Vize+Final Sosyal Psikoloji 2 Vize-Final Ders Özeti

admin

Administrator
Yönetici
Admin
4 Eyl 2018
340
64
28
#1
SOSYAL PSİKOLOJİ II

ÜNİTE 01: ÇATIŞMA

ÇATIŞMA KAVRAMI

Çatışma: Bireyin kendiyle, bireyle grup, bireyle toplum, bireyle birey arasındaki anlaşmazlıklardır. Çatışma genelde dört durumda meydana gelebilir (Allyn, Bacon, 1991, s.45). Bunlardan birincisi; özel amaç ve değerler karşılaştığında veya ilgili gruplar tarafından çatışma olarak algılandığında ortaya çıkar.

İkinci olarak; işletme içinde karşıt, baskıcı, tepki oluşturabilecek davranışlar çatışma yaratır. Üçüncü olarak; karşılıklı çıkar çatışmaları olduğunda ortaya çıkan çatışmalardır. Dördüncü çatışma şeklinde ise, karşılıklı olumlu olmayan ilişkiler söz konusu olduğunda ortaya çıkar.

Çatışma Düşüncesinde Genel Yaklaşımlar

Geleneksel Görüş: Çatışma konusunda yapılan ilk çalışmalar çatışmanın kötü bir durum olduğu üzerinedir.

İnsan İlişkileri Yaklaşımı: Bu yaklaşıma davranışçı felsefe de denilmektedir. Çatışmayı kabul etmekte ve karmaşık örgütlerin yapıları gereği çatışma içinde bulunduklarını vurgulamaktadır. Bu düşünceyi paylaşanlar çatışmaların genel olarak bireyler ve gruplar arası farklılıklardan doğduğunu; çatışmanın yok edilmesinin de bu farklılıkların ortadan kaldırılması anlamına geldiğini öne sürerek, bunun olanaksızlığını belirtmişler ve bireyler ve gruplar arasındaki çatışmaların benimsenip, desteklenmesi gerektiğini savunmuşlardır

Etkileşimci Yaklaşım

Bu yaklaşım ise olumlu çatışmaları açıkça desteklemeye yönelir ve çatışma yönetimini, güdüleme ve çözüm yöntemlerini de kapsayacak şekilde tanımlar.


ÇATIŞMA TÜRLERİ

Fonksiyonelliğe Göre Çatışmalar: Fonksiyonel olmayan çatışma, işletmeyi amaçlarına ulaşmaktan saptıran, amaçları gerçekleştirmeye katkıda bulunmayan çatışmalardır. Dolayısıyla bireylere ve işletmelere zarar veren çatışmalardır. Fonksiyonel olan çatışmalar ise, organizasyonun amaçlarını geçekleştirmesine katkıda bulunan çatışmalardır.

Organizasyon İçindeki Pozisyona Göre Çatışmalar


Burada çatışmanın bir organizasyon içinde hangi konumda ortaya çıktığına göre tanımlanmaktadır.

Bunlarda dikey, yatay ve komuta-kurmay çatışmaları olmak üzere üç grupta toplanır.

Dikey çatışmalar; örgütte farklı seviyelerdeki bireyler arasında meydana gelen anlaşmazlıklardır.

Yatay Çatışmalar; Bir örgütte aynı seviyede bulunan bireyler arasındaki anlaşmazlık veya uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan çatışmalardır

Komuta Kurmay Çatışmaları; Örgüttün emir-komuta sisteminde olan sorumlulukları ve görev alanları belirlenmiş çalışanların yaşadıkları çeşitli nedenlerle oluşan (deneyim, çalışma süresi, beceri çeşitliliği, farklı kültür gibi) anlaşmazlıklardır.

Birey Düzeyli Çatışmalar

Birey düzeyli çatışmalar, bireyin kendi kararını vermede, eylem tarzını seçmede ya da eylemi yerine getirmede güçlükle karşılaşılması sonucu ortaya çıkan durumları ifade eder. Birey düzeyli çatışmaları da engellenme, amaç çatışmaları, rol çatışmaları olmak üzere üç grupta inceleyebiliriz

1- Engellenme: Bireyin bir amaca ulaşmasına engel olunma, mani olunması durumunda ortaya çıkar.

2- Amaç Çatışmaları: Bireylerin olumlu ya da olumsuz karşılıklı iki durumla karşılaştıklarında hangi seçenekleri kullanabilecekleri konusunda yaşadıkları çatışmalardır. Burada üç tip çatışma biçiminden söz edilebilir

a Yaklaşma-Yaklaşma Çatışması: Bireylerin iki olumlu seçenek arasında bir seçim yapmak istediğinde ortaya çıkan bir çatışmadır. (Bireyin satın almak istediği iki araba markası arasında karar verememesi durumunda ortaya çıkan çatışması gibi.)

b Kaçınma-Kaçınma Çatışması: Bireyin iki veya daha fazla olumsuz seçenek arasında karar vermek durumunda kalması durumunda ortaya çıkan çatışmalardır. (Ameliyattan korkan birinin ameliyat olmakla hastalığı çekmek arasında karar vermek durumunda kalması gibi.)


c Yaklaşma-Kaçınma: Bireyin vereceği kararın hem olumlu hem de olumsuz yanlarının olması sonucunda ortaya çıkan çatışmadır. (İyi bir iş teklifinin, bireyin yaşadığı yere çok uzak olması durumunda yaşadığı çatışma gibi.)

3- Rol Çatışmaları : İki veya daha fazla kişi arasında meydana gelen çatışma türüdür. Amaç; tutum, değer ve davranışlar arasında farklılıklar olduğunda ortaya çıkan bir çatışmadır.

Rol Çatışmaları: Bir role veya rol yükümlülüğüne ilişkin beklentilerin uyumsuzluğu şeklinde tanımlanabilir. Bir başka tanım ise rol çatışmasını kişinin yerine getirmesi beklenen iki ya da daha fazla rolün, birbirleriyle çelişki yaratacak şekilde üst üste gelmesinin bir sonucu olarak ele almaktadır.

Rol Göndericinin Kendi İçinde Çatışması: Bu rol çatışması şekli, belirli bir rol yükümlüsüne, aynı rol göndericinin, aynı anda birbiriyle çelişen farklı rol beklentilerini göndermesi durumunu ifade eder.


Örneğin bir babanın oğluna hem çalışmasını ve okul harçlığını çıkarmasını, hem de okulda devamsızlık yapmayarak, iyi bir başarı elde etmesini söylemesi.

Göndericiler Arası Rol Çatışması: Belirli bir rol yükümlüsüne, belirli bir rol göndericiden gelen baskı ve beklentilerin, diğer rol göndericinin (ya da rol göndericilerin) baskı ve beklentileriyle uyumsuz olması durumunda görülür. Anne ve babanın çocuktan çok farklı taleplerde bulunması gibi, örneğin annenin çocuğunu doktor ol diye yönlendirirken, babanın da iyi bir mühendis ol demesi.

Roller Arası Çatışma:
Bireyin aynı anda birbiriyle çelişen birden fazla rolü üstlenmesi durumunda ortaya çıkan çatışmadır. Yönetici bir annenin hem anne, hem iş kadını, hem de ev ile ilgili sorumlulukları aynı anda üstlenmesi durumunda ortaya çıkan çatışmalardır.

Kişi-Rol Çatışması: Bireyin istenen rol beklentilerinin kişinin tutum, değer ve kabul edilebilir davranışlarıyla ters düşmesi sonucu ortaya çıkan bir çatışmadır (Helriegel, Slocum, Woodman, 1986, s.447). Utangaç ve sözel becerileri olmayan birinin pazarlama elemanı olması gibi.

