Final Devlet Borçları Final Ders Özeti

admin

Administrator
Yönetici
Admin
4 Eyl 2018
371
81
28
#1
ÜNİTE 5 TÜRKİYEDE İÇ BORÇLANMA
Türkiye'de İç Borçların Gelişimi
İç borçlanmanın sebepleri;


  • Büyüme hızındaki istikrarsızlık
  • Tüketim eğilimindeki yükseklik
  • Kamu harcamalarındaki hızlı artış
  • Vergilerin harcamaları karşılayacak düzeyde artırılamaması

İç ve dış borçlanma sebepleri kaynak yetersizliğine neden olmuştur.

Cumhuriyetin ilk yıllarında borçlanmanın amaçları;

  • Ekonomik kalkınmayı desteklemek
  • İkinci Dünya Savaşı döneminde savunma harcamaları
  • Sonraki yıllarda altyapı yatırımlarının finansmanı


*1980li yıllara kadar yararlanmada dış borçlanmaya ağırlık verilmişken bu tarihten sonra iç borçlanmaya gidildiği görülmektedir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında iç borçların gelişimi (1933-1960)

Bu dönemde borçlanma demir yolları finansmanı için yapılmış ilk borçlanma 1933 yılında Fevzipaşa - Diyarbakır arasındaki demiryolu inşası için ''Ergani istikrazı (borcu)" olarak gerçekleştirilmiştir.
İkinci Düna savaşı yıllarında savunma harcamalarını karşılamak sonraki yıllarda ise bütçe açıklarını finanse etmek amacıyla borçlanmaya gidilmiştir.
1959 döneminde ulaşılan iç borcun önemli bir kısmı Sosyal Güvenlik kurumlarına, Ticari bankalara ve Şirketlere Hazine kağıdı alma zorunluluğu getirilerek yapılmıştır.
1950 li yıllarda kamu kesimi finansman açıkları Kit açıklarından oluşmakla birlikte bunları finanse etmek için dolaylı yoldan satılan hazine kağıtları Merkez bankası tarafından karşılanmıştır.
Planlı Dönemden Sonra İç Borçların Gelişimi (1960-1980)
1960 yılında DPI'nin kurulmasının ardından 1963 yılından itibaren 5 yıllık kalkınma planı devreye sokulmuş fakat vergiler yetersiz kaldığından kısmi finansman açığı büyümüştür.
Borçlanma senetlerinin gelirleri Vergiden muaf tutulmuş 20 yıla varan ve şirketlere kanuni zorlamayla satılmıştır.
1961 yılında tasarruf bonosu adı altında yeni bir borçlanma türü devreye sokulmuş fakat bu senetlerin karaborsası oluşmuş ve büyük kayıplar yaşanmıştır.
60 lı yıllarda bütçede ve KİT'lerin mali yapılarında meydana gelen bozulmalar açıkların Merkez Bankası kaynaklarından karşılanmasına sebep olmuş, kaynakları hazineye kısa vadeli avans şeklinde kullandırılmış fakat avansların geri ödenmemesi sonucunda enflasyon söz konusu olmuştur.
1970li yıllarda ise dünya petrol krizi, kıbrıs barış harekatı, iç piyasadaki makroekonomik istikrarsızlıklar etkili olmuştur.
Devülasyon: Ulusal paranın dış satın alma gücünün düşürülmesidir.
1980-1990 Döneminde İç Borçlanma Gelişimi
98 sonrası dönemde 24 Ocak kararı ile devletin ekonomik yapıdaki payı azaltılarak piyasa ekonomisi ağırlıklı bir yapıya geçilmiştir.
1985 yılından itibaren sadece faiz ödemeleri bütçe içinde gösterilmeye başlanmış, Hazine tarafından düzenli olarak ihale yönetimiyle borçlanma uygulaması başlanmış.1991 yılında İMkb bünyesinde tahvil ve bono piyasası kurulmuştur.
Borç stokunu arttıran en temel etken Kamukesimi finansman açıklarıdır.
İç Borç Stokunu Yapısı
Devlet tahvilleri, hazine bonoları büyük ölçüde tahkim yasalarıyla kamu kuruluşlarından bazılarının kısa vadeli borçlarının konsolide edilerek Hazine tarafından üstlenmesiyle ortaya çıkan borçlar olan konsolide borçlar ve Merkez Bankasından alınan kısa vadeli avanslarının toplamından oluşmaktadır.
*80 sonrasında borç stoku içindeki en önemli pay konsolide borçlara aittir.
Faiz ve anapara ödemelerini ifade eden iç borç servisinin GSMH içindeki payı sürekli artmıştır bu durum kamunun kaynak bulmada zorlandığı anlamını taşır
*1989 yılında yerel yönetim seçimlerimdeki iktidar partisinin siyasi gücünün azalması ve işci eylemleri sonrasında %100 lerin üzerinde ücret zammı yapılması ile kamu açıklarının artışı hızlanmıştır.


