Vize Davranış Bilimleri Vize Ders Özeti

serkankacan69

Active member
12 Eyl 2018
152
57
28
#1
DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜNİTE 1

Davranış bilimleri, adından da anlaşılacağı gibi birkaç bilim dalından (disiplininden) oluşan bilimler grubudur. Bu

bilim disiplinleri, sosyoloji, sosyal psikoloji, antropoloji ve psikolojidir.

DAVRANIŞ ve DAVRANIŞ BİLİMLERİ

Davranış kavramının konusunu, insan davranışlarının arkasındaki temel motivasyonu, güdüleri, inanç ve tutumları

incelemek oluşturur.

Davranış tanımı: “organizmanın belirli bir uyarıcıya karşı gösterdiği bilinçli tepki dir.

Davranış bilimlerinin tanımı, insan davranışlarını ve bunların arkasındaki temel nedenleri (güdü, motiv, dürtü)

açıklayan bilimler setidir.

Davranış bilimlerinin temel amacı, örgütlerdeki insan davranışlarını açıklayarak örgütte çalışanlar ve çalışanlarla

yöneticiler arasındaki insan ilişkilerini daha üst düzeylere çıkarma bilgi ve yeteneğini geliştirmektir, insanın inançları,

tutumları ve davranışları ile ilgili süreçlerinin araştırılması ve ise insanı anlamak, davranışlarının arkasındaki temel

niyeti sorgulamak ve açıklamaya çalışmaktır.

Sosyal bilimler, en kısa tanımı:insanın tutum ve davranışlarını ve her tür eylemlerini sistematik olarak inceleyen bilim

dalı dır.

Davranış Bilimleri Dolaylı ilgili olduğu sosyal bilimlerin içinde;, ekonomi, tarih, siyasal bilimler, coğrafya, felsefe,

hukuk gibi bilimler yer alır.Siyaset bilimi, birey ve grupların politik bir ortamdaki davranışlarını inceler.

DAVRANIŞ BİLİMLERİNİN SINIFLAMASI

1-Doğa bilimleri:Doğa (fen) bilimleri başta fizik olmakla birlikte biyoloji, kimya gibi bilimlerdir. Doğa bilimleri

doğada gerçekleşen biyolojik ve fiziksel olaylarla ilgilenir.

2-Sosyal bilimler :insan yaşamını konu edinen bilimleri kapsar.Berelson ve Steiner'e göre Sosyal Bilimler; antropoloji,

ekonomi, tarih, siyaset bilimi, psikoloji ve sosyoloji gibi altı disiplini kapsayan bir bilimler grubudur.

Davranış bilimleri şu sorulardan hareketle insan davranışlarını inceler:

DAVRANIŞ BİLİMLERİNİN ÖZELLİKLERİ

gi bir örgütün iklimiyle ilgilidir,

car,

-Davranış bilimlerinin diğer bir özelliği, insanı biyolojik veya fiziksel bir varlık olarak değil; aksine onu düşünen,

hisseden ve duygulanan bir varlık olarak görür.

DAVRANIŞ BİLİMLERİ VE İLGİLİ BİLİM DALLARI

1-SOSYOLOJİ : 2-SOSYAL PSİKOLOJİ : 3-PSİKOLOJİ: 4-ANTROPOLOJİ:

1-SOSYOLOJİ :

-Sosyoloji, grupların veya toplumların oluşması, toplumsal değişim yasaları, toplumsal kurallar, grup davranışları,

grup dinamiği, toplumsal davranış düzlemi, kültürlenme, kültürleşme, kültürel değişme gibi konuları inceleyen bilim

dalıdır.

-Sosyoloji bireysel davranışlar yerine aile, din grupları, sapkın grup davranışı, siyasal gruplar, endüstriyel

organizasyonlar, ekonomi ve eğitim gibi konular üzerinde çalışır.

-Sosyologlar için önemli olan ihtiyaç, güdü, kişilik gibi bireysel faktörler değil, toplum ve toplumla olan ilişkiler yani

makro açıdan yaklaşım olmaktadır.

- Birey sosyolojinin doğrudan konuları arasında yer almaz. Toplumlar, kurumlar, örgütler ve gruplar sosyolojinin

başlıca inceleme alanlarıdır.

Sosyolojinin önemli bazı alt dalları

a-Bilgi sosyolojisi: Bilginin toplumsal gelişme ve değişmedeki rolünü ortaya koymaya çalışan bir bilim dalıdır.

b- Sanayi sosyolojisi: İşyerinin güvenliği, yapısı, verimlilik, sendikalaşma hareketleri, sanayi ve toplum ilişkileri,

işçi işveren ilişkileri gibi konuları inceler.

c-Kent sosyolojisi: kent yaşamının insan ve toplum üzerindeki etkileri, konutları, kentsel yaşam ve kentsel

yaşamın doğurduğu sorunlar, yeni kentlerin kuruluşu ve gelişmesi, kentlerin yerleşim düzeni gibi konuları inceler.

d-Hukuk sosyolojisi:

e-Siyaset sosyolojisi: Toplumların yapılarıyla siyasal rejimler arasındaki ilişkileri incelemek, bir siyasal rejim

tipolojisine ulaşmak, siyasal parti tiplerini, parti komisyonlarını ve parti sistemlerini incelemek, siyaset sosyolojisinin

konularını oluşturur.

f-Eğitim sosyolojisi: Eğitim düzeninin yapısını, kurumlarını ve işleyişini düzenlilikleriyle inceleyen toplumbilim

dalı.

2-SOSYAL PSİKOLOJİ :

-Sosyoloji ile psikolojinin ara kesitini oluşturur. Sosyal psikoloji, psikolojinin yaptığı gibi bireyi ele almaz, aksine

sosyolojinin yaptığı gibi grubu veya toplumu da inceleme konusu yapmaz; sosyal psikolojinin konusu, herhangi bir

grubun üyesi olan bireyin davranışını inceler.

-Sosyal psikologlar insan ilişkileri üzerinde durarak ilişki ve etkileşim koşullarının iyileştirmesine, insanlara daha

uyumlu ilişkiler geliştirebilmenin yollarını göstermeye çalışırlar. Temel amaç, bireyin davranışını ve bunun nedenlerini

sosyal çevre içinde farklı birey düzeyinde anlamak ve açıklamaktır. Burada incelenecek olan bireydir.

- Sosyal psikoloji insanların davranışlarını sosyal ve kültürel ortam içinde inceleyen psikoloji dalıdır.

-Sosyoloji ve alt dalları ise bireyin grup içindeki davranışlarını ve değişimini inceleme konusu yapar. --

-Sosyal psikoloji ise kişiler arası etkileşimlerle uğraşır. Psikolojinin yaptığı gibi gruptan veya toplumdan bağımsız

birey tekiyle ilgilenmediği gibi, sosyolojinin yaptığı gibi bireyden bağımsız grup veya toplumla da ilgilenmez.

Sosyal psikolojinin iki boyutu

Sosyal psikoloji tarihinde, bireysel yaklaşım taraftarları ile kültürel yaklaşım taraftarları arasında köklü bir tartışma

yapıla gelmiştir.

a-Psikolojik sosyal psikoloji: bireyin iç olaylarının sosyal davranışlarını nasıl şekillendirildiği ön plana çıkarılır.

b-Sosyolojik sosyal psikoloji: Yaklaşım, kişinin iç psikolojik olaylarına değil; kişiler arası olaylara, grup

düzeyine yöneliktir.

3-PSİKOLOJİ:

Psikoloji:insanların içten ve dıştan gelen uyarıcılara verdiği tepkiyi konu alan bir bilim dalıdır.

Psikolojinin amacı davranışı anlamak, tahmin etmek ve kontrol etmektir.

-Psikolojinin kapsamı içerisinde deneysel psikoloji, gelişme psikolojisi, endüstriyel psikoloji gibi alanlar da mevcuttur.

-18. yüzyıla kadar felsefenin kapsamı içinde incelenen psikoloji daha sonra bağımsız bir bilim olarak önem

kazanmaya başladı. Özellikle Wundt'un çalışmaları psikolojinin ayrı bir bilim dalı haline gelmesinde önemli bir yere

sahiptir.

-Duyumsamak, hissetmek, anlamak, algılamak, kavramak, düşünmek, zihinsel süreçleri kullanmak gibi somut veya

olgusal olmayan soyut olaylar psikolojinin konuları arasındadır.

Psikoloji biliminin temel amaçları

a-Betimleme: Bu amaç, birbiriyle ilişkili olan davranışların ve davranışları belirleyen koşulların

saptanmasını içerir.

b-Açıklama: Bu amaç, davranışları açıklayan genel ilkelerin ve kuramların oluşturulmasını kapsar.

c-Yordama: Bu amaç, davranışların önceden tahmin edilmesiyle ilgilidir.

d-Kontrol:

psikoloji, davranışların, yaşam tarzlarının, gelişme ve devamlılığın faktörlerini inceleyen bir bilim dalıdır. Deneysel bir

bilim dalı olan psikoloji, sadece dışa vurmuş davranışları değil bu davranışların arkasındaki niyetleri de inceler.

psikologlar iki önemli ilişki üzerinde dururlar: Bunlardan ilki, beyin ve davranış ilişkisi; ikincisi ise, çevre ve davranış

ilişkisidir.

Psikoloji bugün davranışı uyarıcı- organizma ve tepki bağlamında ele almaktadır.

Günümüzde psikoloji insan davranışlarının yanı sıra hayvan davranışlarını da incelemektedir.

Psikolojinin dalları

a-Deneysel Psikoloji, Duyum, algı, öğrenme, bellek, güdü ve davranışın fizyolojik temelleri gibi alanlarda

incelemeler yaparak davranışın temel nedenlerine ilişkin bilgi edinmeyi amaçlayan psikolojinin bir alt dalıdır.

Wundt'un deneysel çalışmalarıyla başlayan deneysel psikoloji, insan davranışını anlamak, kontrol etmek ve açıklamak

için deneysel yöntemi kullanır.

b-Gelişim Psikolojisi, Büyüme ve gelişme sonucu davranış ve bilişsel sistemde ortaya çıkan değişiklikleri

inceleyen psikoloji dalı.

c- Sosyal Psikoloji, Grup üyeliğinin bireyin davranışları, tutumları ve inançları üzerindeki etkileri ile ilgili bir

uzmanlık dalıdır. sosyal psikoloji, bir bireyin davranış, duygu veya düşüncelerinin diğer kişilerin davranış veya

özelliklerinden nasıl etkilendiğini inceleyen bir bilim dalıdır.

d- Uygulamalı Psikoloji, Psikolojinin değişik alanlarında ortaya konan ilkelere geliştirilen uygulamalı bir

psikoloji dalı.

e- Klinik Psikolojisi. Davranış bozukluklarını tanıma, tedavi etme ve nedenlerini bilimsel olarak araştırmayı

konu edinen psikoloji dalı. Duygusal bozukluklara tanı koyarak bunları psikoterapiyle tedavi etmek, klinik psikolojisinin

ilgi alanına girer.

4-ANTROPOLOJİ:

Antropoloji: insanın kökenini, biyolojik yapısını, somatik ve kültürel özelliklerini, toplumsal davranışlarını konu edinen

ve bunları kendine özgü yöntemleriyle inceleyen bilim dalıdır.

Konusu insan, toplumlar ve kültürlerdir

-insanlar ve toplumların neden birbirlerine benzediğinin ve değiştiklerinin araştırılması gibi konular gelmektedir.

Antropolojik incelemelerin temel hedefi insan davranışlarını etkileyen kurumların, kültürel yapının, inançların, değer

yargılarının ne olduğunun tespit edilmesidir.

Antropolojinin üzerinde durduğu bazı sorular

· İnsanlar ve toplumlar neden birbirine benziyor?

neden ya da nasıl değişiyor?

Antropoloji 2 ye ayrılır.

a-Kültürel antropoloji: insanın nesilden nesile aktarılan manevi yönü üzerinde durur.

Kültürel antropolojinin alt alanları

- Arkeoloji: Tarih öncesi uygarlıkları, özellikle kazılar yoluyla elde edilen maddî kalıntılarını yorumlayarak

inceleyen bilim dalıdır.

- Etnoloji: İnsanı konu edinen özellikle ilkel diye nitelenen insan topluluklarını ve onların kültürlerini

inceleyen bir disiplin.

-Lenguistik: Dillerin yapısal özelliklerini, konuşma biçimlerini inceler. Lengüistik ikiye ayrılır: Bunlardan

ilki tanımlayıcı lengüistik, diğeri de formel lengüistiktir. Tanımlayıcı lengüistik doğal lisanların bünyesini (fonetik,

morfolojik) ve kullanılmasını araştırır. Formel Lengüistik ise işaretler bilimidir.

b-Fiziksel antropoloji: İnsan ırklarını, insanın doğuştan modern hele gelinceye kadar geçirdiği

biyofizyolojik değişiklik ve aşamaları ve ırk karışımlarını ele alır.

Davranýº bilimlerini psikoloji, sosyoloji, sosyal psikoloji ve antropoloji disiplinlerinin oluºturduðu yukarýda

belirtilmiºti. Psikoloji insan davranýºlarýnda niçin? sorusuna cevap arar. Sosyoloji nasýl? sorusuyla ilgilenir.

Antropoloji çevre ile insan davranýºý arasýnda ne iliºki var sorusunu araºtýrýr.

ÜNİTE 2

İHTİYAÇLAR VE GÜDÜLER

İhtiyaç, insanda eksiklik veya yoksunluk hissi uyandıran, içsel ve dışsal, psikolojik veya fizyolojik her tür faktördür.

1-İhtiyaç Kavramı

İhtiyaç; fizyolojik veya psikolojik nitelikte olan bir nesnenin yoksunluðundan veya yetmezliðinden duyulan içsel

gerilimdir.

ihtiyaçları genel olarak aşağıdaki gibi iki kategoride ele almak mümkündür:

A- Birincil zorunlu (temel) İhtiyaçlar : Bu tür ihtiyaçlar insanýn yaºamasý için temel olan ihtiyaçlardýr. hava,

gýda ve su gibi fizyolojik ihtiyaçlardýr.

