Yükleniyor..

Final Avrupa Birliği Ve Türkiye İlişkisi Final Ders Özeti

serkankacan69

Active member
12 Eyl 2018
152
75
28
#1
5.KONU

TAM ÜYELİK SÜRECİNDE TÜRKİYE: ÜYELİK KRİTERLERİ

Avrupa bütünleşme süreci derinleşme ve genişleme olarak iki temel hareket içinde gelişmektedir.

Derinleşme, Avrupa Birliği’nin yetkili olduğu konular kapsamına yeni konuların dahil edilmesi ve bu konularda giderek nitelikli çoğunlukla karar alma esasının hakim olmasıdır.

Genişleme ise Avrupa Birliği’ne yeni devletlerin üye olarak katılmasıdır.

Avrupa Birliği aday ülkelere uyguladığı üyelik kriterlerini zaman içinde değiştirmiştir.

Bu değişimin başlıca nedenleri; uluslararası sistemin yapısal değişimi, Avrupa Birliği’nin değişen koşulları ve katılma sürecine giren devletlerin farklı nitelikler taşımasıdır.

Türkiye 1987 yılında tam üyelik başvurusu yapmıştır. Türkiye’nin tam üyelik sürecini anlayabilmek için, Ortaklık Anlaşması yani Ankara Anlaşması’na dönmek gerekir.

Roma Antlaşması: Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’ndan Avrupa Toplulukları’na geçiş 1957’de imzalanan ve 1958’de yürürlüğe giren Roma Antlaşmalarıyla gerçekleştirilmiştir. Roma Antlaşmaları iki ayrı antlaşmadır. İlki Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran antlaşma, ikincisi Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu kuran antlaşmadır. Bu antlaşmalardan ilkine daha sıkça atıf yapılır ve bu bağlamda sadece Roma Antlaşması dendiği zaman genelde Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran antlaşma işaret edilir.

Maastricht Antlaşması: Avrupa Toplulukları’ndan Avrupa Birliği’ne geçiş 1993 yılında yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması’yla gerçekleştirilmiştir. Maastricht Antlaşması Avrupa bütünleşme sürecini Soğuk Savaş sonrası döneme hazırlayan çok önemli bir dönüşümü gerçekleştirmiştir. Maastricht Antlaşması’yla Avrupa bütünleşme siyasi kimliği öne çıkan bir uluslarüstü aktör niteliği kazanmıştır. Maastricht Antlaşması’nın getirdiği Avrupa Vatandaşlığı, Avrupa Ekonomik Parasal Birliği, Avrupa Ortak dış ve Güvenlik Politikası, Avrupa Parlamentosu’nun artan gücü Maastricht Antlaşması’nın bu yolda getirdiği yeni düzenlemelerden bazılarıdır.

Lizbon Antlaşması: 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması, Avrupa bütünleşmesinde hukuki nitelik değişikliği yapan önemli antlaşmalardan sonuncusudur. Lizbon Antlaşması’yla Avrupa Birliği ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu hukuken birbirinden ayrılmış ve Avrupa Topluluğu da Avrupa Birliği içinde eriyerek hukuki varlığını sona erdirmiştir.

**Roma Antlaşması’nın 237. maddesi, “tüm Avrupa devletleri üyelik için başvurabilir” demektedir.

Maastricht Antlaşması’nın “O” maddesi Roma Antlaşması’nın 237. Maddesinde ifade edilen tam üyelik için Avrupa devleti olma ilkesini tekrar etmiştir. Ancak bu son derece geniş kriterin (Avrupa devleti olmak) sınırlandırılması için yine Maastricht Antlaşması’nın “F” maddesi, “demokrasi ve insan hakları ve temel özgürlüklere saygılı olmak” koşulunu getirmiştir. Topluluğa üye olabilmek için yerine getirilmesi gereken bir başka koşul ise “Topluluk sistemini kabul etmek ve bu sistemi uygulama kapasitesine sahip olmak”tır.

Ankara Anlaşması ile Türkiye’nin tam üye olabilirliği tanınmıştır. 2000’li yıllar Avrupa’sında Türkiye’nin Avrupa Kıtası ve kültürü dışında yer aldığı için tam üyelik başvurusu sorgulanmaya başlanmıştır. Ankara Anlaşması’nda yer alan siyasi hedefin, Avrupa Birliği kurucu antlaşmaları üyelik kriterleri göz önünde bulundurulduğunda, bu sorunu ortadan kaldırdığı anlaşılacaktır. Bununla birlikte Ankara Anlaşması, Türkiye’nin tam üyeliğin getireceği ekonomik, sosyal ve hukuki sorumlulukları ve yükleri kaldırabilecek duruma gelmesini öncelikli şart olarak öngörmüş ve söz konusu şart yerine getirildikten sonra tam üyeliğin söz konusu olabileceği belirtmiştir.

Türkiye’nin, tam üyelik hakkını teyit eden bir başka hukuki belge, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’nin tam üyelik başvurusu sonrasında, bu konu ile ilgili olarak Konsey’e sunduğu “görüş”tür. Komisyon “görüş”ünün sonuç kısmında “...Komisyon Topluluğa, Türkiye ile kapsamlı bir önlemler dizisi önermesini tavsiye eder. Bu önlemler dizisi, Türkiye’nin Topluluğa tam üye olabilirliğine halel getirmeksizin, iki tarafın, karşılıklı bağımlılık ve bütünleşmelerini güçlendirici bir yola sokacaktır...” denilmiştir. Türkiye 1987 yılında yaptığı tam üyelik başvurusu ile bu hakkını kullanmıştır.

TÜRKİYE İÇİN ANKARA ANLAŞMASI’NIN GETİRDİ⁄İ ÜYELİK KRİTERLERİ 15



Ankara Antlaşması 28 maddeden oluşur. 12 Eylül 1963’te Ankara’da imzalanmıştır. (AET ile Türkiye Cumhuriti arasında) Ankara Anlaşması, bir Geçici Protokol, bir Mali Protokol ve Son Senet ile birlikte 1 Aralık 1964’te yürürlüğe girmiştir. Ankara Anlaşması’nın temel hedefi Preambül’ünde, “Türk halkı ile Avrupa Ekonomik Topluluğu içinde bir araya gelmiş halklar arasında, gittikçe daha sıkılaşan bağlar kurmak” şeklinde ifade edilmiştir (paragraf 1). Söz konusu bağların ulaşacağı en son nokta ise yine Preambül’ün dördüncü paragrafında ve anlaşmanın 28. maddesinde belirtilen “tam üyelik” hedefidir. Preambül, “Türk halkının yaşama seviyesini iyileştirme çabasına, Avrupa Ekonomik Topluluğunun getireceği desteğin, ilerde Türkiye’nin Topluluğa katılmasını kolaylaştırmasını kabul ederek...” ifadesini kullanmıştır.

Préambul: Antlaşma veya maddelerinden önce yer alan ve yapılan bu antlaşmanın anlam ve önemini vurgulayan kısımdır.

Tam üyelik hedefine ulaşmak için anlaşma öncelikle “Türkiye’ye yapılacak ekonomik yardımlar yoluyla (paragraf 3), Türkiye ve Topluluk üyesi devletlerarasındaki ekonomik farkın azaltılması”, sonra da “Topluluk ile Türkiye Cumhuriyeti arasında aşamalı olarak bir gümrük birliği kurulması” (md. 2/2)

yöntemini benimsemiştir.AET ortaklık konusunda Türkiye lehine görevlerini yapamamasından Ortaklık rejimi Türkiye’nin tam üyelik yolunda ilerlemesini sağlayan etkili bir araca dönüşememiştir. Ankara Ant.Hazırlık-Geçiş-Son Dönem olarak üçe ayrılır.

Hazırlık Aşaması 5 yıldır ancak,Geçici protokolle 10 yıla kadar uzatılmıştır.Petrol Krizi ve Katma Protokolde yer alan malların serbest dolaşımını Türkiye uygulayamadığından Geçiş Dönemi uygulanamamıştır.

Ortaklık Anlaşması Gümrük Birliği yanında tarım ürünleri ticareti, İşçiler ve hizmetin serbest dolaşımı ve yerleşme hakkını karara bağlamıştır. Ortaklık yapısı, 1970’lerin sonlarına doğru Türkiye’nin tam üyeliğe hazırlanması için kullanılamaz bir biçime sokulmuştur.

TÜRKİYE’NİN TAM ÜYELİK BAŞVURUSU VE KOMİSYON GÖRÜŞÜ ÇERÇEVESİNDE ÜYELİK KRİTERLERİ

Türkiye, 14 Nisan 1987’de Topluluğa tam üyelik başvurusunda bulunmuştur. Türkiye’nin tam üyelik başvurusu Ankara Anlaşması’nın 28. maddesinin ruhuna uygun değildir. Türkiye 1987’de tam üyelik başvurusunu yaptığında ortaklığın neredeyse hiçbir hedefi yaşama geçirilememiştir. Bu başvurunun gücünü artırmak için, Türk hükûmeti Ocak 1988’den itibaren Katma Protokol ile öngörülen ve dondurulan gümrük indirimlerine yeniden başlamış ve Topluluğun ortak gümrük tarifesine uyumu yönünde adımlar atmıştır.

Türkiye’nin tam üyelik başvurusu Topluluk organları tarafından ekonomik ve siyasi konjonktür

içinde ele alınmış ve Komisyonun söz konusu başvuru konusundaki görüşü (Avis) hazırlanmıştır. Komisyon, Türkiye’nin tam üyelik başvurusu ile ilgili görüşünü (Avis) 18 Aralık 1989’da açıklamıştır. Komisyon görüşünde, Türkiye’nin hukuken tam üye olma hakkı teyit edilmiştir. Komisyonun Türkiye

için öngördüğü somut koşullar üç başlık altında toplanabilir. Bunlar çevresel, ekonomik ve siyasi koşullardır.

Komisyon görüşünün yayınlandığı tarih (18 Aralık 1989), Avrupa’da siyasi bir dönüşümün başlangı

cıdır. Soğuk Savaş’ın en önemli hasım askerî paktı olan Varşova Paktı dağılmış, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde “1989 devrimleri” denen siyasi değişim başlamıştır.

Avis: Fransızca bir kelimedir ve görüş anlamına gelmektedir. Teknik olarak üyelik başvurusunda bulunan bir devlet hakkında Komisyonun hazırladığı rapora verilen addır.

Komisyonun Olumsuzluk Sebepler(N)

-Türkiye Ekonomisinin yetersizliği

-Türkiye’nin tam üyeliğinin Topluluk bütçesine çok ağır bir yük getireceğini,

-Türk iş gücünün Topluluk pazarına girmesinin olumsuz etkileri olabileceği

-Türkiyenin yüksek işsizlik oranı ve kalabalık nüfusu

-Türkiye’de kamusal alanın Topluluk kriterleriyle uyumlu olmayan bir yapının ağırlığı altında bulunduğu ifade etmiştir. Komisyona göre insan hakları, azınlık kimliklerine saygı ve çoğulcu demokrasi alanlarında Türk siyasal sitemi gerekli düzeye ulaşamamaktadır.Ayrıca Yunanistan’la yaşanan ikili sorunların barışçıl çözümü ve Kıbrıs meselesini de siyasi koşullar kapsamında ifade etmiştir. (SİYASİ YAKLAŞIM)

**Komisyonda ki siyasi konular Türkiyenin tam üyeliğinde ana meseledir.

Komisyonun ekonomik olumsuz görüşü 1 Ocak 1996 Gümrük Birliği ile bertaraf edilmiştir.

AVRUPA BİRLİ⁄İ’NİN 1993 KOPENHAG ZİRVESİ VE ÜYELİK KRİTERLERİ

1990’lı yıllar, Soğuk Savaş’ın sona ermesine sahne olmuştur. Avrupa Birliği Soğuk Savaş’ın sona erdiği bu yeni jeopolitik döneme iki önemli hamleyle hazırlanmıştır.

1-İlki Maastricht Antlaşması’dır. Maastricht Antlaşması derinleşmeyi sağlayan ve Avrupa Topluluklarından Avrupa Birliği’ne geçişi düzenleyen çok önemli bir karardır.

2-İkincisi ise Avrupa bütünleşme tarihinin en büyük genişleme dalgasının planlanmasıdır.

Genişleme yolundaki ilk önemli AB Zirvesidir ve 1993 tarihli Kopenhag Zirvesi’dir. Zirve’de Orta ve Doğu Avrupa devletlerinin tam üyelik hakları teyit edilmiştir. Kopenhag kriterleri daha sonra, 1997 Lüksemburg Zirvesi’yle Türkiye için de geçerli hâle gelmiştir.

Kopenhag zirve kararlarında genişleme başlığı altında Avusturya, Finlandiya, İsveç ve Norveç ile Kıbrıs, Malta ve Türkiye için ayrı bölümler yer almaktadır.