Kamu açıklarının Dolaylı yoldan artmasının sebepleri:

  • 1987 yılında referandum ile eski siyasilerin yasaklarının kalkması
  • Siyasi rekabetin tarım kesimi üzerinde yoğunlaşması


Borç çevirme oranı: Borç servisi için ne kadar borçlandığını gösteren orandır.
*Borçların sürdürülebilirliği açısından borç çevirme oranı büyük önem taşımaktadır.
1990 sonrası iç Borçların Gelişimi
1990lı yıllarda sürdürülemez borç dinamiği ve mali sistemdeki dengesiz yapı 1994 ve 1999 krizlerinin yaşanmasına sebep olmuştur.
1994 öncesi bütçe faiz dış açık verirken bu dönemden itibaren faiz dışı fazla vermeye başlamıştır
Borç Stokundaki Gelişmeler= 1990 yılındaki iç borç stoku / GSMH oranının 2000 yılında yükselmesi borç stokunun milli gelirden daha hızlı yükseldiği anlamını koymuştur.
Mali piyasaların derinliği, mali sektörün gelişimi ve payları, mali araçlar ile mali fonların kullanımı yoğunluğu gibi temel göstergeler olup bunun ölçümünde M'Y / GSMH ve toplam finansal aktifler / GSMH göstergeleri kullanılır.
Vade yapısı ve Faiz Oranları= 1990 sonrası izlenen politikalar nedeniyle sürekli artışta olan iç borç stoku iç borç artışını olumsuz yönde etkilemiştir.
5 Nisan 1994 İstikrar Tedbirleri ile Merkez Bankasından alınan kısa vadeli avams oranları kademeli olarak azaltılmış 2001 yılında tamamen kaldırılmıştır.
Ekonomik ve siyasi istikrarsızların yaşanması sebebiyle vadeler kısalmış ve faiz yükü artmıştır.
Borç servisi gelişimi= iç borç stokundaki artış faiz ödemelerinin bütçeye olan yükünüde önemli ölçüde arttırmıştır.
1990 ve 2000 yıllarında faiz ödemelerindeki artışa bakıldığında;

  • 1991,1997,1999,2000 yıllarında iki haneli diğer yıllarda %100 üzerinde bir artış olduğu görülür. borçlanma faizlerinin reel anlamda ekonomik büyüme hızından, yüksek seyretmesi 1991 yılından sonraki dönemde borçların artış eğiliminde almasına neden olmuştur.
Borç stokunun alıcılara göre dağılımı= Devlet borçlanma senetlerinin en büyük alıcısı bankalardır.
1990 yılı sonrasından bono ve tahvillerin %90 na yakınını bankalar almış en düşük seviyede alımı yapanların tasarruf sahipleri olduğu görülmüştür.
İç Borç senetlerini alıcıları;

  • Bankalar
  • Kamu sektörü
  • Özel Sektör
  • Tasarruf sahipleridir
Bankaların en büyük alıcı olmaları, Hazinenin faiz oranını düşürmesine ve vadeyi uzatmasına engel teşkil etmiştir.
İç borç senetlerinin büyük çoğunluğunun bankaların ellerinde olmasının ortaya çıkardığı olumsuzluklar devletin iç borçlanmasındaki artışın özel sektör yatırımlarını dışladığı anlamını ortaya koymuştur.
2000'li Yıllarda İç Borçların Gelişimi
9 Aralık 1999 yılında ekonomik istikrar programıyla 2000 yılında girilmiş ve hedef olarak enflasyonu kontrol altına almayı ve ekonomik büyümeyi sürdürülebilir düzeye taşımak konmuştur.
Şubat 2001 krizinden sonra İMF desteği alınarak "Güçlü ekonomiye geçiş programı" uygulamaya konulmuştur.
İç borç stok artışı 2009 yılına kadar düşmüş fakat 2009 yılında yaşanan küresel kriz nedeniyle yeniden yükselişe geçmiş 2010 yılında seviye yine düşmüştür.
Döviz cinsinden iç borç stoku artışıda azalma potansiyelini sürdürmüştür.
Kamu Kesimi Borçlanma Gereğinin (KKBG) Gelişimi= 1999 yılında GSMH'ye oranı yüksek olan KKBG 2000 yılında uygulanan Makroekonomik uyum programı ile bu seviyede düşüş gözlenmiştir.
Borç stokundaki artışla KKBG arasında çok yakın bir ilişki gözlemlenmektedir.
2001 yılına kadar para stokunun GSMH'ye oranı artmış bu dönemden sonra sıkı mali politikalar sonrasında faiz dışı bütçe fazla vermiş ve bu oranda düşüş gözlemlenmiştir.
Bazı göstergelerin gelişimi = Ekonomik krizler sonrasında vadeler ciddi boyutlarda kısalmış fakat güçlü ekonomiye geçiş programı ile vade sürelerinde artış sağlanmıştır.
Borç çevirme oranı 2004-2007 yıllarında artışve azalışlar göstermiş
2009 yılında küresel kriz sebebiyle %156 seviyesine kadar ulaşmış fakat 2010 yılında %89 a kadar gerileme göstermiştir.
İç borç faiz ödemelerinin konsolide bütçe harcamaları içindeki payı 2000-2010 arasında düşüş eğiliminde olmuştur.
İç borç faizleri ile vergi gelirleri karşılaştırmasına bakıldığında düşüş seyri gözlenip içborç ödemeleri ile GSMH oranı 2003 yılından sonra azalma eğilimi göstermiştir.
İç Borçların Yapısı= Orjinal günah Kamunun finansman ihtiyacını karşılamak için kısa vadeli ya da döviz cinsinden borçlanmak zorunda bırakılmasına neden olmaktadır ve iç borçlanmanın artması orjinal göstergelerin bozulmasını beraberinde getirmiştir.
İç borçlanmanın yapısının değerlendirilmesinde ulusal para ve döviz yapısına bakılması gerekir.Vadelerin uzamas, borç çevirme oranının düşmesi, sabit faiz ve Türk lirası cinsi borçlarının payının artması Hazinenin borçlanmasını kolaylaştırmıştır.
*Orjinal günah= Ülkelerin kendi para birimleriyle yurtdışı ve yurtiçi piyasalarda uzun vadeli ve sabit faizle borçlanabilme kabiliyetini kaybetme durumudur.


