Final Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri Final Ders Özeti

serkankacan69

Active member
12 Eyl 2018
152
55
28
#1
Ünite 6
Modern Türk Şiirinde Gelenekten Yararlananlar
Gelenek / anane / tradition
Guenon’a göre gelenek kavramı, doğu toplumları için uygarlığa denktir.
T.S. Eliot’a göre gelenek, tarih bilinciyle birlikte geçmişin yaşanan an içerisinde değerlendirilmesidir.
Yeni Türk edebiyatı ilk yıllarından itibaren geleneği reddetmeyi hatta onunla alay etmeyi istikamet bellemiştir. Yahya Kemal müstesna olmak üzere Cumhuriyetin ilk dönemlerinde bu tavır devlet politikası olmuştur. Özellikle divan edebiyatı odaklı bu eleştiriler, aşağılamalar Abdülbaki Gölpınarlı’nın Divan Edebiyatı Beyanındadır (1945) adlı eserine dek devam etti.
Yahya Kemal / Gelenek ile Gelecek Arasında
Tarih bilincine sahip bu şairimiz divan edebiyatına istifade edilmesi gereken edebi ve kültürel bir değer olarak bakabilmiştir.
Yahya Kemal, divan şiirine deruni ahenk kazandıran ritmik yapı unsurlarının, mermer sağlamlığındaki söyleyiş örneklerinin, kullanılan dilin, rind imajıyla simgeleşen insan tipini oluşturan kültürün modern şiirin yapısal nitelikleri içerisinde işlenebileceğini düşündü ve bunu şiirinde uyguladı.
1950’lerden itibaren geleneğe yaklaşımlarda Yahya Kemal köprü konumundadır.
Bu tarihten sonra Hisar gurubu ağırlıkla geleneğin biçimsel unsurlarını sürdürmek istedi.
Behçet Necatigil ve Hilmi Yavuz gibi şairler geleneği kaynak olarak kullandılar.
Sezai Karakoç ve Ebubekir Eroğlu gibi şairler ise geleneği uygarlık özü olarak kabul edip modern tarzdaki şiirlerine bu özü taşımaya çalıştılar.
Hisar Gurubu
1950-57 arasında 75, 1964-80 arasında da 202 sayı çıkmış olan Hisar dergisi etrafında toplanan edebiyatçıların oluşturduğu bir topluluktur.
İlk olarak Garip akımına karşı sistematik bir tavır ortaya koydular. Nâzım Hikmet merkezli toplumcu gerçekçi akıma da karşı çıktılar. Hisarcılar şiirin küçük ve basit şeylerden neşet ettiğini söylediler. Şiirlerinde biçime çok fazla önem verdiler.
Güzel şiir ölçülü olmayabilir fakat mutlaka şekillidir.Munis Faik (Ozansoy)
Yeni şiirin divan şiiri ve halk şiiri geleneği üzerinde yükselmesi gerektiği düşüncesindeydiler.
Sanatçını bağımsızlığı (ideoloji güdümlü yazmaması), sanatın milliliği, şiir dilinin yaşayan dil olması değer verdikleri esaslardır.
Aruz, hece ve serbest biçimlerde memleket edebiyatı duyarlılığını devam ettiren ürünler vermişlerdir.
Yahya Kemal’in divan şiiriyle kurduğu yakınlığı halk edebiyatı geleneğiyle genişletmeye çalıştılar. Çaba sarf ettiler ancak sanat yönü ve derinliği zayıf, tekdüze şiirler yazabildiler.
Gurubun önde gelen isimleri Fâik Ali’nin oğlu Munis Faik, Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer, Mustafa Necati Karaer, Yavuz Bülent Bakiler’dir.
Çınarlı’nın şiir kitapları;
Güneş Renkli Kadehlerle (1958)
Gerçek Hayali Aştı (1969)
Bir Yeni Dünya Kurmuşum (1974)
Zaman Perdesi (1983)
Güzelliklere Doyamam (1995)
Geçer’in şiir kitapları;
Şiirlerini Büyüyen Eller (1954)
Belki (1960)
Bir Bulut Geçti (1973)
Hüzzam Beste (1986)
Özlem Rıhtımı (1986)
Karaer’in şiir kitapları (sese verdiği önemle gurubun en iyi şairi kabul edilir);
Sevmek Varken (1972)
Güvercin Uçurmak (1977)
Kuşlar ve İnsanlar (1982)
Kerem ile Aslı (1985)
Bakiler’in şiir kitapları;
Yalnızlık (1962)
Duvak (1971)
Harman (2001)
Geleneğin Estetik Gücü / Behçet Necatigil ve Hilmi Yavuz
Behçet Necatigil

İlk şiirlerinde Garip hareketinin etkisindedir. 1963 tarihli Yaz Dönemi adlı kitabından sonra kendi şiir kimliğini kurmuştur. Geleneğin yanında modern Alman şiiri de onun için yol açıcı olmuştur. Divan şiirindeki birçok mazmun ve fikri şiirine almıştır. Anlam yapı taslakları oluşturmak üzere klasik edebiyatın imkânlarını kullanmıştır. Tevriye ve cinasları çokça kullanmıştır. Tevriye sanatını çok seven ve çok kullanan şair bu sanata olan ilgisini İki Başına Yürümek (1968) adlı kitabının ismiyle de işaret eder.
1961-1965 yılları arasında yazdığı şiirlere Divançe ismini vermiştir.
Hilmi yavuz
Şiir kitapları;
Bakış Kuşu (1969)
Bedreddin Üzerine Şiirler (1975)
Doğu Şiirleri (1977)
Yaz Şiirleri (1981)
Gizemli Şiirler (1984)
Zaman Şiirleri (1987)
Söylen Şiirleri (1989)
Ayna Şiirleri (1992)
Çöl Şiirleri (1996)
Akşam Şiirleri (1998)
Yolculuk Şiirleri (2001)
Hurufî Şiirler (2004)
2005 yılına kadar bütün şiirlerini Büyü’sün Yaz (2006) adı altında bir araya getirdi.