Kopenhag zirve kararlarında Türkiye ile ilgili bölümde sadece

1-işbirliğinin güçlendirilmesi, 16



2-İlişkilerin geliştirilmesi ve 3-gümrük birliğinin tamamlanması hedeflerinden söz edilmektedir.Tam üyelikle ilgili herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

Kopenhag Kriterleri;

• Siyasal kriterler: Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlıklara saygı ve azınlıkların korunmasını garanti altına alan kurumların istikrarının sağlanması,

• Ekonomik kriterler: İşleyen bir piyasa ekonomisi ile birlikte Avrupa Birliği içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleriyle başa çıkma kapasitesine sahip olmak,

• Mevzuat Uyumu Kriteri: Siyasal, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine uymak da dahil olmak üzere üyelik yükümlülüklerini üstlenme kabiliyetine sahip olmak, şeklinde tanımlanmıştır.

2000’li yılların ortalarından itibaren Avrupa Birliği Komisyonu hazmetme kriterini de Kopenhag Zirve kararlarına dayandırarak ileri sürmeye başlamıştır. Kopenhag Zirve kararlarında Kopenhag Kriterleri olarak belirtilen paragrafın hemen altında yer alan paragrafta hazmetme kriterine esas teşkil ettiği iddia edilen bölüm yer almaktadır. Söz konusu paragrafta, “Avrupa bütünleşmesinin ivmesinin korunmasında, Avrupa Birliği’nin yeni üyeleri hazmetme (absorbe etme) kapasite si hem Avrupa Birliği’nin hem de aday devletin genel çıkarı için önemli bir unsurdur” ifadesi kullanılmıştır. Bu paragraftan hareketle Türkiye’nin önüne “hazmetme kriteri” 2000’li yıllarda çıkartılmaya başlanmıştır.

1997 LÜKSEMBURG ZİRVE KARARLARI ÇERÇEVESİNDE GENİŞLEME POLİTİKASININ YENİ ARAÇLARI VE ÜYELİK KRİTERLERİ

1997-Lüksemburg Zirvesi Avrupa Birliği’nin doğuya doğru genişlemesinin esaslarını, araçlarını belirlemiştir.Kopenag aksine 2000 yılları Türkiye için yapılandırılmış bir genişlemeyi öngörmektedir.

Lüksemburg zirve kararları “Güçlendirilmiş Katılım Öncesi Strateji” başlığı altında Orta ve Doğu Avrupa devletleri için genişleme politikası altında yeni birtakım araçlar belirlemiştir. Lüksemburg Zirvesinde “Güçlendirilmiş Katılım Öncesi Strateji” başlığı altında saptanan araçlardan ilki “Katılım Ortaklığı”dır. Avrupa Birliği aday ülkeyle bir katılım ortaklığı kuracak, bu ortaklığın bir mali yardım çerçevesi oluşturulacak, bir de aday ülkenin yerine getirmesi gereken “ilkeler, öncelikler ve orta vadeli hedefler belgesi” hazırlanacaktır. Genel kullanımda katılım ortaklığının mali konuları düzenleyen belgesine “Çerçeve Tüzük”, aday ülkenin yerine getirmesi gereken siyasi, ekonomik ve mevzuat uyumu koşullarını saptayan “ilkeler, öncelikler ve orta vadeli hedefler belgesi”ne ise “Katılım Ortaklığı Belgesi” denilmektedir.

Avrupa Birliği Helsinki Zirvesi sonrası Türkiye için bir “Çerçeve Tüzük” kabul etmiş ve yine ilki Helsinki Zirvesi sonrasında olmak üzere Türkiye için bugüne kadar dört “Katılım Ortaklığı Belgesi” hazırlamıştır. Komisyon, Lüksemburg kararlarına göre aday ülkeler için Kopenhag kriterleri çerçevesinde düzenli raporlar hazırlayacaktır.1998 yılından itibaren Türkiye dahil tüm aday ülkeler için hazırlanan bu raporlara önceleri düzenli rapor denilmiş, 2005 yılından itibaren ise bu raporlar ilerleme raporu olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

Komisyon her yıl Kasım ayı itibarıyla açıkladığı raporla aday devletin Kopenhag Kriterleri ışığında ve katılım ortaklığı belgesi hedefleri yönünde kaydettiği ilerlemeyi değerlendirecektir. Lüksemburg kararlarına göre aday ülke Kopenhag siyasi kriterlerine uyumlu hâle geldiği saptanmadan katılım müzakerelerine başlayamaz.

Zirve kararları Avrupa Konferansı başlığı altında katılma sürecine ilişkin koşullar da ortaya koymuştur. Bunlar

• Barış, güvenlik, iyi komşuluk için ortak taahhütte bulunmalı

• Avrupa Birliği’ni kuran ilkelere, sınırların bütünlüğü ve dokunulmazlığına,uluslararası hukukun temel ilkelerine saygı göstermeli

• Lahey Uluslararası Adalet Divanının yargı yolunu kullanarak, toprak uyuşmazlıklarının barışçıl yollardan çözümüne bağlı kalmalıdırlar.

Lüksemburg Zirvesi Avrupa Konferansı’na Kıbrıs, Türkiye, Orta ve Doğu Avrupa devletlerini davet etmiştir

Komisyon görüşünden sonra, Avrupa Birliği Zirvesi’nin de Kıbrıs sorunu ve Yunanistan’la yaşanan ikili meselelerin çözümünü üyelik kriteri olarak değerlendirdiği, Lüksemburg Zirve kararları ışığında belirtilebilir.

Bugün Yunanistan ve Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyesi olması bu bağlamda söz konusu sorun Türkiye için kaçınılmaz hâle gelmiştir.

Lüksemburg zirve kararları “Türkiye için Avrupa Stratejisi” başlığı altında, Türkiye konusunu ayrıca ele almıştır. Bu strateji çerçevesinde “katılma müzakerelerinin başlatılmasına olanak sağlayacak siyasal ve ekonomik koşulların yerine getirilmediği” belirtilmiş ve Türkiye’nin müzakerelere başlayacak siyasi ve ekonomik koşullara hazırlanması için bir “katılmaya hazırlık stratejisi” ortaya konmuştur. Lüksemburg

zirve kararlarıyla Türkiye bir bakıma adaylık öncesi bir konumda kalmış ve katılım sürecine hazırlık aşamasında değerlendirilmiştir.

KATILIM ORTAKLI⁄I BELGELERİ VE TÜRKİYE İÇİN ÜYELİK KRİTERLERİ

Türkiye için, Helsinki Zirvesi sonrası “Katılım Öncesi Strateji”nin 2 temel belgesi

1-26 Şubat 2001 tarihli “Katılım Öncesi Strateji Çerçevesinde Türkiye’ye yapılacak Yardımlar ve Özellikle Katılım Ortaklığının Oluşturulması Hakkında Konsey Tüzüğü”,

2-8 Mart 2001 tarihli “Türkiye Cumhuriyeti ile Oluşturulan Katılım Ortaklığının İlkeleri, Öncelikleri, Orta Vadeli Hedefleri ve Koşulları Hakkında Konsey Kararı” dır.

İlk belgeye Çerçeve Tüzük, ikincisine ise Katılım Ortaklığı Belgesi denilmektedir. Katılım Ortaklığı Belgeleri Türkiye için daha sonra 2003, 2005 ve 2008’de yenilenmiştir 17



Kısa ve Orta Vadeli hedefler

1-Güçlendirilmiş Siyasal Diyalog 2-Siyasal Kriterler 3-Ekonomik Kriterler 4-İç Pazar, 5-Vergilendirme, 6-Tarım

Katılım Ortaklığı Belgesinin kısa ve orta vadeli hedeflerinin siyasal kriterler başlığı altında Türk hukuk sisteminde yapılması istenenler

1-Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılması”, 2-Ana dilde yayın” ve “ana dilin öğretilmesi ile ana dilde eğitim” konuları, 3-İfade özgürlüğünü sınırlayan yasa maddelerinin kaldırılması 4-Sendikal

hakların yaygınlaştırılması”, 5-Yargı reformu”, 6-İşkence ve kötü muamelenin önlenmesi”,

7-Sivil-asker ilişkilerinin demokratik esaslar uyarınca yeniden düzenlenmesi”

Lüksemburg Zirve kararlar› ve Helsinki Zirve kararları, aday ülke ile katılım müzakerelerine başlanabilmesi için öncelikle siyasal kriterlere tam uyum sağlanmış olması koşulunu getirmiştir.

6.KONU

Avrupa Ekonomik Topluluğunu oluşturan Roma Anlaşması’nın 3/C maddesi, ortak bir pazar kurulmasını kolaylaştırmak amacıyla “üye ülkeler arasında malların, işçilerin,( kişilerin) hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımının önündeki engellerin kaldırılmasını” hükme bağlamıştır. Bu temel hüküm sebebiyle AB’ye sonradan katılacak olan ülkelerle müzakere başlıklarının ilk dördü, bu dört temel özgürlüğe ilişkindir.

-Türk vatandaşlarına getirilen serbest dolaşım kısıtlamaları (vize uygulamaları) ve bu konudaki önemli

ABAD (Avrupa Birliği Adalet Divanı) kararları

AVRUPA BİRLİĞİ’NDE KİŞİLERİN SERBEST DOLAŞIMI

Roma Anlaşması, (Md.48-51) Toplulukta işçilerin ve ailelerinin serbest dolaşımını temel bir hak olarak ortaya koymuştur. Bu; istihdam, ücret ve istihdam şartlarında üye ülkeler işçileri arasında milliyete dayalı her türlü ayırımcılığın ortadan kaldırılması ilkesine dayanmaktadır. Kuruluş yıllarında sadece işçilerin

serbest dolaşımına önem verilirken 1990’lı yıllarda serbest dolaşım genelleştirilmiştir.

Serbest dolaşım, AB hukukuna göre dört temel haktan oluşmaktadır.

1-Açık işlere başvuru hakkı, (Roma Anlaşması’nın 48’nci maddesi)

2-İş bulabilmek için Topluluk içinde seyahat hakkı, (Roma Anlaşması’nın 48’nci maddesi)

3-İşin yapıldığı ülkede oturma (ikamet) hakkı (Roma Anlaşması’nın 48’nci maddesi)

4-İşin sona ermesinden sonra veya emek (Konseyin 29 Mayıs 1976 tarihli Kararıyla)

AB ülkelerinde ikamet ve çalışma hakkı; malların, sermayenin, hizmetlerin ve kişilerin serbest dolaşımının mevcut olduğu Avrupa Tek Pazarı’nın temel unsurudur.

İşçilerin serbest dolaşımı 1968 yılına kadar tamamlanmamış olmasına rağmen, bu durum AET’nin başlangıcından bu yana Topluluk müktesebatının bir parçası olmuştur.

**İkamet hakkı, çalışma süresi ile sınırlı değildir. İşçilerin bir üye ülkede istihdam edildikten sonra o ülkede kalma hakkı 70’li yıllardan sonra düzenlenmiştir.

Avrupa bütünleşmesinin ilk döneminde serbest dolaşım hakkı, ekonomik olarak aktif kişilerle yani işçiler---meslek sahipleri ---- hizmet arz edenlerle sınırlı tutulmuştur.

Serbest dolaşım ile ilgili mevzuat, mesleki niteliklerin tanınması, vatandaş hakları, işçilerin serbest dolaşımı ve sosyal güvenlik politikalarının koordinasyonuna ilişkin hükümler içermektedir.

**AB’de işçilerin serbest dolaşım hakkına ilişkin hükümleri, 15 Ekim 1968 tarihli ve 1612/68 sayılı Konsey Tüzüğü ayrıntılı olarak belirlemiştir.

**ABAD, 1989 yılında verdiği Gnoener Davası ile her türlü dil şartının ayırımcı olmaması ve orantılı olması gerektiğine hükmetmiştir.

Divan: Topluluk içinde dolaşımına imkân sağlayan bütün avantajlardan, göçmen işçilerin ve ailelerinin

yararlanma hakkı olduğuna 1997 yılında karar vermiştir

**Serbest dolaşım, Topluluk içinde işçilerin istihdam, ücret ve çalışma şartları açısından uyrukluğa dayalı

ayırım yapılmaksızın bütün üye ülkelerde çalışabilmelerine imkân sağlamaktadır.

Tüzük’ün 7’nci maddesinde, kalabalık aileler için kamu ulaştırma ücreti indirimini, çocuk yetiştirme yardımını, cenaze yardımını ve evli olmayan çiftlerin ikamet iznini kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Ayrıca, sendika üyeliğinde de eşit muamele, sendikal eşitlik ve işçilere tanınan barınmada yer almaktadır

--Serbest dolaşım hakkı, açık işlere başvurma, bu amaçla Topluluk içinde serbestçe yer değiştirme, üye ülkelerin mevzuatlarına uygun olarak işin yapılabilmesi için ülkede kalma ile işin bitiminden sonra ülkede ikamet etmeye devam etme haklarını kapsamaktadır. Kamu kesiminde açık bulunan işlere ise uygulanmamaktadır.

--Serbest dolaşım hakkı, yer değiştirme gerekçeleri ne olursa olsun, bütün Avrupa Birliği vatandaşlarını kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Avrupa Ekonomik Alanı Anlaşması ile 1992 yılından sonra serbest dolaşım hakkı, Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn vatandaşlarına da verilmiştir.