Rol Belirsizliği: Birey düzeyli çatışmalardan birisidir. Rol belirsizliği en basit bir ifade ile bireyin ne

yapacağını, kimlere ve nelere karşı sorumluluklarının olduğunu bilememesidir. En çok çatışma yaratan konulardan birisidir. Çünkü bireyin kendine olan güvenini azaltarak, kendini önemsiz hissetmesine yol açar. Bir şirketteki insan kaynakları müdürünün işe eleman alımında bilgisinin ve yetkisinin olmaması rol belirsizliğine örnektir.



Taraflar Arası Çatışmalar

2.1. BireyGrup Arasındaki Çatışmalar: Grubun norm ve standartlarını, amaçlarını ve bu amaçlara ulaşmak için izlenen yöntemleri benimsemeyen ya da bunları kendi özgür iradesiyle çelişir gören bireyler, grup ile çalışma içine gireceklerdir.

2.2. Gruplar Arası Çatışmalar

2.2.1. Grup İçi Çatışmalar

2.2.2. Gruplar Arası Çatışmalar

2.2.3. Dikey Çatışmalar: Örgütün değişik yetki kademelerinde bulunanlar arasında çıkan çatışmalardır.

2.2.4. Yatay Çatışma: Bir örgütte aynı kademede bulunanlar arasında çıkan çatışmalardır.

2.2.5. KomutaKurmay Çatışmaları: Emir komuta grupları ile kurmay personel arasında genelde otorite ilişkilerinden kaynaklanan çatışmalardır.

ÇATIŞMA SÜRECİ: Gizli Çatışma, Algılanan Çatışma, Hissedilen Çatışma, Açık Çatışmadır.

Gizli Çatışma: İki veya daha fazla grup, bir amaç doğrultusunda çalıştıklarında potansiyel bir çatışma ortaya çıkar. Bazı kaynakların kıt olması, rekabetin olması bireyler arasında etrafça hissedilmeyen ancak Taraflarca hissedilen bir çatışma yaratır. Taraflar henüz ne olduğunun tam olarak farkında değildirler.

Algılanan Çatışma: Burada çatışma yaratan Taraflar çatışmanın nedenini açıklayamasalar da çatışmanın farkındadırlar. Aralarında uyumsuzluk olduğunun farkındadırlar. Uyumsuzluğun farkına varıldığı zaman da çalışanlarda gerilim başlar.



Hissedilen Çatışma: Algılanan çatışma, çalışanlar arasında paylaşıldığında çalışanlar arasında görüş farklılıkları ortaya çıktığında artık çatışma hissedilmeye başlanmıştır. Bireyler gerilim, endişe ve engellenme duyguları yaşamaya başlarlar.


Açık Çatışma: Bu durumda çatışmalar daha da belirginleşip hissedilir hale gelmiştir. Çatışma çok belirginleşmiştir. Çatışmanın bu aşamada çözümlenmesi de zor bir hal almıştır (Pondy, 1967, s.352).

ÇATIŞMA NEDENLERİ

İletişim Kaynaklı Çatışmalar

Bireylerin kişilik özelliklerine bağlı olarak çatışmalar değişebilir. Bireylerin demografik özellikleri örneğin cinsiyet, geldiği sosyo ekonomik yapı, kültür bireylerin kişiliklerini etkilediği için farklı çatışmalara neden olabilir. Ayrıca kişilerin beklenti…

Sosyal ve Yapısal Kaynaklı Nedenler: Sosyal ve yapısal kaynaklı çatışma nedenlerinin çok geniş bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Grup üyelerine verilen görevlerde uzmanlaşma ve standartlaşma üyelerin birbirinden farklı olması, liderlik biçimleri, ödül ve performans değerlendirme sistemleri, grup bağlılığı gibi pek çok faktör sayılabilir.

Yönetimle İlgili Belirsizlikler: Örgütlerde bazen kimin neden sorumlu olduğu, kimlere karşı sorumlu olunduğu konusundaki belirsizlik ve karmaşalar çatışmalar yaratır.

Yetki ve Sorumlulukların Olmaması:

Kaynakların Kıtlığı:

Denetim Biçimi: Denetim gerekli bir unsur olmakla birlikte, formal bir denetim yolunun seçilmesi, aşırı sıkı, zorlayıcı, cezalandırıcı olması bireylerde gerginlik ve çatışmalara neden olabilir.

Ödül Sistemlerinin Farklılığı:

Birbirine Bağlı Görevler: İki veya daha fazla sayıdaki birey ya da gruptan her birisinin, kendi görev ve amaçlarını gerçekleştirebilmek için, diğer tarafın bilgisine, hizmetine ya da çıktılarına bağımlı olmalarını ifade eden kavram karşılıklı görev bağımlılığıdır. Bu tür bağımlılıkta Tarafların hedef ve öncelikleri de farklı ise, çatışma ortaya çıkacak ve hedef yönelimindeki farklılığın düzeyine paralel olarak çatışma düzeyi artacak ya da azalacaktır

Kişiye İlişkin Nedenler: Örneğin A tipi kişiler streslere daha yatkın oldukları için daha çok çatışma yaşayabilirler.

ÇATIŞMA YÖNETİMİ

Genelde çatışmayı önlemede iki yaklaşım kullanılmaktadır. Bunlar davranışsal ve tutumsal modellerdir. Davranışsal modeller daha çok çatışmaya geçici çözüm yolu bulan modellerken tutumsal modeller, daha çok zaman alıcı ve masraflı modellerdir.

Davranışsal Yaklaşımlar Çatışmalarla ilgili çözüm yolları bulunurken bu davranışsal yaklaşımlardan biri Kenneth Thomas tarafından önerilmiştir. Burada beş yaklaşım bulunmaktadır: Rekabet, işbirliği, kaçınma, uyum ve uzlaşmadır


Rekabet: Çatışma içinde olan taraf, diğer tarafın üzerindeki etkisini hiç düşünmeden sadece kendi çıkar ve isteklerine ulaşmak için çabalar. Diğer gruplar üzerinde baskı kurarak kaybetmemesi için mücadele eder.

Rekabet bireyler için faydalıdır. Çünkü insanları motive ederek hayat verir. Rekabetçi kişilerin yaşamsal başarıları daha yüksek olabilir.

İşbirliği: Kaçınmanın tam tersi bir davranıştır. Her iki tarafı da memnun edebilecek bir çözümde anlaşılır. İddiacı ve işbirlikçi bir davranış ifade eder. Taraflar bir araya gelerek kendilerine avantaj sağlayan konularla ilgili katılımcı bir yaklaşımla ortak çözümler ararlar. Bulunan çözümün tüm katılımcılara avantaj sağlaması önemlidir.

Uyum: Rekabetin tam tersi bir davranıştır. İddiasız ve uzlaşıcı bir davranışı ifade eder. Çoğu zaman bireyler herhangi bir çatışma olasılığını önlemek için kendi çıkarlarından çok, karşı grubun çıkarlarını üstün tutabilir. Yani bir taraf fedakarlıkta bulunarak ilişkileri olumlu tutmaya çalışabilir. Bu da gelecekte olası bir çatışma için avantaj sağlar.

Uzlaşma: Hem iddiacı, hem de iddiacı olmayan bu davranışta her iki tarafta iddia ettikleri konudan vazgeçip, ortak bir noktada buluşurlar. Her iki tarafın da eşit koşullarda olduğu durumlarda bu tür yol izlenmesi daha kolaydır. Sendika ve işveren arasında yapılan anlaşmalar örnek olarak verilebilir.


Kaçınma: İddiasız ve işbirliksiz bir davranışı ifade eder. Burada bireyler ne kendi düşüncelerini ne de diğerlerinin düşüncelerini desteklerler.