Şiirin yapılan bir şey olduğunu söyler. Onun içim sahihlik çok önemlidir.
Şiirinde gelenekle moderniteyi bağdaştırmaya çalışır. Geleneği bir kimlik olarak gören şair, kavramı, “değişenin içinden değişmeyeni çıkarmak, bulmak” şeklinde tanımlar (Yahya Kemal’in imtidat kavramıyla ilişkilidir).
Aruz kalıpları ve ritim bakımından divan şiirinden faydalanan şair, metinlerarası göndermelerle divan edebiyatı ve halk edebiyatı ürünlerini kendi metni içerisinde kullanır.
Geleneği Yeniden Üretmek / Sezai Karakoç
Sezai Karakoç geleneği uygarlık birikimi olarak kabul eder. Ona göre gelenek, peygamberler tarihidir, semavi din çizgisidir. Her uygarlığın din çatısı altında yükseldiğine işaret eden şair kendi geleneğimiz olan İslam gelenek olarak alıp geleceğe taşımak hedefindedir. Genel düşüncesini “diriliş adıyla kavramlaştırmıştır.
Şairin gelenekle temasını iki aşamada değerlendirir. İlk aşama şairin geleneğin birikimini fark etmesidir. İkinci aşama ise bu birikim karşısında durabilmek, hesaplaşabilmek ve onun karşısında var olmak, kendini ispat etmek çabasıdır. Bu noktada birçok şairin paniğe kapılıp geleneğe sırt çevirebileceği hatta onu yadsımaya çalışacağı muhakkaktır. Ancak ideal olan bu hesaplaşmayı göze almak ve gerçekten yeni olanı vücuda getirmektir. Yapılacak yenilik biçimde değil; ruhta, özde olmalıdır. Bunu başarmanın yolu artık eskimiş olanın içindeki ölmezliği keşfetmekten geçer.
1967’de çıkan Hızırla Kırk Saat’ten itibaren yazdığı şiirlerinde amaç geleneksel kültür birikiminin bugünün insanı için diriltici faktör olmasıdır.
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde kendine özgü bir tarz ortaya koymuş olan Cahit Zarifoğlu, ikinci kitabı Yedi Güzel Adam (1973)’dan başlayarak Menziller (1977) ve son kitabı Korku ve Yakarış (1985)’taki şiirlerinde Sezai Karakoç’un çizgisindedir.
Karakoç’un çizgisindeki bir diğer şair de Ebubekir Eroğlu’dur. Eserleri; Kuşluk Saatleri(1974), Kayıpların Şarkısı (1984), Yirmidört Şiir (1991), Şahitsiz Vakitler (1998), Sınır Taşı (2006), bu tarihe kadarki bütün şiirlerini Berzah adlı eserde bir araya getirdi, Sesli Harfler (2011)
İkinci Yeni deneyimi, dini/mistik şiir geleneği, divan şiiri birikiminin yanında modern İngiliz şiiri Eroğlu’nun şiirinin beslendiği kaynaklardır.
Sevap Defteri (1992) başlıklı deneme kitabında klasik dönemin büyük şairlerinden söz eder.
Bazı kitaplarında “Aldı…” üst başlığıyla klasik şiirimizden çeşitli şairlerin şiirlerini yeniden yazmıştır. Bu durum nazire geleneğinin modern şekli olarak değerlendirilebilir. Eroğlu, klasik şiiri yeniden üreten bir şairdir.
Gelenekten beslenen daha birçok şairden söz etmek mümkündür. Divan ve halk şiiri özelliklerini sürdürmeye çalışan M. Akif İnan bunlardan biridir. Kendine özgü üslubu, söyleyiş tarzıyla Hüsrev Hatemi dikkat çeken bir diğer şairdir.
Ünite 7
İkinci Yeni
1950’lerin ortalarında ortaya çıkmış bir akımdır. Dönemin sosyal ortamı ve Garip hareketine duyulan tepki bu akımı hazırlayan etkenlerdir. Orhan Veli etkisiyle basitliği övülesi bir şey zanneden genç şairlerin sığ şiirlere temayül etmeleri şiirde tıkanmaya sebep olmuştur. Attila İlhan’a göre hareketin sebebi Demokrat Parti yönetiminin baskılarıdır. Turgut Uyar’da benzer bir noktaya çeker; Demokrat Parti’nin sebep olduğu para enflasyonu karşılığında hızlı şekilde yaşanan değer değişmesinin bu akımın ortaya çıkmasında etkili olduğu görüşündedir.
Bu akımın eleştirmeni olarak kabul edilen Muzaffer Erdost, Pazar Postası’ndaki bir yazısında yeni şiir hareketi için “İkinci Yeni” tabirini kullandı.
1953-55 yılları arasında adları daha sonra bu hareket içinde anılacak olan bazı şairler yeni tarzda şiirler yayımlamaya başladılar. 1956’dan sonra bu hareketin şiirleri ağırlıkla Pazar Postası’nda yayımlanmaya devam etmiştir. 1960’tan sonra ise hareketin etkisi ortadan kalkmıştır. Kısa süreli bu hareketin daha sonra bağımsız olarak şiirler yazmaya devam ettiler. Hareketin ömrü kısa sürmüşse de modern Türk şiirinin kendini bulması bakımından etkisi muazzam olmuştur. Modern Türk şiirinin membaı İkinci Yeni’dir demek abartı olmaz.
Bazıları Oktay Rifat’ın Perçemli Sokak (1956) adlı eserini (özellikle önsözü) bu akım için başlangıç noktası kabul ederler. Bazıları ise hareketin gizli öncüsünün Attila İlhanolduğu görüşündedir.
Oktay Rifat, “Bir sözün anlamı çoğu zaman o sözün gözümüzün önüne getirdiği görüntüden başka bir şey değildir” dediği yazısında şiirde anlam ve soyutlamakonularına yeni bir tartışma başlatmıştır.