--Avrupa Tek Pazarı’nın 1992 yılı sonunda tamamlanmasıyla kişilerin serbest dolaşımı tüm üye ülkelerde işlerlik kazanmıştır.

--Avrupada ki özgürlükler Avrupa Vatandaşlığı adı altında sınırlandırılmıştır. 18



AB Anlaşması, (Maastricht Antlaşması) her Birlik vatandaşının üye devletlerin topraklarında serbestçe dolaşım ve ikamet hakkını, 18’nci madde de düzenlemiştir.

İşçi, dolaşım özgürlüğü temel ilkesinin kapsamını belirlediğinden, kısıtlayıcı Anlamda yorumlanmamalıdır. Levin Davası’nda, haftada sadece 20 saat çalışan ve ücreti bulunduğu üye devletin asgari ücret olarak belirlediği miktardan düşük olan bir oda hizmetçisinin işçi tanımına girdiğine ve dolayısıyla Anlaşma’nın 48’nci maddesinden yararlanması gerektiğine hükmedilmiştir.

Avrupa Birliği’nde serbest dolaşım kamu düzeni veya kamu sağlığı sebepleriyle sınırlanabilir. Ekonomik olarak aktif olmayan kişilerin ikamet hakkı, konuk oldukları üye devlete yük olmamalarını sağlayacak yeterli kaynaklara sahip

Serbest dolaşım hakkı üç temel unsuru içermektedir

1-İstihdam İmkânı: AB vatandaşının herhangi bir başka üye devlette iş arama ve istihdam edilme hakkı vardır.

2-İkamet Hakkı: İşçilerin ev sahibi ülkede ikamet ve ailesinin bu ülkeye getirme hakkı vardır.

3-Eşit Muamele: Vatandaşlığa dayalı ayrımcılık yasaklanmıştır.

İşçinin Farklı Tanımlar (N)

İşçi kavramı, AB’nin kurucu anlaşmalarında tanımlanmamıştır.

*Adalet Divanı bir kararında Hoekstra Davası, serbest dolaşıma ilişkin Topluluk kuralının doğru bir şekilde ve bir örnek uygulanmasını garanti etmek için Toplulukta anlaşıldığı biçimde bir tanımın bulunması gerektiğini belirtmiştir.

*Divan işçiyi, bulunduğu üye devlette asgari ücret için belirlenmiş minimum seviyenin altında olsa bile bir başkasının yönetimi altında gerçek bir işi yüklenmiş olan ve bunun için kendisine bir ödeme yapılan kişi olarak tanımlamıştır. (Levin Davası) (Yukarıda açıklayıcı

-Hayatını kazanmak için çalışanlar dışındakilerle, şirket sahipleri işçi statüsünde değildirler

AB hukuku kapsamında sadece AB vatandaşlarına Birlik içerisinde serbestçe dolaşım hakkı verilmiştir.AB vatandaşı olmayanlar, AB vatandaşlarının aile bireyi olmaları durumunda serbest dolaşım hakkına sahiptir. Birlik içinde iş gücünün serbest dolaşımını düzenlemek amacıyla zaman içinde

ikincil mevzuat çıkarılmıştır. Diğer bir üye ülke vatandaşı olan işçi istihdam şartları bakımında yerli işçilerden farklı işleme tabi tutulamaz. Yerli işçilerle aynı sosyal, vergi, mesleki eğitim ve yeniden eğitim imkânlarından yararlanır.

İşçinin aile bireylerinin (eş, 21 yaşın altındaki çocuklar, işçilerin bakmakla yükümlü oldukları 21 yaşın üstündeki çocuklar ile bakmakla yükümlü oldukları ebeveynler) milliyetleri ne olursa olsun bir başka üye ülkede yerleşme hakları vardır.

Tüzük, 1968 yılında 12 yıllık geçiş dönemi sona ermeden Topluluk içinde işçilerin serbest dolaşımının büyük ölçüde gerçekleşmesine katkıda bulunmuştur.

AVRUPA VATANDAŞLIĞI VE SERBEST DOLAŞIM

AB vatandaşlığı, 1992 yılında Maastricht Anlaşması ile kabul edilmiş, Amsterdam Anlaşması (1997) ile vatandaşlığın kapsamı genişletilmiştir.

AB vatandaşlığı üye ülke vatandaşlarına;

• Serbest dolaşım ve ikamet hakkı,

• Yerel seçimlerde olduğu gibi Avrupa Parlamentosuna seçilme ve oy kullanma hakkı,

• Kendi ülkesinin temsil edilmediği üçüncü ülkelerde bulunan diğer AB üyesi ülkenin temsilciliğinden yararlanma hakkı,

• Avrupa Komisyonuna şikâyet hakkı, Avrupa Parlamentosu ve Ombudsman’a dilekçe hakkını sağlar.

**Her Birlik vatandaşı, uyruğunda bulunmadığı bir devlette yaşıyorsa o devletteki belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına sahiptir. Bu hüküm, Maastricht Anlaşması’nın onaylanması için halkoylamasına gidilmeden önce Fransa’da bir anayasa değişikliğine yol açan hükümlerden biridir.

TÜRK VATANDAŞLARININ AVRUPA BİRLİ⁄İ’NDE SERBEST DOLAŞIMI

Türkiye ile AB arasında kişilerin serbest dolaşımının sağlanması Ankara Anlaşması ile öngörülmüştür.

eski DPT Müsteşarlarından ve OECD nezdindeki eski Daimi Temsilcilerimizden Memduh Aytür, 1970’li

yılların başında şimdiki anlayışımızdan çok farklı bir yorum yapmıştır: “İnsanların dolaşımı denilince, turizm hareketlerini anlamıyoruz; burada değinilmek istenen (a) işçi, (b) serbest meslek erbabı, (c) şirket-sermaye-sınaî haklar gibi mal ve hizmet üreticilerinin dolaşımı, yerleşmesi ve rekabet edebilmesi ve “yabancı” tutulmaması konusudur. Bu konu Türkiye gibi Ortak Pazar’a girmek isteyen ve Avrupalı olmayan geri kalmış ülkelerin göz önünde tutmaları gerekli en kritik konulardan biridir.”

Türk iş gücünün Topluluk içinde dolaşımı Ankara Anlaşması’nın 12, Katma Protokol’ün 36-40’ncı maddelerinde düzenlenmiştir. Ankara Anlaşması iş gücünün serbest dolaşımının gerçekleştirilmesinin, Roma Anlaşması’nın 48-50’nci maddelerine dayandırılacağını belirtmiştir.

**Türkiye AB ilişkilerinde işçilerin serbest dolaşımı, Meryem Demirel Kararı’nda da belirtildiği gibi malların serbest dolaşımı gibi değerlendirilmemekte, ikincil bir konumda bulunmaktadır

Serbest dolaşım 1 Aralık 1976 - 1 Aralık 1986 tarihleri arasında sağlanacaktır.

*Serbest dolaşım konusunda olumlu bir girişim, 1980’li yılların sonlarında Avrupa Parlamentosu liberal üyesi Portekizli Carlos Pimenta tarafından yapılmıştır. Pimenta’nın Türkiye- Topluluk ilişkileri üzerine

hazırladığı Rapor, Ekim 1988’de Parlamento’nun gündemine gelmiştir. Pimenta Raporu’nda, serbest dolaşım ile ilgili görüşmelere derhal başlanılması, Türk işçilerinin iç pazara geçiş döneminde Topluluk işçileri ile aynı haklara sahip olması teklif edilmiştir. 18 Ekim 1988 tarihinde Topluluk Dış İlişkiler 19



Komisyonunda görüşülen Rapor, Avrupa Parlamentosu’nun Mart 1989’daki Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir

Almanya Başbakanı Helmut Kohl ise Hükûmet Programı’nda, (1983) Almanya’da yaşayan Türklerin sayısını yarı yarıya indirmeyi hedeflemiştir. Bu kapsamda Türk işçilerinin serbest dolaşımına kısıtlamalar getirilmeye başlanmıştır. Bunun üzerine açılan davaların ABAD’a gitmesi üzerine AB üyesi ülkelerde yaşayan Türkler lehine ABAD’ın 1987 yılından bu yana Türkler lehine verdiği 51 karar, Almanya ve diğer AB ülkelerinde uygulanmamıştır. Bu kararların 41’i ikamet, çalışma ve eşit muamele, 6’sı yerleşme hakkı ve 4’ü de sosyal güvenlik ile ilgilidir.

**Türk işçilerinin serbest dolaşımı konusunda alınan temel hukuki düzenleme 20 Aralık 1976 tarihli ve 2/76 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’dır.

2/76 sayılı Karar’ın temel ilkeleri şunlardır:

• Birinci kademe 4 yıl olarak belirlenmiş ve 1 Aralık 1980 tarihinde sona ermiştir.

• Topluluk içinde 3 yıldır çalışan işçiler, üye devletler işçilerinin öncelikli hakları saklı kalmak şartıyla, aynı meslek faaliyet kolu ile bölgede kayıtlı ve normal şartlarla yapılan işlere girebileceklerdir.

• Topluluk içinde 5 yıldır çalışan işçiler, o ülkedeki tam ücretli işlere serbestçe başvurabileceklerdir.

• İşçilerin aile ve çocukları, bulundukları Topluluk ülkesindeki bölgesel eğitim imkânlarından yararlanabileceklerdir.

Türk işçilerine, AB’de çalışan diğer yabancı işçiler karşısında Topluluk işçilerinden sonra ikinci öncelikli işe girme hakkını tanımıştır. 1976’dan sonra Topluluk ile olan ilişkilerin dondurulması, ikinci öncelik

hakkının Fiilen uygulanmasını önlemiştir

1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’na göre;

• İkinci aşama 3 yıl olarak ve 30 Kasım 1983’de sona erecektir.

• Topluluk içinde 3 yıldır çalışan işçiler için 2/76 sayılı Karar’da sağlanan haklar geçerliliğini koruyacak, 5 yıllık çalışma süresi 4 yıla indirilecektir.

• Toplulukta çalışan Türk işçilerinin aile bireylerinden en az 3 yıl Topluluk ülkelerinde oturmuş olanlar, ikinci öncelikle her türlü işe başvurabilecek, 5 yıl oturanlar her çeşit ücretli işe girebileceklerdir.

• Ücret düzeyi ve sosyal haklar bakımından Türk işçileri aleyhine bir farklılık yapılmayacaktır.

• Türk işçi çocukları, bulundukları üye ülke çocukları ile eğitim, çıraklık ve mesleki eğitim imkânlarından aynı şekilde yararlanacaklardır.

• Ortaklık Konseyi, 1.6.1983-1.2.1983 arasında ikinci kademe uygulamasını gözden geçirecek ve üçüncü kademe için alınacak önlemleri hazırlayacaktır.

Türk işçilerinin aileleri ile birleştirilmesiyle ilgili düzenleme üye ülkelerin mevzuatlarına göre yapılacak, bu konudaki genel yaş sınırı 18 olacaktır. Türkiye, kendini üçüncü ülke durumuna getiren bu teklif reddetmiştir.

Serbest dolaşımın otomatik olarak yürürlüğe girmesine Almanya karşı çıkmıştır.

**Divan’ın verdiği yorum kararı, yorumu isteyen ülke mahkemesini bağlamaktadır. Bu kesin hukuk kuralına rağmen ABAD’ın Türk işçilerinin serbest dolaşımı hakkında vermiş olduğu kararlara rağmen, AB üyesi ülkeler ve özellikle Almanya bu kararları uygulamamakta direnmektedir.

2011 Yılı İlerleme Raporu’nun değerlendirmesi şöyledir:

“Başlık 2 İşçilerin serbest dolaşımı alanında çok az ilerleme kaydedilmiştir. Bu alandaki AB müktesebatını uygulamaya yönelik hazırlıklar erken aşamadadır.” İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunma Serbestisi, 11 Aralık 2006 tarihinde Konsey (Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi) tarafından kabul edilen ve 14-15 Aralık 2006 tarihlerinde AB Zirvesi’nde onaylanan Türkiye’ye ilişkin dondurma kararları kapsamındaki 8 başlıktan biridir.

KATILIM ANLAŞMALARI’NDA ADAY ÜLKELERE KİŞİLERİN SERBEST DOLAŞIMINDA TANINAN İSTİSNALAR VE GEÇİŞ DÖNEMLERİ

AB’ye 1994 yılından sonra üyelik başvurusunda bulunan 8 MDA ülkesi ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Malta ile 14 Nisan 2003 tarihinde Atina’da Katılım Anlaşmaları imzalanmıştır. O dönemde AB’ye aday 13 ülkeden üçü dışında (Türkiye, Bulgaristan ve Romanya) 10’u, 1 Mayıs 2004 tarihinde AB üyesi olmuşlardır.

*Kişilerin serbest dolaşımı konusunda AB15 (İngiltere, İrlanda ve İsveç hariç), Malta ve Güney Kıbrıs

dışında yeni katılan 10 ülkeye kısıtlama getirmiştir.

