait kitapların Arapçaya tercüme edilerek faydalanmalarına sebep oldu. Emevîler döneminden itibaren başlatılan çalışmalar, Abbasi halifesi Memun zamanında Bağdat’ta Beytülhikme çeviri biriminin oluşturulması ile yeni bir ivme kazandı. Yapılan ilmî çalışmalarla Bağdat, şam, Kurtuba, Kahire gibi ilim ve kültür merkezlerinde kitap sayıları yüz binleri bulan kütüphaneler kuruldu. Bu kütüphane ve ilim merkezlerinden Abbasilerin başkenti Bağdat ve Endülüs Emevilerinin başkenti Kurtuba ilim ve kültür yarışında birbirleri ile rekabet eder oldular. Bu sırada Avrupa krallarının en büyük kütüphanesinde kitap sayısı 1000’i bulmuyordu. Hülagu’nun 1258 yılında Bağdat’ı işgal edip yakıp yıkması buranın yıldızını söndürdü. Kurtuba da ispanyolların talanı ile tahrip oldu. Bu kültür merkezlerinde eğitim alan ve çeşitli sebeplerle çok az sayıda kitabı elde edebilen Avrupa’da bilimsel araştırmaların kıvılcımı parladı.
ÖZET 2 : Orta Çağ islam ve Türk dünyasındaki eğitim sisteminin özelliklerini açıklayabilmek?
Hz. Peygamber döneminden itibaren küttâb adı verilen sıbyan mektebi mahiyetinde okullar vardı. Burada temel eğitim verilirdi. Daha üst seviyede eğitim için mescid ve camilerde ilim sahipleri halkalar oluşturarak taliplerine eğitim verirlerdi. Bu uygulamada Medine’de Mescid-i Nebevî öncü rolünü oynamıştır. Daha sonra fethedilen yerlerde açılan cami ve mescidlerde de aynı uygulama devam etti. Mısır’da Amr Camii, şam’da Ümeyye Camii, Bağdat’ta Mansur Camii, Endülüs’te Kurtuba Camii örnek olarak verilebilir. Daha sonra mescidin yakınlarında eğitim için gelenler için evler tahsis edilmeye başlandı. Bazı halife ve sultanlar mescid çevresinde veya bitişik odalar yaparak öğrenci ve hocaların kalacağı yerler inşa ettiler. Daha sonraları bu iş için bağımsız yapılar; cami, medrese, türbe, imaret, türbe, tekke ve lojmanlardan oluşan külliyeler inşa edilmeye başlandı. Bunların yapımı, yaşatılması, hoca ve öğrencilerin masraşarı için vakışar tahsis edildi. Eğitim işi daha çok kişilerin yaptıkları vakıflar tarafından karşılandı. Mısır’da Fatimilerin Ezher Medresesi’ni kurup şii misyonerleri yetiştirerek inançlarını yayma çalışmaları, Selçuklu sultan ve devlet adamlarını tedbir arayışına itti. Sultan Alparslan’ın veziri Nizamülmülk’ün girişimleriyle Nişabur, Bağdat, Amul, Isfahan, şiraz gibi Selçuklu şehirlerinde Nizamiye medreseleri açılmaya başlandı. Bu medreselerde yüksek seviyede âlimler dersler verdi. Birçok âlim yetişti. Bunlar din hizmetlerinde ve Selçuklu bürokrasisinde görev yaptılar. Daha sonraları bu medreselerin yapı tarzı ve programları Suriye, Anadolu, Mısır, Orta Asya ve Hindistan coğrafyalarında başarılı bir şekilde uygulandı. Bu medreselerde din eğitiminin yanında fen bilgileri de okutuldu. Çağlarını aşıp yüzyıllar sonra bile el kitabı olarak kullanılacak eserler yazıldı. Selçuklu Türkleri, şehzadelerini tecrübeli komutan ve devlet adamlarının nezaretinde bizzat uygulamanın içinde eğitip yetiştirdiler. Esnaf, ahilik teşkilatı kontrolünde usta-çırak ilişkisi içerisinde eğitildi. Darüşşifa, şifahane ve bimaristan adlarıyla açılan hastanelerde hem hastalar tedavi edildi, hem de uygulamalı tıp eğitimi verildi. Tekke ve zaviyelerde tasavvuf ehli olgun kimseler tarafından insanlar ahlâken eğitildiler. Çeşitli konulardaki eksikliklerini gidererek kendilerine, ailelerine ve topluma faydalı insanlar olarak yetiştirildiler. Selçuklulardan Osmanlılara intikalen eden alperen insan tipinin ortaya çıkmasını sağladılar.