İkinci Yeni’nin öncü şairlerinden Ece Ayhan, “parasız yatılılar” eliyle kurulduğunu söylediği İkinci Yeni’nin Türk edebiyatında ilk “sivil şiir” olduğunu; öncülüğünü iseSezai Karakoç ve Cemal Süreya’nın yaptığını belirtir.
Cemal Süreyya (Gül, Güzelleme, Üvercinka)
Edip Cansever (Aşkın Radyoaktivitesi, Yerçekimli Karanfil)
Turgut Uyar (Göğe Bakma Durağı)
Sezai Karakoç (Balkon)
Bu hareketin öncüsü olarak kabul edilmelidirler. İlhan Berk ve Ülkü Tamer de İkinci Yeni’nin öncü şairleri arasındadır. Sezai Karakoç daha sonra farklı bir çizgide şiirler yazarak kendi ekolünü oluşturmuştur.
Özellikleri
Dil konusunda titizdirler. Dil onlar için iletişim aracı olmanın ötesinde estetik form ve duyum için işlenmesi gereken mecradır. Buna bağlı olarak İkinci Yeni şiirinde;
a) Sözdizimsel sapmalar
b) Alışılmamış bağdaştırmalar
c) Düz mantığa aykırı ifadeler
şiirin yapısal unsurları olarak göze çarpar. Dildeki bu çalışmalardan dolayı İkinci Yeni şiiri anlamsızlıkla suçlanmıştır. Bu oldukça acımasız bir yargıdır. İkinci Yeni şiirindeanlam arka plandadır ama bu anlamın yadsındığı sonucuna götürmemelidir.
İkinci Yeni şairleri için nesneler, eşyalar ayrıcalıklı öneme sahiptir. Doğal, olağan durumundaki haliyle bile bir nesne olağanüstü özellikler taşıyabilir. Şair, soyutlamalar yoluyla nesneyi estetiğin konusu yapar.
Şiirleri başta resim olmak üzere diğer sanatlarla yakın ilgi/ilişki içindedir.
Sürrealist bir yazı otomatı gibi serbest çağrışımlara başvurur.
İnsanı toplum ve varoluş arasındaki sıkışmışlığı içinde ele alır.
İlhan Berk
Manisa’da doğdu. 1945-55 yılları arasında öğretmenlik yaptı. 1955-69 yılları arasında Ziraat Bankası’nda çevirmen olarak çalıştı. 2008 yılında Bodrum’da vefat etti.
İlk kitabı Güneşi Yıkanların Selamı, 1935’te yayımlandı. İstanbul Kitabı (1947),Günaydın Yeryüzü (1952), Türkiye Şarkısı (1953), Köroğlu (1955) adlı eserleri toplumcu anlayışla yazılmıştır. Şair sonraki yıllarda bu kitapları unutmak istediğini söylemiştir. Sezai Karakoç, İlhan Berk için İkinci Yeni’nin her konudaki “en”idir der (en soyut, en toplumcu vs.). Çeşitli konularda öne çıkabilmesi onun deneyci bir şair olmasından ileri gelir.
Turgut Uyar
Ankara’da doğdu. 1941’de askeri okuldan mezun oldu. 1947-58 yılları arasında subay olarak orduda görev yaptı. Emekli oluncaya kadar SEKA Ankara şubesinde çalıştı. 1985’te İstanbul’da vefat etti.
Yad” adlı ilk şiirini 1947’de Yedigün’de yayımladı. 1963-65 yılları arasında çıkan Dönem dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Yeni Türk şiirinin evrelerini incelediği yazılarını “Bir Şiirden” (1983) adıyla yayımladı. Şiir hakkındaki yazıları, söyleşileri ve diğer çalışmaları Korkulu Ustalık (2009) adıyla yayımlandı. İlk şiir kitabı Arz-ı Hal(1949) ve ikincisi Türkiyem (1952) Anadolu motifli, hece kalıplarında yazılmış şiirleri içerir.
Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959)
Tütünler Islak (1962)
Her Pazartesi (1968)
Divan (1970)
Toplandılar (1970)
Kayayı Delen İncir (1981)
Bazı eklemelerle birlikte toplu şiirlerini Büyük Saat (1984) adıyla yayımladı.
Dünyanın En Güzel Arabistanı adlı kitabındaki “Akçaburgazlı Yekta” tiplemesini konu edinen şiirleri çok ilgi gördü (az bile).
Şiirlerinde yer yer nesir cümlesine yaklaşan dizeleri dikkat çeker. İç konuşma ve öyküleme teknikleriyle ördüğü şiiriyle özgün bir lirizme ulaşır. Yalnızlık, hüzün ve sıkıntı temalarını çok yalın ve çok başarılı biçimde kullanmıştır.
Ömer Edip Cansever
Uzun yıllar Kapalıçarşı’da kuyumculuk yaptı. İlk şiirlerini 13 yaşındayken Arkadaşdergisinde yayımladı. Garip hareketi etkisinde yazdığı şiirleri İkindi Üstü adıyla yayımlandı. Şair daha sonra bu kitabını yok saymaya çalışmıştır.
Dirlik Düzenlik (1954) adlı ikinci kitabına yine Garip hareketi etkisi altındadır ancak buradaki şiirlerde şair kimliği ilerleme kaydetmiştir. 1957 tarihli Yerçekimli Karanfil ile adını iyice duyurur. Şiiri de oturmuştur artık. Buradaki şiirlerinde yabancılaşma, doğa ve toplum içinde yaşanan çelişkiler ve cinsellik temaları bundan sonraki dönemlerde de Cansever’in şiirinin temel izlekleri olur. 1964’te çıkan Tragedyalar’a kadar İkinci Yeni çizgisinden sapmaz. Tragedyalar’da ise farklılaşır; dizeleri işlevsizleştirir. Tiyatro oyunlarında kullanılan diyalog, monolog ve iç-monologları kullanır. İlerleyen dönemlerde dramatik anlatım tekniklerini kullanarak üslubunu geliştirir/açar. Ben Ruhi Bey Nasılım (1971) ve Bezik Oynayan Kadınlar (1982) anlatım ustalığı ve bilinçaltı serpintilerinin şiirleştirilmesiyle dikkat çeker. Şiirlerindeki tarihsel ve mitolojik motifler çağrışım zenginliği sağlayarak şiirini güçlendir.