Tutumsal Yaklaşımlar: Tutumsal yaklaşım, çatışmaları çözümlemede sadece bireylerin davranışlarını değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda onların çatışma konusundaki düşüncelerini, duygularını da değiştirmeye çalışır. Tutumsal yaklaşım, çatışmaya neden olan yolları ve sebepleri bulma çabasındadır.



Ortak Bir Düşman Bulmak: Başka bir düşmana veya gruba odaklanmak, çalışan bireyleri bir araya getirmeye yardımcı olur.

Kaynakları Artırmak:

Takım Oluşturmak:

İletişimi Artırmak:

Rotasyon: Rotasyona tabi tutmak da benzer bir amaç taşır. Diğer bölümlere gönderilen çatışan bireyler, çatışma noktalarına farklı bir açıdan bakmaya başlayarak olayları farklı bir biçimde görebilirler.

Kişileri Değiştirmek: Tüm yöntem ve tedbirlere rağmen çatışmalar önlenemiyorsa bu durumda yapılacak şey, çatışma yaratan bireyleri değiştirmektir.




ÜNİTE 02 : Liderlik ve Kuramları

Liderlik, belirli şartlar altında, belirli kişisel veya grup amaçlarını gerçekleştirebilmek üzere, bir kimsenin başkalarının faaliyetlerini etkilemesi ve yönlendirmesi süreci olarak tanımlanabilir



YÖNETİCİ - LİDER FARKI

Yönetici, insanları etkilerken gücünü formal yollarla elde eden kişidir. Liderlik ise bireylerin sosyal etkileme gücüyle (zeka, yetenek, beden ve sözel iletişim becerileri, önseziler gibi) oluşur. Lider formal olabileceği gibi bir grubun başı ya da grubun ihtiyacı olduğunda ya da bir kriz döneminde ortaya çıkabilir. Herkes yönetici olabilir, ama herkes lider olamaz.

Yönetici ve lider kavramı doğrultusunda iki tür güçten söz edilebilir. Bunlar yasal güç ve kişisel güçtür. Yasal güç ya da diğer bir adıyla otoriter bireye verilen formal yetkidir. Kişisel güç ise vizyona sahip olma, görev duygusu, enerji, moral, motivasyon, iletişim becerileri, ikna kabiliyeti, kendine güven, cesaret, dışa dönüklük, yeterlilik güvenilirlik, doğruluk ve dürüstlük gibi özellikleri içermektedir.

LİDERLİKLE İLGİLİ YAKLAŞIMLAR

ÖZELLİK YAKLAŞIMLARI: Özellikler kuramına göre liderler sahip oldukları özellikler bakımından takipçilerinden farklıdırlar.. Bunlar fiziksel, zihinsel, kişilik, sosyoekonomik niteliklerdir.

DAVRANIŞSAL YAKLAŞIMLAR: Araştırmalar, etkili bir liderin daha az etkin bir liderden farklı olan davranışsal özelliklerinin neler olabileceğini tahmin etmeye çalışmışlar ve etkin bir lider davranışlarının tüm durumlarda aynı olabileceğini belirtmişlerdir.


Michigan State ve Ohio State Üniversitesi Çalışmaları

Michigan Üniversitesi araştırmalarında liderlik davranışı, işe yönelik ve çalışana yönelik olarak iki şekilde belirlenmiştir. İşe yönelik lider davranışında lider, astların çalışmalarıyla yakından ilgilidir. Bu tip lider, iş prosedürlerini açıklar ve temelde başarı ile ilgilidir. Liderin esas amacı görevin etkin bir şekilde yerine getirilmesidir. Çalışana yönelik liderlik davranışını ise daha çok iş grupları geliştirme ve iş görenlerin işlerinden tatmin olmaları ile ilgilidir. Bu tip liderin esas amacı çalışanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlamaktır. Böylece araştırmalar liderin her iki davranış biçiminden birini seçtiğini göstermektedir.

Ohio State Üniversitesi’nde yapılan liderlik çalışmalarının amacı ise liderlik davranışını belirlemenin grup ve örgüt amaçlarına ulaşmada ne derece önemli olduğunu göstermektir. Bu araştırmaların sonucunda liderin iki tür davranış biçimi gösterdiği ortaya çıkmıştır. Bunlar ilişkiye yönelik davranış ve yapıya yönelik davranıştır.

İlişkiye yönelik davranış gösteren lider, astlarıyla sık sık ikili ilişki içerisine girerek, onların duyguları ve düşünceleriyle yakından ilgilenir. Yapıya yönelik lider ise grupları amaçları başarmak doğrultusunda yönelterek, onların rol yapılarını belirlemekle ilgilenir.

Blake ve Mouton’un Yönetim Biçim Ölçeği

Bu modelde de iki boyut dikkate alınmaktadır. Boyutlardan biri insana ilgi, ikincisi ise üretime ilgidir.
Bu iki boyutun çeşitli kombinasyonları kullanarak beş türde liderlik davranış biçimi belirlenmiştir.



Şekil 2.1’de görüldüğü gibi, yatay eksende üretime önem veren, dikey eksende ise insanlara önem veren liderlik davranış tarzı bulunmaktadır.


1.1. liderlik tarzında başarısız bir yönetim söz konusudur. Lider, ne işe ne de insana dönüktür.



9.1 ile ifade edilen liderlik tarzında otorite söz konusudur. Bu liderlik tarzında iş zamanında ve eksiksiz tamamlanmalıdır. İnsan faktörü dikkate alınmamaktadır.

1.9 ile ifade edilen liderlik tarzı da klüp yönetimi olarak adlandırılmaktadır. Grupta veya örgütte çalışanların kişisel ihtiyaçlarına önem verildiği, arkadaşça ilişkilerin yer aldığı görülmektedir. Ancak, bu liderlik biçiminde de iş ihmal edilmektedir.

9.9. ile ifade edilen liderlik tarzı takım yönetimidir. Burada hem yapılması gereken iş hem de bireyler arası ilişkiler önemlidir.

5.5.liderlik tarzında ise orta yolu bulan bir liderlik modeli tartışılmaktadır. Burada işin gerekleri ile çalışanların beklenti, ihtiyaç ve istekleri çakışmaktadır. Ancak, sorun her iki tarafın da fedakarlık yapması ile çözümlenmeye çalışılır. Hem biçimsel, hem de biçimsel olmayan iletişim tarzı bulunur.



D.Mc Gregor’un X ve Y Kuramları: Bu kuramlara göre liderlerin davranışlarını belirleyen en önemli faktörlerden biri, bu kişilerin insan davranışı hakkındaki varsayımlarıdır.

X ve Y kuramlarına göre bireylerin davranış özellikleri şöyle sıralanmaktadır.

X Kuramına göre,

İnsanlar çalışmayı sevmezler ve ellerinden geldiği kadar çalışmaktan kaçarlar.

İnsanlar çalışmayı sevmedikleri için zorlanmalı, cezalandırılmalı, denetlenmeli ve korkutulmalıdır.

İnsanların yükselme hırsları yoktur. Genellikle sorumluluktan kaçarlar, daha çok güvenlikli yer ararlar.

Çalışanlar için önemli olan örgütsel amaçlar değil, kişisel kazançlardır.

Y Kuramına göre,

Çalışmak doğal bir olaydır ve insanlar genellikle çalışmaktan zevk alırlar.

İnsanlar amaçları doğrultusunda kendi kendilerini kontrol ederek çalışırlar.

Her insanın belli bir potansiyeli vardır ve şartlar uygun olduğu takdirde kişi bunları geliştirerek daha fazla sorumluluk almaya yönelir.

Herkesin yaratıcılık, yenilik bulma gibi özellikleri toplumda sınırlı sayıda kişiye verilmiş olmayıp geniş bir biçimde yayılmıştır.