B-İkincil zorunlu olmayan İhtiyaçlar : Ýnsanlarýn toplumsal iliºkilerinin, sosyal statülerinin, sorumluluk,

görev ve rollerinin gereði olan ihtiyaçlardýr. Bu yönüyle bunlarý sosyal ihtiyaçlar olarak nitelendirmek mümkündür.

Ýkincil ihtiyaçlara; sevmek, sevilmek, ait olma hissi,

İhtiyaçların özellikleri

-İhtiyaçlar çok sayıdadır.

-Tatmin edildikçe şiddetleri azalır.

-İkame özellikleri vardır: Su yerine maden suyu, ayran veya meyve suyu içmek

- İhtiyaçların şiddeti farklıdır.

2-Güdü Kavramı

Güdü: Organizmayı belli bir amaca yönelik davranışa iten iç güce güdü adı verilir. İhtiyaçların karşılanması için

itici içsel güçlere ihtiyaç vardır ki bunlara da güdü diyoruz. Güdü, dürtüyü ve ihtiyacý kapsayan bir kavramdýr.

Güdülenme, insanın ihtiyaçlarını doyurmak, amaçlarını gerçekleştirmek için davranışta bulunmaya itilmesini

anlatır. , organizmanýn ihtiyaçlarýný karºýlamasý için onu harekete geçiren, hareketin yönünü belirleyen ve onu kontrol

eden güç olarak ifade edilebilir. Güdü (motiv) eylemine, güdüleme (motivasyon) denir ve organizmayý harekete geçiren

güç anlamýna gelmektedir Güdülenmeye neden olan zorlama, içsel ve dýºsal olabilir. Ýnsanýn davranýºa geçmesi,

içinden gelen zorlanmayla olduðunda buna içsel güdülenme, dýºtan gelen zorlamayla olduðunda buna dışsal güdülenme

denir. Örnek organizmanýn su ihtiyacý (dürtü) ile baºlayýp rahatlamasý ile son bulan bu sürece güdülenme denir.

içgüdü: Ýçgüdü kavramý ise çoðunlukla bir türe özgü ve belli bir türün tüm üyelerinde görülen ortak davranýºlardýr.

Bu ortak davranýºlar göçmen kuºlarýn belli mevsimlerde göç etmesinde, bir organizmanýn beslenme veya avlanma

biçiminde kendini gösterir. Ýçgüdüler kalýplaºmýº, kendilerine özgü (filogenetik) davranýºlarýdýr.

Dürtü: fizyolojik kökenli güdülere dürtü denmektedir. Dürtü; açlık, susuzluk, cinsellik, acı veren durumlardan kaçma

gibi biyolojik veya fizyolojik kökenli saiklerdir.

GÜDÜLERİN SINIFLANDIRILMASI

1-Birincil veya öğrenilmemiş güdü(primer): İnsan, yaşamını ve soyunu sürdürme arzusundadır. Bunun yolu,

güdülerini doyurmaktır. İnsanın cinsellik, güvenlik, merak gibi güdüleri doğuştan gelir. Bunlara birincil veya

öðrenilmemiº güdü denir. Bu tür güdülerin insaný davranýºa itme gücü yüksektir.

Kiºinin sonradan sosyal öðrenme yoluyla elde etmediði, aksine doðuºtan getirdiði birincil nitelikteki güdüleri

öðrenilmemiº güdülerdir.

-Açlık ve susuzluk güdüleri.

-Cinsellik ve analık güdüsü.

-Araştırma, faaliyet ve kurcalama güdüsü(merak)

2-ikincil veya öğrenilmiş güdü(sekonder): Öðrenilmiº veya diðer adýyla sosyal güdüler, öðrenme yoluyla sonradan

kazanýlmýº güdülerdir.

-Birlikte olma güdüsü.

-Güçlü olma güdüsü.

-Başarma güdüsü.

-Sosyal kabul görme güdüsü

GÜDÜLEME TEORÝLERÝ

1-KAPSAM TEORÝLERÝ :

Motivasyon veya güdüleme, Lâtince “movera” hareket ettirme fiilinden gelmektedir. İnsanı harekete geçiren ve

hareketinin yönünü belirleyen, onun düşüncesini yönlendiren içsel itilimleridir.

a-İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi(Abraham Maslow): ihtiyaçlar, kişinin id, ego ve süper egosundan

kaynaklanan güdülenmenin nasıl olduğunu açıklamaktadır. Burada “id” kişinin fizyolojik ihtiyaçlarıyla ilgili güdülerinin

kaynağıdır. Ego, kişinin çevresi ile ilişki/iletişim kurma, sosyal süreçlere girme gibi ihtiyaçlarını karşılamak için onu

güdüler. İd, kişinin fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için onun “ego”sunu uyarır.

-kişinin fizyolojik ihtiyaçları ile ilgili iken ego, onun sosyal ihtiyaçlarını karşılayan bir özellik gösterir.

-Süper ego ise id ve egodan gelen ihtiyaçların hangilerinin kabul edilebilir olduğu, hangisine olumlu tepki verilebileceği

konusunda kişiyi denetler. Süper ego aynı zamanda id ve egodan gelen isteklerin hangilerinin görünür kılınacağına,

hangilerinin bilinçaltına atılacağına karar verir. Abraham Maslow, insan güdülerinin evrensel bir hiyerarşisi olduğunu

ileri sürer.

-İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisine göre, insanın her davranışının arkasında ihtiyaçları vardır.

İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi, insan ihtiyaçlarını aşağıdaki gibi ele alır:

- Fizyolojik ihtiyaçlar: Yeme, içme, uyuma. (Örgütlerde; ücret ve uygun çalışma ortamı)

- Güvenlik ihtiyacı: Can ve mal güvenliği. (Örgütlerde; iş güvenliği, örgütsel adalet, emeklilik, sosyal güvenlik...)

- Ait olma ihtiyacı (sosyal ihtiyaçlar): Arkadaşlık, iletişim, etkileşim (Örgütlerde; grup üyeliği, sendika üyeliği, yönetici

ilgisi...)

- Sevgi ve takdir (öz saygı) ihtiyacı: Tanınma, imaj, itibar, prestij (Örgütlerde; takdir edilme, üst görevlere terfi,

ödüllendirilme...)

- Kendini gerçekleştirme (tamamlama) ihtiyacı: Yetenek geliştirme, yaratıcılığını kullanma vb., (Örgütlerde, iş

tatmini...

b-Herzberg’in çift faktör kuramı: Kişinin yaratıcılığını gösterme, yeteneğini ortaya koyma gibi

ihtiyaçları ilk grup ihtiyacıdır ve dolayısıyla bunlar ilk basamak motive edici faktörlerdir.

-Çift faktör teorisinin ikinci grubunu ise hijyen faktörleri oluşturur. Bunlar; ücret, çalýºma koºullarý, örgüt

iklimi, iº güvenliði, iº saðlýðý, örgütsel adalet unsurlarý, iletiºim ve etkileºim koºullarý, örgüt politikalarý gibi

faktörlerdir

c-Mc Clelland’ın başarı ihtiyacı teorisi: McClelland, ihtiyaçlarýn öðrenmeyle, sonradan kazanýlan bir

özelliðinin olduðunu ileri sürmektedir. İlişki kurma ihtiyacına göre insan sosyal bir varlıktır ve kendini ancak bir

sosyal yapı veya grup içinde ifade edebilir.

Başarma ihtiyacı teorisi, ihtiyacı şu şekilde tespit etmektedir:

2-SÜREÇ TEORİLERİ:

a-Wroom’un bekleyiş teorisi: Wrooma göre motivasyonun temelinde iki neden vardýr. Bunlar; valens ve

beklentidir.Valens (kavramsal deðer), kiºinin elde etmeyi umduðu sonuçtan beklediði tatmin seviyesidir.

-Bekleyiş teorisinde birincil sonuçlar, insan için arzulanan bir şey olmamasına rağmen, birincil sonuçların ikincil

sonuçlara ulaşmasının aracı olduğu algısı, kişinin birincil sonuçlara karşı pozitif ilgi duymasını sağlayacaktır.

b-Lawler ve Porter’ın geliştirilmiş bekleyiş teorisi: Bu teori aslýnda Wroomun modelinden farklý

bir model önermez; Woom’dan farklı olarak Lawler ve Porter motivasyon için kişilerin aldığı ödüllerin başkalarının

ödülleriyle eşit olduğunu algılamaları gerektiğine inanır.

c-Skinner’ın davranış şartlandırma teorisi: Pavlov’un edimsel koşullanma konusunda yaptığı

deneylerden etkilenen Skinner Davranış Şartlandırma olarak bilinen kuramını geliştirmiştir

kiºi kendini mutlu eden veya ihtiyaçlarýný karºýlayan davranýºlarý tekrarlar, acý veren davranýºlardan ise kaçýnýr. Bu

durumda karºýmýza, davranýºlarýn sürdürülmesi veya davranýºlardan kaçýnýlmasý ºeklinde iki zýt durum çýkar. Buna

göre, olumlu davranýºlarý göstermek ve sonra da onlarý alýºkanlýk haline getirmek için yönetim psikolojisinde dört

yöntem kullanýlýr. Bunlar; olumlu pekiştirme, olumsuz pekiştirme, ortadan kaldırma ve cezalandırmadır.

d-Adams’ın eşitlik teorisi: Adamsa göre kiºinin ihtiyacý çalýºtýðý ortamla ilgili olarak algýladýðý eºitlik ya da

eºitsizliðe göre farklýlaºacaktýr.

ünite 3

GİRİŞ

Toplum içinde bireyler çeºitli konumlarda bulunmaktadýr. Bu konumlara statü denir. Bireyler bu statülere sahip

olduklarý sürece toplumun deðerleri, örfleri, adetleri ve kanunlarý ile belirlenmiº olan rol davranýºlarýný da yerine

getirirler. Roller, bireyin belli normlara göre yapmak zorunda olduðu, yapýlmasýný uygun bulduðu ve yapabildiði,

baºkalarýnýn ise ondan hak olarak talep ettiði ve statüsü gereði ondan beklenen davranýº kalýplarýdýr. Bireyin rolleri

konusunda yeterli bilgisinin olmamasý durumunda rol belirsizliði; birden fazla rolü ayný anda yerine getirmeye

çalýºmasýyla rol çatýºmasý yaºanýr. Statülerin ve kalýplaºmýº davranýºlarýn birtakým temel ihtiyaçlar etrafýnda

gruplaºmasý ve bütünleºmesine sosyal kurum denir.

1-STATÜ KAVRAMI

Statü kavramı kişiye ekonomik ve siyasal haklar veya ayrıcalıklar sağlayabilen toplumsal bir mevkiye karşılık

gelmektedir. Weber’e göre başkaları tarafından toplumsal gruplara yüklenen onur ve saygınlık derecesi bakımından

farklılaşmayı ifade etmektedir.

Statü konusunda sosyolojide iki görüş vardır. Daha az kullanımıyla statü bir bireyin toplumsal yapıda, öğretmen, asker,

öğrenci gibi işgal ettiği toplumsal rolle ilişkilidir. Daha yaygın kullanımıyla ise sınıf çatışmaları karşımıza çıkmaktadır.

Statü, bir kişinin bir grup içinde yer alıp almadığını belirleyen hukuksal, siyasal ve kültürel ölçütlerle yapılan toplumsal

tabakalandırma derecelendirmesidir.

Statü, kýsaca davranýº düzlemi içerisinde bireylerin bulunduklarý pozisyon ve sosyal iliºkiler alanýdýr.

Sosyal statü bir davranýº düzlemi içerisinde belirlenmiº olan yetki ve sorumluluk alanýdýr.

Statülerin genel olarak özellikleri

a-Bazı statüler doğuştan vardır, bazıları ise sonradan kazanılır.

-Verilmiş Statüler: Örneğin, cinsiyet, ırk, zengin ya da yoksul bir ailenin çocuğu olmak gibi.

-Kazanılmış Statüler: Öğretmen, doktor, öğrenci, anne-baba olmak gibi

İlkel veya feodal toplumlarda statülerin çoğu, verilen statülerdir. Oysa demokratik toplumlarda, kazanılan statülere

daha çok önem verilir.

b- Aynı anda birden çok statüye sahip olunabilir: Bireyin sahip olduğu statüler arasında en etkin olanına

“anahtar statü” denir.

c-Bazı statüler doğumdan ölüme kadar değişmezken bazıları daha kolay değişir: Cinsiyetin

doğumdan ölüme kadar aynı kaldığı söylenebilirken; meslek, yaş, mal varlığı ve dış görünüşün değişken olduğu

görülmektedir.

d-Her statü belli kurallara bağlıdır: Kişilerin sosyal düzende içinde bulundukları statüye uygun davranışlarda

bulunması gerekir. Bir şirketin müdürü iş yerinde müdür, evde eş ve baba, aile büyüklerinin yanında ise çocuk

statüsündedir. Bir müdürün evde de eşine ve çocuklarına müdür olarak davranması beklenenin aksi yönünde bir

davranış olacaktır.

e-Statüler arası ilişki ağı vardır: Birey 10 yaşında evli olamaz ya da araba kullanamaz. Meslek sahibi değildir.

Bunların olması için belli bir yaşa, eğitime, tecrübeye ihtiyaç vardır.

f- Statüler toplumdan topluma değişiklik gösterebilir : Örneğin, günümüzde Amerika’da doktorluk

yüksek statülü bir konum sayılırken, Orta Çağ’da Avrupa’da din adamlığı yüksek statü sayılmaktaydı. Hatta Ortaçağ’da

doktorluk yapanlara kötü gözle bile bakılmıştır.