Cemal Süreya
Erzincan’da doğdu. Ailesi Dersim Harekâtı sırasında Bilecik’e sürüldü. Mülkiye’yi bitirip maliye müfettişi olarak çalıştı. 1965’ten itibaren yayıncılık yaptı.
Şarkısı Beyaz” adlı ilk şiiri Mülkiye Fikir ve Sanat dergisinde çıktı (1953). 1966-70 yılları arasında Tomris Uyar’la birlikte Papirüs dergisini çıkardı. Yazılarının bazılarınıŞapkam Dolu Çiçekle (1976) ve Günübirlik (1982) adlarıyla kitaplaştırdı. 1958’de yayımlanan Üvercinka ile dikkat çekti. Şiirlerindeki orijinal imajlar ve söyleyiş biçimiyle İkinci Yeni’nin öncüsü kabul edildi. Buna karşılık şiirlerinde anlam asla geri planda ya da kapalı kalmadı. Şiirinin gücü olağanüstü imajlar ve şaşırtıcı metaforlardadır. Üvercinkasözcüğü onun şiiri için anahtar olarak kullanılabilir.
Şiirlerinde ölüm, yalnızlık ve melankolik hallerin karşısına erotizmi koyar. Lirizmle ironiyi, duyguyla zekâyı, anlam çağrışımlarıyla sözcüklerin ses tınılarını başarıyla harmanlamıştır.
Ece Ayhan
Datça’da doğdu. Sivas Gürün’de kaymakamlık yaptı (1962). 1966’dan sonra yayıncılık yaptı. Ömrünün son demini huzurevinde geçirdi.
1954’ten itibaren çeşitli dergilerde şiirleri yayımlandı.
İlk kitabı Kınar Hanım’ın Denizleri 1959’da çıktı. Bundan sonraki şiirlerinde yoğun sürrealist anlatımıyla anlamı, şiirindeki zengin söz varlığının içinde örtmüştür. Bakışsız Bir Kara Kedi (1965) mensur bir şiirdir. Türk şiirindeki en ileri söyleyiş deneyleri bu kitapta okunabilir.
Şiirindeki bozuk dil bilinçli bir seçimdir. Rejim karşıtlığını rejimin dilini bozmakla gösterir.
Şiirin bilinen, görülen, gündelik gerçeklikle ilgisi olmadığını söyleyen şair şiirini kültürel çağrışımlar üzerinde kurar. Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler (1973) ve Yort Savul (1977) çok ilgi görmüştür.
Ülkü Tamer
Gaziantep’te doğdu. Aktörlük, yayıncılık ve çevirmenlik yaptı. İlk şiiri “Dünyanın Bir Köşesinde Lucia”, 1954’te Kaynak dergisinde yayımlandı.
Şiir kitapları;
Soğuk Otlar Altında (1959)
Gök Onları Yanıltmaz (1960)
Ezra ile Gary (1962)
Virgül’ün Başından Geçenler (1965)
İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür (1966)
Sıragöller (1976)
Bütün şiirlerini Yanardağın Üstündeki Kuş (1986) adıyla yayımladı.
İngiliz, Amerikan şiirinin etkisinde kalmıştır. Çocuksu duyarlılığı, ironinin sağladığı anlatım özellikleri şiirinin öne çıkan unsurlarıdır.
İkinci Yeni’den Diriliş Hareketine: Sezai Karakoç
İkinci Yeni’nin ilk döneminde şiirleriyle bu akımın içinde yer alan Sezai Karakoç, metafizik ve gelenek kavramlarıyla olan olumlu ilişkisiyle diğerlerinden ayrılır.
Diyarbakır’da doğan Karakoç, ortaokulu Gaziantep’te liseyi Kahramanmaraş’ta bitirdi. 1955’te Mülkiye’den mezun oldu. 1956-65 yılları arasında memurluk yaptı.
1955’te Şiir Sanatı dergisini çıkardı (2 sayı). 1960’tan itibaren aralıklarla Diriliş dergisini çıkarmaya başladı. Gazetelerde denemeleri yayımlandı. 1990’da Diriliş Partisi’ni kurdu. Partisi 1997’de kapatıldı. Halen Diriliş Yayınları’nı yönetmektedir.
Sabır” adlı ilk şiirini Mehmet Levendoğlu müstearıyla yayımladı. Heceyle yazdığı ilk şiirlerinde ifade gücü dikkat çeker. Uzun dönem kitaplarına almadığı Monna Rosa şiiri çok popüler oldu. Bu şiir Karakoç’un lirik döneminin başlangıcını teşkil eder. İkinci Yeni’yle anılmasına sebep Körfez (1959), Şahdamar (1962) ve Sesler (1968) adlı kitaplarıdır. İkinci Yeni’den uzaklaştıktan sonra şiirinin merkezini metafizik kavramı dolduracaktır. Kendi ifadesiyle “metafizik gerilimli şiirler” yazmaya başlamıştır.
Epik şiirin modern dönemdeki başarılı örnekleri olan Hızırla Kırk Saat (1967), Taha’nın Kitabı (1968) ve Gül Muştusu (1969) adlı kitaplarıyla kendi şiirini keskin biçimde ortaya koymuş olur. Dini duyarlılığa dayanan zengin imajlar barındıran bu şiirleriyle çağının eleştirisini yapar. Anlamın çağrışımlara bırakılmadığı, titizlikle ifade edildiği şiirlerdir bunlar.