Ünite 6 Türkiyede Dış Borçlanma

Dış Borçlanma

İç tasarruf yetersizliğini gidermeye ve yababcı para cinsinden ödeme gücü sağlamaya dış borçlanma denir. Dış borçlanma yapıldığında milli gelir artışı, ödemesinde ise milli gelir azalışı meydana gelmektedir.
Türkiye'nin Dış Borçlanma İhtiyaçları

  • Yurtiçi tasarrufların yeterli düzeyde almaması
  • Kamu harcamalarındaki aşırı büyüme
  • İhratacat-ithalat dengesizliği kaynaklı dış ticaret açığı
  • Sermaye malları ve teknoloji transferi ile dış borç anapara ve faiz servisi için gerekli döviz ihtiyacı.
İlk borçlanma 1854 yılında yapılmış, 1876 yılında borçların ödenemeyeceği (moratoryum) açıklanmış ve 1881 yılında borçların ödenmesi amacıyla Düyun-i Umumiye idaresi kurulmuştur. Bu idare Osmanlı dış borç servisini yönetmek amacıyla kurulan, kendini bazı devlet gelirleri (vergi gibi gelirlerin %25-30 kadarı) tahsis edilen ve yönetiminde alacaklı ülke (Almanya,ingiltere,fransa gibi) temsilcilerin yer aldığı kuruluştur.
1980 Öncesi Dış Borçlanma
1980 öncesi dış borçlanma dönemsel olarak aşağıdaki gibi sıralanabilir.

  • Cumhuriyetin ilk yıllarında dış borçlanma (1923-1939)
  • 2. Dünya Savaşı ve sonrası dönemde dış borçlanma (1939-1950)
  • Demokrat Parti döneminde dış borçlanma (1950-1959)
  • 1960-1980 döneminde dış borçlanma
Cumhuriyetin ilanı ile izlenecek ekonomi politikalarını belirlemek için Şubat 1923'te İzmir İktisat Kongresi gerçekleştirilmiş ve piyasa odaklı politikalar uygulanması belirlenmiş, devlete özel sektörü teşvik etme görevi düşmüştür. 1928 yılında devletçi politalar uygulanmaya başlanmış ve yabancı şirketler millileştirilmiş, döviz sıkıntısı nedeniyle dış borçlanmaya gidilmiştir.
İlk dış borç 1930 yılında ABD'den $10 milyon miktarında alınmıştır.
1928-1933 yılları sonunda 84 milyon tl dış borç oluşturmuştur.