Statüyü etkileyen faktörler, bireyin yetenekleri, eğitim seviyesi, sahip olunan meslek, yaş ve cinsiyet

durumu olarak belirlenmiştir. bireyin yetenekleri, eğitim seviyesi, sahip olunan meslek, yaş ve cinsiyet durumu olarak

belirlenmiştir.

statü sembolleri: Belli statülerdeki bireylerin o statüde olmaktan dolayı elde ettiği imkanlara denir. Aynı

davranış düzlemi içerisinde bireylerin kıyafetlerinin renk, kalite ve markası, ofislerin döşenme şekli ve kullanılan ofis

araçlarının kalitesi, sahip olunan özel otomobilin markası hatta evlilik yüzüğü bile bir statü sembolü olarak görülebilir.

Sosyal sistem içerisinde benzer statüleri işgal eden kişiler zamanla benzer statü sembollerine sahip olmaya çalışırlar.

2-ROL KAVRAMI

Statü ve rol, sosyal yaºam için uygun davranýº kalýbýný oluºturmada iki önemli faktördür. Rol davranýºý statünün

belirlediði görevler ve haklarýn bireyce kullanýlmasýdýr. Kýsaca kiºinin statüsüne uygun davranýºýna rol denir. Buna göre

rol, bireyin yerine getirmek zorunda olduðu fonksiyon, rol davranýºý ise; bireyin söz konusu fonksiyonu yerine

getirmeye iliºkin davranýºý olarak deðerlendirilebilir.

Rol davranışı :bireyin kendinden beklenen davranýºlarý ne ºekilde deðil nasýl gerçekleºtireceðidir.

Rolü oluşturan unsurlar

a- Çevrenin beklentileri :

b- Kişinin algıları : kendisi ile ilgili rol tanýmlamalarýný oluºturur.

c- Kişinin Rol davranışları: kiºinin çevresinin beklentileri ile kendi tecrübelerini birleºtirip ortaya koyduðu davranýº

biçimleridir.

Bir davranış düzlemi içerisinde gerçekleşecek olan roller(Rol Davranışlar)

a- Temel roller: Kişilerin yaş ve cinsiyete bağlı olarak gerçekleştirmek durumunda oldukları rollerdir.

b- Genel roller: Kişilere toplum tarafından niteliklerinden dolayı verilen, toplumca kabul edilmiş olan, sınırları

davranış düzlemlerine göre değişen, sonuçları çoğu zaman toplumu veya grubu etkileyen rollerdir. Mesleki roller gibi.

c- Bağımsız roller: Bireylerin kendi istek ve iradelerine bağlı olarak gerçekleştirdikleri rollerdir.

Rol Çatışması

Rol çatışması: bireyin aynı anda birden fazla rol davranışını gerçekleştirmek durumunda kalması ve kişinin davranış

düzlemini benimsememesi durumunda ortaya çıkabilir.

Kişi-rol çatışması nedenleri

a- Bireyin aynı anda birden fazla rolü gerçekleştirmek durumunda kalması.

b- Bireyin mevcut yetenek ve özellikleriyle rol gereklerinin uyumsuz olması.

c- Bireyin yerine getirmek zorunda olduğu kendi rolünü veya davranış düzlemini sevmemesi hali

Örgütsel davranış açısından işgörenlerde rol çatışmasına neden olan faktörler;

amaç farklılıkları, kaynakların dağıtımı, yöneticilerin tutum ve davranışları, örgüt içindeki iletişim tarzı ve örgütün

çalışanlardan beklentileridir.

Rol Belirsizliği: bireyin rolleri konusunda yeterli bilgisinin olmaması durumudur.

Rol Belirsizliği Çeşitleri

a- Görev Belirsizliği: Örgütte çalışanların yapacağı iş ile ilgili belirsizliğin olmasıdır.

b- Sosyal - Duygusal Belirsizlik: Kişinin kendisini başkalarının nasıl değerlendirdiğinden emin olamamasıdır.

Rol Belirsizliğinin Nedenleri

a-Örgüt yapısının karmaşık ve büyük olması, örgütlerin yapısının hızlı değişimi,

b-değişimin kaçınılmaz olarak çalışanlara etkisi, kurum içi hareketlilik,

c-yönetimin bilgi akışını sağlayamaması,

d- teknolojik gelişmelerin çalışanların yeni roller üstlenmesini gerektirmesi

e- görev tanımlarının yapılmamış olması

SOSYAL KURUMLAR

Sosyal kurumlar, bir toplumda ortak algılanan ilişkilerin genel yönü olarak görülebileceği gibi bireylerin

davranışlarını düzenler.

Bireylerin ihtiyaçlarını karşılama biçimi, toplumun kültürel yapısına ve kişilerin olanaklarına ve içinde bulundukları

sosyal grubun yapısına göre farklılık gösterir. Bireylerin toplum içinde nasıl davranması gerektiğini ve bu davranışların

kurallarını belirleyen, kişilere belli şekillerde davranması için zorlayıcı etkide bulunan, aralarında birlik ve bütünlük

olan uyumlu ve örgütlü bütünlere sosyal kurumlar denir.

Sosyal kurumları, toplumsal yapıyı düzenleyen temel kurallar ve normlar topluluğu olarak da tanımlamak

mümkündür. Sosyal kurumlar, bir toplumda ortak algılanan ilişkilerin genel yönü olarak görülebileceği gibi, bireylerin

gelecek davranışlarını düzenleyen kuralların da tamamı görünümündedir. Genel olarak sosyal kurumların başında

aile, eğitim, devlet ve din gelir.

SOSYAL KURUMLAR

1- AİLE KURUMU

2- EĞİTİM KURUMU

3-DEVLET KURUMU

4- DİN KURUMU

1- AİLE KURUMU: Aile kurumu ise diğer tüm kurumların temelinde yer alır. Çünkü ekonomi, din, yönetim,

eğitim gibi sosyal kurumlar öncelikle aile içerisinde şekillenir. Aileyi, eşlerin duygusal ve üremeye dair

gereksinimlerinin karşılandığı, çocukların bakımının ve eğitiminin üstlenildiği, ortak amacı ve inançları olan bir yapı

şeklinde tanımlayabiliz.

Ailenin işlevleri; bireylere düzenli yaşam sağlamak, sevgi ile şefkat ihtiyacıını giderebilmek, neslin devamlılığını

sağlamak, gelenek ile göreneğin aktarımını gerçekleştirmek, çocukların ruh sağlığını gözetmek ve onları eğitmek,

yaşlılıkta güvence sağlamak, eşler arası ilişkilerin meşrulaştırılması şeklinde sıralanabilir.

toplumların kültürüne göre Aile kurumu çeşitleri

a- Geleneksel geniş aile : büyükanne ve babaların, dede ve torunların birlikte yaşadıkları, evlenen

erkek çocukların da eşlerini aile içine getirdikleri aile tipidir.

Geleneksel Geniş ailenin toplumun tüm yönleri ile ilğili işlevleri

-Ekonomik işlev:Evin reisi aynı zamanda hem baba hem patron; çocuk ise hem oğul hem de çıraktır.

-Saygınlık işlevi: Birey ait olduğu aile ve akrabalık çerçevesinde bulunduğu konuma göre saygınlık edinir.

-Eğitim işlevi: Çocuk toplumun kültürünü, mesleksel bilgilerini aile içinde edinir.

-Koruyucu işlev: tüm aile üyeleri dıştan gelen saldırılara birlikte karşı koyarlar.

-Dinsel işlevi: Geleneksel geniş aileler, kendi üyelerine dinsel eğitim verir.

-Eğlenme ve dinlenme işlevi: Aile üyeleri yapılan tüm eğlencelere ve törenlere birlikte katılır. Düğün, sünnet vb.

-Çocuk yapma işlevi: Geleneksel geniş ailelerde yeni evlenen çifte, çocuk yapmaları ve neslin devamını sağlamaları

konusunda aile üyeleri tarafından bilgi verilir.

-Psikolojik doyum sağlama işlevi: Kişi, ailesi ve çocukları ile olan ilişkileri kadar; anne, babası ve kardeşleri ile de

psikolojik bağlar içinde bulunur.

b- çekirdek aile : Anne, baba ile evlenmemiş çocuklardan oluşan çekirdek aile türlerinde, çocuk

sayısı azalarak, çocuğa verilen değerde bir artış meydana gelmiştir. Aile içi karar mekanizmalarının işleyişinde tüm aile

üyeleri kararlara katılır. Çekirdek aile yapısı her iki eşinde çalışmasına olanak verir. İletişim ve etkileşim söz konusu

olduğunda daha demokratik bir ilişki söz konusudur.

Çekirdek ailenin işlevleri

- insan türünün devamını sağlamak için çocuk yapmak

- çocuğun küçük yaşta toplumsallaştırılması ve aile üyelerinin psikolojik doyuma ulaşmasıdır.

2- EĞİTİM KURUMU: Bir sosyal kurum olarak eğitim kurumları, bireylerin toplum içinde uyumlu bir şekilde

yaşamalarını sağlayacak olan toplumsal kuralları öğrenmelerinde etkili rol oynayan kurumlardır.

Sosyalleşme sürecine önemli katkı sağlayan okulda, sosyalleşme daha resmi ve örgütlü olarak gerçekleştirilmektedir.

Her toplum kendi yaşam biçimi çerçevesinde eğitim etkinliklerinde bulunmaktadır.

Geleneksel toplumlarda eğitim amaçları ve bu amaçların hiyerarşisi, ahlaki ve dinsel değerlere dayalı özellikler

gösterir.

Demokratik toplumda eğitimin amaçları

a-Demokratik eşitlik açısından eğitim amaçları, bireylerin vatandaşlık sorumluluklarını yeterli düzeyde ve eşit bir

özenle taşımalarını sağlayacak şekilde düzenlenir.

b-Toplumsal etkinlik kavramına göre, bireylerin ekonomik alanda rolleri başarmaları, belirtilen rolleri yeterli düzeyde

yerine getirecek biçimde hazırlanmalarıyla ilgilidir.

c-Toplumsal hareketliliğin sağlanmasında eğitim, kamudan çok bireyin yararına hizmet eder. Bu bakış açısında eğitim,

bireyleri toplumsal yapıdaki yarışta başarılı olmaya hazırlayacak biçimde tasarlanmış özel bir mal olarak değerlendirilir.

------Dolayısıyla modern demokrasi toplumunda öğrenciyi yaşama hazırlamak için aile ile eğitim kurumları arasında bir

iş birliğine gereksinim vardır. Bu iş birliği aynı zamanda tüm toplumsal kurumlar ve gruplar için de geçerlidir.

Platon baskılı eğitimin kalıcı ve iyi sonuç vermeyeceğini vurgulamış, derslerin oyun oynanır gibi işlenmesini

öğütlemiştir. Özgür insanın öğrenimi de özgür olmalıdır. Platon için eğitilmiş insan, doğru seçimler yapabilen, doğru

kararlar alabilen kişidir.

Aristo ise eğitimi, yalnız zihnin eğitimi olarak değil bir gelişme süreci, insan ruhunun her yönünü ilgilendiren ve

sonunda kişilik oluşumuna götüren bir süreç olarak algılamıştır.

Eğitimin işlevleri

a-Eğitimin toplumsal işlevinde amaç, toplumun sürekliliğini sağlamak için toplumla uyumlu bir biçimde hareket

eden bireyler yetiştirmektir.

b-Eğitimin siyasal işlevinde amaç, toplumdaki bireylere ulusal değerleri kazandırıp ulus bilinci oluşturmak, var olan

siyasal düzeni korumak, lider ve seçmen yetiştirmektir.

c-Eğitimin ekonomik işlevinde ise amaç, toplumdaki bireylerin gerekli beceri ve yetenekleri kazanmasını sağlamak,

üretim ve tüketimin önemini bilen bireyler yetiştirmektir. Bu üç işlevin yanı sıra eğitim, bireyin kendini

gerçekleştirmesinde, insan ilişkilerinin gelişmesinde, sorumluluklarını bilen bir vatandaş olarak yetişmesinde de

oldukça etkilidir.

3-DEVLET KURUMU: Devlet, insanların toplum yaşamında başvurdukları bir örgütlenme biçimidir ve siyasal

bir organizasyondur. MÖV. yüzyılda Atina'da ortaya çıkan sofizm akımına göre ise devlet insan yapısıdır. İnsanların

güven içerisinde yaşayabilmeleri ve az zahmetle çok iş başarabilmeleri için aralarında anlaşarak kurdukları bir

kurumdur.

---Platon’a göre ise toplumun doğuş nedeni, insanların tek başlarına kendi kendilerine yetememeleri ve ihtiyaçlarını

karşılayabilmek için başkalarının yardım ve işbirliğine gerek duymalarıdır.

Aristoteles'e göre Çeşitli devlet yönetim biçimleri

a-Monarşi: Monarşi tek kişinin yasalara uygun yönetimidir. Değişik uygulamaları olur. Mutlak monarşide, tüm iktidar

tek kişidedir. Kişi toplumdaki her şeyin efendisidir. Monarşi, liyakat ilkesi üzerine kurulmuştur. Kişisel erdem, iyi soylu

doğum ya da iş yapma yeteneğine dayanır.

b-Aristokrasi: görevlilerin servete değil erdeme göre seçildikleri bir yönetimi anlatır.

c-Cumhuriyet: Oligarşi ve demokrasinin iyi yönlerini birleştiren bir yönetimdir.

d-Tirani: Tirani de monarşi gibi tek kişinin yönetimidir. Ancak tiran yasalara uymadan toplumu kendi çıkarı

doğrultusunda yönetir, yönetim şiddete dayanır, toplum değerleri tek kişi tarafından sömürülür.

e-Oligarşi: Oligarşiyi belirleyen ilke servettir.

f-Demokrasi: Özgür fakat varlıklı olmayan kimseler çoğunluğu oluşturarak yönetimi ellerine alırlarsa bu yönetim

demokrasi olur. Demokrasi eşitlik ilkesine dayanır. Yasa, yoksullara zenginlere oranla bir üstünlük sağlamaz.