Zamana Adanmış Sözler (1975) kitabındaki “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” başlıklı şiirin IV. bölümü çağdaş bir na’t olarak değerlendirilmiş ve modern Türk şiirinin başyapıtları arasında kabul edilmiştir.
2000 yılında bütün şiirlerini Gündoğmadan adıyla yayımladı. Sezai Karakoç, cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en “yerli” şairidir.
Ünite 8
1960-1970 Dönemi Türk Şiiri
Türk şiiri bu dönemde poetikadan uzaklaşıp politikaya yakınlaşmıştır.
Dönemin önde gelen şairleri;
Turgay Gönenç
Afşar Timuçin
Erdem Beyazıt
Hüsrev Hatemi
Cahit Zarifoğlu
Egemen Berköz
Ataol Behramoğlu
Süreyya Berfe
Refik Durbaş
Güven Turan
İsmet Özel
İsmet Özel

1944’te Kayseri’de doğdu. 1962’de Ankara’da liseyi bitirdi.
Mülkiye’yi yarıda bırakıp uzun zaman sonra Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1977). 1980 yılına kadar sendikalarda, dergilerde ve Ticaret Bakanlığı’nda çalıştı. Bir ara Çıdam Yayınevi’ni kurup yönetti.
“Yorgun” adlı ilk şiirini Yelken Dergisi’nde yayımladı (1963). Ataol Behramoğlu’yla birlikte Halkın Dostları dergisini yayımladı (1970-72). 1974’ten sonra Marksist çevrelerden uzaklaştı. 2000’li yılların başında muhafazakâr çevrelerle arasına mesafe koyup nevi şahsına münhasır Türkçü vurguyla İstiklal Marşı Derneği’ni kurdu.
Şiir kitapları;
Geceleyin Bir Koşu (1967)
Evet İsyan (1969)
Cinayetler kitabı (1975)
Şiirler 1962-1974 (1980)
Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar (1984)
Erbain/Kırk Yılın Şiirleri (1987)
Bir Yusuf Masalı (2000)
Of Not Being A Jew (2005)
Şiir hakkındaki düşüncelerini Şiir Okuma Kılavuzu (1980) adlı kitabında dile getirdi.
İlk şiirlerinde İkinci Yeni’ye yakın bir çizgidedir. Bu dönemdeki şiirlerinde imaj önemli bir araçtır. Söz diziminde sözcüklerin gerilimini yansıtacak düzenlemeler yapması dikkat çekti. Evet İsyan’da döneminin toplumsal-siyasal eğilimlerini başarıyla şiire taşıdı ve toplumcu gerçekçi akım içerisinde kendine yer edindi.
İlk dönem şiirlerinde öne çıkan Kapitalist sistem eleştirisi ikinci dönem şiirlerinde modernizm eleştirisine dönüşür.
Ataol Behramoğlu
Çatalca’da doğdu. 1974’te Rus Dili Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. 1970’ten itibaren Londra, Paris, Moskova gibi şehirlerde bulundu. 1974’te yurda döndükten sonra Şehir Tiyatroları’nda dramaturg olarak çalıştı. 1977’de Barış Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. 1980 darbesinden sonra tutuklandı. On ay hapis yattı. 1983’te aynı davadan 8 yıla mahkûm edildi. Fransa’ya kaçtı. 1989’da yurda döndü. Editörlük ve T.Y.S. başkanlığı yaptı. İstanbul Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
İsmet Özel’le birlikte Halkın Dostları (1970-72), kardeşi Nihat Behram’la birlikteMilitan (1974-76), Fransa’da bulunduğu dönemde Anka (1986) adlı dergileri yayımladı.
Eylemci kimliği ile yazı hayatı iç içedir.
Eserleri;
Bir Ermeni General (1965)
Bir Gün Mutlaka (1970)
Yolculuk, Özlem, Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974)
Ne Yağmur Ne Şiirler (1976)
Kuşatmada (1978)
Mustafa Suphi Destanı (1979)
Dörtlükler (1980)
İyi Bir Yurttaş Aranıyor (1983)
Bebeklerin Ulusu Yok (1988)
Aşk İki Kişiliktir (1999)
İlk şiirlerinde İkinci Yeni etkisi görülse de şiirlerinin genelinde Nâzım Hikmet – Ahmet Arif çizgisinde toplumcu-gerçekçi bir çizgidedir.
Şiirlerinde duygusal vurgu çok kuvvetlidir. 1969’da Ant dergisinde yayımlanan “Genç Şairler Savaş açıyor” başlıklı oturumda dile getirdiği siyasal düşüncenin şiire yedirilmesi yolundaki düşüncelerine paralel olarak Marksist ideolojinin güdümünde şiirler yazdı. Epik şiir denemeleri de olan şair son dönemde temalarını genişletmiş, aşk konulu şiirler de yazmıştır.
Erzurum’da doğan Refik Durbaş, 1971’den sonra gazetecilik ve yayıncılık yaptı. Kuş Tufanı (1971), Hücremde Ay Işığı (1974), Nereye Uçar Gökyüzü (1983), Yol Uzundur Ama Ölümden Kısa (2002) şiir kitaplarının bazılarıdır.
Anlık duyguları, ezilmiş kesimlerin durumlarını duyarlılıkla şiire taşımıştır. Şiirlerinde halka yakın duran şair, divan ve halk şiiri geleneğinden de yararlanmıştır.
Güven Turan Sinop’ta doğdu. İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1967’de bitirdi. Reklam yazarlığı, okutmanlık ve metin yazarlığı yaptı. Şiirden başka roman, öykü ve eleştiri türünde de eserler verdi. Güneşler Gölgeler (1981), Peş (1982), Sevda Yorumları(1990), 101 Dize (1996) Gizli Alanlar (1997), İz Sürmek (2001) şiir kitaplarından bazılarıdır.
İmaj ve ayrıntılara önem veren şair yalnızlık ve hüzün temalı şiirleriyle toplumcu şairlerden ayrılır. İçe dönük ve izlenimcidir. Kısa ve kesik söyleyişlerle kendine özgü bir lirizm yakalamıştır.