*Üye ülkeler 2 yıl katılımcılara uyum sağlanması gözden geçirilicek, geçiş dönemi ise 5 yılda sona ercektir. GKRY için geçiş dönemi öngörülmemiştir. Malta için AB ülkelerinden gelecek işçi girişlerine karşı yedi yıllık bir deregasyon tanınmıştır.

*Finlandiya, Portekiz, İspanya, Yunanistan ve Hollanda uygulanan kısıtlamaları 1 Ocak 2007 tarihinde kaldırmıştır.

AVRUPA BİRLİ⁄İ ADALET DİVANI’NIN TÜRK İŞÇİLERİNİN SERBEST DOLAŞIMI İLE İLGİLİ OLARAK ALDI⁄I ÖNEMLİ KARARLAR İLE Dİ⁄ER MAHKEME KARARLARI

ABAD kararlarının AB hukukunun supranasyonal ayrıcalığa sahip olması, 1963 tarihli Van Gend (C- 26/62) Kararı sonucunda mümkün olmuştur. Karar, Avrupa Toplulukları Kurucu Anlaşması’nın doğrudan uygulanabilirliğini ve AB hukukunun ulusal hukuka üstünlüğünü uygulamaya koyan ilk karardır. 20



Avrupa Birliği Adalet Divanının, 30 Eylül 1987 tarihli Meryem Demirel Kararı’ndan (12/86 sayılı) sonra 2/76, 1/80 ve 3/80 sayılı OKK ışığında günümüze kadar aldığı kararların 41’i ikamet, çalışma ve eşit muameleye, 6’i yerleşme hakkına, 4’ü ise sosyal güvenliğe ilişkindir.

Meryem Demirel Kararı

AB Adalet Divanının Türk işçilerinin serbest dolaşımı ile ilgili olarak aldığı ilk karar, Meryem Demirel Kararı’dır. Meryem Demirel isimli Türk vatandaşının, konuyu yasal yollardan Adalet Divanına götürmesiyle mümkün olabilmiştir. Meryem Demirel Almanyadaki eşinin yanına ziyarete gitmiş ve hamileliğini bahane ederek kalmak ıstemiş ancak mahkeme hamilelik sonuçlanıncaya kadar kalmasını ve sonunda sınır dışı edilmesine karar verse de Meryem DEMİREL iptal için Alman mahkemesine başvurmuş Gerekçe olarak da 1 Aralık 1986’dan itibaren Türkiye ile Topluluk arasında hukuken serbest dolaşımın başladığını öne sürmüştür. Davaya bakan İdare Mahkemesi, Roma Anlaşması’nın 177’nci maddesi çerçevesinde Divan’dan istişari olarak görüş talep etmiştir.

Adalet Divanı, 30 Eylül 1987 tarih ve C-12/86 Sayılı Kararı ile Ankara Anlaşması’nın 12, Katma Protokol’ün 36’ncı maddesi hükümlerinin, “hedef” nitelik taşıdığını ve Topluluk üyesi ülkelerin iç hukuk düzenlemelerine üstünlüklerinin söz konusu olmadığına karar vermiştir.

**AB’de önkarar süreci kapsamından bir davanın Divan’a yollanabilmesi için, önce ilgili ülkenin mahkemesinde dava açılması gerekir.

***İngiltere, Almanya ve Hollanda, Ankara Anlaşması’nın bir karma anlaşma olduğunu vurgulayarak, Ankara Anlaşması’nın Topluluk hukuku kapsamında yer almadığını dolayısıyla Divan’ın bu davayı usulden reddetmesi gerektiği yönünde görüş belirtmekte idiler. Bu yaklaşım, davanın Hukuk Sözcüsü Fransız Marco Darmon’un isabetli görüşü doğrultusunda Divan tarafından kabul edilmemiştir.

Salih Sevince Kararı

Hollandada bir Türkle evlenip 9 ay sonra ayrılan Salih Sevince Hollandada kalmak istemiş ancak Yabancılar Dairesi bunu reddetmiştir.1980 de Sevince, Hollanda makamlarına yeniden başvurmuştur.

Mahkeme, Roma Antlaşması’nın 177’nci maddesine göre Divandan görüş istemiştir. Meryem Demirel davasında sadece Ortaklık (Ankara) Anlaşması’nı 177’nci madde kapsamında yorumlayan Divan, bu defa Anlaşma’ya bağlı olarak Ortaklık Konseyi Kararları’nı da yorumlamayı kendi yetki alanına dahil etmiştir

Sevince Kararı açıklanıncaya kadar, Türkçe literatürde

OKK’nin Topluluk hukukunun bir parçası olduğu ve supranasyonal nitelik taşıdığına değinilmemiştir. Oysa AT’ın üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşma hükümlerinin (1974 tarihli Haegeman, 1976 tarihli Bresciani, 1982 tarihli Kupferberg/Polydor ve 1987 tarihli Meryem Demirel kararları) ve yetkili organ kararlarının doğrudan etkisini belirlemiş idi. ABAD Sevince Kararı ile Türkiye’ye yönelik ve Ortaklık Anlaşmaları’nı konu alan üçüncü önemli içtihadını açıklamıştır. Daha önceki kararlar, Meryem Demirel ve 27 Eylül 1988 tarih, 30/88 sayılı Yunanistan’ın Türkiye’ye yapılacak Topluluk yardımlarını bloke etmek üzere Komisyon’a karşı açtığı davaya ilişkindir.

Kazım Kuş Kararı

Türk işçilerinin AB üyesi ülkelerde ikamet ve çalışmaları ile ilgili üçüncü karar Kazım Kuş davasında verilmiştir. 16 Aralık 1992 tarihli, C-237/91 sayılı Karar’da, 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’na dayanarak AT üyesi bir ülkede yasal olarak bir yıl çalışan bir Türk işçisinin aynı işveren yanında çalışma şartıyla, çalışma izniyle birlikte oturma (ikamet) iznini de uzattırma hakkına sahip olduğu doğrulanmıştır.

Semra Sürül Kararı

Türk işçilerinin sosyal güvenlik hakları ile ilgili olarak Adalet Divanı Semra Sürül hakkında 4 Mayıs 1999 tarih ve C-262/96 sayılı Karar’ın da AB ülkelerinde yaşayan Türklere uygulanan ayrımcılığa son verilmesini kararlaştırmıştır.

Sürül Kararı sonucunda AB’de ilk defa “muamele eşitliği ilkesi” gündeme gelmiştir.

Bu bakımdan Karar, Türk işçileri açısından bir ilktir. Karar ile AB üyesi vatandaşlara sağlanan hakların Türk vatandaşları için de geçerli olduğunu kabul edilmiştir.

Bu haklar şunlardır:

• Hastalık ve annelik sürelerine dönük yardımlar,

• Sakatlık ve iş göremezliği kaldırmak için yapılan yardımlar,

• Yaşlılık devresinde yapılacak yardımlar,

• Dul ve yetimlere verilen sosyal yardımlar,

• İş kazaları ve meslek hastalıkları için yapılan yardımlar,

• Ölüm durumunda verilen yardımlar,

• İşsizlik durumunda yapılan yardımlar ve tanınan haklar,

• Değişik şartlarda sağlanan aile yardımları.

Abdülnasır Savaş

ABAD, Katma Protokol (KP)’ün 41’nci maddesiyle ilgili olarak 11 Mayıs 2000 tarih ve C-37/98 sayılı Savaş Kararı’nda, Katma Protokol’ün doğrudan uygulanamayacağını savunanlarının savlarını geçersiz kılmıştır.“standstill=Mevcut durumun daha kötüye götürülmemesidir.

**OKK gereğince akit taraflar 2/76 ve (Md.7) 1/80 sayılı (Md.13), mevcut hakların geriye götürülemeyeceğini karara bağlamışlardır. ABAD, 15 Temmuz 1964 tarihli ve 6/64 sayılı Costa- Enel, 23 Mart 1983 tarihli ve 77/82 sayılı Peskeloglou Kararları’nda ABAD bu kural üzerinde durmuştu. Divan, Costa Kararı’nda ilk defa “mevcut haklara geriye doğru kısıtlama getirme” yasağı getirmiş, 1983

yılında da Peskeloglou Davası ile bunu ikinci defa onaylamıştır. 21



Veli Tüm / Mehmet Darı Kararı

İçişleri Bakanlığı yetkilileri, iki Türk vatandaşına işyeri açma izni vermeme kararını gerekçelendirirken, ülkede geçerli olan ulusal göçmenlik yasasını ve yönetmenliklerini kendilerine hukuki temel olarak almışlardır. Lordlar Kamarası, ABAD’dan öngörüş kararı almak üzere başvurmuştur.

Karar, Türk vatandaşlarının vize için başvurmak zorunda olmadan, kendisine iş kurmak için herhangi bir AB üyesi ülkeye genel bir giriş hakkı doğurmamaktadır. Bu hak, 1973 yılında kendilerine Birleşik Krallık’da iş kurmak isteyen Türklerin bu ülkeye girerken vizeye ihtiyaç duymamaları için verilmiştir ve 1 Ocak 1973 tarihinde AB üyesi olan Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İrlanda, Büyük Britanya ve Danimarka için geçerlidir

**1963’de imzalanan Ankara Antlaşması’nın 2’nci maddesinin 1’nci fıkrasına göre Anlaşma’nın amacı, yerleşme hakkına getirilen kısıtlamaların ileriye dönük bir şekilde kaldırılmasıdır. Bu maddeye göre akit taraflar, 1958 AET’nin Kurucu Anlaşması’nın Topluluk vatandaşlarına uygulanabilir yerleşme

hakkına ilişkin şartlarını kendilerine rehber almayı taahhüt etmektedirler.

Mehmet Soysal / İbrahim Savatlı / Cengiz Salkım Kararı

ABAD 19 Şubat 2009 tarihinde, “Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulaması davası” olarak bilinen Soysal, Salkım ve Savatlı davasına ilişkin kararını açıklamıştır. Karar, önceki kararlardan (Abatay/Şahin ve Tüm/Darı) sonra vize uygulamaları konusunda yeni bir adımdır. Soysal Davası’nın Türk tarafı, bir Alman Firmasına ait nakliye şirketinin kamyonlarını, Türkiye ile Almanya arasındaki mal taşımada kullanan ve Türkiye’de ikamet eden üç Türk TIR sürücüsüdür. Üç sürücü Almanya-Türkiye hattında nakliye yaparken sürekli vize almak zorunda idiler. Bunun üzerine sürücüler Berlin İdare Mahkemesinde dava açmışlardır.

ABAD bu kararla, Türkiye ile AB arasında imzalanan Katma Protokol’ün 41/1 maddesinin, hizmet sunmak amacıyla AB ülkelerine giden Türk vatandaşlarına yeni kısıtlamalar getirilmesini yasakladığını belirterek Schengen Anlaşması ile kurulan Schengen vizesinin ek mali külfetlere yol açtığını belirlemiş, bu anlamda yeni bir kısıtlama olduğuna karar vermiştir.

Münih İdare Mahkemesinin 10 Şubat 2011 Tarihli Kararı

Karar şöyledir: “Bir Türk vatandaşı hizmet alma amacıyla özellikle de turistik seyahat amacıyla oturma iznine gerek duymadan ve özellikle de vize almadan Almanya’ya giriş yapabilir ve üç ay kalabilir.”

Mahkeme ayrıca Avrupa Ekonomik Topluluğunun 25 Şubat 1964 tarihinde çıkardığı EWG 64/221/EWG numaralı tüzüğe de atıfta bulunmuştur. Baş yargıç Klein, Katma Protokol’e göre hizmet serbestisinin hem aktif hem de pasif hizmeti içerdiğini belirtmiştir.

Cahit Yılmaz Hakkında 14 Mart 2012 Tarihli Hollanda Danıştay Kararı

Cahit Yılmaz adlı Türk vatandaşı, 3 Kasım 2009 tarihinde Hollanda’nın Schiphol Havalimanı’na vizesiz giriş yapmasının engellenmesi üzerine Avrupa Birliği’ne hizmet sunumu amacıyla gelen Türk vatandaşlarından vize istenemeyeceği gerekçesiyle konuyu Hollanda Mahkemesine taşımıştır.

**Hollanda, bu karar kapsamında Türk hizmet vericiler, Türkiye’deki işletme sahipleri ve bu işletmelerde çalışanlar için vize muafiyetini yürürlüğe koyan ilk AB üyesi olmuştur.

**ABAD, İngiltere’ye çocuk bakımı için giden Ezgi Payır, Burhan Akyüz ve Birol Öztürk’ün oturma izni talebini reddeden İngiltere’yi haksız bularak (24 Ocak 2008 tarih ve C-294/06 sayılı Karar) bir Türk vatandaşı bir AB ülkesinde tam gün çalışmıyor olsa bile, eğer bir yıl boyunca aynı işyerinde çalışmış ise Ortaklık Konseyi Kararı’nın 6’ncı maddesine göre oturma hakkına sahip olduğuna ilişkin karar vermişti.