Sınıflardan biri diğerine egemen değil, ikisi de aynı ağırlıkta olacaktır.

önemli notlar

-------Orta Çağ’da sosyal, siyasal, ekonomik ve hukuki düzeni belirleyen sistem feodalitedir. Toprağa sahip olan kişi aynı

zamanda siyasal iktidarın da sahibidir.

------Hobbes'a göre devletin varlık nedeni barış ve güvenliğin sağlanması, adaletin eşit dağılımı, muhtaç durumda

olanlara yardım etmek ve toplumun mutluluğu için gerekli yasaları yapmaktır.

-----Weber ve Engels' e göre devletin doğuş nedeni, sınıf farkının varlığıdır. Askeri hakimiyet ile kurulan egemenlik

boyun eğdirilenlerin ekonomik olarak sömürülmesidir.

-----Devlet kurumu farklı tarihsel dönemlerde ve farklı ülkelerde o ülke toplumunun yapısına ve iktidarı elinde

bulunduranların uyguladıkları politikalara göre şekil almaktadır.

4- DİN KURUMU: Din, sosyal dokunun içinde ortaklaşa saptanmış inançlar sistemi ve en ince ayrıntısına dek

kurallandırılmış törenler bütünü olarak tanımlanabilir.

---Yrd.Doç.Dr.Elif KARABULUT hocanın yanlış yerleri kendine referans aldığını düşünüyor ve eğitim yapması

gerekirken fikir ve düşüncelerini öğrencilerine empoze etmeye çalışmasını esefle kınıyorum.bu nedenle bu

konunun daha dogru yerlerden özetinin çıkarılması gerektiğini düşündüğümden bu hanımefendinin bu

konuda ki fikirlerinin özetini çıkarmıyorum.saygılarımla..

Can Güneş

ÜNİTE 4

Tutum, bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik obje ile ilgili düşünce, duygu ve davranışlarını düzenlenyen ve

onların düzenli şekilde oluşmasını sağlayan eğilimlerdir. Tutum, bireylerin belirli bir kişiyi, grubu, kurumu veya bir

düşünceyi kabul ya da reddetme şeklinde gözlenen, duygusal bir hazır oluş hali veya eğilimidir.

Tutumlar, sosyoloji, psikoloji, sosyal psikoloji gibi davranış bilimlerinin bünyesinde yer alan disiplinlerin yakından

ilgilendiği konulardandır.kişi, nesne veya olaya karşı bakış açısını, olumlu veya olumsuz tepkisini yansıtmaktadır.

Tutumların ortaya çıkması için bireyin zihinsel, duygusal veya davranışsal bir etkileşim içinde olması

gerekmektedir.

TUTUMLARIN TANIMI, BİLEŞENLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Tutumlar, nesneler, kişiler veya olayları değerlendirmeye yönelik -olumlu ya da olumsuz- insan zihninde oluşan ve

davranışlara alt yapı oluşturan yargılardır.

Sosyalleşme sürecinin önemli bir parçası olan tutumlar, deneyimler, inançlar ve duyguların bileşiminin bir ürünü olarak

görülmektedir.

Tutumların Bileşenleri

1-Bilişsel bileşenler Bilişsel bileşen, insanların tutum nesnesine ilişkin düşünce, bilgi ve inançlarından

oluşmaktadır. Bilişsel bileşen, insanların tutum nesnesine ilişkin düşünce, bilgi ve inançlarından oluşmaktadır.

2-Duygusal bileşenler Bireylerin tutum nesnesine ilişkin tüm hisleri ve değerlendirmeleri duygusal bileşenleri

oluşturmaktadır. Bireylerin tutum nesnesine ilişkin tüm hisleri ve değerlendirmeleri duygusal bileşenleri oluşmaktadır.

3-Davranışsal bileşenler Davranışsal bileşenler, bir tutum objesine karşı gözlemlenebilen davranışların tümünden

oluşmaktadır.

yöneticisinin kendisine haksızlık yaptığını düşünen bir çalışan, kendisine haksızlık yapıldığını öncelikle zihinsel olarak

değerlendirecektir (bilişsel süreç). İkinci aşamada, çalışan, yöneticisinden hoşlanmama eğilimi içine girecektir

(duygusal süreç). Son aşamada ise başka bir işaramaya ve/veya yöneticisi hakkında dinleyen herkese şikayette

bulunmaya başlayacaktır (davranışsal bileşen).

TUTUMLARIN ÖZELLİKLERİ

a-Tutumların her birinin kuvvet derecesi bir diğerinden farklıdır.

b-Tutumlar, içerdiği faktörlerin sayısına ve içerdiği faktörlerin türüne bağlı olarak karmaşıklık göstermektedir.

c-Tutumların bileşenleri arasında tutarlılık söz konusudur.

d-Bireylerin tutumları genellikle birbiri ile etkileşim halindedir.

e-Bireyler doğuştan tutum edinmiş şekilde doğmazlar.

f-Tutumlar, dayandıkları inançlar ve değer yargıları devam ettikçe varlığını devam ettirir.

g-Tutumlar genellikle öğrenme temelinde oluştuğu için değişirler.

TUTUMLAR İLE İLGİLİ KAVRAMLAR

1-İnançlar: İnançların, bireylerin kendi iç dünyasının bir yönü ile ilgili algılamalarının ürünü olan ve devamlılık

gösteren duygular ağı olduğu bilinmektedir.

2-Değerler: Değerler, toplumda kabul görmüş doğrulara göre şekillendiği için bireyleri toplumsal doğrulara da

yönlendirir. Bu sayade, bireylerin doğru tutumlar oluşturmalarını sağlar.

3-İdeolojiler: İdeolojiler, insan zihininin algılama, kavrama, düşünme, kıyaslama gibi işlemlerinin ürünü olarak

ortaya çıkmaktadır.

TUTUMLARIN OLUŞUMUNDA ROL OYNAYAN ETMENLER

İnsanlar, yaşamları süresince canlı ya da cansız çok sayıda unsura karşı deneyim edinmektedir. Bu deneyimler

sonucunda objelere karşı düzenli şekilde süregelen tavır takınmalar başlar. Bu tavır takınmalar genel olarak tutum

olarak ifade edilir ve insanların gerek toplumsal, gerekse çalışma hayatında konumlarını belirler. Tutumlar, doğuştan

gelmemekte ve bir anda ortaya çıkmamaktadır. Bu nedenle, tutumların oluşumu belli bir zamanı almaktadır.

TUTUMLARIN OLUŞUMUNA NEDEN OLAN FAKTÖRLER

1-Bireyin Kendisinden Kaynaklanan Faktörler:

a-Genetik Faktörler : doğrudan doğruya bireyin doğuştan gelen özellikleri ile ilgilidir. Bu faktörlerin, tutumların

oluşumu üzerinde etkisi olduğu düşünülmektedir.

b-Fizyolojik Faktörler: bireyin olgunlaşma düzeyi, ilaç ve uyuşturucuya bağlılığı gibi unsurlardan oluşmaktadır.

c-Deneyimler (Tutum Nesnesiyle Olan Kişisel Yaşantılar),

d- Kişilik (Bireysel Özellikler):

2-Bireyin Kendisi Dışındaki Unsurlardan Kaynaklanan Faktörler:

a-Aile ve Arkadaşlar (Ana-Baba ve Arkadaşlar),

b- Medya (Kitle İletişim Araçları):

c-Sosyal Sınıf: aynı veya benzer yaşam tarzını benimseyen ve bu durumun bilincinde olan insanların meydana

getirdiği tabakalardır. İnsanların içinde bulunduğu sosyal sınıf, tutumların oluşumunda etkili olmaktadır. Çünkü

insanlar, öncelikle içinde bulundukları sosyal sınıfların değer yargılarını benimserler ve bu değer yargıları

doğrultusunda tutum geliştirirler.

d-Grup Üyeliği : Gruplar, psikolojik olarak birbirinin varlığından haberdar olan ve kendilerini bir grup olarak

hisseden insan topluluklarına denir. Aynı gruba üye olan bireyler, duygularının uyumu ve düşüncelerinin yakınlığı

nedeniyle birbiriyle anlaşabilmekte ve karşılıklı olarak birbirinden haz alabilmektedir. Bireyler için toplumun genel

tutumları yanında, üyesi olduğu grubun tutumları da önemlidir. üye olmak istedikleri ya da üye olmak zorunda

kaldıkları grupların tutumlarını da benimser. Hatta bu amaca ulaşmak için tutum değişikliğinde bulunabilirler.

TUTUMLARIN İŞLEVLERİ

1-Egoyu Savunma İşlevi: Tutumlar, kişinin kendine veya kendi grubuna yönelttiği olumsuz duyguları diğer

kişilere veya gruplara yansıtmasına izin verir.

2-Uyum Sağlayıcı İşlevler: Birey geçmişte olumsuz bir durum ile karşılaşmış ve bu duruma ilişkin bir tutum

oluşturmuşsa, gelecekte benzer durumlarla her karşılaşmasında kendini koruyucu tepkiler verecektir.

2-Benlik Geliştirici İşlevler: Bireylerin, kendi değerlerini yansıtan tutumları özellikle ifade etme eğiliminde

olduğu varsayılmaktadır. Dolayısıyla bireylerin geliştirdiği çok sayıda tutum, onun tutumlarına ilişkin konuların geçtiği

ortamlarda kendilerini ifade etme mutluluğu kazanmalarını sağlamaktadır.

4-İhtiyaçların Doyurulması İşlevi: Tutumlar, bireylerin doğrudan ihtiyaçlarını doyurma yönünde işlevleri de

yerine getirmektedir.

5-Bilgi Sağlama İşlevi: Tutumlar, kişinin dünyasını düzenleme ve yapılandırma işlevine hizmet etmektedir.

TUTUMLAR VE DAVRANIŞLAR

Tutumların ilgi çekici olmasının bir diğer nedeni, davranışlarla ilişkisi ve davranışlar üzerindeki etkisidir.

Tutumlar Ve Davranışlar Arasında Tutarlılık Veya Tutarsızlığa Neden Olan

Faktörler

1-Tutumların Gücü (Kuvveti): Tutumun gücü, onun davranışlarla arasındaki ilişkiyi pekiştimede önemli

sayılabilecek bir unsurdur. Çünkü kuvvetli bir tutumun davranışa dönüşme olasılığı, kuvveti düşük bir tutuma göre

daha yüksektir.

2-Tutumlarda Kararlılık: Genellikle kolay şekilde anımsanan ve kararlılık özelliği gösteren tutumların

davranışları ortaya çıkarma ihtimali daha yüksektir.

3-Tutumlara Ulaşılabilirlik: Bilginin insan zihnine ulaşma hızı, karar alma ve davranış sergileme üzerinde etkili

olmaktadır. Dolayısıyla bazı tutumların bellek tarafından daha hızlı çağrılması ve bilinç düzeyine daha hızlı ulaşması

davranışları etkiler.

4-Zaman Faktörü: Tutum ile davranışı ölçme arasında geçen süre ne kadar uzun olursa, tutum-davranış arasında

tutarlılık gözlenme olasılığı o derece düşmektedir.

5-Farkındalık: Farkındalık kavramı, bireylerin kendi tutum ve davranışlarının ne ölçüde farkında olduklarıyla

ilgilidir.

6-Tutumların Davranışlarla İlişkililik Derecesi: Genel olarak davranışlar, kendisi ile özel bağı olan

tutumlarla daha ilişkilidir.

7-Durumsal Baskılar: İnsanların içinde bulundukları durum (yaptığı iş, görevi, rolü vb.), tutum ve davranış

ilişkisini etkileyen bir diğer faktördür.

TUTUMLARIN DEĞİŞİMİ VE DEĞİŞİM KURAMLARI

Tutumların Değişimi

Tutum değişikliği bireylerin herhangi bir konudaki görüşünün ve bakış açısının değiştirilmesini ifade etmektedir.

Tutumların Değişimine İlişkin Kuramlar

Araştırmacılar bu dönemlerle birlikte tutumların değişimini açıklamak ve anlamak için çok sayıda kuram

geliştirmişlerdir. Bu kuramların bazılarını aşağıdaki şekilde saymak mümkündür:

1-Öğrenme Kuramları: Öğrenme kuramlarının başlangıcının Yale Üniversitesinden Carl Hovland ve

meslektaşlarının çalışmalarına dayandığı bilinmektedir. Bu kuram, temelde tutumların koşullandırma yoluyla

değiştirilebileceğini savunmaktadır.

2-Bilişsel Tutarlılık Kuramı: Bu kurama göre bireyler, bilişleri arasında tutarlılık gösterme eğilimindedir.

3-Kendini Algılama Kuramı: Bu kuram bilişsel tutarlılık kuramının dayandığı temel varsayımlarla bağlantılı olarak

“Bem” tarafından geliştirilmiştir. Birçok araştırmacı tarafından bilişsel çelişki ve kendini algılama kuramının aynı

kestirmede bulunduğu düşünülmektedir.

4-Beklenti-Değer Kuramı: Bu kurama göre, tutumların oluşumu ve değişimi farklı tutumların olumlu ve olmusuz

yönlerini tarttıktan sonra en iyi seçeneğin tercih edildiği varsayımına dayanır.

5-İşlevsel Kuramlar: İşlevsel kuramların temeli, Smith, Bruner, White’ın “Kişinin tutumları ne işe yarar?” sorusuna

dayanmaktadır.