DURUMSAL LİDERLİK MODELLERİ: Durumsal liderlik modelleri ile ilgili yapılan araştırmalar liderliği değişik durumlarda farklılaşabilen davranışlar olarak ele almışlardır. Bu modele göre liderlik, ortama göre değişebilir davranışlardan oluşur.

Friedler’in Durumsallık Modeli

Friedler’e göre, liderin etkin olabilmesi ortamlara bağlıdır.

İşe güdülenmiş lider daha çok işin yapılmasına ağırlık verir. Bu tip liderler, emir vericidirler, emri altında çalışan kimselerin düşüncelerine önem vermezler. Oysa ilişkiye yönelik lider, tam tersi bir görünümdedir. Bu tip liderler için bireyler arasındaki ilişkiler önem taşır. Çalışanlar arasındaki uyum, arkadaşlık gibi destek verici konular üzerinde dururlar. Bu çalışmalarda liderin etkinliğinde rol oynayan üç önemli öge ortaya çıkmıştır.


Lider-Üye İlişkileri: Lider ve astları arasındaki karşılıklı ilişkileri ifade eder. Lider ve astlar arasında karşılıklı sevgi, saygı, güven varsa bunlar iyi ilişkilerin işaretidir.

Görev Yapısı: Yapılacak işin iyi tanımlanmış ve nasıl yapılacağının belirli olmasını ya da tam tersi belirsizliğin hüküm sürdüğü durumları açıklar.

Liderlerin Mevkii Gücü: Liderlerin sahip olduğu liderlik gücünün tabiatında var olduğunu ifade eder. Diğer bir anlamda, liderin üyeler tarafından lider olarak kabul edilmesi gerekir. Eğer lider, yeteri kadar astları yönlendirebiliyorsa, gerektiğinde ödüllendirip, cezalandırabiliyorsa liderin mevkii gücü yüksek ve uygundur.

Fiedler’e göre lider üye ilişkileri uyumluysa, işin yapısı belirginse ve liderin mevkii güçlüyse lider için uygun ortam var demektir.

Yol-Amaç Modeli

Yol-amaç modeli, 1970’li yıllarda Martin Evans ve Robert House tarafından geliştirilmiş bir yaklaşımdır. Liderlikte yol-amaç modeli liderin belirli özelliklerinden çok liderin davranışları ve durumları üzerinde durur.

Araştırmacılar, liderlerin örgütte iki önemli fonksiyona sahip bulunduklarını ileri sürmektedirler. Bunlardan birincisi, örgütsel amaçları belirleme ve böylece astlara hangi davranışlarının ödüllendirileceğini bildirme durumudur. İkincisi, arzulanan davranışlar doğrultusunda astları destekleyerek, onların amaçlara ulaşmasını sağlamak ve sonucunda da ödülleri artırmaktır.

Yol-amaç modeli, liderin farklı durumlarda farklı davranış görüntüleri göstereceğini ileri sürerek, dört liderlik davranışı belirler: Bunlar; yönlendirici, destekleyici, katılımcı ve başarıya yönelik lider tipleridir

Vroom-Yetton-Jago Modeli

İlk olarak, Victor Vroom ve Philip Yetton tarafından öne sürülmüş son yıllarda da Arthur G. Jago tarafından yaygınlaştırılmıştır. Bu model de, yol-amaç modeli gibi belirlenen bir durumdaki liderlik modelini tanımlamaya çalışır.

Bu model, durumun özelliklerine bağlı olarak ne kadar astın kararların paylaşılmasında söz sahibi olması gerektiğini açıklar; başka bir deyişle sadece tek kişi tarafından alınan kararlar her durumda en iyi nitelikte olmayabilir.

Model belirli durumlarda uygun olabilecek beş davranış olduğunu varsayar:

AI (Otokratik): Problemi kendi çözer ve kendi karar alır.

AII (Otokratik): Astlardan gerekli bilgiyi alır, ancak çözümü kendi yapar.

CI (Danışan): Astların konu üzerine düşünceleri alınır ve ilgili astlarla problemler paylaşılır. Ancak yöneticiler kararları yalnız alırlar.

CII (Danışan): Astların düşünce ve önerilerini dinleyerek, bir grup olarak astlarla problemi tartışırlar. Ancak kararları yöneticiler alır. Astların düşüncelerini kararlara yansıtabilir veya yansıtmayabilir.

GII (Grup Yönelimli): Yönetici ve astlar durumu bir grup olarak tartışırlar ve grup olarak karar alırlar.




Vroom-Yetton-Jago modeli, 7 durumsallık sorusuyla problemlerin analiz edilebileceğini öne sürer. Bu sorulara verilen evet veya hayır cevabıyla lider, tercih edebileceği beş karar davranışından birini seçebilir.

Kaliteye ihtiyaç var mı?
Kaliteli bir karar almak için yeterli bilgiye sahip miyim?
Problem yapısallaştırılmış mı?
Kararların uygulanması astlar tarafından kabul edilecek mi?
Kararları tek başına almamın mantıksal nedenlerini astlarım kabul edecekler mi?
Bu problemi çözmede belirlenecek örgütsel amaçları astlar paylaşacaklar mı?
Alınan kararları uygulamada astlar arasında çatışma var mı?


Lider, sonuca ulaşıncaya kadar karar ağacını takip eder. Dalların sonunda liderin ne yapacağı belirlenir.



YENİ LİDERLİK YAKLAŞIMLARI

DÖNÜŞÜMSEL LİDERLİK

Bu kavram yeniliğe, değişime ve reforma dönüktür. Dönüşümsel liderlik, toplumlarda ve örgütlerde köklü değişikliklerin gerçekleştirilmesinde başarı ile uygulanabilen bir liderlik tarazıdır. Dönüşümsel lider özgürlük, barış, eşitlik ve insancılık gibi üstün değerler yoluyla izleyicileri yönlendirir. Korku, baskı, kıskançlık, aşırı rekabet gibi duygusal faktörler devrede değildir.

Bass, dönüşümsel liderliği tamamlayıcı üç konudan söz etmektedir: Bunlar; Karizmatik Liderlik Davranışı, Bireyselleştirilmiş Düşünce ve Entellektüel Uyarım’dır. Bunun üç mekanizmanın birleşimi ile başarılacağına inanılır.

Karizmatik lider: Bireysel çekiciliği olan, başkalarını etkilemede ve onlara istediklerini yaptırmada önemli rol oynayan ve sadık astların oluşumunu sağlayan bir lider tipidir. Karizmatik liderler, takipçileriyle aralarında duygusal bağlar kurarak, onları umulmadık hedeflere doğru yönlendirebilirler.

Bireyselleştirilmiş Düşünceler: Dönüşümsel liderler, tipik olarak her asta bireymiş gibi davranmak, öğretici deneyimler yaratmak ve bu deneyimlere teşvik etmek için projeleri için projeleri devretme eğilimindedirler.

Entelektüel Uyarım: Dönüşümsel liderler, astlarını eski davranış kalıplarını değiştirebilecek düşüncelere yönlendirirler.



LİDERLİKTE ATIF KAVRAMI

Atfetme, bir kişinin kendi davranışlarının ya da başkalarının davranışlarının sebeplerini açıklaması ve belli özelliklere dayandırılmasıdır. Liderlikte atıf kuramına göre bireylerin diğer bir kişiye ortak atfettikleri özelliklere göre o kişi lider olarak algılanmaktadır. Bu özellikler; zeki olmak, sıra dışı kişilik sahibi olmak, güçlü hitabet yeteneğine sahip olmak, anlayışlı ve üretken olmak olarak sayılabilir






POZİTİF BİR LİDERLİK ANLAYIŞI: OTANTİK LİDERLİK

Otantiklik: Kendi kendini bilmek, kendini doğru olarak ifade edebilmektir. Otantiklik başkalarının (takipçilerin) lidere atfettiği bir özelliktir. Bu bağlamda bir lider aynaya bakıp “Ben otantiğim.” diyemez. Otantik orijinal taklit olmayan manasına gelir.