  • 1934 yılında Sovyetlerden $8 milyon
  • 1937 yılında İngiltere'den 2.745.000 euro ve 1938 yılında toplam 16 milyon euro dış borç alınmıştır.
Osmanlı Devletinden devralınan burçların ödemesi 1954 yılında son bulmuştur.
2. Dünya savaşında savaşan ülkeler Türkiye'yi yanlarına çekmek için borç vermeye gönüllü olmuşlardır, bu nedenle dönem sonunda dış borç artmıştır. Kısa vadeli borçlar 58 milyon tlden , 648 bin tl düşerken uzun vadeli borçlar %266 artarak 356 milyon tlye ulaşmıştır.
Savaş sonrası Türkiye'de siyasi alanda yaşanan gelişmeler ve liberalleşme ABD ve batının gözünü Türkiye'ye yöneltmiş, bunun yanında Sovyet tehtidi nedeniyle yardım ve krediler artmıştır.
*Türkiye 1947 yılında İMF'ye üye olmuştur.
1947 yılında Truman Doktrini neticesinde ABD'den 100 milyon dolar borç alınmış dönem sonrasında meblağ 400milyondolar a ulaşmıştır.
Truman Doktrini = 1947 yılında ABD başkanı Harry Truman tarafından sovyet tehdidine karşı hazırlanan, komünizm tehdidi altındaki ülkelere ekonomik ve mali yardım esas alan plandır.
Türkiye savaşa girmemiş olsa da Marshall Planından da yararlanmıştır.
Marshall planı= 2. Dünya Savaşı sonrasında önerilen ve 1948-1951 yıllar arasında yürürlüğe konan aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 16 ülkeye ekonomik kalkınma amaçlı yardımı esas alan ABD kaynaklı bir plandır.
1954 yılında biriken borçlar ile ithalat yapılamaz hale gelmiştir. Bu borçlara Ariyere borç denir
1950'lerin ikinci yarısı itabariyle;

  • Ekonomik büyüme yavaşlamış
  • Enflasyon ve dış ticaret açığı artmış
  • Döviz rezervleri erimiştir. Bunun sonucunda Cumhuriyet tarihinde ilk defa moratoryum ilan edilmiştir.
Morotaryum= Bir ülkenin dış servisini (anapara ve faiz) ödemeyeceğini açıklamasıdır.
1960 Askeri darbesi'nden sonra DPT kurularak 5yıllık ekonomi kalkınma planları hazırlanmıştır. İlk 5 yıllık kalkınma planında dış kaynak ihtiyacının azaltılması ve uzun vadeli borçlanma hedeflenmiştir.
Konsorsiyum= Bazı hükemetlerin ve uluslararası kuruluşların az gelişmiş ülkelerin kalkınmalarını finanse etmek amacıyla kurdukları yardım kurullarıdır.
Dış borçlarla ilgili diğer sıkıntılar (1970lerde Dış Borç)

  • Arap-İsrail savaşı
  • Kıbrıs Barış Harekatı
  • Siyasi istikrarsızlıklar
  • Sürekli devülasyonlar
  • IMF ile stand-by anlaşmaları
  • Artan borçlanma maliyetleri

1980 Sonrası Dış Borçlanmanın Gelişimi
1980 sonrası dış borçlanma dönemsel olarak aşağıdaki gibi sıralanabilir.

  • 1980-1990 döneminde dış borçlanma
  • 1991-2001 döneminde dış borçlanma
24 Ocak 1980 ekonomik önlemler paketi ile ithalatın liberalizasyonu, ihracatın teşviki, turizm ve işçi dövizi girişinin teşviki uygulanmaya konulmuştur. Bunların yanı sıra kotalar kaldırılmış gümrük tarifeleri azaltılmış, kambiyo denetimi yumuşatılmış, esnek kur sistemi uygulanmaya başlamış faizler serbest bırakılmış, bürakrasi azaltılıp yabancı sermaye teşvik edilmiştir. Ağustos 1982 yılında başta meksika ile başlayan ve 34 az gelişmiş ülkenin morotoryum ilan etmesiyle Dünya Borç Krizi çıkmıştır. Türkiye ise bu dönemde ihracata yönelik sanayi stratejisine yönelmeyle 1980-1990 yılları arasında Hazine ve bankalar dışında Merkez Bankasında uluslararası piyasalardan gerçekleştirdiği sendikasyon kredileri dış borç ödemelerini zorlanmadan gerçekleştirebilmiştir. Sendikasyon Kredileri borç almak isteyenlere ortak koşullarda fon sağlamak için çeşitli ülkelere mensup banka ve diğer finansal kurumların bir araya gelmesiyle oluşan konsorsiyumun sağladığı kredilerdir. Bu krediler dış borç artışında bir başka etkendir.
*Borç Servis Oranı = Dış borç anapara ve faiz ödemelerinin ihracata ya da döviz kazançlarına oranıdır.
1990lı yıllarda dış borçların artmasının sebebi tasarruf yetersizliğidir. 1994 başlarında kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye kredi notunu düşürmesi ekonomik krize yol açmış, Türkiye'nin itibarı zedelendiği için borç bulma imkanı azalmıştır. Bunların sonucunda İMF ile yapılan stand-by anlaşması ile şu kararlar alınmıştır;