Dini Duyarlılığın Modern Görünümü / Cahit Zarifoğlu
Cahit Zarifoğlu

Ankara’da doğdu. 1971’de Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu.
1976’da Mavera dergisini yayımladı. İlk şiirlerinden itibaren İkinci Yeni ve modern Alman şiirinin özelliklerini taşıyan, insanın varlık içerisindeki konumunu araştıran, giderek hikmete yönelen bir tutum içerisinde oldu. Şiirleri taşıdığı hüzünle Turgut Uyar’a, düşünce bakımından Sezai Karakoç’a, imge zenginliği açısından Rilke’ye yaklaşır. Bunlara rağmen o orijinal bir şairdir. Bu kendine özgü tavrı nedeniyle kapalı ve anlaşılmaz bulunmuştur.
Cahit Zarifoğlu’na göre şiir insandan ve maddeden bağımsız bir varlığa sahiptir. Şair, şiiri insana ulaştıran bir kanal/yoldur. Şiire bu nedenle dışarıdan müdahalede bulunulmamalıdır. Şiir de insanlar gibi Yaratan’a yönelme temayülü içindedir. Bu nedenle metafiziksiz şiir olmaz.
İlk kitabı olan İşaret Çocukları (1967) adlı kitaptaki şiirlerinde art arda gelen şaşırtıcı, özgün imge sağanağı şairi kuşağı içinde öne çıkaran unsurlardır.
İkinci kitabı Yedi Güzel Adam (1973) destansı söyleyişin modern örneğidir. Bu eserinde tasavvuf ve toplumsal içerik de şiirine dâhil olmuştur.
Menziller (1977) ve Korku ve Yakarış (1985) tasavvufi içeriğin yoğunlaştığı şiirleri ihtiva eder.
Erdem Beyazıt
Maraş’ta doğdu. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Öğretmenlik, kütüphanecilik, memurluk yaptı. 1987’de milletvekilliği yaptı. 2008’de vefat etti.
Mavera dergisinin kuruluşuna katkı yaptı. Akabe Yayınları’nın kurulmasını sağladı.
Eserleri;
Sebep Ey (1972)
Risaleler (1987)
Şiirlerinde ses unsuru önem arz eder. Ses, anlamın sadece mahfazası değil yönlendiricisidir de.
Ünite 9
Çağdaş Türk Şiiri
1970-1980 Arası Türk Şiiri
1970’li Yıllar / Türk Şiirinin Tıkanma Dönemi

1970’ten sonra siyasi gündem poetik içeriği bastırmış ve şiirde tıkanma yaşanmıştır. Edebiyatın yoğun olarak politikayla içli dışlı olduğu süre boyunca bu durum devam eder. Burada dikkat edilmesi gereken husus politik tavrın şiirde belirgin unsur olmasıdır; poetik unsur geri planda kalmadığı halde şiirin ideolojik içeriği taşıyabildiğini Nâzım Hikmet ve Ahmet Arif gibi şairlerden biliyoruz. Ancak bu dönemde yazılanlar şiirden ziyade politik slogan değerinde metinlerdir.
Bu dönem şiirinin genel özellikleri;
Şiirin siyasal mücadele aracı olarak görülmesi,
Duyarlılık yerine duygusallığın öne çıkması,
Geniş kitlelerin ilgisini çekecek tematiklerin artması,
Şiirin ses ve imge gibi unsurlarının göz ardı edilerek doğrudan konuşma üslubunun artması,
Nâzım Hikmet çizgisinde toplumcu-gerçekçi anlayışa ilgi duyulması, ne var ki bu ilgi sadece dize düzeni bakımından Nâzım Hikmet’in şiiriyle benzerlik gösterir.
Yangın Yılları (1979), Hüznün İsyan Olur (1979), Dövüşen Anlatsın (1980) gibi kitapların sahibi Ahmet Telli; İlk İşim Uyanmak (1970), Gelincik Günleri (1978), Uzun Yollar Yolcusu (1978) kitaplarının sahibi Hüseyin Yurttaş, Ahmet Ada, İsmail Uyaroğlu, Seyyit Nezir, Barış Pirhasan, Abdülkadir Budak, Yaşar Miraç, Erol Çankaya, Veysel Çolak dönemin şairleri arasındadır.
Toplumcu şairler dışında Necip Fazıl-Sezai Karakoç çizgisindeki poetik oluşumlar da dikkate değerdir: Nuri Pakdil öncülüğünde yayımlanan Edebiyat dergisi çevresindeki şairler ve Mavera dergisi çevresi, bu dönemde İslami değerler ve Batı karşıtlığı noktasında birbirine yakın, benzer içerikte şiirler yazmıştır.
Arif Ay, Hira (1978), Dosyalar (1980) ve Şiirin Kandilleri gibi kitaplarında söyleyişi ve soyutlamaya dayalı imgeleriyle dikkat çeker. Toplumsal eyleme dönük özelliği olan tasavvuf ve halk kültüründen gelen duygu değerleriyle yazdığı Bir Savaşçıdır Kalbimkitabının şairi Osman Sarı öne çıkan şairlerdendir.
İçerik bakımından tasavvuf kültüründen gelen öz ile çağdaş bireyin insan, tabiat ve toplumla karşılaşmasını imgesel göndermelerle şiirler yazan Ebubekir Eroğlu, klasik şairlerin şiirlerine çağdaş anlamda nazireler yazarak dikkat çekmiştir.
1970’ten sonra yazdıklarıyla kendine özgü bir yer edinen Enis Batur, deneysel şiirlerine halen devam etmektedir. Deneysel şiirler yazan bir diğer şair Tarık Günersel, şiir tekniği ve deneysel çabalarıyla dikkat çekmiştir.
Modern yaşamı ironiyle işleyen yalın söyleyişli şiirleriyle Cahit Koytak bu dönemde dikkat çeken bir diğer şairdir.