“Kendi düşünceleri, davranışları ve diğerleri tarafından nasıl algılandıklarının farkında olan, kendilerinin ve diğerlerinin değerleri, ahlaki bakış açıları, bilgileri ve güçlü yönlerini bilen; içinde bulundukları-çalıştıkları ortamı tanıyan, kendine güvenen, umudu olan, iyimser, sorunların çabuk üstesinden gelebilen ve ahlaklı bireyler”dir.

Otantik liderlerin özellikleri özetle aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir.

Topluma hizmet vermeyi ilke edinirler.
Kimseyi taklit etmezler kendilerine özgüdürler.
Kişisel çıkarlardan çok toplum çıkarlarını düşünürler.
Statü onlar için çok önemli değildir.
Otantik liderlik özelliği doğuştan değildir, sonradan geliştirmişlerdir.

Güçlü bir kurum kültürü ve sosyal kültürlerde nasıl kabul edileceklerini ve köklü bir değişim için hangi kültürden yararlanacaklarını bilirler.

Akıllarını kullanırlar ancak vicdan duyguları da davranışlarında baskın rol oynar.


Bu bağlamda siyasi bir liderde aranan özellikler olarak karşımıza şu unsurlar çıkmaktadır:


En az bir yabancı dil bilmesi ve ikili ilişkilerde diyaloga açık olması,

Göreve ehil olduğuna dair başarılı bir geçmişinin olması,

Dürüst ve ahlaki karakterinin düzgünlüğü ile tanınmış olması,

Örnek bir aile yaşamına sahip olması,

Yalandan uzak ve sözüne güvenilir olması,

Otorite gücünü zor kullanmaktan değil halktan alması,

Milletin manevi değerlerine bağlı ve saygılı olması,

Kişisel çıkarlarının ülke yararlarının önüne geçmemesi,


Kişisel hırstan uzak durması, koltuk düşkünü olmayıp, zamanı gelince hizmet bayrağını başkalarına devretme konusunda anlayış göstermesi






ÜNİTE 03: Grup ve Grup Süreçleri

En basit bir ifade ile iki veya daha çok bireyin birbiriyle etkileşimde bulunduğu ve belirli amaçları gerçekleştirmek için bir araya geldiği topluluklara grup adı verilmektedir. Fiziksel açıdan birlikte olan insanlar, her ne kadar gruba benzese de eğer birbirleriyle iletişimleri yoksa grup değildirler.




GRUP ÇEŞİTLERİ

Formel ve İnformel Gruplar

Formal gruplar, örgütün kendisi tarafından belirli işleri yerine getirmek amacıyla oluşturulan ve örgütte belirli yeri olan gruplardır. Formal gruplar içersinde emir grupları veya fonksiyonel gruplar, görev grupları, takımlar ve kendi kendini yöneten gruplar yer alırlar. Emir grupları, süreklilik taşırlar; görev grupları ise nisbeten geçici gruplardır. İşletmelerde birçok işgören emir grupları altında çalışırlar.

Görev veya proje grupları ise, genellikle geçici olarak kurulur veya bir araya gelirler. Amaçları örgüte ilişkin belirli bir sorunu çözmektir. Sorunu çözdükleri zaman dağılırlar.

Takımlar, nisbeten sürekli iş grupları olup; her düzeyde üyelerine ortak bir amaç, bağlılık sağlamak, örgütün içersinde fonksiyonel bir bütün oluşturmak amacıyla oluşturulan birleşmelerdir Takım çalışmalarında koordineli çabalarla pozitif bir sinerji yaratılarak, çalışanların bireysel girdilerinin üstünde bir çaba göstermeleri sağlanır. Bu nedenle takım çalışmalarında bireylerin gösterdikleri performans, grup çalışmalarından daha üstündür.

Kendi kendini yöneten gruplar, kendilerinin lider olduğu, grup başarısı için çabalarını birleştiren yöneticilerin olmadığı formal iş gruplarıdır.



İnformel gruplar ise örgütün üyeleri tarafından biçimlendirilen gruplardır. Arkadaşlık ve ilgi grupları örnek olarak sayılabilir. İlgi grupları ise üyelerin ortak amaç ve beklentileri doğrultusunda bir araya gelmeleri ile oluşan gruplardır.

İnformal gruplar üyelerine bazı avantajlar sağlarlar:

Birincisi grup üyelerini bir arada tutan sosyal değerleri bütünleştirir ve pekiştirirler. Bu değerler ileride grubun davranışlarını oluşturan, onları yöneten normlara dönüşürler.

İkinci olarak informal gruplar, üyelerine sosyal tatmin imkanı sağlarlar.

Üçüncü olarak informal gruplar, üyelerine daha fazla bilgi aktararak onları kolay yönlendirirler. Yani üyeler sahip oldukları bilgileri bir araya getirerek, işe yaramaz bilgi ve gözlemleri izole ederek, daha kısa zamanda bilgi sahibi olup eyleme geçerler.

Dördüncü olarak informal gruplar üyelerine rehberlik ederek, grup normlarını öğretir, davranışlarını standartlaştırır ve diğer insanlardan neler beklenebileceğine ilişkin onları aydınlatır.



Birincil ve İkincil Gruplar (Charles H. Cooley)

Birincil grubu niteleyen en temel özellik, dolaysız ilişkiler yeni bir hiyerarşi aracılığıyla sağlanan ilişkilerin tersine, yüzyüze ilişkilerden oluşmasıdır. Bu grubun birliği konusunda çok güçlü bir duygunun doğmasına, çok sıkı ve içten duyulan bir dayanışmaya, candan bir sevgiye ve üyelerin birbirleriyle özdeşleşmesine yol açar. Aile, çocukluk çağının oyun grupları, gençlik grupları, askerlik ve iş arkadaşlığı grupları, dostluklar bu birincil grupların başlıca örnekleridir.

İkincil gruplarda ilişkiler zihinsel, Ussal-rasyonel ve sözleşmeli olur. İlişkiler formel ve açıkça tanımlanmış sorumluluklarla kişisel olmama eğilimindedir. Birçok iş gören, öğrencinin ve askerin bulunduğu gruplar, üyelerinden ancak sınırlı birtakım hizmetlerde bulunmalarını ister.

GRUP GELİŞİM SÜRECİ

Grup statik bir olgu değildir. Gruplar dört aşamalı bir süreç sonucunda oluşurlar.

Karşılıklı kabul
İletişim ve karar verme
Güdü ve üretkenlik
Kontrol ve organizasyon aşamalarıdır.


1-Karşılıklı Kabul: Bireyler, çeşitli konular hakkındaki düşüncelerini sınarlar. Örneğin; hava, spor, eğlence, müzik gibi ya da iş yerinde yakın zamanda yaşanan bir olay hakkında konuşurlar.

2-İletişim ve Karar Verme: Üyelerin tartışmaları sonucunda grup amaçları belirginleşir.

3-Güdü ve Verimlilik: Bu aşamada artık bireysel ilgiler ve görüşler bir kenara bırakılarak, gruba yarar sağlayan diğer noktalara gelinir. Burada grup üyeleri, aktif bir biçimde birbirlerine yardımcı olarak amaçları gerçekleştirme yoluna giderler.

4-Kontrol ve Organizasyon: Dördüncü aşamada grup, etkili bir biçimde amaçlarını yerine getirmeye çabalar. Olgun bir grupta üyelerin faaliyetleri esnektir ve üyeler bunları kendiliğinden yerine getirirler. Herhangi bir yapısal zorlama söz konusu değildir.