İşlevsel kuramların bireyler için yerine fonksiyonları

a-Araçsallık işlevi: Araçsallık işlevi, tutumların bireylerin birtakım amaçlarına hizmet ettiğini ve

bireylerin özellikle psikolojik gereksinimlerini karşılamada araçsal rol oynadığını iddia eder.

b-Benlik koruyucu ve geliştirici işlev: insanların belirli durumlara/konulara karşı tutum geliştirerek, öz saygısını

yıpratabilecek hislerden kurtulduğunu iddia etmektedir.

c-Değer ifade edici işlev: insanların tutumlarının kişisel değerleriyle tutarlı bir seyir izlemesi durumunda bireyin

tatmin olacağını savunur.

d-Bilgi sağlama işlevi. : tutumların bireylere çevrelerinde yer alan nesne ve kişiler hakkında bilgi sahibi olma

fırsatı tanıdığını savunur.

TUTUMLARIN ÖLÇÜLMESİ

Tutum araştırmaları,: bireylerin belli bir zaman birimindeki davranışlarının doğrudan veya dolaylı olarak öğrenilmesi

sürecine denir. Tutum ölçekleri, “bireylerin çeşitli tutum konularına ilişkin tepkilerini belli kurallar dahilinde ve sayısal

olarak değerlendirmesi esasına dayandıran” ölçüm araçlarıdır.

TUTUMLARIN ÖLÇÜMÜNÜN ÖLÇME TEKNİKLERİ

1- Tutumların Doğrudan Ölçülmesi: Tutumların doğrudan ölçümünde “tutum ölçekleri”

kullanılmaktadır. Tutum ölçekleri, “bireylerin çeşitli tutum konularına ilişkin tepkilerini belli kurallar dahilinde ve

sayısal olarak değerlendirmesi esasına dayandıran” ölçüm araçlarıdır.

2- Tutumların Dolaylı Şekilde Ölçülmesi

Tutumların dolaylı yollardan ölçümünde yöntemler

a- Projektif Testler: Bir bireye belirli bir uyarıcı vererek uyarıcı hakkındaki duygularını, düşüncelerini ve

fikirlerini cevaplarına yansıtması sağlanmaktır.

b- Davranış Gözlemi: tutum ölçümü doğal ortamda ve tutumu ölçülecek kişi olaydan haberdar olmadan

yapılmaktadır.

c- Hazır Bilgiler: Arşiv taramaları, halk hikâyeleri, romanlar, gazete haberleri, istatistikler, nüfus kayıtları gibi

basılı ve görsel materyaller hazır bilgi kaynaklarıdır.

d- Duygusal İfade Gözlemi: Duygusal ifade gözlemi, bireylerin herhangi bir durum karşısında mimiklerinin,

ses tonunun, yüz ifadesinin incelenerek, tutumlarına atıf yapma ve çıkarımda bulunmayı esas alan

yöntemdir

ÜNİTE 5

GİRİŞ

Toplumsal incelemelerde önemli konuların başında kültür gelir. Kültür geçmiş davranışların ve alışkanlıkların bugüne

aktarılan şekilleri olarak görüldüğü gibi geleneksel sorun çözme davranışlarında olumlu etkisinden dolayı benimsenen

davranış kalıpları olarak da görülür. Kısaca kültür belli bir toplumun yaşam tarzıdır.

KÜLTÜR KAVRAMI VE ANLAMI

Kültür kavramını Larausse şu şekilde tanımlamaktadır: “Kültür, bir toplumda geçerli olan ve gelenek halinde devam

eden, her türlü duygu, düşünce, dil, sanat, yaşayış unsurlarının tümü, belli bir konuda edinilmiş, geniş ve sistemli

bilgidir.” Kavramın unsurları arasında yer alan gelenek, duygu, düşünce, bilgi ve dil, onun soyut yönünü; sanat somut

yönünü; yaşayış biçimi ise somut ve soyut yönünü ifade etmektedir. Kültür, en geniş anlamıyla insanoğlunun doğada

değişim yaratarak ortaya çıkardığı, her türlü fiziksel ve düşünsel birikimidir.

Kültür üzerine yapılan tanımlar; genellikle, insan gruplarının üretimlerini de içeren belli başlı kazanımlarını,

deneyimlerini, tarihi süreç içerisinde geliştirdikleri sembolleri, kuşaktan kuşağa aktarılan davranış kalıplarını

içermektedir.

Kültür kavramı, Lâtincedeki “cultura” veya “colere” fiilinden gelmekte ve klâsik Lâtincede bu fiil “bakmak” veya

“yetiştirmek” anlamına gelmektedir.

Kültür kavramı antropolojideki teknik anlamıyla ilk defa 1865 yılında E.B.Taylor tarafından kullanılmış, sistematik

olarak tanımlanmış ve yine Taylor tarafından temel bir kavram haline getirilmiştir.

Kültürün Taylor tarafından yapılan tanımının genel olarak kabul edildiğini söyleyebiliriz. Taylor’a göre “kültür,

insanın bir toplum üyesi olarak edindiği bilgi, inanç, sanat, ahlâk, hukuk ve törelerle her türlü beceri ve

alışkanlıklarını içeren karmaşık bir bütündür.” Taylor’un tanımında kültürün öğrenilen bir değer, üst kuşaklardan

devralınan bir miras olduğu görülmektedir.

Ülkemizde kültür kavramını sistemli bir şekilde ilk inceleyen Ziya Gökalp olmuştur. Gökalp’a göre kültür, bir

toplumun bütün fertlerini birbirine bağlayan ve aralarında dayanışma meydana getiren kurumlardır. Kültürün millî,

medeniyetin milletler arası olduğunu ifade eden Gökalp, kültürü, “yalnız bir milletin dinî, ahlâkî, hukukî, aklî, estetik,

lisanî, iktisâdi ve fennî hayatlarının ahenkli bir bütünüdür” şeklinde tarif eder.

Kültürün fonksiyonel tanımını yapan Malinowski’ye göre kültür, âletlerden ve tüketim mallarından, çeşitli toplumsal

gruplaşmalar için yapılan anayasal belgelerden, insana özgü düşünce ve becerilerden, aynı zamanda inanç ve törelerden

oluşmaktadır.

Kültür genel olarak bir toplumun “maddî” ve “manevî” değerler bütünü olarak tanımlanır. Kültür kavramının varlığı

için ön koşul, az sayıda da olsa bir insan topluluğunun bulunması gerekir.

KÜLTÜRÜN ÖZELLİKLERİ

Fichter’e Göre Kültürün Özellikleri

işaret ve sembollerdir.

mun değerlerini içerir ve onları yorumlar.

unsurlarını oluşturur.

faktörlerden oluşur.

Her toplumda kültürel yapıyı, kültürel norm ve kalıpları gösteren özellikler

1-Evrensellik. kültürler birbirine benzer ve evrenseldirler;

2-Toplumsallık. Kültürü ortaya çıkaran bireyler değil, toplumdur.

3-Süreklilik. tarihsel bir sürekliliğinin olmasıdır.

4-Tarihsellik. Kültürel niteliği belirleyen diğer bir faktör, kültürel niteliğin tarihsel oluşudur. (dil, yazı, din, bilim,

giyim-kuşam, sanat, mimari vb.) oluşması için tarihsel bir sürece ihtiyaç olduğu görülmektedir.

5-Öğrenilirlik. Kültür sonradan öğrenilen maddî ve manevî değerler bütünüdür.

6-Kalıtsallık.

7-Devingenlik ve değişkenlik. Kültürün diğer bir özelliği değişmesidir.

8-Fonksiyonellik.

9-Birlik içinde çokluk. Alt kültürler; yerel kültürler, sınıf kültürleri veya daha geniş anlamda bölgesel kültürlerden

oluşur

10-Yayılma.

11-Kültür görelidir. Kültürü oluşturan unsurların toplumdan topluma farklılık göstermesi, kültürün göreli olduğunu

gösterir. Kültür rasyonel olmak zorunda değildir. Kültür insanların ve toplumların tarihsel süreç içinde edindiği tüm

maddî ve manevî değerler bütünüdür ve göreli olması yönüyle bilimsel rasyonellikten ayrılır.

12-Kültür semboliktir. Kültür kendini davranışlarla, simgelerle, sembollerle, kısaca maddî ve manevî unsurlarla

gösterir.

KÜLTÜRÜN UNSURLARI

Her toplumun kültürü farklı olduğu gibi toplumların kültürleri de farklı kültür unsurlarından oluşur. Kültür ister yalın,

ister karmaşık veya gelişmiş olsun kültürün unsurları; somut faktörlerden, kurumsal ilişkilerden veya manevî

sistemlerden oluşur.

KÜLTÜRÜN UNSURLARI

1-Genel Kültürü Oluşturan Unsurlar,

Aile., Dil., Eğitim., Ekonomi ve teknoloji., Sanat., İnançlar., Değerler ve normlar.

2-Örgüt Kültürünü Oluşturan Unsurlar

Devlet., Adetler (Ritüeller)., Liderler ve kahramanlar., Simge (sembol)ler., Hikâyeler ve efsaneler.

Törenler.: Törenler kurumun temel değerlerini, en önemli amaçlarını, kimlerin önemli olduğunu, kimlerin feda

edilebileceğini açıklayan ve pekiştiren davranışlardır.

Varsayımlar.: Varsayımlar, kurum üyelerinin algı, düşünce, his, tutum ve davranışlarını yönlendiren, onların

kurumsal yaşama ilişkin kabul ettikleri; iyi-kötü, doğru-yanlış, yararlı-yararsız, anlamlı-anlamsız gibi ön kabullerini

içerir.

Kurumsal Normlar.: Normlar, kurumsal kültür içinde davranışları düzenleyen ve sosyal sistemi kurumsallaştıran

öğelerdir.

Artifaktlar.: insanların işitebileceği, görebileceği ve hissedebileceği somut kurumsal unsurlardır.

Kurumun tarihi. :Bir kurumun kültürü, o kurumun tarihsel birikimi üzerinde inşa edilir.

KÜLTÜR TÜRLERİ

Kültür sınıflaması farklı ölçütlere göre yapılır; kültürün yaygınlık derecesi, kültür öğelerinin birleşimi, kültürün

oluşum biçimi, toplumların yaşam tarzları, dilleri, folklorları, bölgesel dağılımları, hatta bireylerin ekonomik

durumları kültür sınıflandırmalarında etkili olur.

KÜLTÜR TÜRLERİ

1- Bireysel Kültür ve Toplumsal Kültür: Kültür bireysel ve toplumsal kültür olarak

sınıflandırılabilir. Bireysel kültür, bireyin içine doğduğu genel kültürden aldığı somut ve soyut değerler bütünüdür.

Toplumsal kültür veya genel kültür ise bir toplumu oluşturan bireylerin paylaştıkları duygu, düşünce, davranış ve

inançlardan oluşan kalıplar, normlar ve değerlerin toplamıdır.

2- Milli (Ulusal) ve Evrensel Kültür

3- Genel (Milli) Kültür: Bir milletin kültüründen söz edildiği zaman, burada söz konusu olan genel

kültürdür.

4- Alt Kültür :Kültür, bireyler bazında farklılıklar gösterdiği gibi gruplar bazında da farklılıklar

göstermektedir. Kültür içindeki bu farklılıklar alt kültür olarak adlandırılmaktadır. Kültür bir değerler

sistemidir. Bir toplumun genel kültürü, üst bir sistem olarak, çok sayıda alt kültür veya alt sistemden oluşur.

Bunlar alt kültür unsurlarıdır. Alt kültür, bir topluma hâkim olan genel kültür veya üst kültürden farklılık

gösteren ve azınlık gruplarınca benimsenen kültürdür. Alt kültür, genel kültürden veya üst kültürden tam bir

kopma şeklinde değil, farklılaşma şeklinde ortaya çıkar.

Alt kültürler, genel kültürün bazı hâkim değerlerini kapsar; fakat her alt kültürün kendisine özgü yaşam biçimi,

değerleri ve normları vardır.

alt kültür unsurları; inanç farklılıkları, adetleri, farklı etnik yapıları, çeşitli sosyo ekonomik tabakalaşmalar ve coğrafî

bölge farklılaşmalarıdır.

5- Maddî Kültür ve Manevî Kültür:

a- Maddî Kültür: insanın kendi eseri olan yapılar, teknikler, yollar, üretim ve ulaştırma vasıtaları gibi gözle

görülür unsurlardan ibaret maddî kültür unsurlarıdır.

b- Manevî Kültür: bir milleti millet yapan ve onun öz şahsiyetini belirleyen örfler, adetler, kolektif davranışlar ve

tutumlardan meydana gelen manevî kültür unsurlarıdır.

6- Karşı Kültür: Hâkim kültürün genel özelliklerini reddeden ve onunla açıkça çatışmaya giren toplumsal

grupları nitelendiren kültüre “karşı kültür” denir. Hâkim kültüre “reddiye” ve onunla çatışma özelliği ile alt kültürden

ayrılmaktadır. Bir toplumda hoşgörü sınırlarını aşan, toplum norm ve değerleri ile çatışan, sosyo-ekonomik ve politik

düzenin karşısında olan, genel kültüre uyum göstermeyen ve yerine göre direnen kültüre “karşı kültür” denir. Karşı

kültürler, kimi alt kültürlerin genel kültüre karşı direnmelerinden, resmi veya gayri resmi olarak örgütlenmelerinden

meydana gelir. Bir üst sosyal sistem olarak kendi içerisinde çok sayıda alt kültürlere sahip olan toplum yapısında,

çeşitli etkilere bağlı olarak bazı alt kültürler, genel kültürle veya diğer alt kültürlere uyumsuzluk içerisine girerek, karşı

kültüre dönüşebilirler.

7- Post Figüratif, Cofigüratif ve Prefigüratif Kültür:

a- Post figüratif kültür, sonradan öğrenilen kültürdür. Yani insanların atalarından öğrendiği kültürdür. Toplum

üyeleri bu kültürü genellikle yavaş yavaş öğrenir. Daha çok ilkel toplumlarda geçerli olan bir kültürdür.

b- Cofigüratif kültür (eşzamanlı oluşan kültür), bireylerin çağdaşları ile birlikte öğrendikleri kültürdür. Toplu

yaşamda insanların birlikte olmaları sonucu öğrenilen kültür biçimidir.

c- Prefigüratif kültür, yaşlıların gençlerden öğrendiği kültürdür. Yaşlıların, gençlerin yarattığı kültürel değerleri

benimsemesi yani, yeni ve eski kültürün birleşmesidir.