ÖZET 3 : Orta Çağ islam ve Türk devlet/topluluklarında yaşanan eğitim hareketlerinin özelliklerini listeleyebilmek Orta Çağ islam ve Türk devlet/topluluklarında eğitim ve öğretimin oldukça önemli bir yeri bulunmaktadır. Hz. Peygamber’in Bedir Savaşı’ndaki esirlerden her okuma yazma bilenin on Müslüman çocuğa da okuma yazma öğretmesi şartıyla serbest kalmasını buyurması eğitime verilen önemi göz önüne seren bir örnektir. Eğitimi başarılı şekilde tamamlayan öğrenciler için resmigeçit yapılması, hediyeler alınması, ödüller verilmesi de eğitime verilen önemin bir başka göstergesi olarak kabul edilebilir. Eğitim hareketlerinin özelliklerinden biri, islam’ın gerektirdiği iyi ahlaklı kişilerin yetiştirilmesi için dini bilgilerin öğretilmesinin yanı sıra matematik, astronomi, tıp, edebiyat, şiir, hitabet, geometri, mantık, felsefe, müzik, yüzme, binicilik gibi alanlarda da eğitimin verilmesidir. Diğer bir ifadeyle çok yönlü bir eğitim anlayışı egemendir. Derslerde genellikle ezberleme, tekrar, müzakere gibi yöntemler kullanılmıştır. Bu dönemlerde birçok çeviri eserin yapıldı ve ayrıca çok çeşitli alanlarda da temel kaynak olarak kullanılabilecek eserlerin üretildiği görülmektedir. Ayrıca öğrencilerin kendi ilgi, yetenek, zekâları ölçüsünde dersler aldığı, eğitim programının öğrencin geleceğine ve ileride yerine getirmesi beklenen görevine uygun şekilde hazırlanması, öğrencisine kendisini kabul ettiremeyen ya da kendini yeterli görmeyen kişinin ilgili öğrenciye öğretmenlik yapmaması ve öğrencinin eğitim hayatında ümitsizlik ve bıkkınlık yaşamaması gibi konulara dikkat edildiği görülmektedir.
ÖZET 4 : islam ve Türk dünyası bilim ve kültür çevresinde yetişen belli başlı bilginleri açıklayabilmek?
islam ve Türk dünyasında Farabî, ibni Sina, Birunî, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Nizamülmülk, Ahmet Yesevi, Âşık Paşa, Yunus Emre, Mevlâna Celaleddin Rumî, Hacı Bektaş Veli, Nasrettin Hoca gibi ilim sahipleri yetişmiştir. Farabi, matematik, astronomi, müzik, şzik, biyoloji, tıp, mantık, siyaset alanlarında çeşitli eserler vermiştir. ibni Sina, özellikle tıp alanında büyük yenilikler ve keşişer yapmış olup Kanun adlı kitabı yüzyıllarca tıp alanında kaynak kitap olarak okutulmuştur. Birunî, astronomi alanına eğilmiş ve bir rasathane kurmuş olup yanı sıra tıp, şzik, matematik, tarih gibi pek çok alanda çok sayıda ilmi eserler üretmiştir. Kaşgarlı Mahmut, Türkçeyi Araplara öğretmek amacını taşıyan Dîvânü Lügati’t Türk adlı eseriyle ilk Türkçe sözlük ve dil bilgisi kitabını yazmıştır. Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig adlı eseriyle ahlak, hukuk ve devlet yönetimiyle ilgili konularda önemli şkirler ileri sürmüştür. Vezirlik ve devlet adamlığı yapmış olan Nizamülmülk, Siyasetname adlı eseriyle Türk devlet adamlarının yetişmesinde etkili olmuştur. Ahmet Yesevi, Hikmet adı verilen öğretici şiirleriyle birçok derviş yetiştirmiş, Türk nüfusunun artması ve islamiyet’in yayılmasında etkin rol oynamıştır. Türkçenin gelişiminde öncülük yapan Aşık Paşa, eserlerinde yurt sevgisi, dostluk, kardeşlik gibi konulara tasavvuş bir dille değinmiştir. Bir tasavvuf şairi ve düşünürü olan Yunus Emre, eserleriyle Türkçenin zenginleşmesine ve değerlerin nesilden nesile Türkçe olarak aktarımına katkı sağlamıştır. Mevlevilik tarikatının kurucu olan Mevlâna Celaleddin Rumî, eserlerinde hoşgörü, insan sevgisi, ahlak değerleri konu almıştır. Anadolu’nun Türkleşip islamlaşmasına öncülük etmiş olan diğer bir düşünür olan Hacı Bektaş Veli, daha çok tasavvuf, sevgi, hoşgörü, sırdaşlık gibi konulara yoğunlaşmıştır. Nasrettin Hoca ise fıkralarıyla kıvrak zekâ örnekleri sunmuş, özellikle eleştirel b
ÜNİTE – 4
Osmanlı Klasik Döneminde Eğitim (1300-1774)
Osmanlı toplumunda tekke ve zaviyeler önemli eğitim, kültür ve ilim mekânlarıdır. Akıldan çok gönle hitap ederler. Bireysel tercihler, talepler oldukça ön plandadır.
ibtidaî Mektep: Tanzimat döneminde açılan modern ilköğretim okullarıdır.
Vakıf, islam toplumlarının en önemli kurumlarından biridir. Devletin yapması gereken pek çok işi vakışar
üstlenmiştir. Medreseler vakışar sayesinde yaşayabilmiştir.
Medrese talebelerinin üç aylarda çeşitli dinî hizmetleri yapmak üzere farklı yerlere dağılmalarına “cerre çıkmak” denir.
Medreseyi bitirene hocası tarafından verilen belgeye icazetnâme denir.
Osmanlı âlimlerinin klasik/otorite kitaplara yazdıkları açıklayıcı, özetleyici ya da eleştiri metinlerine şerh,haşiye, tahşiye ve talik denilir. Bu eserler de özgün kitaplar gibidir ve oldukça değerlidir.
Beşik uleması: Medresedeki bozulmayı anlatan bir ifade olup, özellikle ulema çocuklarının çok küçük yaşlarda müderris olarak atanmasını eleştirmek üzere ortaya çıkmıştır.
Enderun’a Müslüman çocuklarının alınmamasının önemli sebepleri vardır.
Osmanlı medreselerinde eğitim dili Türkçedir. Türkçenin korunması, gelişmesi ve zenginleşmesi medrese sayesinde mümkün olmuştur.
Matbaanın geç gelmesine yönelik yaygın söylem yanlıştır. Belki matbaanın yaygın hâle gelmemesinden bahsedilebilir.
Matbaanın Müslümanlar arasında yaygınlaşmamasının nedeni, geniş halk kitlesinin okuma yazma bilmemesi ve din dışı konulara ilgisizliktir.
Osmanlı Devleti’nin gayrimüslim tebasının açtığı okullara azınlık okulları denir.
Osmanlı Devleti topraklarında tebaası olmadığı halde yabancı devletlerin misyonerlik amaçlı açtıkları okullara yabancı okulları denmiştir.
Sıra Sizde 1 : Klasik dönem Osmanlı eğitiminde önde gelen yaygın eğitim kurumları nelerdir? Buralarda hangi tür bilgiler, nasıl ve kimler tarafından öğretilirdi?