Schengen Vizesi

Avrupa Birliği’nde vize konusunda toplu bir düzenleme yapmaya yönelik Schengen Anlaşması, (Schengen I) 14 Haziran 1985 tarihinde Lüksemburg’un Schengen kasabasında Fransa, Batı Almanya ve Benelüks ülkeleri arasında imzalanmıştır. Amacı, taraf ülkeler arasında tüm kara, deniz ve hava alanlarındaki sınır denetimlerini kaldırmak, sığınma ve vize politikalarına ortak bir yaklaşım yoluyla üye devletlerin dış sınırlarındaki vize denetimlerinin koordinasyonunu sağlamaktır. 19 Haziran 1990’da imzalanan Schengen Anlaşmasını Uygulama Konvansiyonu ile anlaşma uygulamaya konulmuştur. İkinci anlaşma (Schengen II) 26 Mart 1995’de yürürlüğe girmiş ve Portekiz ile İspanya da Anlaşma’ya katılmışlardır.

**Norveç ve İzlanda, AB’ye üye olmamakla birlikte Anlaşma’ya taraftır. İsviçre, 5 Haziran 2005 tarihinde yapılan halkoylaması sonunda Schengen Anlaşması’nı %54,6’lık oranla kabul etmiş ve 31

Aralık 2008’de Alan’a girmiştir. Lihtenştayn ise 19 Aralık 2011 tarihinde Anlaşma’yı kabul etmiştir.

İsveç, Şnlandiya, Danimarka, İzlanda ve Norveç arasında Nordik Pasaport Birliği vardır. İlk üç ülke AB üyesi olunca, buülkeler ile 19 Aralık 1996 tarihinde ise Norveç ve İzlanda anlaşma imzalanmıştır. 28 Nisan 1999 tarihinde AB Konseyi İzlanda ve Norveç ile imzalanan anlaşmaları monaylamıştır.

Shengene göre pasaportsuz seyahat 26 ülkeye tanınmıştır.

2011 yılında İtalya tarafından sağlanan geçici oturma izinleriyle Fransa’ya giden Tunuslu göçmenler sebebiyle iki üye ülke arasında yaşanan gerilim; Danimarka’nın tek taraşı sınır kontrollerine başvurması, Bulgaristan ve Romanya’nın Schengen Alanı’na katılımının engellenmesi Schengen kurallarının masaya yatırılmasına yol açmıştır.

23-24 Haziran 2011 tarihli AB Konseyi’nde, “Schengen işbirliğinin işleyişini tehlikeye atan istisnai durumlara kişilerin serbest dolaşımı ilkesine halel getirmeden müdahale etmek üzere yeni bir mekanizmanın hayata geçirilmesi” konusunda çağrıda bulunulmuştur. 22



**Vize talebinde bulunan Türk vatandaşı eğer bir tek Schengen ülkesine gitmeyi amaçlıyorsa gitmek istediği mülkenin konsolosluğuna başvuracaktır. Vize talebinde bulunan kişi, eğer birden çok Schengen

ülkesine seyahat etmeyi planlıyorsa vize için gideceği ilk ülkenin konsolosluğuna başvurarak diğer Schengen ülkeleri için de geçerli olan tek vize alacaktır. Vize talebinde bulunan kişi gideceği diğer ülkeleri belirleyememiş ise o zaman vize verecek makam, ilk gitmeyi düşündüğü Schengen ülkesi

konsolosluğu olacaktır.

TFEU (Treaty on the Functioning of the European Union)

******Türkiye’ye ilk vize uygulayan Topluluk ülkesi Yunanistan’dır. Bu ülke AB’ye üye olmadan önce 24 Nisan 1965 tarihinde Türk vatandaşlarına vize uygulamaya başlamıştır.

ABAD, Eylül 1987 - Şubat 2011 tarihleri arasında Türk vatandaşları ve şirketlerinin taraf olduğu 51 davada AB ülkelerinin yorumlarının geçersizliğini kabul etmiştir. Bu davaların önemli bir kısmı Vizesiz Avrupa konusuyla doğrudan ilgilidir.

AB Türkiye’ye karşı BOBON kriterleri (BO: Bizden Olanlar, BON: Bizden Olmayanlar) uygulamaktan vazgeçmeli, imza attığı uluslararası hukuk belgelerine (Ankara Anlaşması ve Katma Protokol) sadık kalmalı, ABAD kararlarının üye ülkeler tarafından uygulanmasını sağlamalıdır. Türk vatandaşları vize alma sürecinin her aşamasında çok farklı sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bunlar arasında vize talebinin ret ile sonuçlanması, ret gerekçesi verilmemesi veya verilen gerekçenin tatmin edici bulunmaması, talep edilen belgelerin niceliği ve niteliği, vize ücretleri, konsolosluk personelinin muamelesi, yetersiz fiziki şartlar sayılabilir.

Vize verilmemesi sebebiyle iş toplantısını kaçıran iş adamları, AB üyesi ülkelerde yaşayan yakınlarını ziyaret edemeyenler, bilimsel toplantılara katılamayan akademisyenler, Erasmus değişim programına seçilmesine rağmen dönem başında derslerine başlayamayan öğrenciler vize mağdurları arasındadır.

Türkler için Vizesiz Avrupa düşüncesi ABAD’ın 11 Mayıs 2000 tarihli Abdülnasır Savaş Kararı ile gündeme gelmiştir. İktisadi Kalkınma Vakfı tarafından 26 Nisan 2012 tarihinde İstanbul’da düzenlenen seminerde AB Uluslararası Göç, Mülteciler ve Ceza Hukuku Daimi Komitesi Başkanı Prof. Dr. Kees

Groenendijk Türk vatandaşlarına uygulanan vizenin AB hukukuna aykırı olduğunu açıklamıştır. Dünyada 50 ülke Türkiye’ye vize uygulamazken, AB üyesi ülkeler dahil 139 ülke Türk vatandaşlarından vize

istenmektedir.

Avrupa özel sektörünün temsilcisi olarak kabul edilen şemsiye örgüt Avrupa İş Dünyası Konfederasyonuna bağlı 9 üye kuruluş, 26 Temmuz 2012 tarihinde “Vize Engeline Hayır, Ekonomik Büyümeye İhtiyaç Var” başlığı ile yayınladığı bildiride, Rusya, Moldova, Türkiye ve Ukrayna ile vize süreçlerinin karşılıklı liberalleştirilmesine yönelik müzakerelerin sonuçlandırılması, diğer Doğu Avrupa ülkeleriyle de müzakerelerin başlatılması ve tüm bu ülkelere yönelik iş vizelerinin 2018’e kadar

kaldırılmasını talep etmiştir.

Almanya, Fransa, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, İtalya, İspanya, Polonya ve Türkiye’den iş

dünyası temsilcilerinin öncülüğünde hazırlanan çağrı metni ilgili AB kurumlarına iletilmiştir.

Türk Avrupa Bilimsel Araştırmalar Vakfı, 20-30 Haziran 2012 tarihleri arasında İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Kayseri, Gaziantep, Artvin ve Trabzon’da, 18-60 yaş aralığındaki 1110 kişiyle yapılan araştırmaya göre “Türkiye AB’ye üye olacaktır” diyenlerin oranı %17 olmuştur. 2011’deki aynı araştırmada bu rakam %34,8 idi. Katılımcılara sorulan “Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıl içinde AB’ye

üye olacağına inanıyor musunuz?” sorusuna %15 evet demiştir. İnanmayanların oranı ise %76’dır.

7.KONU

ilerleme Raporları: Türkiye’yi Üyeliğe Hazırlamak

Avrupa Birliği (AB) bütünleşme süreci

1-genişleme (enlargement), 2-derinleşme (deepening) 3-yaygınlaşma (widening)

**AB bugüne kadar gerçekleştirdiği beş genişleme dalgasıyla üye sayısını başlangıçtaki 6’dan bugünkü 27’ye çıkarmıştır. AB genişleme potansiyeli taşıyan bir sui generis birlik olma özelliğini korumaktadır.

Genişleme sürecinin bir parçası olarak müzakereleri tamamlayıp katılım antlaşmasını imzalayan Hırvatistan’ın, antlaşmanın onay sürecinin tamamlanmasının ardından 2013 yılı içinde 28. üye olarak AB’ye katılması beklenmektedir. Hâlen katılım müzakerelerinin yürütüldüğü aday ülkeler İzlanda, Karadağ ve Türkiye; müzakerelere henüz başlamayan aday ülkeler Makedonya ve Sırbistan ile potansiyel adaylar Arnavutluk, Bosna Hersek ve Kosova’nın da katılmasıyla Birliğin üye sayısının yakın gelecekte daha da artacağı tahmin edilmektedir.

Bu ülkelerin üyelik başvuruları ve katılım antlaşmaları AET’yi kuran Roma Antlaşması’nın 237. maddesi çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Söz konusu maddede “Her Avrupalı devlet Topluluğa üye olmak için başvuruda bulunabilir” denmektedir. Yunanistan’ın katıldığı 1981, İspanya ve Portekiz’in katıldığı 1986, Avusturya, Finlandiya ve İsveç’in üye olarak kabul edildikleri 1995 genişlemeleri de bazı küçük farklılıklarla temelde 237. maddede bahsi geçen yöntemle gerçekleştirilmiştir.

Soğuk Savaş: İkinci Dünya Savaşı’ndan 1990 yılına kadar SSCB liderliğindeki Doğu Bloğu ülkeleriyle, ABD liderliğindeki Batı Bloğu arasındaki, ideolojik kutuplaşmayı ve sıcak bir savaşa dönüşmeyen sürekli gerginlik halini tanımlamak için kullanılmaktadır. 23



**AB’ye yeni üyelerin katılımıyla ilgili ilk yasal değişiklik 7 Şubat 1992 tarihinde imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması’yla (Maastricht Antlaşması) yapılmıştır. 2. maddede “Birlik, insan onuruna saygı, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve azınlıklara mensup kişilerin hakları da dahil olmak üzere insan haklarına saygı değerleri üzerine kuruludur.

Kopenhangın Ekonomik Kriterler ile aday ülkeden (1) işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı, (2) Birlik içindeki rekabet baskısına ve piyasa güçlerine dayanma kapasitesi beklenmektedir. Mevzuat ya da Müktesebat Uyumu Kriteri ile ise aday ülkelerde Siyasi, Ekonomik ve Parasal Birlik de dahil olmak üzere üyeliğin getireceği tüm yükümlülükleri üstlenebilme kapasitesi aranmaktadır.

COREPER: AB üyesi ülkelerin AB nezdindeki daimi temsilcilerinden (büyükelçiler) oluşan COREPER, AB Bakanlar Konseyinin gündeminde yer alan konuların hazırlanmasına yardımcı olur. Komisyonun hazırladığı yasa teklişeri ve tavsiyeler öncelikle COREPER tarafından ele alınır, daha sonra ilgili Bakanlar Konseyinde gündem maddesi teşkil eder. Aday ülkenin yükümlülüklerine karşılık kırsal ve bölgesel kalkınma yardımları, altyapı yatırım kredileri, tarımsal destekler vb. olabileceği gibi aday ülkeye bazı Topluluk programlarına katılım hakkı da verilebilir. Katılım sürecinin teknik boyutuna ilişkin olarak ise AB, Katılım Ortaklığı Belgesi’ni yayımlar.

Müzakerelerin başlamasından önceki son aşama ise Müzakere Çerçeve Belgesi’nin hazırlanmasıdır. Müzakerelerin hangi esaslar üzerinden yürütüleceğinin belirtildiği bu belge, oybirliğiyle karar alan Konsey tarafından kabul edilir.

Müzakereler boyunca aday ülkeden iç hukukunu Birlik hukukuyla uyumlu hale getirecek mevzuat değişikliklerini hayata geçirmesi beklenir. Avrupa Birliği’nin bu mevzuat bütününe “Topluluk Müktesebatı” ya da Fransızca deyimiyle “Acquis communautaires” adı verilmektedir. AB mevzuatı fasıl (başlık) adı verilen çeşitli

politika alanlarına bölünmüştür. 2004 genişlemesinde 31 olan başlık sayısı 2005’te müzakerelere başlayan Türkiye ve Hırvatistan ile 2011’de başlayan İzlanda için 35 olarak belirlenmiştir.

Antlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için, öncelikle Avrupa Parlamentosu’nun kendisini oluşturan üyelerin en az yarısından bir fazlasının oyuyla onay vermesi gerekmektedir. Katılım antlaşması ancak bütün onay işlemlerinin tamamlanmasının ardından yürürlüğe girmekte ve böylece adaylık üyeliğe dönüşmektedir.

*Türkiye ile AB arasında üyelik müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılmıştır.

AB’nin genişleme sürecinde oldukça önemli rol oynayan Komisyonunun Birliğin genişlemesi hakkındaki görüşleri, ilk kez 2005 yılında yayınlanan Genişleme Strateji Belgesi’nde belirtildiği üzere, üç temel ilkeye dayanmaktadır;

i- AB’nin genişlemeye ilişkin taahhütlerinin pekiştirilmesi yani konsolidasyon ilkesi,

ii- adil ve titiz bir koşulluluk uygulama ilkesi,

iii- genişleme politikasını iletmek yani iletişim ilkesidir.