KÜLTÜR DEĞİŞMELERİ ve TÜRLERİ

İnsana ve topluma ait tüm değerler değiştiği gibi kültür de değişir. Evrende sabit bir şey yoktur; her şey sürekli bir

akış ve oluş içindedir. Kültür de değişir, dönüşür ve bir halden başka bir hale girer.

Malinowski’ye göre kültür değişmesi bir toplumun mevcut sosyal, maddî ve manevî yapısının bir biçimden başka bir

biçime dönüşmesi sürecidir.

Kültür Değişmelerine Etki Eden Bazı Faktörler

1- Teknoloji Ve Ekonomik Faktörler:

a- Teknoloji Faktörler: Televizyonun, cep telefonları veya otomobilin toplum yaşamına girmesiyle birlikte Türk

aile ve toplum yapısında önemli dönüşümler yaşandı. Bu dönüşüme veya değişime neden olan faktörlerden biri de söz

konusu edilen teknolojilerin kullanılmasıdır.

b- Ekonomik Faktörler: İnsanların ekonomik güçleri değiştikçe satın alma ve tüketim alışkanlıkları, zevkleri,

arzuları, heyecanları kısaca yaşam biçimleri de değişir.

2- Fiziki Çevre Faktörleri: İnsanlar bir bakıma çevrelerinin ürünüdür. Çevresini değiştiren insanların yeme

içme alışkanlıkları, yerleşim tarzları, kısaca yaşamın maddî unsurlarında önemli değişimler yaşanır.

3- Başka Kültürlerle Temas:

Kültürün Kendi İçindeki Değişme ve Gelişmeleri

Kültür tıpkı büyüyen, kökleşen ve serpilen bir çınar gibidir; bugünkü çınar dünkü çınar olmadığı gibi, bugünkü kültür

de yarınki kültür değildir. Ancak kültürün kendi içinde değişmesi, zorunlu kültür değişmesinde olduğu gibi anî, köklü

veya şiddetli olmadığı için tıpkı bir çınarın büyümesi gibi kolaylıkla fark edilemez. Ama bu fark edilememe durumu,

kültürün değişmediğini göstermez.

Kültürleme, bireyin doğumundan ölümüne kadar toplumun istek ve beklentilerine uyacak şekilde kendini

düzenlemesi ve uyum yönünde çaba göstermesidir. Kültürlenme, farklı kültürler arasında etkileşim sonucunda ortaya

çıkan bir kültürel değişime durumudur.

Kültürel yayılma bir bakıma yeni bir kültür kazandırma faaliyeti değildir; aksine doğal ve toplumsal çevrenin

denetimini kolaylaştırmak için yürütülen kültürsüzleştirme durumudur.

kültür Değişme Şekilleri

1- Serbest Kültür Değişmesi: Serbest kültür değişimi, farklı kültürel yapılara sahip toplumların karşılaşması

durumunda yaptıkları kültürel alışveriştir. Serbest kültür değişimi aynı zamanda bir kültürün eğitim, teknolojik ve

ekonomik gelişmeler sonucunda kendi içinde serbestçe değişmesi anlamına gelir. Serbest kültür değişmesi, insana ve

topluma ait her şeyin değişmesi gibi doğal bir durumdur. Dışarıdan herhangi bir baskı veya dayatılmış durum söz

konusu değildir; kültürün doğal değişme seyri içinde meydana gelir.

2- Zorunlu Kültür Değişmesi: Zorunlu kültür değişmesi, bir toplumun başka bir toplumu hâkimiyeti altına

almasıyla, kendi değerlerini, inancını ve topyekûn kültürünü diğer topluma kabul ettirmesidir.

Egemen bir kültürün daha zayıf bir kültürü etkisi altına alması, onu kendi içinde eritmesi şeklinde olursa buna

asimilâsyon denir. Zorunlu veya güdümlü kültür değişmesi, her zaman dışsal faktörlerden kaynaklanmaz; bazı

durumlarda Çin’de Mao’nun kültür devrimleri sırasında yaptığı iktidardaki elit bir grubun kendi anlayışını aynı kültüre

sahip sosyal gruplara zorla kabul ettirmeye çalışmasında olduğu gibi iç faktörlerden de kaynaklanabilir.

Zorunlu Kültür Değişmeleri Oluşum Sebebleri

· Bir toplumun, başka bir toplumu işgal etmesiyle kendi kültürünü zorla benimsetmesi (emperyalist yöntem),

topluma zorla benimsetmeye çalışması,

al plânlama yoluyla bazı

değişiklikler yaparak, ileri bir zamanda toplumsal yapıda bazı değişimlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlama.

KÜLTÜR VE DAVRANIŞ İLİŞKİSİ

Kültür bir bireyin her tür bilgisini, inancını, değerlerini, alışkanlıklarını, tutum ve davranışlarını içine alır.

Her toplumun kendine özgü inançları ve değerleri vardır ve bunlar o toplumun kültürünün öğeleridir. Bunlar aynı

zamanda bir kültürü diğerinden ayıran manevî kültür unsurlarıdır.

ÜNİTE 6

GİRİŞ

Öğrenme, bireyin zihinsel çabası veya deneyimlerine bağlı olarak ortaya çıkan ve davranışlarda kalıcı

izleri olan değişmedir.Etkileşim öğrenme sağlıyorsa bireyin davranışlarında kalıcı etki olur. Kısaca

etkileşimin öğrenme sağlayabilmesi için yaşantı eşiğine, yani kişinin farkındalık düzeyine hitap etmesi

gerekir.

Öğrenme kuramlarının üzerinde durduğu temel soru, öğrenmenin nasıl gerçekleştiğidir. Öğrenme

kuramları bu soruyu farklı açılardan incelemektedir. Davranışçı öğrenme kuramı öğrenmeyi bir uyarıcı-tepki

ilişkisi olarak görürken; bilişsel kuramlar öğrenmenin basitçe bir uyarıcı-tepki ilişkisinden farklı olduğunu,

sürece organizmanın ve onun zihinsel fonksiyonlarının da dâhil olduğunu belirtmişlerdir

ÖĞRENME KAVRAMI VE ANLAMI

Öğrenme, bir değişim aracı ya da değişimin sonucunda varılan sonuçtur. Öğrenmeye sistemli yaklaşım,

öğrenme sürecinin sistemli bir süreç olduğunu varsayar.

Öğrenme yeni alışkanlıklar kazanmak için herhangi bir durum karşısında tepkilerin düzenleniş süreci

olarak tanımlanabilir

Öğrenme bilişsel bir süreçtir; dolayısıyla öğrenme sistemi, bilişsel sistemin bir benzeridir. İnsan

öğreneceği davranışı önce anlar, sonra yorumlar, daha sonra da sınar. Sınama sonunda kendi gücüne

dönüştürdüğü güçle düşünce üretir. Öğrenme, kurumsal düşüncelerden, uygulama ve tecrübelerden elde

edilen bilgilerle insan inançlarını, değerlerini, tutum ve davranışlarını değiştirme sürecidir. Şu halde, öğrenme

sonucu bilgi ve tecrübe birikimi olmaktadır.

Öğrenme bilgi ve davranış kazanma sürecidir. Bilgi ise, bireyin dış dünyadaki olayları algılama, işleme,

değerlendirme ve muhakeme etmesi sonucunda zihninde ürettiği anlam olarak tanımlanır.

Öğrenme, kavram olarak değişme kavramını da içerdiğinden, davranıştaki her değişim sürecinde

oluşan öğrenmeye, öğrenme süreci adı verilir.

Yapılandırmacı Kurama Göre Bilginin Elde Edilmesi İçin Bulunması Gereken Unsurlar

. Birey

. Öğrenme nesnesi (olgu veya olay),

. Birey ile nesne arasında etkileşim,

. Bireyin söz konusu nesneye yüklediği kişisel anlamdır.

Crow’a göre öğrenme, değişmeyi içeren bilgi, tutum ve alışkanlıkların kazanılmasıdır.Burton, öğrenmeyi,

bireyde, çevresiyle etkileşimi sonucu oluşan, bir gereksinmeyi karşılayan ve onun çevresiyle

baş edebilir hale gelmesini sağlayan bir değişim olarak tanımlamaktadır. Haggard’a göre öğrenmeyi,

yaşantının sonucunda davranışta meydana gelen değişmedir.

Öğrenme İle İlgili Tanım Ve Açıklamalarda, Öğrenme Eylemiyle İlgili Bazı Ortak

Noktalar

. Yaşantı ürünü olması,

. Kalıcı olması,

. Davranış değişikliğinin meydana gelmesi,

. Bir süreci içermesidir.

Davranış:Organizmanın bir etkiye karşı bilişsel süreçler sonucunda ortaya koyduğu tepkidir. Öğrenme

sonucunda kişinin davranışlarında kalıcı etkiler meydana gelir.

Öğrenme Sürecini Etkileyen Faktörler

1-Biyolojik alt yapıya sahip olması

2-Olgunlaşma durumu

3-Genel uyarılmışlık hali

4-yaş

5-zeka

Öğrenme sürecinde önceki öğrenmelerin sonrakileri etkilemesi, aktarım (transfer) olarak adlandırılır. Bu

aktarımda bir alanda öğrenilmiş bilgi ve beceriler bir başka alandaki bilgi ve becerilerin öğrenilmesini

kolaylaştırıyor ise buna olumlu aktarım, öğrenmeyi zorlaştırıyor ise olumsuz aktarım (olumsuz transfer)

denir. Buna aynı zamanda ileriye ket vurma denir.

Öğrenme Süreci Aşağıdaki Aşamaları

1-Anlama aşaması.

2-Yorumlama aşaması. Yorumlama, öğrenme için ne ve nasıl yapılacağıyla ilgili kararların uygulamaya

konulmasıdır.

3-Öğrenmenin imlerini yakalama.

4-Yorumlamada kararsızlık. Öğrenme sürecinin yorumlama aşamasında insan, kararsızlığa düşebilir.

5-Öğrenmeyi sınama aşaması. Sınama, insanın sunulan bilgi, beceri ve tutumu öğrenmek için yaptığı

gözlenebilir davranışlarıdır.

6-Öğrenme sisteminin çıktısı. İnsan, öğrenme sürecinde anlama, yorumlama ve sınama aşamalarını geçerek,

öğrenmenin ürününü (öğrenilen) elde eder.

ÖĞRENMENİN ÖZELLİKLERİ

1-Öğrenme aktif bir eylemdir.

2-Öğrenme kavramsal bir değişmeyi içerir.

3-Öğrenme özneldir.

4-Öğrenme durumsaldır.

5-Öğrenme sosyaldir.

6-Öğrenme duygusaldır.

7-Öğrenmenin niteliği, öğrenme sürecinde önemlidir.

8-Öğrenme, değişmek demektir;

ÖĞRENMENİN ŞEKİLLERİ

1-Algılama yoluyla öğrenme. Bireyin dış dünyadaki nesneler hakkında duyu

organları yoluyla duyumsadığı mesajların beyinde yorumlanması ve anlam

kazandırılmasıdır

2-Gözlem ve taklit yoluyla öğrenme.

3-Model alma yoluyla öğrenme.

ÖĞRENME KURAMLARI

1-Davranışçı Kuramlar : Davranışçı kuramlar, öğrenmenin uyarıcı ile davranış arasında ilişki

kurularak geliştiğini ve pekiştirme yoluyla davranışın devam ettiğini belirtir. Davranışçı kuramlar,

öğrenmenin uyarıcı ile davranış arasında ilişki kurularak geliştiğini ve pekiştirme yoluyla davranışın devam

ettiğini belirtir.

Davranışçı yaklaşıma göre öğrenme, uyarıcıya karşı tepki göstermedir. Gözlenebilir ve ölçülebilir

uyaranları ve tepkileri esas alan davranışçı yaklaşımda üç temel öğrenme süreci vardır. Bunlar klâsik

koşullanma, edimsel koşullanma ve gözlem yolu ile öğrenmedir.

Klâsik koşullanma, Pavlov'un zil sesi ve köpeğin tükürük salgılaması üzerine olan deneyleriyle geliştirdiği

yaklaşımdır. Davranışçı öğrenme yaklaşımı Ivan Petrovich Pavlov ve izleyicisi Amerikalı

bilim adamı, John B. Watsona’a dayanmaktadır. Bu yaklaşım öğrenmeyi, “bir uyarı alma ve o uyarıya bir

reaksiyon-tepki hazırlama” olarak algılamaktadır .

2-Klâsik koşullama kuramı (Pavlov) :

Koşullanma, bir canlının yaşamını sürdürecek yiyecek, su gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasını

güvenceye alan ışık, ses, koku gibi uyaranları öğrenmesidir. Klâsik koşullanma yoluyla öğrenilenler

sonradan ortadan kaldırılabilir.Klâsik koşullanma kuramının diğer önemli kavramlarından biri sönme ve

kendiliğinden geri gelmedir. Koşullanma sürecinde pekiştirilmeyen davranışlar zamanla söner.Klâsik

koşullamada ve genel olarak öğrenme eyleminin tümünde organizma, koşullu uyarıcı benzer durumlara da

genelleyerek (tüme varım-indüksiyon) benzer uyaranlara da aynı koşullu tepkiyi gösterir. Buna uyarıcı

genellemesi denir. Ancak daha uyanık bir bilinçle organizma, benzer uyarıcılar arasında ayrım yaparak

genellemenin tersine bir eylem ortaya koyar. Koşullu uyarıcılar birbirine çok yakın olsa da organizma

aralarındaki ayrımı fark ederek koşullu tepki göstermez. Buna ayırma denir. Koşullu uyarıcı ve koşullu

tepki durumunda insanlar genellikle olumlu veya olumsuz durumları, alâkasız alanlara da yansıtırlar. Garcia

etkisi denilen bu duruma göre kişi biri hakkında olumlu bir düşünceye sahip ise ondaki tüm tutum ve

davranışları olumlu olarak görür.

klâsik koşullanma yoluyla öğrenme bir organizmayı koşullu uyarıcı ile koşullu tepkide bulunmaya

alıştırmadır

3-Edimsel (Operant) koşullama kuramı (Skinner)

Edimsel koşullanma, organizmanın belli bir uyarana karşı gösterdiği bir tepkinin pekiştirilerek tekrar

gösterilme olasılığının arttırılmasıdır. Skinner, yalnız tepkilerin değil edimlerin de şartlanabileceğini ileri

sürmüştür. Tepkiler belirli uyarıcılara gösterilir. Edimler ise çevresel uyarıcılardan bağımsız, içten gelen ve

kendiliğinden yapılan hareketlerdir.