Klasik dönem Osmanlı eğitim sisteminde yaygın eğitim kurumları şunlardır: Camiler, mescitler, ribat, tekke, zaviye, kervansaray, ahi teşkilatları, loncalar, kütüphaneler, sahaşar ve kitapçı dükkânları, âlim ve devlet adamlarının ev konak ve sarayları ile kahvehaneler. Buralarda insanlar, temel dinî bilgiler yanında günlük hayatta ihtiyaç duyduğu bilgi, davranış ve kültür unsurlarını öğrenirdi. Her kurumda eğitim veren farklı kimseler vardır. Camide imam ve müezzin, tekkede şeyh, ticarette kethüda ve ustalar, kütüphanede hafız-ı küttap vd.
Sıra Sizde 2 : Medresenin alt yapısı olan sıbyan mekteplerinin temel özellikleri nelerdir? Sizce özgün yönleri var mıdır?
Sıbyan mektepleri ilköğretim düzeyinde okullardır. Her isteyen çocuğunu gönderebilirdi. Hemen her mahallede bulunur, kız ve erkekler karışık okur ve basit düzeydedinî bilgiler öğretilirdi. Bunun yanında yazı ve matematik de öğretilirdi. Belli bir plan ve programı yoktu. Bu bakımdan geleneksel bir okul sayılır. Başarılı çocuklar medreseye gönderilirdi. Fatih Dönemi’nde sıbyan mektebi hocası yetiştirmek için girişimler yapılmıştır.
Sıra Sizde 3 : Medresenin temel amacı nedir? Burada hangi temel dersler okutulurdu? Medrese ve vakıf ilişkisi hakkında neler söylenebilir?
Medresenin temel amacı islami ilimleri en yüksek düzeyde öğretmek ve zamanın gereklerine göre toplumun sorunlarına çareler üretmektir. Bu amaçla medreselerde iki tür ders okutulmuştur. Öncellikle üst düzey dinî dersleri okuyabilmek için araç dersler: Dil, gramer, mantık, retorik ve koltuk dersleri olarak bilinen, matematik, geometri, astronomi sağlık bilimleri vb. ikinci olarak ise temel islami ilimler, fıkıh, tefsir, hadis ve kelam. Her medrese bir vakfa bağlıydı ve temel gereksinimler buradan karşılanırdı.
Sıra Sizde 4 : Fatih ve Kanuni döneminde medreselerde meydana gelen temel değişiklikler nelerdir? Sizce medresede eğitim yönteminin özgün yönleri var mıdır?
Fatih Dönemi’nde Osmanlı medreselerinde köklü dönüşümler yaşanmıştır. Esaslı bir hiyerarşi oluşmuş ve sekiz aşamalı sistem kurulmuştur. Kanuni Dönemi’nde sadece belli derslerin okunduğu ihtisas medreseleri kurulmuştur. Bunlar en üst düzey medreseler olmuştur. Medresedeki öğrenme yöntemi ezberdir. Ama bunun yanında birlikte çalışma, tartışma, sorgulama ve akran öğretimi yöntemleri de sıkça kullanılmıştır. Öğretimde müderris esastır ve klasik eserlere bağlı bir ders yapılırdı. Bu eserler üzerine “şerh, haşiye, talik” adında özgün katkılar ve eleştiriler getiren kitaplar yazılmıştır.
Sıra Sizde 5 : Osmanlı medreselerinin gerileme sebepleri konusunda öne sürülen başlıca eleştiriler nelerdir? Bu sebeplerin günümüz üniversitesiyle ilgisi ve benzerliği var mıdır?
Medreselerin geri kalması devletin diğer kurumlarının da bozulmasına paraleldir. Siyasal iktidarın kontrolü, rüşvet ve kayırma, hak etmeyenlerin makamlara getirilmesi, akli ilimlere gerekli değerin verilmemesi, talebe isyanları, tembellik en temel sebepler arasında sayılabilir.
Sıra Sizde 6 : Enderun Mektebinin devlet ve toplum için önemi nedir? Devşirme, hangi esaslara göre yapılmıştır ve Müslüman çocuklar niçin devşirilmemiştir?