Konsolidasyon ilkesine göre Komisyon, dikkatli ve planlı şekilde yürütülen katılım sürecinin Avrupa

projesine olumlu katkıda bulunduğunu dile getirmektedir. Bu ilkeye göre, Avrupa entegrasyonunun ivmesi korunurken Birliğin yeni üyeleri hazmetme kapasitesinin göz önünde bulundurulması hem Birliğin hem de aday ülkelerin ortak çıkarına olan önemli bir husustur.

Koşulluluk ilkesine göre, Birlik, üyeliğe ilişkin benimsediği kriterlerin aday ülkeler tarafından yerine getirilmesini talep etmekte titiz davranmalı ancak ilerlemeyi ödüllendirmekte de aynı derecede adil olmalıdır.

İletişim ilkesine göre, genişleme politikasının sürdürülmesi için geniş halk desteği sağlamak elzemdir.

**AB, adayları üyeliğe hazırlarken zaman içinde geliştirmiş olduğu bir takım enstrümanları da kullanır. Genişleme Strateji Belgeleri, Müzakere Çerçeve Belgesi, Katılım Ortaklığı Belgeleri, İlerleme Raporları ve Ulusal Programlar bu enstrümanlar arasındadır.

*2013 yılında Hırvatistan’ın da katılımıyla, 6 üye ile kurulan AB’ye üye ülkelerin sayısı 28 olacaktır.

*AB’nin ilk genişleme dalgası olarak adlandırılan 1973 genişlemesiyle birlikte İngiltere Birlik üyesi olmuştur.

*Genişleme Strateji Belgesi Komisyon tarafından yürütülür.

*Türkiye ve Hırvatistan ile üyelik müzakereleri 2005 yılına aittir.

GENİŞLEME STRATEJİ BELGELERİ

Avrupa Komisyonu’nun her yıl (genellikle Ekim ya da Kasım aylarında) ilerleme raporlarıyla birlikte açıkladığı Genişleme Stratejisi Belgesi, Komisyonun Birliğin genişlemesi hakkındaki bir yıllık dönemi kapsayan görüş ve düşüncelerini içeren bir belgedir. Her yıl düzenli olarak yayınlanan bu belge, “giriş, başlıca zorluklar, aday ülkelerde kaydedilen ilerleme ve genişleme gündemi, genişleme sürecinin

desteklenmesi” ve son olarak da “sonuçlar ve tavsiyeler” bölümlerinden oluşmaktadır. Belge, kısaca AB’nin genişleme politikasında son bir yılda yaşanan gelişmeleri değerlendirilirken bir yandan da aday ve potansiyel aday ülkelerin mevcut durumuna ilişkin genel bilgiler içermektedir. Genişleme Strateji Belgelerinde 2005 yılından en son belgenin yayınladığı döneme kadar Türkiye’ye ilişkin bölümler şu şekilde özetlenebilir:

1-Genişleme Strateji Belgesi-2005:

a-Türkiye’deki reform süreci devam etmektedir ve ülke Kopenhag siyasi kriterlerini yeterince karşılamaktadır.

b-Önemli hukuki reformlar yürürlüğe girmiştir ve özellikle yargı olmak üzere hukuk sisteminde yapısal değişimlere yol açacaktır.

c-İnsan hakları ihlalleri azalmakla birlikte hala mevcuttur.

d-Türkiye, işleyen bir piyasa ekonomisi olarak değerlendirilebilir. İstikrar politikasına sıkı bir şekilde devam etmesi ve yapısal reform yolunda kararlı adımlar atması durumunda orta vadede Türkiye, Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleri ile baş etme kapasitesine sahip olacaktır. 24



e-Ankara Anlaşması’na Ek Protokolün imzalanması Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlangıç için bir koşul teşkil etmiştir.

Ankara Anlaşması: Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara’da imzalanarak 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren “Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık yaratan Anlaşma”dır.

2-Genişleme Strateji Belgesi-2006

Belge’nin 1 numaralı Ek’inde Komisyon’un, AB’nin yeni üye entegre edebilme kapasitesine ilişkin özel raporu yer alırken, 2 Numaralı Ek’inde aday ülkelerle ilgili sonuç ve değerlendirmelere yer verilmektedir.

Kıbrıs’ta kapsamlı bir çözüme ulaşılması ve Ada’nın birleşmesi önemli bir güçlük olmaya devam etmektedir.

Birliğin etkin biçimde işletilmesi, beşinci genişlemeden dersler çıkartılması, genişlemeye ilişkin sorunların ele alınması , aday ülkelere üyelikte destek olunması, genişlemenin devamı için kamuoyunun desteğinin alınması konusunda ana hatlar üzerinedir.

3-Genişleme Strateji Belgesi-2007

Birliğin etkin biçimde işletilmesi, beşinci genişlemeden dersler çıkartılması, genişlemeye ilişkin sorunların ele alınması , aday ülkelere üyelikte destek olunması, genişlemenin devamı için kamuoyunun desteğinin alınması konusunda ana hatlar üzerinedir.

4- Genişleme Strateji Belgesi-2008-2009

a) Türkiye ile olan katılım müzakerelerinin hızı reformlardaki hızını ve ülkenin gerekli koşulları yerıne yerine getirmesini yansıtmaktadır.Türkiye siyasi rejimlerle ilgili çabalarını yenilemelidir.

b) Türkiye ekonomisi nispeten daha yavaş bir GSMH büyüme hızına rağmen göreceli olarak daha iyi işlenmiş ve makro ekomomik istikrar korunmuştur.

c) Türkiyenin Anayasa Mahkemesinde iktidar partisine karşı açılan dava ile ilgili krizi geride bırakmış olarak siyasi reform sürecini yeniden harekete getirmesi gereklidir.



---Vakıflar Yasası kabul edilmiştir.

5- Genişleme Strateji Belgesi-2009-2010

6- Genişleme Strateji Belgesi-2010-2011

a) Türkiye, siyasi reform sürecine devam etmiştir.Türkiye anayasasını değiştirerek, siyasi ve hukuki sistemde yargı ve temel haklar alanlarında bir dizi önceliği karşılaşılan temel reformlar gerçekleştirilmiştir.

b) Yeni bir sivil anayasa, Türkiyede demokrasinin Avrupa standartları ve AB katılım kriterleri doğrultusunda daha da güçlendirilmesi için sağlam bir temel teşkil edecektir.

c) Temel haklar konusunda, ifade ve basın özgürlüğünün Türkiyede hem uygulamada hem de mevzuat açısından güçlendirilmesi gerekmektedir.



Ek Protokol: Türkiye-AB ilişkilerinin hukuki temelini oluşturan 1963 tarihli Ankara Anlaşması’nı, 1

Mayıs 2004 tarihinde AB üyesi olan 10 ülkeyi kapsayacak şekilde genişleten nitelikte bir metindir. 29 Temmuz 2005 tarihinde, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı (İngiltere) AB Komisyonu ve ülkemiz

arasında mektup teatisi yoluyla imzalanmıştır. Türkiye, protokolle birlikte bir bildirge yayımlayarak,

atılan imzanın, 10 yeni AB üyesinden biri olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıma anlamına gelmediğini

duyurmuştur.

KATILIM ORTAKLI⁄I BELGELERİ

1994 yılında Essen’de yapılan toplantıda AB Konseyi, tam üyelik için başvuruda bulunan Merkezî ve Doğu Avrupa ülkelerinin katılım öncesi hazırlık stratejilerini belirmeye başlamıştır. Bu stratejinin üç temel unsuru bulunmaktadır;

1-Avrupa Antlaşmalarının uyarlanması,

2-Finansal yardım programı olan PHARE Programı

3-Tüm üye ve aday ülkelerin ortak çıkar ve meselelerini tartışabileceği “yapısal bir diyalog” platformu

PHARE PROGRAMI,İk kez 1989 yılında oluşturulan, AB’nin aday ülkelere katılım öncesi yaptığı üç finansal yardım ögesinden biridir. Bu yardım programı, AB’ye aday olmak isteyen Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinde komünist rejimlerin yıkılmasının ardından, bu ülkelerin ekonomilerini yeniden yapılandırma çabalarını desteklemek amacıyla oluşturulmuştur.

AB’nin bütün adaylar için uygulamaya karar verdiği katılım öncesi stratejiler

1-AB Antlaşmaları, 2-Katılım Ortaklığı Belgeleri, 3-Ulusal Programlar,

4-Topluluk Program 5- Ajanslarına Katılım. 6-Katılım Öncesi Finansal Yardımlar (PHARE, ISPA, SAPARD, IFIs- International Financial Institutions)

Aday ülkelerin üyeliğe giden yolda katılım öncesi stratejilerden en önemlisi Katılım Ortaklığı Belgesi’dir (KOB). 25



(KOB): AB müktesebatının bir parçası olan KOB, adaylık başvurusu kabul edilen ülkeler için Komisyon tarafından hazırlanır ve AB Resmî Gazetesi’nde yayınlanır. KOB aday ülkelerin üyeliğe giden yolda kısa (1-2 yıl) ve orta vadede (3-4 yıl) yapmaları gerekenleri gösteren bir anlamda yol haritasıdır ve ihtiyaçlar çerçevesinde güncellenmektedir.

AB Bakanlar Konseyi tarafından 4 Aralık 2000 tarihinde onaylanan Türkiye için Katılım Ortaklığı

Belgesi, 8 Mart 2001 tarihinde yayımlanmıştır.

Katılım Ortaklığı Belgesi 2001

Konsey’in onayladığı ilk KOB’da bu belgenin amacının; “AB üyeliği yolunda Türkiye’nin kaydettiği gelişmeler hakkında Komisyonun 2000 İlerleme Raporu’nda saptanan ileriye yönelik çalışmaların öncelikli alanlarını, bu önceliklerin uygulanmasında Türkiye’ye sağlanacak mali imkânları ve bu yardıma ilişkin koşulları tek bir çerçeve altında toplamak olduğu” belirtilmektedir. Yedi ana başlıktan oluşan (Giriş, Amaçlar, İlkeler, Öncelikler ve Orta Vadeli Hedefler, Programlama, Koşullar, İzleme) Türkiye için hazırlanan ilk KOB’da Türkiye için

Kısa Vade

• AB, Türkiye’yi, tüm taraşarla birlikte, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünü amaçlayan sürecin başarıyla sonuçlanması yönünde, BM Genel Sekreteri’nin çabalarına destek olunmasına devam edilmesi yönünde teşvik etmektedir.

• İfade özgürlüğü ile ilgili hukuki ve anayasal garantilerin güçlendirilmesi

• İşkenceyle mücadeleye ilişkin hukuki hükümlerin güçlendirilmesi

• Yargının işlevselliğinin uluslararası standartlara uygun şekilde geliştirilmesi

• İdam cezasına ilişkin fiilî moratoryumun muhafaza edilmesi

• Türk vatandaşlarının televizyon ve radyo yayıncılığında anadillerini kullanmalarını yasaklayan hukuki düzenlemeler var ise kaldırılması

• Mali sektör reformunun, tarım reformunun ve özelleştirilmelerin sürdürülmesi.

Orta-Vade

• Tüm sınır anlaşmazlıkları ve diğer ilgili konuları, BM Ana Sözleşmesi’nin anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözülmesi ilkesi doğrultusunda, çözmek için her türlü çabanın sarf edilmesi

• İdam cezasının kaldırılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Protokolünün imzalanması

• Uluslararası Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi ile ihtiyari ek protokolünün ve Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin onaylanması

• MGK’nın anayasal rolünün hükûmete bir danışma organı olarak uyumu

• Güneydoğu’da geriye kalan olağanüstü hal uygulamalarının kaldırılması.

Katılım Ortaklığı Belgesi 2003

İkinci KOB’da Kopenhag Zirvesinde, son dönemde çıkartılan uyum paketleri ile 2001 yılı Katılım Ortaklığı Belgesinde belirtilen birçok önceliğin yerine getirildiği belirtilmiştir. İlk KOB’a oranla daha uzun (25 sayfa) olan gözden geçirilmiş KOB, yine 7 ana başlıktan oluşmakta ve Türkiye’nin kısa ve orta vade de yerine getirmesi beklenen hedef ve öncelikler sıralanmaktadır.

Kıbrıs’ta sorunun barışçıl çözümünün desteklenmesi meselesi öncelikle vurgulanırken Türkiye’nin “Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslar arası Sözleşme”, “İhtiyari Protokolünün ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme” ve “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 No.lu Protokolü’nün” onaylaması gerektiği yinelenmektedir.

Katılım Ortaklığı Belgesi 2006

23 Ocak 2006 tarihinde yayımlanan ve öncelikler ve hedefler bölümü ilk iki KOB’a oranla daha uzun olan ve daha sistematik şekilde ele alan üçüncü KOB, 3 Ekim 2005 tarihinde AB ile katılım müzakerelerine başlayan Türkiye’nin müzakere sürecindeki önemli yol haritalarından biri durumundadır.