Operant şartlanmada olumlu sonuç veren bir edimin tekrarlanma olasılığını artırmak mümkündür. Bunun

için edimin ödüllendirilmesi gerekir. Bu olumlu veya olumsuz pekiştirmelerle olabilir. Olumlu pekiştirmede,

belli bir davranış kendiliğinden meydana geldiğinde bunu ileride davranışın tekrarlanma olasılığını artıran

kıvanç verici bir olay izler. Buna ödül veya teknik terimle “olumlu pekiştireç” denir. Olumsuz

pekiştirmede ise belli bir davranışı, kişiyi üzen rahatsız edici bir durumun ortadan kalkması izlerse, o zaman

bu davranışın tekrarlanma olasılığı artar. Edimsel koşullanmanın temelinde yatan düşünce; pekiştirilen

davranışlar devam ettirilirken, pekiştirilmeyen davranışların zamanla sönmesidir. Edimsel Koşullanma

Kuramının temel Kavramları

tepkisel davranış, edimsel davranış, tepkisel koşullanma ve edimsel koşullanma olmak üzere dört temel

kavramı vardır. Kuramda

1-Tepkisel davranış:bir uyarıcı tarafından oluşturulan davranışlardır ve tüm refleksleri kapsar.

2-Edimsel davranıştır. Bir davranış sonuçları tarafından kontrol ediir. Davranıştan sonra kişi haz veya

ödül duygusu yaşarsa davranış tekrar eder, aksi halde davranıştan sonra organizma acı veya elem duygusu

yaşarsa, davranış tekrar etmez.

3-Tepkisel koşullama, Pavlov’un klâsik koşullaması ile (koşullu uyarıcının koşullu tepkiye neden olacağı)

aynı anlamdadır

4-Edimsel koşullama, iki bakımdan incelenebilir. Bunlardan ilki, uyarıcı bir pekiştirici tarafından

desteklenirse tepkiler de tekrarlanır. İkincisi ise uyarıcıları destekleyen her pekiştirme, edimsel tepkinin

meydana gelme sıklığını artırır.

4-Bitişik (bağlantı) kuramı (Watson - Guthrie) :

Bağlantı kuramı, insanın bir sorunu çözerken, sınamalara giriştiğini, sınamaların sonunda sorunun

çözümüne yarayan tepkileri alıp, yaramayanları ayıkladığını, böylece sorunun çözümüne yarayan tepkilerin

birbirine bağlanmasıyla öğrenmenin gerçekleştiğini savunur. Bağlantı kuramına göre öğrenme, sınamayanılma

süreciyle olur. Watson, öğrenmenin, insanın çocukluk, olgunluk ve yaşlılık dönemlerinde

çevresindeki uyarıcılara gösterdiği tepkilerin birleşmesi sonucu koşullanma yoluyla ortaya çıktığını

belirtmektedir.

Guthrie, bir uyarıcıya gösterilen tepkinin, aynı veya benzer uyarıcıyla karşılaşıldığında da gösterileceğini

ileri sürer.

5-Bağlaşımcılık (Thorndike)

Bilim adamları tutumla davranış arasında korelasyonun zayıf olduğunu belirtirler. Ancak uyarıcılarla

davranış arasında tam bir korelâsyon veya bağlaşımcılığın olduğunu ileri süren Thorndike, uyarıcı ve

davranışın birbirine nöronal (sinirsel) bir bağla bağlandığını savunur. Thorndike’ a göre öğrenmenin en

temel ilkesi deneme-yanılma yoluyla yapılan öğrenmedir Organizma, belli bir amaca ulaşmak istediğinde

kendisini amaca ulaştıracak pek çok davranış sergiler; ancak bu davranışlardan bazıları onu amacına

ulaştırmada diğerlerinden daha fazla katkı sağlarken, diğerleri onu amacına yaklaştırmaz veya uzaklaştırır.

Thorndike’a göre öğrenme, her şeyden önce büyük sıçramalarla kazanılmaz; küçük, istikrarlı adımlar

sonucunda gerçekleşir.

6-Sistematik davranışçı kuram (Hull)

Bir mühendis olan Hull, öğrenmeyi matematiksel bir modelle açıklamaya çalışmıştır. Hull, kuram

oluşturma anlayışında, varsayımsal veya mantıksal tümdengelim (dedüksiyon) yöntemlerini benimser. Hull’a

göre bir davranış sürecinde dışsal bir uyarıcı, duyu sinirlerinde etkiyi başlatır. Duyu sinirleri üzerindeki etki,

uyarıcı ortadan kalktıktan sonra da birkaç saniye sürer

7-Bilişsel Kuramlar

İnsan pek çok davranışı koşullanarak öğrenir; ancak insan karmaşık davranışlarını bilişsel gücü ile

kazanır. Bilişsel kurama göre öğrenme süreci bir içgörüdür. Doğrudan gözlenemez. Öğrenmenin sonunda

insanın davranışlarında oluşan değişme gözlenerek, öğrenmenin olup olmadığına ilişkin bir kanıya ulaşılır.

a-İşaretsel öğrenme kuramı (Tolman): Tolman’a göre davranışı küçük birimlere bölerek analiz

etmek, davranışın tam olarak anlaşılmasını engeller.

b-Gestalt kuramı (Wertheimer, Köhler, Koffka) :Kuramın temelini oluşturan düşünce; bir

organizma, kendini oluşturan parçaların örgütlenmiş bir bütünüdür anlayışıdır. Organizmayı parçalayarak,

onufiziksel ve kimyasal elementlere indirgeyerek anlamak mümkün değildir. Çünkü her bütün kendisini

oluşturan parçaların toplamından daha fazladır ve farklıdır. Gestalt psikolojisinde Zeigarnik Etkisi ve

Ovsionkina Bulgusu olarak nitelendirilen iki temel yasa vardır. Bunlardan Zeigarnik etkisi, yarım bırakılan

ve

bitirilemeyen işlerin, olayların veya davranışların, tamamlanmış olanlardan daha kolay hatırlanmasına denir.

Araştırmalar bireyin tamamlanmamış işleri, tamamlanmış işlerden daha kolay hatırladıklarını

göstermiştir. Bunun nedeni dürtünün davranışla tamamlanmamasından dolayı doyuma ulaşılamamış

olmasıdır.

c-Sosyal bilişsel öğrenme (Bandura) :Sosyal öğrenme kuramı, insanın pek çok davranışını

çevresinde bulunan insanların yaptığı davranışları öykünerek öğrendiğini savunur. Sosyal bilişsel öğrenme

kuramında öğrenme pekiştirme yoluyla olur.

d-Bilgiyi İşleme (Duyuşsal) Kuramı :Duyuşsal kuram, öğrenmenin nasıl gerçekleştiği ve

doğasının nasıl

olduğundan çok onun sonuçlarıyla ilgilidir. Bu kuram, kişinin sağlıklı benlik algısı ve ahlaki gelişimi gibi

duyuşsal sonuçlarıyla ilgilenir. Kurama göre kişi çevresinden sürekli olarak kendisine ulaşan duyu

uyaranlarını değerlendirip düşünsel, duyuşsal veya davranışsal tepkide bulunur.

e- Nörofizyolojik Kuram (HEBB): Nörofizyolojik kurama göre, öğrenme beyinde limbik sistem adı

verilen bölgede gerçekleşir.

Beyin Temelli Öğrenme İlkeleri

-Beyin, öğrenmenin merkezi ve temel kaynağıdır.

- Beynin sol yarım küresi zihinsel ağırlıklıdır, nesneleri ve adları hatırlama işlevi görür. Sağ yarım küre

sezgilerle ilgilidir.

Bilişsel öğrenme, öğrenme olgusunu aşağıdaki gibi açıklamaktadır:

a-Yer öğrenme.

b-Taklit ve örnek alma.

c-Kavrama yoluyla öğrenme.

Hayvanlar üzerinde yapılan deney sonuçlarını insanlara genelleyen davranışçı kuramcıların aksine,

bilişsel kuramcılar, merkeze insanı koyarlar ve bazı zihinsel süreçlerin sadece insana özgü olabileceğini ileri

sürerler

ÜNİTE 7

GİRİŞ

Tutum ve davranışları yönlendiren içsel durumlar olan duygular ve heyecanlar, insanı sürekli etki altında

bırakır. Duygular kimi zaman korku, kimi zaman sevinç, kimi zaman telâş, kimi zaman arzu şeklinde ortaya

çıkabilir. Bu duyguların insanın tutum ve davranışlarıyla yakından ilgisi vardır; ancak belirli duygusal

durumlar belirli davranışlarla birlikte görülür veya belli davranışların ortaya çıkmasını sağlayan, belli

duygusal durumlardır. Korku kaçma davranışına neden olurken, öfke saldırma, sevgi yaklaşma, telâş hazır

bulunma davranışına neden olur. Duygu ve davranış birlikteliği, insanın çevreye uyumunu kolaylaştırır.

Duygular sadece tutum ve davranışları değil düşünceleri de etkiler. Sevildiğini düşünen insanda sevinç

duyguları, sevilmediğini düşünende üzüntü, özlendiğini veya arandığını düşünen insanda özlem duyguları

oluşur. Başarı kazanan çocuğumuz veya bir yakınımız önce gurur duygumuzu harekete geçirir, sonra başarı

için gösterdiğimiz fedakârlıkları düşünür ve bir kez daha mutluluk duyarız. Bir haber bekleriz; alamayınca

merak eder, düşünürüz. Dolayısıyla bütün bunlar duyguların, düşüncelerin, tutumların ve davranışların

insanın gündelik yaşamının organizasyonunda iç içe olduğunu gösterir.

DUYGU KAVRAMI VE ANLAMI

Duygu, bireyin ruh halinde biyokimyasal veya çevresel etkilerle oluşan karmaşık psikofizyolojik bir

değişimdir.Duygular genel olarak kişinin yaşama uyum sağlamasını kolaylaştıran programlanmış davranış

kalıplarıdır. Duygu dediğimizde anlaşılması gereken, uyarıcıya karşılık olarak gelen iç tutumdur. Bu tutum

şiddetine göre davranışa dönüşür.

Duygular; algılar, psikolojik tepkiler ve bilinci de içeren, insanın genel psikolojik durumunu koordine

eden içsel durumlardır.

. Genel bir ifadeyle duygu, insanda psikolojik durumları ortaya çıkaran, türlü eğilimlere neden olan

psikolojik hallerdir.

Duygular, düşünceler ve devinimler gibi psikolojik hallerin birbirinden ayrılması güç olduğu gibi

bunların birinin nerede başladığı, diğerinin nerede bittiğini belirlemek de kolay değildir.

Duygular şiddetine göre “gerilim” uyandıranlar veya “gevşek” olanlar olmak üzere de

sınıflandırılabilir.Duyguların haz, elem ve yoğunluk gibi üç temel boyutunun bulunduğu anlaşılmaktadır.

Güçlü duyguların baskı altına alınması veya kontrolü daha zordur. Bu duygular kişiyi kendine bağımlı

kılar ve kişi yoğun duyguların etkisiyle benliği üzerindeki kontrolünü kaybeder.

Duyguların bir diğer yönü de kişiler üzerindeki etkisinin farklı olmasıdır.Bazı kişilerde dostluk,

arkadaşlık, fedakârlık, özveri gibi duygular baskın iken ve bunlardan mutluluk duyarken; diğer bazılarında

kıskançlık, korkaklık, çekemezlik, aç gözlülük gibi duygular daha baskındır ve bu tür duygular şiddeti

oranında kişide elem duygusu oluşturur. her insanda duygusal yaşamın kendine has özellikleri vardır.

huy” Bir insanın duygusal tepkilerinin genel özelliklerine “denir.

Mizaç :Duygusal tepkilerin değişmeyen yanlarına denir.

DUYGULAR VE HEYECANLAR

Duygular haz ya da elem verici, yoğun ya da ılımlı, gergin ya da gevşek olmalarına göre üç bakımdan

nitelendirilebilir.

HEYECAN : Duyguların çok yoğun veya şiddetli olanlarına ve insanda gerginlik uyandıran duygulara

denir.

. Duygu ve heyecan kavramına yakın anlamı olan bir diğer kavram da tutku kavramıdır. Tutku, şiddeti ve

sürekliliği fazla olan, insanın uyumsal davranışlarını bozabilen duygusal durumlardır. Örneğin, hız

tutkusu, aşırı hırs, kumar veya benzeri tutkular insanın sağlıklı bireysel ve toplumsal davranış gösterme

yeteneğini bozan duygusal durumlardır.

Heyecanlar, bir bakıma çok yoğun ve şiddetli, kısa süreli duygulardır. Tıpkı güdüler gibi heyecanlar da,

davranışların nedenleri arasındadır.

Heyecanları İnceleme Düzeyleri

1- Öznel yaşantı düzeyi. Her insanın kendine özgü bir yaşamı vardır; bu yaşam onun öznel deneyimlerinden

oluşur.