Enderun Mektebi ülke sınırları içinde en yetenekli insanların seçilip, devlet hizmetine alındığı üst düzey saray okuludur. Bu sayede çok yetenekli insanlar değerlendirilmiştir. Devşirme sıkı kurallara göre yapılmıştır. Gönüllülük esastır ve her devşirme kayıt altındadır. Müslüman çocukların devşirilmemesinin temel sebebi hanedana güçlü Türk ailelerinin rakip çıkması ihtimalidir. Diğer bir sebep, gayrimüslimlerin devlete daha sağlam bağlanmalarını sağlamaktır.
Sıra Sizde 7 : Matbaanın Osmanlı’ya geç geldiğine dair yaygın kanaat doğru mudur? Matbaanın geç gelmesi hangi sebeplerle açıklanabilir?
Matbaanın Osmanlı toplumuna geç gelmesi söylemi göreceli bir yorumdur. Zira 1492’den itibaren istanbul’da basım yapılmaktadır. Müslümanlar arasında matbaanın geç kullanıma girmesinin sebebi, “o dönemde geniş halk kitlesinin okuma yazma bilmemesi ve din dışı konulara ilgi duymamasıdır.” Hattatların işsiz kalma korkusu ya da âlimlerin yeniliğe karşı gelmesi gibi yorumların, tarihsel ve sosyolojik gerçekliklerle ilgisi yoktur.
ÖZET 1 : Osmanlı klasik dönemi eğitim kurumları hakkında genel bilgiler edinmek ve bu kurumlar arasında belli kategoriler oluşturabilmek Osmanlı klasik dönemi denildiğinde, Fatih Dönemi’nden 18. yüzyılın son çeyreğine kadar olan dönem anlaşılır. Osmanlı devlet yetkilileri başlangıçtan itibaren ilme, ilim adamlarına ve ilmî kuruluşlara önem vermişlerdir. Devletin kuruluşundan itibaren ilk Osmanlı medreseleri de oluşturulmaya başlanmıştır. Selçuklu eğitim mirası üzerinde iyileştirmeler ve yenilemeler yapılmıştır. Osmanlı eğitim tarihinde devletin kurulmasından Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar özgün bir üslup ve yapının geliştiği söylenemez. Ancak bu tarihten sonra Osmanlı’ya özgün eğitim yapıları, teşkilatı ve eğitim öğretim yöntemi ortaya çıkmıştır. Bu süreçte Osmanlı medreselerine daha çok dışardan âlimler davet edilmiştir.
ÖZET 2 : Klasik dönem Osmanlı eğitiminde örgün ve yaygın eğitim kurumları gelişmiş ve bunlar varlıklarını devletin sonuna kadar devam ettirmiştir. Klasik dönem Osmanlı eğitim tarihinde “yaygın eğitim” kurumları, burada görev yapanlar ve eğitimin temel niteliği hakkında bilgiler edinmek Klasik dönem Osmanlı eğitim hayatında doğrudan devlet eliyle olmayan, kendine özgü bir mekanizmayla varlığını devam ettiren kurumlar vardır. Bunların başında, camiler, tekke ve zaviyeler, ribatlar, hanlar, kervansaraylar, kütüphaneler, kahvehaneler, kitapçılar ve sahaf çarşıları, âlim-edip-şair ve devlet adamlarının evleri gelmektedir. Bu merkezler, bütün toplum kesimlerine ilim, kültür, ticaret, sanat, ahlak, gelenek vb. konularda hizmet sunardı. Her birinin kendine göre yöntemi bulunurdu. Yine bu kurumların personel ve teşkilat yapıları da biri birinden farklı lık gösterebilirdi. Osmanlı toplumu günlük hayatında nasıl davranacağına dair bilgi ve davranışları büyük ölçüde bu kurumlarda informal yollarla sağlardı. Buralardan faydalanmak çoğunlukla ücretsizdi ve isteğe bağlıydı.