Ombudsmanlık:

Ombudsman ya da kamu denetçisi, kamu hizmetlerinin yürütülmesi esnasında yaşanan sorunlar

hakkındaki şikâyetleri alan, bu konularda araştırmalar yapan ve sorunları çözmekle görevlendirilmiş bağımsız bir kamu otoritesidir

Ulusal Program: Aday ülkelerin KOB’a karşılık olmak üzere hazırladıkları, adaylık sürecinde kısa ve

orta vadede gerçekleştirecekleri tüm çalışmaları detaylı bir takvim ve mali kaynaklarla ortaya koyan bir programdır.

1997 yılının sonunda yapılan Lüksemburg Zirvesi’nde benimsenen zenginleştirilmiş katılım öncesi stratejinin önemli başlıklarından biri de aday ülkelerin hazırladıkları ulusal programlardır.

**Türkiye’ye 10-11 Aralık 1999 tarihinde Helsinki’de gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Zirve

toplantısında resmî adaylık statüsü verilmiştir.

779 sayfadan oluşan ilk Ulusal Program, 14 Nisan 2003 tarihinde Komisyon tarafından açıklanan gözden geçirilmiş KOB doğrultusunda revize edilmiştir.

24 Temmuz 2003 tarihinde açıklanan ikinci Ulusal Program, Türkiye’nin ulusal mevzuatında başlıklar itibarıyla yapacağı değişiklikleri ve yenilikleri, uyum için gerekli beşerî ve mali kaynakları, KOB’da belirtilen önceliklerin yanı sıra Türkiye’nin uyum için gerekli gördüğü öncelikleri, AB müktesebatının yerine getirilmesi için gerekli olan idari yapının geliştirilmesini ve öncelikler takvimini içermektedir.

İkinci Ulusal Program hem ilkine göre daha uzun hem de daha sistematik olarak hazırlanmıştır. Altı ana bölümden (genel ilkeler, siyasi kriterler, ekonomik kriterler, üyelik yükümlülüklerini üstlenebilme yeteneği, müktesebatın 26



uygulanmasına yönelik idari kapasite ve son olarak da finansman ihtiyacı) oluşan ikinci ulusal programda yer alan hususlar ile VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı arasında uyum sağlanmıştır.

İLERLEME RAPORLARI

Komisyon’un her bir aday ülke ile ilgili ve genel olarak ta genişlemenin Birlik üzerindeki etkileri hakkında görüşlerini içeren bir rapor hazırlaması istenmiştir. 15 Temmuz 1997 tarihinde Komisyon’un bu talebe karşılık hazırladığı rapor, “Daha Güçlü ve Geniş Avrupa: Gündem 2000” olarak adlandırılmaktadır. Oldukça kapsamlı (128 sayfa) olan Gündem 2000 üç ana bölümden oluşmaktadır:

İlk bölümde Birlik politikalarının değişen bölgesel ve küresel koşullara uygun olarak AB’yi 21. yüzyıla taşıyabilecek nitelikte geliştirilmesinin gerekliliği üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise genişlemenin beraberinde getireceği zorluklar ve genişlemeyle ilgili bazı öncelik ve hedefler sıralanmaktadır.

Konsey’in Madrid toplantısında Komisyondan talep ettiği görüşler, 1997 Lüksemburg AB Konseyi’nde kabul edilmiş ve “Güçlendirilmiş Katılım Öncesi Strateji” oluşturulmuştur.

**Komisyon, Türkiye’ye ilişkin ilk ilerleme raporunu, diğer aday ülkelerin ilerleme raporları

yla ile birlikte Ekim 1998 tarihinde AB Konseyi’ne sunmuştur.

**Türkiye için 1998 yılından 2012 (dahil) yılına kadar toplam 15 İlerleme Raporu yayınlanmıştır.

1998-1999 İlerleme Raporları

1998 yılında yayınlanan ve 57 sayfa olan ilk rapor giriş, üyelik kriterleri ve sonuç olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. Raporun asıl önemli olan kısmı üyelik kriterleri başlığını taşıyan ikinci bölümdür. Bu bölüm siyasi kriterler, ekonomik kriterler, üyelik yükümlülüğünü üstlenebilme yeteneği ve son olarak da ortak dış ve güvenlik politikası alt başlıklarından oluşmaktadır.

Ekonomik kriterler bölümünde öne çıkan temel noktalar şunlardır: Türk ekonomisinin geniş ve verimsiz bir tarım sektörü, zayıf bir mali sektör ve bir dizi sosyoekonomik yetersizlik gibi kritik zaafları vardır. Kronik parasal istikrarsızlık bir diğer önemli sorundu.

Başlıca sosyoekonomik göstergeler, Türkiye’nin, sadece AB’nin değil, aynı zamanda benzer kişi başına gelire sahip diğer ülkelerin de gerisinde olduğunu göstermekteydi. Raporda enflasyon Türkiye için devam eden bir sorun olarak görülmekteydi.

İlerleme Raporlarının Türkiye’de nasıl algılandığına ilişkin ilk iki rapor oldukça öğreticidir. Komisyon ilk raporunu Cardiff Zirvesi kararları gereğince 4 Kasım 1998 tarihinde açıklamıştır. Rapor diğer aday ülkelere de uygulanan Kopenhag Kriterleri çerçevesinde Türkiye’yi de değerlendirmiş ve özellikle de siyasi kriterler açısından zaman zaman ağır sayılabilecek eleştirilere tabi tutmuştu.

2004 İlerleme Raporu

Bu rapor ilk raporun neredeyse 3 katından daha uzun ve şimdiye kadar yayınlanan raporlar arasında da en uzun olan rapordur. Rapor netice olarak Türkiye ile müzakerelerin başlatılabileceği tavsiyesine dayanak teşkil eden bir rapor oldu.

*2004 İlerleme Raporu Türkiye ile “müzakerelere başlanabileceği” sonucuna ulaşmaktaydı.

İlerleme Raporlarının Türkiye-AB ilişkilerindeki rolü ve önemini değerlendirmek AB Komisyonunun aday ülkelerin talebinden bağımsız olarak 1998 yılından beri her yıl düzenli olarak yayımladığı İlerleme Raporları, Kopenhag Kriterleri’ni temel alarak, aday ülkelerin AB’ye üye olabilmeleri için yerine getirmeleri gerekenleri önceliklerini dikkate alarak ifade eden ve aday ülkenin raporun yayımladığı döneme kadar gösterdiği ilerlemeleri değerlendiren bir belgedir.

Komisyon, bu belgeleri her bir aday ülke için ayrı ayrı yayımlamaktadır. Komisyon bu raporlar

vasıtasıyla katılım öncesi stratejinin bir parçası olarak aday ülkenin üyelik yönünde kaydettiği gelişmeler hakkında Konsey’e görüşünü bildirmektedir. Türkiye hakkında bu güne kadar 15 İlerleme Raporu yayımlanmıştır. Bu raporlar Türkiye- AB ilişkilerini eleştirel bir şekilde ele almalarına rağmen Türkiye’de bu süreçte gerçekleştirilen reformlar ve ilişkilerin sürekliliği açısından çok önemli fonksiyonlar icra etmişlerdir.

*Üyelik müzakereleri aday ülkenin belirleyeceği müzakere heyeti ile Konsey bünyesindeki ilişkiler COREPER bünyesinde yürütülür.

*Türkiye, üyelik hazırlıkları çerçevesinde AB müktesebatının üstlenilmesine ilişkin ilk Ulusal Programı 2001 yılındadır.

*Komisyon Türkiye’ye ilişkin ilk ilerleme raporunu 1998 de açıklanmıştır.

*Türkiye ile yürütülen üyelik müzakereleri toplam 35 müzakere başlığı üzerinden yürütülmektedir

8. KONU

TÜRKİYE AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNDE MEVCUT DURUM

Türkiye Avrupa Birliği (AB) ilişkileri 1959 yılında Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)’na yapmış olduğu ortak üyelik başvurusuna dayanmaktadır. Türkiye’nin yapmış olduğu başvuru üzerine 12 Eylül 1963 tarihinde, Türkiye ile AET Arasında Bir Ortaklık Yaratan Anlaşma imzalanmıştır. Kısaca Ankara Anlaşması olarak adlandırılan ortaklık anlaşması, gerekli onay süreci tamamlandıktan sonra, 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Ankara Anlaşması, ortak üyelik için üç dönem öngörmüştür. Bu dönemler, Hazırlık Dönemi, Geçiş Dönemi ve Son Dönem’dir. Hazırlık Dönemi Geçici Protokol ile, Geçiş Dönemi Katma Protokol ile, Son Dönem ise 1/95 ve 2/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararları ile düzenlenmiştir.

Ortak Üyelik: AB’ye tam üyelik statüsünün dışında, AB ile ortak üye ülke arasında ileri ekonomik ve 27



siyasi bütünleşmenin sağlandığı bir statüdür.

Ankara Anlaşması: Türkiye ile AET Arasında Bir Ortaklık Yaratan Anlaşma’dır. Türkiye AB ilişkilerinin temel yasal dayanağı olan Ankara Anlaşması, Anlaşma’nın 28. maddesinde ortaklık ilişkisinin temel hedefinin, Türkiye’nin AET’ye tam üyeliği olduğunu açıklamaktadır.

Hazırlık Dönemi Ankara Anlaşması’nın yürürlüğe girdiği 1 Aralık 1964 tarihinde başlamış ve 31 Aralık 1972 tarihinde sona ermiştir. Hazırlık Dönemi’nde Türkiye ekonomisinin gümrük birliğine hazırlanması öngörülmüştür.

1 Ocak 1973 tarihinde Geçiş Dönemi başlamıştır. Geçiş Dönemi gümrük birliğinin fiilen hayata geçirileceği, diğer bir ifadeyle tarafların gümrük birliği yükümlülüklerini üstlenecekleri bir dönemdir

Geçiş Dönemi süresince Türkiye çeşitli ekonomik ve siyasi nedenlerle on iki ve yirmi iki yıllık takvimlerdeki yükümlülüklerini, biraz gecikmeli de olsa yerine getirmiş ve Geçiş Dönemi planlandığı gibi 31 Aralık 1995 tarihinde sona ermiştir.

Geçiş Dönemi’nde yaşanan önemli bir gelişme de Türkiye’nin 14 Nisan 1987 tarihinde AB’ne tam üyelik başvurusunda bulunması olmuştur.

Geçiş Dönemi’nin sona ermesiyle birlikte 1 Ocak 1996 tarihinde, Ankara Anlaşması’nın ortaklık ilişkisi için öngördüğü Son Dönem’e geçilmiştir. Son Dönem’in, Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliğinin sorunsuz bir şekilde uygulandığı dönemdir.

Türkiye’nin ortaklık ilişkisinin Son Dönemi’nden beklentisi, AB’nin Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile başlattığı beşinci genişleme sürecine katılmak olmuştur.

Avis: Avrupa Komisyonunun, bir ülkenin AB’ye tam üyelik başvurusu üzerine hazırladığı, ilgili ülkenin

tam üyeliğe uygun bir ülke olup olmadığını değerlendirdiği, bağlayıcı görüştür.

Türkiye İçin Avrupa Stratejisi: Türkiye’ye, Aralık 1997 Lüksemburg Zirve Toplantısı’nda sunulmuş olan, tam üyeliğe alternatif bir stratejidir. Türkiye İçin Avrupa Stratejisi, Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliğinin derinleştirilmesi ve genişletilmesi esasına dayanmaktadır.

Helsinki Zirve Toplantısı’nda Türkiye’nin tam üye adayı olarak ilan edilmesinden tam beş yıl sonra, Aralık 2004 Brüksel Zirve Toplantısı’nda Türkiye’nin Kopenhag Siyasi Kriterleri’ni yeterince karşıladığı açıklanarak Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılması kararı alınmıştır. Aralık 2004 Brüksel Zirve Toplantısı kararları arasında Türkiye için önem arz eden diğer hususlar, kısaca aşağıda belirtilmiştir:

• Tam üyelik müzakereleri, ucu açık müzakereler olarak tanımlanmıştır. Ancak bu durum Türkiye’ye özgü olmayıp genişleme sürecinde yer alan tüm aday ülkeler için geçerlidir.

•AB, Türkiye’deki reform sürecini memnuniyetle karşılamakta ve Türkiye’nin reform sürecini sürdüreceğine olan inancını vurgulamaktadır.

• Komşu ülkelerle olan anlaşmazlıklara Uluslararası Adalet Divanında çözüm aranacaktır.

Brüksel Zirve Toplantısı öncesinde Türkiye, tam üyelik müzakerelerine başlamanın ön koşulu olarak değerlendirilebilecek iki önemli konuda AB’ye taahhütte bulunmuştu.

1-Yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesi

2-AB’nin yeni tam üyelerinin, Ankara Anlaşması ve Ek’leri olarak nitelendirilebilecek Protokol’lerin tarafı haline getirilmesidir.

Kopenhag Siyasi Kriterleri: Ülkede demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına ve azınlık haklarına saygıyı güvence altına alan istikrarlı kurumların varlığı, Kopenhag siyasi kriterleridir. Avrupa Komisyonu tarafından tam üye adayı ülkenin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirdiği tespit edildiğinde, aday ülke

ile tam üyelik müzakereleri başlatılır. Tam üyelik müzakerelerine başlamanın önkoşulu, Kopenhag siyasi

kriterlerinin yerine getirilmesidir.