1980-2000 Yılları Arası Türk Şiiri
80 darbesinden sonra şiir yavaşta olsa kendi doğal ortamına dönmeye başladı. Sloganlar şiirden temizlendi, saf şiire yönelmeler başladı. Yönelişler dergisi çevresi başta olmak üzere şiirde poetik değerleri önde tutan edebiyatçıların sayısı arttı. Yönelişler’i Şiir Atı, Poetika, Sombahar gibi dergiler izledi. Ebubekir Eroğlu şiir hakkındaki yazılarıyla bu yönde etkili olmuştur. 80’li yılların şiiri, 70 kuşağını tamamen göz ardı ederek İsmet Özel ve İkinci Yeni şairleri gibi diğer dönemlerin şairlerinin izinden gitmeye çalıştı.
Adnan Özer, Ahmet Erhan, Arif Ay, Cevdet Karal, Haydar Ergülen, Hüseyin Atlansoy, İhsan Deniz, Lale Müldür, M. Mungan, Tuğrul Tanyol, Osman Konuk gibi şairler öne çıkan isimlerdir.
Adnan Özer (Ateşli Kaval, Çıngırağın Ölümü, Zaman Haritası)
Sosyalist çizgidedir. Şiirinin kültürel zemini Yunan mitolojisi, Anadolu efsaneleri, masalları ve halk kültürümüzdür. Slogancı solcu şiire karşı tavır takınır. Kırsalı ve halkı hayatı doğuran ve besleyen unsurlar olarak görür.
Ahmet Erhan (Akdeniz Lirikleri, Sevda Şiirleri, Ölüm Nedeni Bilinmiyor)
80 sonrasının toplumcu-gerçekçi şairi olarak tanınır. Akdeniz kültürünü kaynak olarak ele alır. İnsanı tarihsel bir araç olarak görmeyen, köklerini geçmişten alan hümanizmle yeni bir estetik arayış içine girer.
Haydar Ergülen (Sırat Şiirleri, Eskiden Terzi, Nar, Üzgün Kediler Güzeli)
Yeni bir gerçekçilik arayışındaki şair, Attila İlhan’ın imgeci tutumuna, Necatigil’in naif gerçekçiliğine ve Hilmi Yavuz’un imgeci, mitik niteliğine yakınlık gösterir. “Ne olduğunu bilmediğim bir şeyin var olduğuna inanıyorum şiirde” diyen şair insanın acı ve sıkıntılarını hafifletmeye çalışan iyimser yaklaşımlar gösterir.
Hüseyin Atlansoy (İntihar İlacı, Şehir Konuşmaları, Kaçak Yolcu, Yarın Bekleyebilir)
Sezai Karakoç çizgisindedir. Cahit Koytak ve Osman Konuk’la sanatsal ve düşünsel çerçevede ortaklıkları vardır. Şiirinde modernizme karşı eleştirel, ironik tavır öne çıkar. “Zeki fakat aynı zamanda egemen güçler tarafından ezik kalmaya mahkûm edilmiş kişilerin elinde güçlü bir silahtır” der ironi için.
İhsan Deniz (Mağara Külleri, Gecediloldu, Hurufî Melâl, Buz ve Fire)
Sezai Karakoç çizgisindedir. Metafizik algıya önem verir. Medeniyet inşasının yapı taşlarından olan şiir bu işlevini yerine getirebilecek şiirin şehirli kültürden doğabileceğini söyler.
Lale Müldür (Kuzey Defterleri, Uzak Fırtına, Seriler Kitabı)
Şiirlerinde geniş bir coğrafyanın izleri görülür. Biçim arayışları, metinlerarası göndermeler, lirizmden marjinal eğilimlere uzanan söyleyiş özellikleri onun şiirinin dikkat çeken yanlarıdır. Anlatımı genel olarak simgecidir.
Murathan Mungan (Kum Saati, Yaz Geçer)
Duygusallığın öne çıktığı ferdi şiirleriyle dikkat çeker. Şiirlerinde masal, mitoloji, halk öyküleri ve diğer geleneksel anlatılardan yola çıkarak günümüz insanının toplum içi sorunlarını, varoluşunu, yabancılaşmasını dile getirir. Geleneği zemin olarak ele almaz. Bu arka plan kendi Asyalılığıyla hesaplaşan bireyin çıkış noktasıdır sadece.
Osman Konuk (Seni Yalnız Ben Anlarım, Tehlikeli Belki, Beyaz Savunma)
Modern şiirin insanın dünya ve tabiatla doğrudan ilişkisinin sonucu olduğunu söyleyen şair, modern şiirin estetikle açıklanmaya çalışılmasına da karşıdır. Tabiat ve Tanrıyla olan sözleşmenin bozulması onun için nirengi noktasıdır. Şehre ait insanın traji-komik durumunu her yönüyle ele alan şiirleri vardır.
Tuğrul Tanyol (Elinden Tutun Günü, Ağustos Dehlizleri, Oda Müziği, Büyü Bitti)
İkinci Yeni imgeciliği ile Hilmi Yavuz’un metafizik algısı arasında kendine sezgisel bir duyuşla yeni imge ve ses düzeni kurmaya çalışır. Şairin insanın değişmeyen yanlarını izlerdiği söyler. Aşk, yalnızlık, ölüm ve anılar onun başlıca temalarıdır. Şiirinde anlamdan ziyade imge ön plandadır.
Vural Bahadır Bayrıl (Melek Geçti, Şer Cisimleri)
Gelenek ve metafizikle Hilmi Yavuz tecrübesiyle buluşan şair, şiirin kurumsal sorunlarına da dikkat çekmeye çalışmıştır.