ÖZET 3 : islam ve Osmanlı eğitim tarihinin en önemli kurumu olan medreseler ve bu kurumların çeşitleri, işleyişleri, okutulan bilimler, gerilemeleri gibi konularda farklı yorumlara ulaşmak, Türk eğitim tarihinin özgün kurumların farkına varmak Osmanlı eğitim sisteminin en önemli kurumu medresedir. Medresenin altyapısı konumunda ilköğretim düzeyinde sıbyan/mahaller mektepleri vardır. Bu kurumlarda temel islami bilgiler yanında basit düzeyde yazı ve matematik de öğretilirdi. Kız ve erkeklerin birlikte gittiği sıbyan mektebi hemen her mahallede bulunurdu. Belli bir planı, programı yoktu, çoğu bir vakfa bağlıydı. Burada çalışkan, zeki talebeler medreseye gönderilirdi. Bütün medreseler bir vakfa bağlıdır. Fatih ve Kanuni döneminde gelişmişler, alt bölümleri oluşmuş ve ihtisas medreseleri (sadece tıp eğitim ve öğretimi yapan Darüşşifa ve Darüttıp, Kur’an’ın okunması ve ezberlenmesini sağlayan Darülkurra, Hadis araştırmaları yapan Darülhadis) kurulmuştur. Medresenin temel amacı, islami ilimleri en üst düzeyde öğreterek, toplumun yararına sunmaktır. Bu amaca ulaşmak için temel islami ilimlerin (Usul-i fıkıh, tefsir, hadis, kelam) yanında aklî ilimler (matematik, felsefe, şzik, astronomi) de okutulmuştur. Medresede en önemli kişi müderristir. Onun danişmend adında yardımcıları vardır. Uzun yıllar devam eden medrese eğitimini tamamlayanlar altında müderrisin imzası bulunan icazetnâme alırlardı. Medreseden mezun olanlar, kadı, müderris ve üst düzey devlet bürokrasisinde memur olabilirdi. Müderrislerin memleketleri çok değişikti. Medresede temel öğrenme yöntemi ezberdi. Bunun yanında tartışma, müzakere, etkili konuşma gibi yöntemler de uygulanırdı. Temel kitaplar ciddiyetle okunur hatta ezberlenirdi. Medresede sıkı bir Arapça öğretimi yapılırdı ama eğitim dili Türkçeydi. Medrese mezunları islami eserlerin dili Arapçayı çok iyi bilmek zorundaydılar. Bunun yanında fen bilimleriyle de ilgilenenler olurdu. Fen bilimleri ve felsefe 17. yüzyıla kadar medreselerde etkili bir şekilde öğretilirken bu tarihlerde sonra zayışamıştır.
ÖZET 4 : Medreselerin temel amaçları, yaptıkları hizmetler ve bozulma nedenleri hakkında yeni yorumlara ulaşmak 17. yüzyılın başlarından itibaren siyasallaşma, iktidarın medreseleri kontrolü altına alması ve akli ilimlere verilen önemin azalması nedenleriyle gerileme ve bozulma hızlanmıştır. Medreselerin gerilemesinin en yaygın sebeplerinden biri, usulsüz atamalar, hak etmeyenlerin üst mevkilere gelmesi, kayırma ve rüşvet olarak sayılmaktadır. Bunun yanında talebe isyanları, vakıf idaresinin bozulmasıda etkili olmuştur. Ancak bu dönemde devletin diğer bütün kurumlarında bir bozulma meydana gelmiştir. Medreseler, asli görevi olan islami ilimleri son anlarına kadar başarılı bir şekilde öğretmişler ve topluma da hizmet etmişlerdi. Modernleşme döneminde devlet ve toplumun ihtiyaçları ve dünya düzenleri köklü olarak değişmeye yüz tuttuğu için, medreseler bu yeni düzene uyamamış, yerlerine yeni okullar açılmıştır.