  • Sıkı maliye politikaları
  • Bütçe açığının ve borçlanma ihtiyacının azaltılması
  • Gümrük duvarlarının düşürülüp ithalatın libarelize edilmesi
  • Finansal baskının kaldırılması, sermaye hareketlerinin liberalleşmesi
  • Özelleştirme ve vergi reformu yapılması
2002 yılından sonra dış borçlanma
Mayıs 2001'de IMF ile yeni bir stand-by anlaşması yapılarak "Güçlü Ekonomiye Geçiş" adını taşıyan bir istikrar programı yürülüğü girer
Dünya bankası ve IMF tarafından belirlenen çok borçluluk kriterlerini gösteren tablo hazırlanmıştır.Tabloda bulunan 4 göstergeden 3'ü eşik değerinin üstünde ise söz konusu ülke çok borçlu tanımlanmaktadır.
2002 yılından itibaren dış borç göstergelerinde yaşanan olumlu yönde gelişmeler Türkiye'yi orta derecede borçlu ülke konumuna getirmiştir. Bununla birlikte özel sektörün oldukça yüksek dış borç yükü altında alması Türkiye ekonomisinde kredibilite riskinin ve bundan dolayı ekonominin kırılgan yapısının devam etmesine neden olmaktadır.


Ünite 7 Devlet Borçlanma Araçlarının İkincil Piyasaları
Kamu borç yönetimi ve ikincil piyasalar
Kamu borç yönetimi ekonomik amaçlarla ilişkili ekonominin borç tutarının miktarının ve değişiklere uğrayabilmesidir. Amacı devlet finansmanının ihtiyaçlarını ve buna bağlı olarak borçlanma stratejilerinin geliştirilip uygulanması, maliyet ve risk hedeflerinin sağlanması ile borçlanma araçlarının oluşturulup geliştirilmesidir.
Kamu borç yönetiminin amacı ve kapsamı= Birincil ve ikincil piyasaların etkinleştirilmesi ve likidite artırımı ile kamu finansman ihtiyacı ve iç-dış piyasalardaki gelişmeler minimum maliyet ile karşılanır. Kamu borç yönetiminin ana amacı devlet finansman ihtiyacının karşılanmasıdır. Devlet borçlanma likiditesini artırıcı ve risk primi azaltıcı borçlanma yöntemlerine başvurulur. İkincil piyasaların ana hedefi menkul kıymete likidite kazandırmak ve bir fiyat üreterek rekabetçi oranı oluşturmaktır.
İkincil piyasaların önemi ve gerekliliği= Menkul kıymetlerin ilk defa tasarruf sahipleri ile buluştuğu piyasalara birincil piyasa denir. Birincil piyasada ihraç edilen menkul kıymetlerin ilk ihraç sonrası alınıp satıldığı piyasalara ikincil piyasa denir. İkincil piyasaların önem ve gerekliliğinin bazıları;

  • Rekabetçi bir ortam sağlar ve borçlanma maliyetini minimize eder
  • Yatırımcıların karşılaştığı riskleri azaltır ve kamu borçlanma maliyetini azaltır.
  • Menkul kıymete likidite kazandırır ve fiyat üretir.
  • Borç yöneticilerine gösterge sunar
  • Özel sektör ikincil piyasalarının da oluşmasını sağlar.
  • Bankaların portföylerini daha rahat yönetmelerini sağlar
  • Faiz maliyetlerinin düşmesini sağlar
  • Yabancı yatırımcılarında devlet borçlanma araçlarını talep etmesini sağlar
İkincil piyasa için gerekli şartlar=