GRUPLARA KATILMA NEDENLERİ

Bireyler, daima bir grubun üyesi olmak isterler. Çünkü toplumsallaşabilmek, birtakım ihtiyaçlarını karşılayabilmek (güvenlik, yakınlık, statü vb) için gruplara girerler.

Formal örgütler içerisinde ve örgütün kurallarına bağlı bir şekilde gelişen grupların oluşmasındaki temel güç, işletmenin ulaşmayı hedeflediği amaçlardır.

Gruplar ister formal ister informal olsun, üyelerinin güvenlik, sosyal, saygınlık ve kendini gerçekleştirme gereksinimlerini karşılamaktadırlar.



GRUBUN BAŞARISINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Grubun Kompozisyonu: Grup kompozisyonu, grup üyelerinin homojen veya heterojen oluşu ile ilgili olarak tanımlanır. Homojen gruplar en çok görevin basit olduğu, katılımın gerekli olduğu, grup görevlerinin devamlılık gösterdiği ve hemen müdahale gerektiren durumlarda başarılıdır. Örneğin, bir kaza sonrasında veya bir saldırı, rehin alma vb. gibi olaylarda, güvenlik güçlerinin oluşturduğu grup buna örnek olarak verilebilir.

Grubun Büyüklüğü: Grubun büyüklüğü grup başarısında önemli bir faktördür. Eğer gruptaki üye sayısı çoksa yani büyükse her üyenin kaynağının çok olması grubun daha büyük sayıda ve birbirinden bağımsız olan görevleri tamamlayabilmesini kolaylaştırır.

Grup Normları: Normlar, davranışları, toplumda hangi tür davranışların istenilir, hangi tür davranışların da istenmedik olduğunu belirten kurallar sistemini ifade eder. Grup normları, genelde grup gelişiminin ikinci aşaması olan iletişim ve karar verme sürecinde belirlenir ve olgunlaşma aşamasına kadar devamlılık gösterir. Örneğin bir iş yerindeki norm, çalışanların elbise giymelerini istiyorsa, herhangi bir yönetici iş yerinde blue jean ve sweatshirt giyiyorsa, bu kişi grup normlarını ihlal ediyor demektir.

Normlar, grup içinde dört amaca hizmet eder:

Grubun devamlılığını ve hayatta kalmasını kolaylaştırır.
Davranışları basitleştirir.

Grup üyelerinin kendilerini utandıracak durumlardan kaçınmalarına yardımcı olur.

Normlar, grubun temel değerlerini ifade etmelerine ve başka gruplardan ayrılan yönlerini bilmelerine yardımcı olur.


Fiziksel Çevre: Fiziksel Ögeler:, Bireysel Uzaklık: ,

Uzaysal Düzenlemeler: Her bireyin tercih ettiği oturma yeri, bireylerin etkileşim sürecindeki oturma düzenleri, liderin oturma düzeni içindeki konumu.

İletişim Ağları: Grubun Büyüklüğü:

BİREYSEL ÇEVRE : Grup Üyelerinin Biyografik Özellikleri: Üyelerinin Yetenek ve İlgileri: Grup Üyelerinin Kişilik Özellikleri:

SOSYAL ÇEVRE
: Grup Kompozisyonu: Grup Yapısı: İş ya da Hedef Çevresi:

Grup Bağlılığı : Grup bağlılığı, grup üyelerinin bir arada kalmasında etkili olan çekim gücü olarak tanımlanabilir. Grup bağlılığının psikolojik göstergesi sayılan bu “biz” anlayışının ortaya çıkmasında etkili olan şu faktörlerden bahsedilir



1- Zaman: Grup üyelerinin bir arada geçirdikleri zamanın çokluğu.

2- Grup Üyeliğine Kabul Edilme Sürecinde Karşılaşılan Güçlükler: Grup üyeliğine kabul edilme sürecinde çeşitli güçlükleri aştıktan sonra gruba girebilen kişiler, geçirdikleri “olumsuz” deneyimleri göze alabilme nedenlerini o gruba karşı duydukları sevgi ve bağlılıkla açıklarlar.

3- Grubun Büyüklüğü: Üye sayısı az olan gruplarda diğerlerine kıyasla daha fazla etkileşim olacağından üyeler arasındaki bağlılık da artacaktır.

4- Dış Tehditler:

5- Önceki Başarılar: Bir örgütün veya grubun önceki başarıları, grup üyelerini bir arada tutan ve yeni üyeler kazanmayı kolaylaştıran bir çekim gücü yaratır.

ÖRGÜT İÇİNDEKİ GRUPLARI YÖNETME

Eğer örgüt içindeki emir grubu çok büyük ise genelde örgütte birkaç informal alt grubun varlığından söz edilebilir. Önce bu alt grupları yönetmek gerekir. Amirler, bu informal alt gruplardan istifade ederek, onları resmîleştirir ve çeşitli görevler vererek, onları görev grupları haline getirirler. Diğer informal gruplar ise parçalanarak emir veya görev gruplarına yardımcı olacak biçime dönüştürülebilir.













ÜNİTE 04: ÖNYARGI

Duckitt (2001) önyargının, belirgin bir biçimde yirminci yüzyıla ait bir kavram olduğunu belirtmekte, yirminci yüzyıldan önce hem bilimsel bir kavram olarak hem bir sosyal problem olarak algılanmadığını ifade etmektedir.

Duckitt, önyargı kavramının ancak 1. Dünya Savaşı’ndan sonra geniş ölçüde benimsenen ve, azınlık ve farklı kültürlerden insanlara karşı haksız ve mantıksız olumsuz tutumlar olarak görülmeye başlandığına işaret etmektedir. Ancak önyargı kavramı inşa edildikten sonradır ki, toplumlar bu tür tutumları bir problem olarak görmeye başlamıştır.

1920’lere kadar baskı, ayrımcılık ve segregasyon (fiziksel olarak ayırma, örn: ABD’de siyah çocuklarla beyaz çocukların ayrı okullara gitmesi) doğal görülmekteydi. 1920’lerden sonraki beş dönem ise şöyle sıralanabilir:

1920’ler ve 30’lar: Beyazların hakimiyetine ve siyahlara yönelik yaygın önyargıya karşı çıkıldı. Önyargı, farklı olan insanlara karşı irrasyonel ve haksız tepkiler olarak görüldü ve bu tepkilerin varlığı psikanalitik kuramla açıklanmaya çalışıldı.


1940’lar ve 50’ler: Bu dönemde açıklanması gereken temel olgu Nazi ırk ideolojisi ve Yahudi soykırımıydı. Önyargı, antidemokratik ideolojilerde ve otoriteryen kişiliklerin patolojik ihtiyaçlarında kök salan bir olgu olarak görüldü.




1960’lar: ABD için asıl problem güneydeki kurumsallaşmış ırkçılıktı. Bu dönemde önyargı, ayrımcı sosyal yapıların sosyal normlarında köklenmiş bir olgu olarak tarif edildi ve sosyokültürel açıklamalar yapıldı.

1970’ler: ABD’nin kuzeyindeki enformel ırkçılık ve ayrımcılık sorun olarak görüldüğünde, önyargı, gruplar arası eşitsizlikleri sürdüren güçlü grupların çıkarlarının bir ifadesi olarak görüldü.

1980’ler ve 1990’lar: Bu dönemde, daha önceki sosyal politikalara karşın, insanların hakkında kalıpyargılar geliştirmenin, önyargı ve ayrımcılığın inatçı bir biçimde varlığını sürdürdüğü tespit edildi. Ve bu koşullarda, önyargı, evrensel bilişsel güdüsel süreçler olan sosyal kategorizasyon ve sosyal kimliğin bir ifadesi olarak görüldü (Duckitt, 2001: 254).