2- Duygusal davranış düzeyi. İnsan bazen acı, bazen öfke, bazen de hüzün duygusu hisseder. Hüzün

duygusu örneğin insanın gözünden süzülen iki damla yaş şeklinde ortaya çıkabilir. Gözyaşları kişinin öznel

deneyimlerinin, dış dünyaya yansımış davranış düzeyleridir.

DUYGU KURAMLARI

1-James-Lange Kuramı

2-Cannon Bard Kuramı

3-Bilişsel Kuram : Duygu kuramları içerisinde en çok kabul edilen kuram bilişsel kuramdır. Bu kurama

göre bedenimizde olup biten fizyolojik değişikliklere, çevremizde bulunan uyarıcılar çerçevesinde anlamlı

duygusal tepkiler veririz. Kurama göre bilişsel süreçler duyguların tanımlanmasında ve anlamlandırılmasında

önemli rol oynar.

4-Sosyobiyolojik Kuram : Sosyo-biyolojik kuram, insanın sosyal davranışının bir evrim sonucunda bu

noktaya geldiği üzerinde durmaktadır.

Duyguların Sınıflandırılması :Duygu psikolojisi üzerine çalışanlar duyguları sınıflamaya çalışmışlar,

ancak bunda kesin bir sonuca ulaşamamışlardır. temel duygular; korku, neşe, kızgınlık, hüzün, nefret, umut,

yakınlık ve hayrettir. Bunların dışında yaşanan diğer duygular ise bu duyguların

karışımıyla meydana gelen ikincil duygulardır.

DUYGULARIN ÖZELLİKLERİ

Duygular, özellikleri itibarîyle iki gruba ayrılır. Bunlardan biri temel duygular, diğeri karmaşık duygulardır.

İnanç, kızgınlık, yaş, korku, aşk, heyecanlanma ya da neşe gibi duygular temel duygular iken; şevk, hayal

kırıklığı veya yetersizlik gibi duygular karmaşık duygulardır. Karmaşık duygular daha basit duyguların

birleşiminden oluşur. Basit duygular daha tepkisel, kısa süreli olmasına rağmen, karmaşık duygular daha

kurgusal, daha kalıcı ve uzun süreli yoğun duygulardır.

Duygulara dokunulmaz ve ifade edilmesine izin verilmez ise kişi kendini uyuşuk, yorgun, içe kapalı ve

kaygılı hisseder.

Düşüncelerin doğrusu ve yanlışı varken; duyguların doğru ya da yanlışı yoktur. Algılar ve bunlara dayalı

olarak ortaya çıkan yargılar duyguları yönlendirir.

Duyguların İfadesi: duyguların her kültürde farklı ifade ediliş tarzı vardır. Her duygu taşıdığı değere

göre farklı biçimde ifade edilmekte, kültürlerde değerler yaklaştıkça, onların ifade ediliş tarzı da birbirine

yaklaşmaktadır.

. Ekman’a göre; mutluluk, üzüntü, öfke, korku, tiksinme, şaşkınlık gibi bazı temel duyguların ifadeleri bütün

kültürlerde aynıdır.

Duyguları ifade etmenin yolları

1-Konuşarak ifade etmek: Güvenilir kişiyle tüm duygular kolaylıkla paylaşılır.

2-Yazarak ifade etmek. Duygular çok mahrem, başkalarıyla paylaşılmak istenmiyorsa, yazarak

duyguların oluşturduğu gerilimden bir ölçüde kurtulmak mümkün olabilir..

Duyguları tanımlamanın Adımları

. Bastırılmış duygulardan kaynaklanan belirtileri tanımlamak,

. Bedene dönmek,

. Duyguları kesin bir şekilde ayırt edebilmek.

Depresyon. Kişinin günlük yaşama uyumunu bozacak dereceye ulaşmış üzüntü, melânkoli veya keder

durumudur.

Psikosomatik semptomlar. Psikosomatik, psikololojik kökenli olan, fiziksel hastalıklara verilen

genel addır.

Kas gerginliği. Gergin, sıkılmış kaslar, genellikle duyguların uzun süreli ifade edilmemesinin sonucu

ortaya çıkan psikosomatik belirtidir.

DUYGUSAL YAŞANTILAR

İnsanların Duyguları Korku, Öfke Ve Mutluluk Düzeyinde Ele Alınabilir.

1-Korku:Her canlı, varlığını tehdit eden etkenlerden kaçınır. İnsan bilincinde bu

kaçınma, korku algısıyla olur. Korku bu haliyle, kişinin varlığını, yaşamını

sürdürmesine hizmet eden savunma sistemlerinin bir ön-uyarı mekanizmasıdır ve

yaşamın sürdürülebilmesi için gereklidir.

Korku durumunda kişinin vücudu bazı tepkiler verir. Bu tepkilerden belli başlıları;

yüzün kızarması, yüzde kaşınma ve yanma hissi, titreme, terleme, bulanık görme, nefes darlığı, ağız

kuruluğu, yutkunma güçlüğü, mide bulantısı, bilinç kaybı, anî tansiyon düşüşü vb.

2-Öfke:İnsanın algıladığı bir tehdit karşısında sergilediği düşmanlık

duygusudur. Öfke anî bir duygu olarak gelişmez; aksine bir süreç şeklinde ortaya çıkar

Kişinin öfkelenmesi durumunda aşağıdaki beş boyut birbiriyle ilişkiye girer:

1-. Biliş. O andaki düşünceler ve zihinsel süreçlerdir.

2-. Duygu. Öfkenin yol açtığı uyarılmadır.

3-. İletişim. Öfkeyi çevreye yansıtma biçimidir.

4-. Etkileniş. Öfkeli iken hayatı algılama biçimidir.

5-. Davranış. Öfkeli insanın sergilediği davranışlardır.

. Öfke Sürecinin Aşamaları

. Fiziksel veya psikolojik uyaran(lar) duyguyu harekete geçirir,

. Düşük bir stres ve gerginlik başlar,

. Vücut enerjisini arttıran adrenalin salgısı artar,

. Kalp ve nabız sıklığı artar,

. Kan basıncı dolayısıyla tansiyon yükselir,

. Vücut ve zihin “savaş ya da kaç” tepkisi için hazırdır.

3-Mutluluk. Bir ihtiyacın tatmini sağlandığında ya da hedefe ulaşıldığında

duyulan hoş bir duygudur. Yaşamdan alınan uzun süreli tatmin duygusudur.

Mutluluk duygusunun yaşanmasını sağlayan faktörlerden bazıları

. Sükûnete (durulum) ulaşmış bir psikolojik durum,

. Kişinin sadece kendisini değil, toplumun diğer fertlerini de yücelten

bir değerler sistemi,

. Kişinin kendini değerlendirmesinde gerçekçilik,

. Çevredeki insanlarla dostluk ve fedekarlık temelinde yürüyen iyi

ilişkiler,

. İnsana ve insanla ilgili her şeye karşı duyulan içten samimî bir sevgi.

DUYGULARIN KONTROLÜ VE YÖNETİMİ

İnsan organizması bir makine düzeninde çalışmaz; kararsızlıklar ve düzensizlikler gösterir. Bazen öfkeli

bazen mutlu, bazen sinirli, bazen sevinçli olabilir

. Duyguların yönetilmesinin temel amacı, duygusal durumun insanın denetimini ele geçirmesiniengellemek

için gerekli tedbirleri alarak vücudun fiziksel ve psikolojik sağlığını korumaktır. Bu aklın veya akılcı zihnin

kontrolüyle olabilir.

Duyguların kontrolü ve yönetimi için öncelikle yapılması gereken şey kişide söz konusu duygusal durumu

ortaya çıkaran duygu kaynaklarını veya faktörlerini tespit etmektir.

Duyguların kontrol edilip yönetilmesinde atılacak ilk adım, duyguların tanınmasıdır.

DUYGULARIN KONTROLÜ VE YÖNETİMİ

1-Duyguları tanımak.

2-Duyguların yönetimi. Duyguların kontrolü veya yönetimi kişiden kişiye farklılık gösterse de,

duyguların kontrol altına alınıp yönetilmesinin bazı kuralları vardır.

Duygu Yönetiminin Altı Basamaklı Stratejisi

1-Birinci basamağı kişinin ne istediğini bilmesi ve aşırı duygu yoğunluğunun azaltılmasıdır.

2-İkinci basamak, bireyin duygularına güvenmesi ve her tür duygunun yönetilebilir olduğunun kabul

edilmesidir.

3-Üçüncü basamak, duyguların verdiği mesajı algılamak, anlamak ve kabul etmektir. Duygular kabul

edilmezse, onun tedavisi, kontrolü ve yönetimi mümkün olmaz.

4- Dördüncü aşama, kişinin kendine güvenmesi ve olumsuz duygularını olumluya çevirebileceğine

inanmasıdır.

5-Beşinci aşama, ne kadar güçlü olursa olsun kişinin o duyguyu kontrol edecek gücü kendinde bulacağına

inanması ve ona göre davranmasıdır.

6- Altıncı basamak ise heyecan duyup harekete geçmek ve önceki tecrübelerden yararlanarak duyguları

yönetilebilir düzeyde tutmaktır.

Duyguların ifadesi. İster olumlu ister olumsuz duyguların kontrolünden kurtulmak için kişinin bunları

başkalarıyla paylaşması anlamına gelir. Duyguların ifadesinde önemli olan duyguların kime hangi yolla ifade

edileceğidir. Bir düşmanlık duygusu nasıl ifade edilebilir? Kızarak, bağırarak duyguyu ifade etmek,

doğru bir yönetem değildir.

Duygusal Olgunluğa Ulaşmış İnsanların Özellikleri

. Kızgınlık ve öfke

. Korku ve kaygı,

. Üzüntü ve depresyon.

Öfke Kontrolü” Öfkeyi doğru ifade etme becerisine “denir.

Öfke kontrolünün temel amacı, öfkenin kontrolünde veya etkisinde davranışta bulunmamaktır. Daha

önce de ifade edildiği gibi öfke de doğal bir duygudur; burada ifade edilmeye çalışılan öfkenin doğal veya

kabul edilebilir bir düzeyde kalmasını sağlamaktır. Aksi halde öfkenin kontrolüne giren kişi, saldırgan

tavırlar göstermekten kendini alıkoyamaz.

Öfkenin kontrolü veya yönetimi mümkündür; ancak bu nasıl veya hangi yöntemle yapılacaktır. Şüphesiz

kişilerin öfkelenme nedenleri farklı olduğu gibi öfke kontrol yöntemleri de farklıdır.

Öfkeyi kontrol etmek için geliştirilmiş öfke kontrol yöntemleri vardır.

ÖFKE KONTROL YÖNTEMLERİ

1-Bilişsel yöntemler. Öfkenin kontrolü konusunda öfkenin tanımlanması ilk adımdır. Tanımlanma,

öfkeye neden olan faktörlerin neler olduğunu ve onlardan korunmanın nasıl olacağı konusunda ipucu verir.

İkinci adımda ise öfke kontrol yöntemleri konusunda çeşitli alternatifler oluşturulur. Bu alternatifler arasında

öfke kontrolüne yarayacak en uygun alternatif belirlenir ve sonra da bu alternatifin uygulanmasıyla öfke

kontrol edilmeye çalışılır. Diğer bir bilişsel öfke kontrol yöntemi de öfkenin kontrolünde sonucun ne

olacağını düşünmektir. Öfkenin kişiyi nereye götüreceği, sonucun ne olacağını (öfkeyle kalkan zararla oturur)

düşünerek öfkeyi sağduyu ile kontrol altına almak, etkin bir öfke kontrol yöntemidir.

2-Duyuşsal kontrol yöntemleri (Biofeedback). Öfkenin kişinin vücudunda ne gibi psikosomatik

etkilere neden olduğu düşünülerek kontrol edilmesine çalışılır. Biofeedback yönteminde kişi öfke durumunda

vücudunda ne gibi tepkiler oluşuyor, ne gibi belirtiler veriyor diye bakarak öfkeye neden olan düşünce ve

davranışlardan uzak durulmaya çalışılır. . Öfke psikolojik ve fiziksel bir uyarılma durumu olduğu için, söz

konusu uyarılmayı ortadan kaldıracak aksi başka bir uyarılma (örneğin, gevşeme, gülme, espri) biçimiyle

öfkenin ortaya çıkardığı uyarılma ortadan kaldırılabilir.

3-İletişimle öfke kontrol yöntemleri. Öfkeyi iletişimle kontrol etmenin ilk adımı, öfkeyi içinde

yaşamamak, onu ifade etmektir. . Öfke nasıl kişinin kendisini negatif duygularla doldurması (şarj) ise öfkeye

neden olan duyguları kaynağına inerek başkasına anlatma (deşarj) öfke kontrol yöntemi olabilir.

Öfkeyi kontrol etmenin belki de en etkili yollarından biri de kişinin kendisiyle iletişim kurması, yani öz

eleştiri yapmasıdır. Kendini öfkelendiren durum karşısında “acaba ben nerede hata yaptım”, “bu durumda

benim de bir payım yok mu” gibi sorularla kişinin kendisiyle yüzleşmesi, öfke kontrolünde önemli bir

yöntemidir.

4-Duygusal kontrol yöntemleri. Duygusal kontrol yöntemlerinin başında duyguların farkında olmak

vardır. Yani önce teşhis, sonra tedavi gelir. Öfkeye neden olan asıl motivin ne olduğu, bu temel faktörün ne

tür bir duyguya neden olduğu öncelikle teşhis edilir; sonra da bunun tedavisine (konrolüne) çalışılır.

5- Davranışsal kontrol yöntemleri. Bir yolunu bulup öfkeli durumda iken kişinin nasıl davranışta

bulunduğunun farkına varmasını sağlamak bir davranışsal kontrol yöntemidir. Bunu ya güvendiğiniz birine

sorun, mümkünse sesinizi ve görüntünüzü kaydedin veya zaten kaydedilmiş ise izleyin ve öfkesiz olduğunuz

bir zamanda kendinizi değerlendirin.