Ek Protokol: Türkiye ile AB arasındaki, Ankara Anlaşması’na dayanan ortaklık ilişkisinin yeni tam

üye olan ülkeleri kapsaması için uygulanacak protokoldür.

AB müktesebatı: AB mevzuatına verilen addır. Toplam otuz beş başlık altında sınıflandırılmıştır

**AB’nin 2000’li yıllardaki ekonomik bütünleşme dinamiği ekonomik ve parasal birlik ve bu birliğin ortak para birimi Euro, siyasi bütünleşme dinamiği Lizbon Antlaşması, genişleme dinamiği ise beşinci genişleme sürecidir.

Türkiye’nin Ek Protokol’ü onaylaması ve uygulaması şartına bağlananlar

1-Malların Serbest Dolaşımı, 2-İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunma Serbestîsi, 3-Mali Hizmetler, 4-Tarım ve Kırsal Kalkınma, 5-Balıkçılık Politikası, 6-Taşımacılık Politikası, 7-Gümrük Birliği 8- Dış İlişkiler

Bir ekonomik ve parasal birliğin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için ortak para politikasının ve tek para biriminin varlığı kadar, ortak maliye politikasının varlığı da şarttır. AB’nin EPB uygulamasının eksik yönü, ortak maliye politikasının olmamasıdır. AB’nin ortak bütçesi, diğer bir ifadeyle AB bütçesi, AB

GSYİH’sinin % 1’i civarındadır.

AB, üye ülkelerin farklı maliye politikaları uygulamalarını en aza indirmek için 3 Farklı Sınırlama Getirmiştir. 28



1-Maastricht Kriterleri olarak bilinen sınırlamalardır. EPB’in üçüncü ve son aşamasına geçiş için üye ülkelerin sağlaması gereken kriterlerdir. Maastricht Kriterleri, AB’de Ekonomik ve Parasal Birlik başlığı altında ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

2-İkinci sınırlama, EPB’e katılan ülkelerin uyması gereken kriterlerdir. EPB’e katılan ülkelerin

uyması gereken kriterler, İstikrar ve Büyüme Paktı kriterleri olarak bilinmektedir.

3-Üçüncü sınırlama ise esasen bir sınırlama değil, üye ülkeler arasındaki işbirliğini gerekli kılan bir uygulamadır.

İstikrar ve Büyüme Paktı Kriterleri: Euro bölgesi ülkeleri için mali disiplin öngören Maastricht kriterleri, İstikrar ve Büyüme Paktı kriterleri olarak kabul edilmektedir. Bu kriterler, bütçe açığı ve kamu borcu kriteridir. Bütçe açığı kriterine göre, üye ülkelerin bütçe açıkları GSYİH’lerinin %3’ünü geçmemelidir. Kamu borcu kriterine göre ise üye ülkelerin kamu borçları GSYİH’lerinin %60’ını geçmemelidir.

Para birliğinin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için

• Üye ülkeler arasında para politikalarının uyumlaştırılması,

• Üye ülkelerin döviz rezervlerinin ortak bir havuzda toplanması,

• Tek bir merkez bankasının veya parasal otoritenin oluşturulmasıdır.

Gümrük Birliği: Bir ekonomik entegrasyon türüdür. Gümrük birliğine üye olan ülkeler dış ticarette birbirlerine uyguladıkları tarife ve benzeri tüm ticaret engellerini kaldırırlar; gümrük birliği dışındaki ülkelere de ortak gümrük tarifesi uygularlar ve tek bir dış ticaret politikası yürütürler.

Ortak Pazar: Üye ülkeler arasında gümrük birliğinin oluşturulduğu, malların işgücünün, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımının sağlandığı bir ekonomik entegrasyon türüdür.

AB’nin 2000’li yıllardaki ekonomik bütünleşme dinamiği, Ekonomik ve Parasal Birlik (EPB), siyasi

bütünleşme dinamiği ise Lizbon Antlaşması’nın gereklerinin yerine getirilmesidir. AB, üye ülkeler arasında bir EPB oluşturmayı ilk olarak 1970’li yıllarda denemiş fakat petrol krizinin ve kendi iç dinamiklerinin olumsuz etkileri nedeniyle başarılı olamamıştır. 1979 yılında EPB yerine Avrupa Para Sistemi (APS)’ni hayata geçirmiştir. APS, üye ülkelerin ulusal para birimlerine ait döviz kurlarının bir referans değer karşısındaki iki taraflı dalgalanmalarını daraltacak şekilde (±%2.25) sınırlanacağı bir Avrupa Döviz Kuru Mekanizması (ERM) oluşturmuştur. İlgili referans değer ise EMS’ye katılan üye ülkelerin ulusal para birimlerinin Avrupa Hesap Birimi (ECU) adı verilen bir sepette toplanmasıyla elde edilmiştir.

**Frankel ve Rose’a (2002) göre, para birliği birlik içi ticareti, diğer ülkelerle ticaretin azalması pahasına arttırmaktadır. Dolayısıyla EPB’nin, AB’nin dolara olan bağımlılığını azaltıcı etki yaratması beklenmelidir.

Optimum para alanları teorisi: Bir ülkenin para birliğine katılması durumunda ulusal para politikası ve döviz kurları üzerindeki bağımsızlığını kaybetmesi nedeniyle ortaya çıkan maliyetleri analiz etmektedir

Para birliğinin maliyeti, Mundell (1961), Mc Kinnon (1963) ve Kenen (1969) tarafından geliştirilen optimum para alanları teorisi aracılığı ile tartışılmaktadır.

Mundell, McKinnon ve Kenen’e göre, bir para birliğinin optimum Olabilmesi için

• Benzer dışa açıklık oranlarına sahip olmaları,

• Enflasyon oranlarının birbirine yakın olması,

• Aralarındaki üretim faktörleri hareketliliğinin yüksek olması,

• Aralarındaki mal piyasası bütünleşmesinin sağlanmış olması,

• Fiyatlarının ve ücretlerinin esnek olması,

• Benzer ekonomik büyüklüklere sahip olmaları,

• Benzer mal çeşitliliğine sahip olmaları,

• Aralarında ileri mali bütünleşmenin sağlanmış olması gerekmektedir.

Bretton Woods Sistemi: İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan, özünde ABD dolarına bağlı sabit kur sistemi olan fakat gerektiğinde küçük kur ayarlamalarına izin veren para sistemidir. Bretton Woods Sistemi, 1970’li yılların başlarında terk edilmiştir.

Bretton Woods Sistemi: İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan, özünde ABD dolarına bağlı sabit kur sistemi olan fakat gerektiğinde küçük kur ayarlamalarına izin veren para sistemidir. Bretton Woods Sistemi, 1970’li yılların başlarında terk edilmiştir.

EPB’in esaslarını ve aşamalarını içeren Werner Raporu 1971 yılında kabul edilmiştir. Werner Raporu, EPB’in oluşumu için aşağıdaki koşulları öngörmüştür:

• Malların, hizmetlerin, kişilerin ve sermayenin serbest dolaşımının sağlanması

• Tek bir para birimi yaratılması

• Ekonomi politikasının AB düzeyinde yürütülmesi

Ancak aynı dönemde yaşanan petrol krizi, Yunanistan, İspanya ve Portekiz’in tam üyelikleri AB’ne yeni ekonomik yükler getirmiştir. Sonuç itibarıyla AB, planladığı EPB’i gerçekleştirememiş, onun yerine Avrupa Para Sistemi (APS)’ni hayata geçirmiştir. 29



**ECU, AB’nin ortak para birimi değildir; Avrupa Döviz Kuru Mekanizmasının referans değeridir.

Maastricht kriterleri:

• Fiyat istikrarı: Fiyat istikrarı bakımından en iyi performansa sahip üç üye ülkenin yıllık enflasyon oranları ortalaması ile bir üye ülkenin enflasyon ortalaması arasındaki fark; 1,5 puanı geçmemelidir.

• Bütçe açığı: Üye ülkelerin bütçe açıkları GSYİH’lerinin % 3’ünü geçmemelidir.

• Kamu borcu: Üye ülkelerin kamu borçları GSYİH’lerinin %60’ını geçmemelidir.

• Faiz oranları: Üye ülkelerde uygulanan uzun vadeli faiz oranları, on iki aylık dönem itibarıyla fiyat istikrarı bakımından en iyi performansa sahip üç üye ülkenin ortalamasını 2 puandan fazla geçmemelidir.

• Döviz kuru istikrarı: Son iki yıl itibarıyla bir üye ülkenin ulusal para birimi, diğer bir üye ülkenin para birimi karşısında devalüe edilmiş olmamalıdır.

Üçüncü ve son aşama ise tek para biriminin tedavüle girmesiyle EPB’in hayata geçeceği aşama olacaktır.

EPB’in ilk aşaması 1 Temmuz 1990 tarihinde başlayıp 31 Aralık 1993 tarihinde sona ermiştir. EPB’in ikinci aşaması 1 Ocak 1994 tarihinde başlayıp 31 Aralık 1998 tarihinde sona ermiştir. Bu aşamada Avrupa Merkez Bankaları Sistemi oluşturulmuş ve 1998 yılında Frankfurt’ta Avrupa Merkez Bankası faaliyete geçmiştir. EPB’in üçüncü ve son aşaması ise 1 Ocak 1999 tarihinde başlamış ve Avrupa para birimi Euronun tedavüle girmesiyle birlikte 1 Ocak 2002 tarihinde sona ermiştir.

Küresel Ekonomik Kriz ve Euronun Geleceğine İlişkin Değerlendirmeler

Yunanistan, İspanya ve İrlanda işas riski taşıyan ülkeler olmuştur. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK)’a göre Euro’nun geleceğine ilişkin üç farklı senaryodan söz edilebilir. İlk senaryo, Euro Bölgesi’nin yapısal problemleri çözememesi ve dağılmasıdır. İkinci senaryo, Euro Bölgesi’nin yeniden yapılanmasıdır. Üçüncü senaryo ise Euro Bölgesi’nin yeniden şekillendirilmesidir.

Lizbon Antlaşması ile gerçekleştirilen değişiklikler

1-Daha demokratik ve şeffaf Avrupa:

2-Daha etkin Avrupa

3. Haklar ve değerler, özgürlük, birlik ve güvenlik Avrupası

4. Küresel düzeyde bir aktör olarak Avrupa

AB’nin Genişleme Dinamiği

İlk genişleme, 1 Ocak 1973 tarihinde Birleşik Krallık, İrlanda ve Danimarka ile gerçekleşmiştir.

İkinci genişleme sürecinde (Akdeniz genişlemesi) Yunanistan,

üçüncü genişleme (Akdeniz genişlemesi) sürecinde ise İspanya ve Portekiz yer almıştır.

Dördüncü genişleme ise 1 Ocak 1995 tarihinde İsveç, Finlandiya ve Avusturya ile gerçekleşmiştir

Beşinci genişleme süreci, birçok yönüyle daha önceki genişleme süreçlerinden farklılık göstermiştir. Farklılığın temeli, beşinci genişleme sürecinde yer alan ülkelerin ekonomik ve siyasi yönleriyle AB ülkelerine benzememeleridir. Beşinci genişleme sürecinde Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri olarak adlandırılan Çek Cumhuriyeti, Polonya, Macaristan, Slovak Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya, Letonya, Litvanya, Bulgaristan, Romanya ile birlikte Akdeniz’den Güney Kıbrıs ve Malta yer almı ştır AB’nin beşinci genişleme sürecine Aralık 1999 Helsinki Zirvesi kararları ile Türkiye de katılmıştır.

Hırvatistan’ın 1 Temmuz 2013 tarihinde AB’ye tam üye olması öngörülmektedir.

Tam Üye Adayı Ülkeler: AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamış veya başlamak üzere hazırlanmakta olan ülkelerdir.

Türkiye’nin, tıpkı diğer aday ülkeler gibi EPB gereklerini yerine getirip euro bölgesine katılımının bir zorunluluk olduğu belirtilmelidir 2012 yılı itibarıyla Türkiye’nin Ek Protokol taahhüdü ile ilgili bir gelişme yaşanmamıştır.

Diğer taraftan AB’nin beşinci genişleme sürecinin üçüncü dalgası içinde Türkiye ile birlikte yer alan Hırvatistan’ın 1 Temmuz 2013 tarihinde AB’ye tam üye olması beklenmektedir. AB’ne tam üye adayı olan İzlanda ile 2010 yılında ve Karadağ ile 2012 yılında tam üyelik müzakereleri başlamıştır. Son olarak, AB’nin düzenli aralıklarla gerçekleştirdiği, Eurobarometer adı verilen kamuoyu yoklamalarında Türkiye’nin AB’ye olan ilgisinin giderek düştüğü görülmektedir.

*AB’nin siyasi bütünleşme sürecini güçlendiren Antlaşma Lizbon Antlaşmasıdır.

*AB’ne tam üyelik müzakerelerine başlamanın ön koşulu Kopenhag Siyasi Kriterlerinin sağlanmasıdır.