  • İkincil piyasaların faaliyeti kurumsal vergisel, idari ve yönetsel yapıların uyum içinde çalışmasını gerektirir.
  • Rekabet esas alınmalıdır.
  • Rekabeti oluşturacak katılımcı sayısının çokluğu gerekir.
  • Tüm katılımcılara bilgiler doğru ve tarafsızca verilmeli, asimetrik enfarmasyonların önüne geçilmelidir.
  • İşlem maliyetleri düşük olmalıdır
  • Katılımcılara eş değer davranılması gerekir
  • Kamu borçlanma sınırlarının belirlenmesi gibi faaliyetlerle piyasalara güven verilmelidir.
  • Kamu piyasa ihtiyaçlarına göre pozisyon almalı ve gerekli piyasa ihtiyaç araçlarını iştirak etmelidir
  • Endeksli değişken faizli yabancı para üzerinden borçlanma gibi araçların ihracını sürdürmelidir.
Devlet Borçlanma Araçlarının İkincil Piyasaları
Tahvil, bono piyasaları çeşitlenmiş özel ilişki temelli borçlanmadan piyasaya dayalı borçlanmaya geçilmiştir. TC adına hazine müsteşarlığı uzun vadeli borçlanma araçlar ile devlet borçlanma araçlarının merkezindedir.
Devlet Borçlanma Araçlarının İşlem yaptığı İkincil Piyasalar
a) İMKB Tahvil ve Bono Piyasası= 17 Haziran 1991'de kurulmuştur ve yatırım fiyatlarının piyasada rekabete açık şekilde belirlenmesini sağlar. Tahvil ve bono piyasası sabit getirili menkul kıymet sağlar. Tahvil ve bono piyasalarında açık bir şekilde yapılmasını sağlar. Tahvil ve bono piyasalarında işlem görecekler Kamuoyu Aydınlatma Platformunda duyrulduktan sonra ikinci iş günü işlem görmeye başlar. Repo, sabit getirili herhangi bir menkul kıymetin belli bir süre sonunda önceden tespit edilmiş şartlarda geri alma taahhüdünde bulunarak satımıdır. Menkul kıymeti geri satmak üzere olan tarafta ters repo yapar.
b) İMKB Yabancı Menkul Kıymetler Piyasası= Türk sermaye piyasalarının uluslararası piyasalarda rekabet gücünü arttırma amaçlı olup Türk ve Yabancı yatırımcılara ürün ile hizmet çeşitliliği sunmaktadır. Burada Uluslararası Tahvil Piyasası ile Euro Tahvil pazarlık işlemler platformu faaliyet göstermektedir.
Borsa dışı piyasalar= Organize bir borsa dışında yapılan işlemleri kapsayan, esnek ve gayri resmi nitelikte olup aracı kuruluşların haberleşerek menkul kıymetlerin el değişimini borsa dışında gerçekleştirdiği piyasalara tezgah üstü piyasalar denir. Belirli bir yerde olmayan bu piyasa işletim teknolojilerden faydalanan aracılarca yapılır. Bu piyasa üyeleri bir araya gelmeden borçlanma araçlarının alım satımını yapabilmektedir.
İkincil Piyasalar ve Piyasa Yapıcılığı Sistemi
Piyasa yapıcılar, devlet borçlanma araçlarını ihraç eden hazine ile piyasa arasında kendilerine tanınmış ayrıcalıklardan faydalanarak kar elde etmeyi amaçlayan kuruluşlardır.
Gelişmiş ülkelerde birincil piyasada sürekli ve etkin borçlanmanın sağlanması ile kamu borç maliyetlerinin düşürülmesi ayrıca ikincil piyasada likiditenin arttırılması amaçları için piyasa yapıcılığı sistemi mevcuttur.
Piyasa yapıcılığı sistemin amacı ve kapsamı = Arz talep dengesini korumak için sayılı kuruluşca yürütülen fiyat dalgalanmalarını önleme sistemi piyasa yapıcılığıdır.

  • Bir tür tampon görevi gören aracıdır.
  • Kamu borç maliyetini düşürecek bu sistemi pek çok ülke kullanmaktadır.
  • Birincil ve ikincil piyasalarda verimlilikte likiditeyi arttıran bir sistemdir
  • Risk primi yüksek sahalarda piyasa yapıcılara bu risk değeri indirgenir.
  • İhalelerde alınan devlet borçlanma araçlarını birbirine ya da başkalarına satan piyasa yapıcılar ikincil piyasayı oluşturur. Bu şirketler hazinece seçilir.
  • Ülkemizde bu sistem 4749 sayılı kanunca ifade edilmiştir. Bu sisteme 2000 yılında geçilmiştir. 2001 krizinden sonra askıya alınmış ancak 2002 yılında tekrar yürürlüğe girmiştir.
Piyasa yapıcılarının yeterlilik kriterleri= Resmi açıklama esas alınarak görev alan piyasa yapıcıların belli koşul ve kriterleri sağlamaları gerekir.

  • Yeterli fona sahip olmaları istenir ve bu bağlamda sermaye rasyolarına bakılır.
  • Düzenli ve yeterli raporlama kapasiteleri dikkate alınır
  • Piyasa yapıcılar; bankalar, sigorta ya da faktoring şirketleri olabilir. Ülkemizde finansal varlıklar dikkate alınınca bankalar piyasa yapıcılık görevini üstlenmişlerdir.
Piyasa Yapıcılara Sağlanan Haklar= Piyasa yapıcıların devlet iç borçlanma senedi ihalelerinde ihale günü saat 11:00 dan önce verilenn ihale sistemine göre ihalede oluşan fiyat veya ortalama fiyattan alım teklifine rekabetçi olmayan teklif denir. Daha önceden belirlenmiş fiyatlardan TC Merkez Bankası kanalıyla yapılan DİBS satışına TAP satışları denir.
Piyasa yapıcılarına tanınan haklar;