ÖZET 5 : Osmanlı eğitim tarihinin özgün kurumlarından biri olan Enderun Mektebinin yanında azınlık ve yabancı okullar hakkında ön yargıların ötesinde doğru bilgilere ulaşmak Osmanlı Devleti’nde örgün eğitim kurumları arasında en önemlilerinden biri kuşkusuz bir Saray Okulu olan Enderun Mektebidir. II. Murat Dönemi’nde oluşan bu okul devletin yıkılışına kadar varlığını sürdürmüştür. Enderun’a belli aralıklarla titiz ve kayıtlı hâlde devşirme usulüyle talebe alınırdı. Müslüman çocukların devşirilmemesinin Türk devlet idare geleneği ve devletin gayrimüslim nüfus yapısıyla yakından ilgisi vardır. Devşirilen gayrimüslim çocukları sıkı bir eğitimden geçirildikten sonra en yetenekli, zeki ve dürüst olanlar saraya alınır farklı ilimler ve sanatlar öğretilirdi. Saray içinde uygulama yaparlar ve sonra devlete hizmet ederlerdi. Bunlar arasında çok sayıda sadrazam, beylerbeyi, baş mimar, kazasker vb. yetişmiştir. Bünyesinde çok farklı din ve etnik kökenden toplum barındıran Osmanlı Devleti sadece Müslümanların devleti değildir. Gayrimüslimler devlet içinde önemli bir yer tutar. Osmanlı Devleti içinde belli bir tabanı olan toplumların kültürlerini yaşatmak için açtıkları okullara azınlık okulları denir. Ermeni, Rum, Hristiyan, Yahudi, Süryani okulları gibi. Farklı düzeylerde okullar açan azınlıklar istedikleri eğitimi rahatlıkla vermişlerdir. 16. yüzyıldan itibaren ise Osmanlı Devleti sınırları içinde toplumsal bir tabanı olmadığı hâlde yabancı devletlerin açtıkları okullar vardır ki bunlara yabancı okulları denir. Fransız okulları, Alman okulları, Amerikan ve ingiliz okulları gibi. istanbul’da ilk yabancı okulu 1583’te Fransız Cizvitleri kurmuştur. Bu okullar uzun süre dinî eğitim vermişlerdir. Özellikle II. Mahmut Dönemi’nden sonra çoğalmaya ve devlet için tehlikeli olmaya başlamışlardır.
ÖZET 6 : Klasik dönem Osmanlı eğitimcileri ve bıraktıkları miras hakkında somut bilgiler edinmek Klasik dönem Osmanlı eğitiminde medreselerden, Enderun’dan ve askerî okullardan çok sayıda büyük islam âlimi, şair, hukukçu, edip, devlet adamı, asker, mimar, matematikçi vb. yetişmiştir. Bunlar arasında en önemlilerinden biri ilk Müslüman matbaacı ibrahim Müteferrika’dır. Matbaanın geç geldiğine dair yaygın bilgi doğru değildir. Matbaa istanbul’da 1492’den sonra Yahudi ve Ermeniler tarafından kullanılıyordu. Müslümanlar arasında okuma yazmanın düşüklüğü, okuma alışkanlığının ve dünyevi konulara ilginin azlığı nedeniyle matbaa yaygınlaşmamıştır. Müteferrika başta sözlük olmak üzere, dünyevi konularda birçok kitap basmıştır. Klasik dönem Osmanlı eğitiminde önemli olanlardan bazıları şunlardır: Ahlâk-ı Âlâ-i kitabıyla Kınalızâde Ali, Tarîkü’l Edeb eseriyle de Amasyalı Hüseyinoğlu Ali meşhurdur. Hacı Bayram Velî, Yazıcıoğlu Ahmed ve Mehmet, Erzurumlu ibrahim Hakkı tasavvuf alanında önde gelen eğitimcilerdir. 17. yüzyılın meşhur ahlakçılarından ve eğitimcilerinden biri Künhü’l-Ahrar adlı eseriyle tarihçi, şair, devlet adamı Gelibolulu Mustafa Âli’dir. Koçi Bey, Naima, Atâî, şair Nabi de eğitim ve ahlak konularında önde gelen isimlerdendir. Bu dönemin en önemli âlimlerinden biri kuşkusuz Avrupalıların Hacı Halife lakabıyla tanı dıkları Kâtip Çelebi’dir. Çelebi, gerek yazdığı eserler gerekse ilme, devlet ve toplum hayatına getirdiği eleştirilerle dönemin en önemli âlimlerinden biridir.