Önyargı: Bir kişiye karşı, sadece grup üyeliğinden dolayı geliştirilen olumsuz (bazen olumlu) tutumdur

Önyargı bir tutumdur. 2 .Esnek olmayan bir genellemeye dayanır.

Önyargı peşin verilmiş bir hükümdür. 4. Değişime dirençli ve katıdır. 5. Önyargı kötüdür Teknik olarak, önyargı, olumlu ya da olumsuz olabilir.

Diğer yandan, önyargının sosyal gruplara karşı oluşturulan bir tutum olduğu da vurgulanmalıdır.

Etnosentrizm: Üyesi olunan grubun (iç grubun) diğer bütün gruplardan üstün olduğuna ilişkin inançtır.

KALIPYARGI : Belirli bir sosyal grup hakkındaki bilgi ve inançlardan oluşan bilişsel çerçevelerdir.

Önyargının içeriğini oluşturan düşünce ya da inançlara kalıpyargılar denir.

“Önyargıyı muhafaza eden bilişsel çerçeve kalıpyargıdır. Bir kalıpyargı, bir grubun üyeleri hakkında, sadece o grubun üyeleri olmaları nedeniyle sahip olunan bir dizi inanç ve beklentilerdir”

Kalıpyargı terimi ilk defa 1922’de Lipmann tarafından kullanılmış ve “zihindeki resim” olarak tarif edilmişti.

Sosyal biliş yaklaşımı açısından insanları belli kalıpyargılara sokmak, duygusal bir süreç değil, zihinsel bir bilgi işleme sürecidir. Yani bu yaklaşım açısından, insanları kalıpyargılara sokmak, her durumda onları küçümsemek ya da aşağılamak anlamına gelmez. Bu görüşe göre, bir sosyal grup hakkındaki kalıpyargılar, bize o grup hakkında kestirme yoldan bir fikir, bir bilgi verir.

Örneğin, Augostinos ve arkadaşları (2006), bir sosyal gruba ait inançlarımızın tek tek bireylerin kafasında değil, kaçınılmaz bir biçimde sosyal olarak oluştuğunu ileri sürer. Onlara göre, kalıpyargılar sosyal bir gruba ait oldukları için ve bir toplum/kültür tarafından paylaşıldığı için sosyaldir. Örneğin Türkiye’de Lazlara ilişkin oluşturulmuş kalıpyargılar, başka toplumlar tarafından bilinemez, bu kalıpyargıların sadece Türkiye toplumu için anlamı vardır.

Kalıpyargılarla ilgili diğer bir tartışma noktası, sosyal psikolojide, kalıpyargıların, bir sosyal grubun yanlış, ya da yetersiz ya da abartılmış imgeleri olduğu yönündeki hakim görüştür. Bu tartışma, sosyal psikolojide kalıpyargıların bir gerçeklik/doğruluk içerip içermediği sorusuyla ilgilidir. Diğer bir deyişle, birisi “Romanlar eğlenceye düşkündür.” dediğinde, bu yargının, abartma veya genelleme mi olduğu yoksa böyle bile olsa bu yargının bir doğruluk/gerçeklik payının olup olmadığının sorgulanmasıdır.

Erkeklerin ve kadınların farklı kişilik özelliklerine sahip oldukları inancımız toplumsal cinsiyet kalıpyargılarını oluşturur.


Kalıpyargı ve önyargı arasındaki ilişkiye dair en etkili yaklaşımlardan biri Devine’in ayrışma (dissociation) modelidi Ayrıca, modele göre, toplumun tüm üyelerinin aynı kalıpyargılara sahip olması, herkesin bu kalıpyargılara aynı derecede inandığı anlamına gelmez.

Kalıpyargı niteliğindeki bilginin aktive edilmesinin basit ve otomatik değil de pek çok koşula bağlı olarak ve daha stratejik bir biçimde gerçekleştiğini göstermektedir. Hatta Augostinos ve arkadaşları, bilginin “otomatik” biçimde aktive edilmesinin, kaçınılmaz olmadığını iddia etmektedirler.

AYRIMCILIK: Ayrımcılık: Bir kişiye sadece grup üyeliğinden dolayı olumsuz (bazen olumlu) davranış gösterilmesidir.

Allport, önyargıdan en uç ayrımcı davranışa doğru tırmanan beş basamak ayırt etmiştir

Karşı olmayı ifade etme: Uzak durma: Ayrımcılık: Fiziksel Saldırı: Yok etme:

Sosyal psikolojik bakış açısından, “üyelerinin kendi yaşamları üzerinde baskın grubun üyelerinden daha az gücü, kontrolü ve etkisi olan gruplara, azınlık grubu adı verilmektedir”(Feldman, 1998; s. 83). Bu tanım ışığında, örneğin, erkek egemen toplumlarda, sayıca toplumun yarısını bile oluştursalar, kadınları bir azınlık grubu olarak görmek mümkündür.

Toplumlar için her sosyal grup ya da kategorinin, ayrımcılığın hedefi olabileceği ileri sürülebilirse de,

insanlık tarihinde uzun dönemler boyunca sürekli ayrımcı davranışlara maruz kalan belirli birtakım

sosyal kategoriler vardır: Bunlar, ırk (beyaz ırk dışında kalanlar) ve cinsiyet (kadın) başta olmak üzere,

yaş, cinsel yönelim, fiziksel ve engelliliktir



ÖNYARGI KURAMLARI

Sosyal Biliş Yaklaşımı

İlk bölümden hatırlanacağı gibi Allport, önyargıyı, diğer insanlara karşı, çok katı ya da hatalı genellemelere dayanan bir antipati olarak görmektedir. Wetherell (akt. Tuffin, 2005) günümüzdeki sosyal biliş yaklaşımını bu görüş ile ilişkilendirir. Sosyal gruplar hakkında çok genel düşünmemiz yada düşüncelerimizin çok katı ya da hatalı olması sosyal biliş yaklaşımının temelini oluşturur. 1970’lerden beri sosyal psikolojiye hakim olan bu yaklaşım, insan zihnini, bilgisayardan esinlenerek bir bilgi işleme sistemi olarak görmektedir. Kalıpyargılar başlığında da söz edildiği gibi sosyal biliş yaklaşımı, sosyal dünyadan gelen çok miktarda algısal bilgiyle boğuştuğumuzu varsayar. Bu durumla başa çıkmak ve olan bitene bir anlam verebilmek için bu bilgiyi basitleştirmeye zorlanırız. Basitleştirme, kategorileştirme süreciyle gerçekleştirilir. Kalıpyargıların da bu süreçten etkilendiği düşünülmektedir

Sosyal Kategorizasyon: Bireyleri belirli bir kriter (yaş, cinsiyet, meslek, milliyet, din vb.) temelinde kategorilere ayırmak ve “biz” ve “onlar” ayrımını yaratmaktır. Diğer bir deyişle, sosyal kategorizasyon, diğer insanları ya içgruba (kategorizasyonu yapanın ait olduğu grup) ya da bir dışgruba (kategorizasyonu yapanın ait olmadığı grup) ait olarak algılamaktır. Sosyal kategorizasyon önyargıların oluşumundaki ilk basamaktır. Bu süreç, önyargıların bilişsel temeli olan kalıpyargıları oluşturulmasını içermektedir.

Artırma Etkisi: Sosyal kategorizasyon sürecinde, kategori içi benzerlikleri ve kategori arası farklılıkları abartılı algılama eğilimidir.