  • "Türk Dibs Piyasa Yapıcısı" ünvanını kullanma
  • Teminatsız ihalelere katılma müsadesi
  • Rekabetçi olmayan teklif sunabilme
  • İhale sonrası teklif verebilme
  • Para piyasalarında müsteşarlıkça yapılacak nakit işlemlerini yapma
  • TAP satışlarından faydalanma
  • DİBS ihraçlarına aracılık etme
  • Geri alım ve değişim ihalelerine katılabilme
  • İki temsilci ile piyasa yapıcılı danışma kurulu toplantılarına katılabilme
  • DİBS ödünç alma ve verme işlemlerine taraf olabilme
Piyasa yapıcılığı sisteminin amacı ve kapsamı
1) Birincil Piyasa Yükümlülükleri= Üç ayda bir asgari olarak Müsteşarlıkça ihraç edilen DİBS lerin net tutarının 0,6 ile çarpılması ve piyasa yapıcı sayısına bölünmesi ile elde edilen tutarı ayrıca Müsteşarlıkça ihale edilen DİBS lerin net tutarının 0,36 ile çarpılması ile piyasa yapıcı sayısına bölünmesi ile elde edilen tutarı birincil piyasadan almakla yükümlüdür.
2) İkincil Piyasa Yükümlülükleri= Piyasa yapıcının hergangi bir ayda aylık yükümlülüğünden fazla almış olduğu tutar bir sonraki ay yükümlülüklerinden mahsup edilir. Piyasa yapıcıları alım yükümlülüklerini sözleşmede ifade edilen katsayılar dikkate alınarak gerçekleştirebilir. Her üç ayda bir maddenin birinci fıkrasında yer alan yükümlülükler yenilenir ve bunu piyasa yapıcı yerine getirmelidir. Piyasa yapıcı ikincil piyasa likiditesini sağlamalıdır. Piyasa yapıcı müsteşarlıkça talep edilen veri çaparları hazırlayıp sunmakla yükümlüdür. Piyasa yapıcı diğer piyasa yapıcılarla birincil piyasayı tehdit edecek bir anlaşma yapamaz.
Ünite 8 Kamu Borç Yönetimi
Borç Yönetiminin Tanımı ve Kapsamı
Borç yönetimi genel olarak, devletin ekonomik bir politika oluşturabilmek amacıyla borçların gerek miktarında gerekse yapısında bileşiminde meydana getirdiği değişiklerdir.
Borç yönetiminin temel amacı, devletin finansman ihtiyacının ve ödeme yükümlülüklerinin mümkün olan düşük maliyetle orta ve uzun dönemli, güvenli bir risk unsuruyla sağlanmasının garanti edilmesidir.
Borç yönetimi politikası bilimsel anlamda, para politikası ve maliye politikasıyla birlikte ekonomik dengenin sağlanması amacıyla kullanılmaktadır. Borç Yönetiminde iki yaklaşım hakimdir.