80 sonrası dönemin ortak özellikleri;
İmgeye önem vermek, sözü metafor teknikleri içerisinde tutarak anlamdan ziyade duyuş ortaya koymak,
Dünya görüşü ne olursa olsun şiiri bunun üstünde tutmak,
Şiirin çeşitli dönemleriyle temas kurmak,
Bireyi ve bireyin sorunlarını merkeze almak,
Biçimsel çeşitlilik (bu yapısal çeşitlilik 80 sonrası şiiri hakkında genel bir yargı oluşmasına engel olmaktadır),
Ünite 10
Cumhuriyet Türk Şiiri Genel Değerlendirme
Şiirin kaynakları söz konusu edildiğinde en çok gelenek kavramı mesele edilir.
Gelenek iki düzlemde ele alınabilir;
1) Kültürel gelenek
2) Edebi gelenek
Cumhuriyet dönemi şiirimizde hem algı hem de uygulama alanı bakımından gelenekle kurulan ilişkiler çeşitlilik gösterir.
İlk yıllarda yeni kurulan Cumhuriyetin getirdiği heyecan edebi ürünlerin hemen tümünde görülür.
Bu bağlamda Yahya Kemal kolektif ruh, Mehmet Akif iffihat-ı İslam, Ziya Gökalpkültürel geleneğe atıfla milli tarihe atıf yaparak belirleyici yollar açmıştır.
Yeni kurulan Cumhuriyetin Osmanlı kültürüyle bağını korumak endişesiyle Necip Fazılve Sezai Karakoç İslami vurguyla öne çıkarlar.
Klasik şiirin ses özellikleri başta olmak üzere yapısal imkânlarından yararlanarak edebi birikimimizi ideolojik tartışmalara mahal vermeyecek şekilde kullanmayı başaran BehçetNecatigil’in şiiri müstesna bir yere sahiptir.
İkinci Yeni şairleri dil özellikleri ve biçim bakımından gelenekten istifade etmiş ancak anlam alanı bakımından gelenekten tamamen ayrı yeni bir şiir ortaya koymuşlardır.
Garip hareketi gibi kendilerinden önceki tüm edebi ve kültürel birikimi yadsıyan akımın da Türk şiirinin kendi kimliğini bulmasında önemli bir merhale olduğu dikkatten kaçmamalıdır. Orhan Veli ve arkadaşları idealize edilmişi değil var olan alt kültürü şiire taşımışlardır.
Simge olarak kullanılıp yeni imajlar elde etmeye imkân vermeleri ve adeta imge arşivi olarak kullanılabilirliği gibi sebeplerle mitoloji bütün dönemlerde şiir (ve dahi edebiyatın geneli) için eşsiz bir kaynak olmuştur. Fars, Arap, Yunan ve Türk mitolojisi Osmanlı şiirinin beslendiği kaynaklardandır. Bu içeriğe sahip olan Şehname ve Târihi’l-Ümem ve’l-Mülûk yüz yıllar boyu başvurulan eserlerin başında gelmiştir.
Tanzimat döneminde özellikle Yunan ve Latin kaynaklı mitolojik metinlere ilgi artar. Cumhuriyete yakın ortaya çıkan Nev-Yunanilik ve daha sonra Ceyhun Atıf ve Salih Zekigibi şairlerin yunan mitlerine yaptığı göndermeler sentetik görünüm arz ettikleri için edebi yankı vermemişlerdir.
İkinci Yeni şairlerinin ilgi duyduğu mitler Hıristiyan, Pagan ve Yahudi kaynaklı olanlardır.
Fransız sembolizmi ve toplumcu gerçekçi edebiyat akımı şairlerin şiire bakışında yönlendirici olan akımlardır.
Ahmet Haşim, anlamı geride bırakıp daha çok şiirde müziği öne çıkarmaya çalışmıştır.
Ahmet Hamdi ve Âsaf Halet için de müzik aynı öneme sahiptir.
Şiiri kalpte doğan deruni ahengin dile yansıması şeklinde izah eden Yahya Kemal için şiirdeki anlam ve söz sanatları sadece içteki mananın doğru biçimde ifade edilmesi için kullanılması gereken araçlar olarak kabul eder.
Necip Fazıl görünen dünyaya dair her şeyin şair tarafından sorgulanmasını ve bu yolla bireyin hakikate ulaşmasına yardımcı olmasını şiirin ön koşulu kabul eder. Ona göre şiir mutlak hakikati arama yoludur.
Şiirde fikri içeriği ve biçimsel düzenlemeyi hakir gören Orhan Veli, şiirin değerini ve önemini taşıdığı manada arar. Şiirin niteliği edasıdır.
Fazıl Hüsnü, imgelerin önemine vurgu yaparak şairin içtenliği nispetinde imgelerinin derinleşip şiirinin değerini arttıracağını söyler.
Attila İlhan’ın şiirinde imgeler seslerle, müzikle desteklenir.
Şiire giden yol şairin hayati sorumluluğuna tekabül eder diyen İsmet Özel, şiirin insana öncelikle kendini tanıyabilme imkânı sunduğunu söyler.
Temalar
Erken dönemde etkili olan memleket edebiyatı Anadolu’yu ve Anadolu insanını şiire dâhil eder. Öncüsü Faruk Nafiz Çamlıbel’dir. Şiirde yerli unsurlar, değerler ve konuşma dili hâkimdir.
Sosyalizmin etkili olmaya başlaması edebiyatta da kendini gösterir. Toplumcu şairler ilk yıllarda Atatürk ilkeleriyle sosyalimin ilkelerini uzlaştırmaya çalışırlar. Toplumcu şiire alması gerektiği biçimi Nâzım Hikmet vermiştir.
Modern insanın modern dünyadaki meselelerini merkeze alan ilk şiirler Necip Fazıl’a aittir. Yalnızlık, şehir, ölüm, hüzün kavramları daha sonra İkinci Yeni şairleri tarafından ele alınmıştır.
Garipçilerin şiirinde küçük adam, Beş Hececilerden Attila İlhan’a uzanan geniş bir şairler listesinde aşk Mehmet Akif’ten itibaren İslami motifler, ağırlıkla tasavvufi birikimden beslenen mistisizm çeşitli biçimlerde ele alınan, şiirimizin değişmez temalardandır.