  • Kıta avrupası yaklaşımı= Borç yöntemini daha çok dar anlamda ele alınarak "Borçların süresi geldiğinde ödenmesi" anlayışı yer almıştır.
  • Anglo-Sakson Yaklaşımı= Borç yönetimi, ekonomi politikasının bir parçası olarak kabul edilmiş ve ekonomik dengenin sağlanması amacıyla kamu borçlarının miktar ve bileşiminde değişiklik yapılması olarak gelişim göstermiştir.
Borç Yönetimi Faktörleri
Borçların miktar ve borçların bileşimindeki değişikliklere borç yönetimi faktörleri denir.
Borcun bileşimi; borcun alınmasından ödenmesine kadar geçen süresi (vadesi), borca karşılık uygulanan faiz oranı borcun sahip olduğu ayrıcalıklı ve garantiler gibi taşıdığı özeliklerdir. Borç miktarının artması borç bileşimlerini değiştirerek ekonomiye farklı etkiler getirmektedir. Bu farklılıkların en önemlisi borçların süresidir. Kısa süreli borçlanmaların likidite olanağı, uzun sürelilerden fazladır.
Borç Yönetimi Politikasının Para ve Maliye Politikalarıyla İlişkileri
Borç yönetiminin temel amaçları; kamu kesimi borçlanma gereği kadar finansman sağlama, uzun vadede risk primi ve dolayısıyla maliyeti minimize etme ve para politikasıyla paralel bir borçlanma yürütmektedir. Borç yönetimiyle borcun miktarı, birleşimi, vade yapısı ve alacaklılarına göre dağılımına yön verilebilmektedir. Bu açıdan borç yönetimi para politikasına daha yakındır.
Borç yönetimi ekonomiye yön vermek ve bazı sektörleri etkileyebilmek amacıyla da kullanılmaktadır. Bu açıdan ise maliye politikasına daha yakındır.
Maliye politikası ve para politikasının amaçları, ekonominin dengesinin sağlanması ve sürdürülmesinde birleşmektedir.
Para politikası fiyat istikrarını hedeflerini maliye politikasını kamu gelir ve harcama dengesini gözetmektedir. Borç yönetimi ekonomik politikanın amaçlarının daha etkin yerine getirilebilmesi için para politikası ile maliye politikası arasında köprü görevi görmektedir.
Olağan Borç Yönetimi (Borçların Ödenmesi)
Borç yönetimi olağan ve olağanüstü olmak üzere ikiye ayrılır.
Olağan borç yönetimi, borç alınması ve azaltma yöntemi olan ödemeyi kapsar. Borcun "itfası" ya da "amortismanı" borcun vadesi geldiğinde alacaklısına ödenmesidir. Borçların ortadan kalkması için olağan borcun amortismanıdır.
Borçların sona ermesinde iki yol vardır; borcun ödemelerle azaltılarak sonlandırılması veya ödeme yapılmadan azaltılarak sonlandırılmasıdır.
Borcun ödenmesi, vadesi gelen borcun vadesinde ödendiği (zorunlu ödeme) vadesi gelmemiş borcun devletin isteğiyle önceden ödenmesi (ihtiyari ödeme) olarak gerçekleştirilebilir.
Borcun ödeme yapılmadan sonlandırılması; devlet tarafından alınnan tek taraflı bir kararla borcun reddedilmesi ve morotoryum yoluyla sona erdirilmesinin yanı sıra uygulamada borcun kısmen ya da tamamen silinmesiyle de sağlanılabilir
Temerrüt= Vadesi gelen borcun ödenmemesidir.
Moratoryum= Temerrüt halinde dış borçların ödenmemesinde borçların yeniden yapılandırılmasına gidilerek yeni bir ödeme planının izlenmesidir.
*Borcun ödenmeden sonlandığı ya da azaldığı diğer yöntem: borcun tamamının veya bir kısmının alacaklı tarafından silinmesidir. Bu yöntem daha çok ödemede güçlükleri olan devletlerin özellikle dış alacaklarının o devlete yaptıkları bir iyiliktir.
Olağanüstü Borç Yönetimi
Hükümetlerin ekonomik açıdan beklenmeyen durumları ile karşılaşmaları sonucunda ortaya çıkan bir borç yönetimine olağanüstü borç yönetimi denir. Olağanüstü borç yönetimi temel olarak konsolidasyon ve konversiyon çalışmalarını kapsamaktadır.
Konsolidasyon(tahkim)= Kısa süreli borçların uzun süreli veya süresiz borç haline getirilmesidir. Konsolidasyonun asıl amacı borcun vadesini uzatmaktadır. Konsolidasyon işlemi isteğe bağlı (ihtiyari) ve zorunlu (cebri) konsolidasyon olarak ikiye ayrılır. İhtiyari konsolidasyonda alacaklılar, kısa vadeli tahvillerini uzun vadeli tahvillerle değiştirmede tamammen serbesttirler.
Cebri konsolidasyonda devlet, tek taraflı olarak hareket ettiğinden alacaklılara eski borç senetlerini yeni borç senetleri ile değiştirmek konusunda hiçbir seçme hakkı tanımaz
Konversion(Borçların değiştirilmesi)= Borç yükünü hafifletmek amacıyla başvurulan bir işlemdir. Konversiyon ile faiz oranı yüksek olan tahviller daha düşük faizli tahviller ile değiştirilebilir.

Konversiyon işleminin başarılı bir şekilde yapılabilmesi için gereken koşullar

  • Piyasa cari faiz oranının düşmesi gerekir
  • Devletin içinde bulunduğu mali durum sıkışık olmamalıdır.
  • Mümkün olduğunca basit ve anlaşılır bir şekilde yapılmalıdır
  • Düşürülecek faiz oranının piyasa faiz oranından biraz fazla olması gerekmektedir.
Konversiyonlar isteğe bağlı yada zorlayışla (ihtiyari-cebri) olarak uygulanabilir. İhtiyari konversiyonda tahvil sahibi faiz oranının düşürülmesini kabul ya da reddetme olanağına sahiptir. Cebri konversiyonda devlet bir kanun ile tahvillerin faiz oranlarının düşürüldüğünü ilan eder yada düşük tahviller ihraç ederek eskiden ihraç edilmiş yüksek faizli tahvillerle yeni çıkan düşük faizli tahvillerin değiştirilmesini zorunlu tutar.
Borç sözleşmesinin değiştirilmesi şekline göre konversiyonlar

  • Başa baştan yapılan konversiyon
  • Başa başın altında yapılan konversiyon
  • Kademelli konversiyon
  • Fark ödemeyi gerektiren konversiyon
Olağanüstü borç yönetiminde izlenecek diğer yollar=
Monetizasyon= Devlet borçlarının merkez bankasınca para basılarak ödenmesidir.
Olağanüstü vergi= Yüksek gelirli kesimlere devletçe uygulanan vergidir.