Dışgrup Homojenliği: Dışgrup üyelerinin birbirlerine, içgrup üyelerinin benzediğinden daha fazla benzediğine ilişkin bir algısal yanılgıdır. “Bunların hepsi aynıdır.”




Hayalî İlişkisellik: İki olay arasında gerçekte olmayan bir ilişki algılamak ya da var olan çok az düzeydeki ilişkiyi abartmaktır. Almanya’da Türklerin arasından suç işleyen gençler çıktığında, bu Türklerin bir millet olarak saldırgan, uyumsuz ve birlikte yaşanması zor insanlar olarak etiketlenmesine yol açabilmektedir.

Özetle, sosyal biliş yaklaşımı, bütün insanların zihninin benzer biçimde işlediğini öne sürerek önyargılı düşünce ve duyguları evrensel bir özellik haline getirmekte ve insan olmanın bir gereğimiş gibi sunmaktadır. Sosyal biliş yaklaşımı, ikinci olarak sosyal ögeler ya da toplumu basit ve indirgemeci biçimde ele aldığı gerekçesiyle eleştirilmektedir.

Otoriteryen Kişilik Kuramı

Sosyal psikolojide yarım yüzyıldan fazladır bağnaz kişilikleri açıklamak ve bağnaz kişiliklerin önyargıya nasıl yatkın olduğunu ortaya çıkarmak için çalışmalar yapılmaktadır. Otoriteryen kişlilik kuramı bunlardan ilkidir. Adorno’nun başını çektiği bu grup, anket ve görüşmeye dayalı pek çok araştırmadan sonra, ortaya çıkışını psikanalitik kuramla açıkladıkları, otoriteryen kişilik görüşünü geliştirmişlerdir.

Otoriteryen kişilerin sadece bir azınlık grubuna değil, tüm azınlıklara güçlü önyargıları olan, bağnaz kişiler olduğu ortaya çıkmıştır.

Kişilerdeki otoriteryen ve faşist eğilimleri belirlemek üzere F (Faşizm) ölçeği geliştirmişlerdir. F ölçeğinde, otoriteryen kişiliği saptamaya yarayan dokuz boyut mevcuttur. Bunlar kısaca şöyle açıklanabilir:

Gelenekçilik (konvansiyonalizm): Geleneksel, orta sınıf değerlerine katı bağlılık.

Otoriteryen boyun eğme: Ait olunan grubun idealize edilmiş ahlaki otoritelerine yönelik, sorgulayıcı, boyun eğici tutum.

Otoriteryen saldırganlık: Geleneksel değerleri çiğneyenleri ya da çiğnemek isteyenleri yakalamak için tetikte olma, onları kınama, reddetme ve cezalandırma eğilimi.

Öznelci bakış karşıtlığı (Antiintraception?): Öznel, yaratıcı, esnek düşünmeye karşı olma.

Boş inançlı ve kalıpyargılı olma: Bireyin, kaderinin mistik olarak belirlendiğine dair inançlara sahip ve katı kategorilerle düşünme eğiliminde olması.

Güç ve “sertlik”: Sürekli baskı-boyun eğme, güçlü-zayıf, lider-takipçi boyutlarıyla düşünmek ve kaygı duymak, güçlü kişilerle özdeşleşme, dayanıklılık ve sertlik konusunda abartılı bir iddia sahibi olma.

Yıkıcılık ve sinisizm (olumsuzculuk): Genelleşmiş bir düşmanlık, insanları yerme ya da onlara iftira atma.

Yansıtma eğilimi: Dünyada olan bitenin vahşi ve tehlikeli olduğuna inanmaya yatkınlık; bilinçdışı çatışmaları dışarı yansıtma.

Cinsellik: Cinsellikle ilgili faaliyetlere yönelik abartılı ilgi.

Adorno ve arkadaşları otoriteryen kişiliğin kökeninin acımasız çocukluk deneyimlerinde yattığını ileri sürmüşlerdir. Psikanalitik olarak ifade edilecek olursa, bu kişiler, çocukluklarında, bir tarafta aşırı idealleştirilmiş ve diğer tarafta aşırı olumsuzlukla dolu olan ikili bir dünya deneyimlemişlerdir. Bu yaklaşıma göre, katı ve fakat tutarsız aile disiplini, otoriteye kolayca boyun eğmeyi öğrenen, fakat aynı zamanda kendi ihtiyaçlarını ve duygularını ifade etmeye korkan çocuklar üretir. Bu tür ebeveyn-çocuk etkileşimleri sonucu, çocukların bazıları kendilerinin kötü olduğuna inanarak ve babalarının koyduğu standart ve beklentilere ulaşmak için çabalayarak mazoşist hale gelebilirler. Aynı zamanda da itaat etmenin önemini öğrenirler.




Otoriteryen kişilik yaklaşımı hem kuramsal hem de yöntemsel olarak pek çok eleştiri almıştır. Kuramsal yönden bu yaklaşım, önyargıyı, sadece bir kişilik bozukluğu olarak gördüğü için eleştirilmiştir.

Ancak gene de bu kuramın, ırkçılığı, çocuk yetiştirme pratikleriyle çok dar bir biçimde ilişkilendirdiği için ve buna ek olarak F ölçeğine dair yöntemsel eleştiriler aldığını belirtmek gereklidir.

Sağ Kanat Otoriteryenizm Kuramı

Altemeyer, Adorno ve arkadaşlarının geliştirdiği F ölçeğini ve bunun içerdiği dokuz boyutu eleştirir.

Altemeyer’in otoriteryenizm boyutları şunlardır:

1 Otoriteryen boyun eğme: Kişinin yaşadığı toplumdaki yerleşik ve meşru olarak algılanan otoritelere yüksek düzeyde boyun eğme.

2 Otoriteryen saldırganlık: Çeşitli kişilere yöneltilmiş genel bir saldırganlık. Bu saldırganlık, yerleşik otoriteler tarafından “izin verilmiş (onaylanmış)” bir saldırganlık olarak algılanır.

3 Konvansiyonalizm (gelenekçilik): toplumsal konvansiyonlara (geleneklere, kabul edilmiş kurallara) yüksek derecede bağlılık. Bağlı olunan konvansiyonlar, toplum ve onun yerleşik otoriteleri tarafından kabul edilen (uygun görülen) konvansiyonlar olarak algılanır.

Altemeyer, otoriteryenizm hakkındaki görüşlerini, Adorno ve arkadaşları gibi Freud çu psikanalitik kurama değil, sosyal öğrenme kuramına dayandırır. Bu bakış açısına göre, normal bir gelişim olgusu olarak çocukların çoğu oldukça otoriteryendir. Zira, çocuklar, toplum ve aile içinde oldukça güçsüz bir konumdadırlar

Oysa Altmeyer’in bakış açısından normal olan önyargılı olmanın kendisidir (en azından çocuklukta), asıl açıklanması gereken ise “nasıl hoşgörülü hale geleceğimiz”dir.

Altemeyer, otoriteryenizmle sol kanatta politika yapanlar arasında bir korelasyon bulamamıştır, bu yüzden, ölçeği, sağ kanat otoriteryenizm ölçeği ve kuramı da, sağ kanat otoriteryenizm kuramı olarak bilinir.



ÜNİTE 05: Gruplar Arası İlişkiler

Gruplar Arası Davranış: İnsanların kendilerini ve diğerlerini ayrı sosyal grupların üyeleri olarak görmelerini sağlayan herhangi bir algı, biliş ya da davranıştır.

GERÇEKÇİ ÇATIŞMA KURAMI

Hırsızlar Mağarası: Gruplar Arası İlişkiler Üzerine Klasik Bir Deney

1954 yazında ABD’de 11 yaşında 22 çocuk üç haftalık bir kamp yapmak üzere Hırsızlar Mağarası adındaki kamp yerine gelirler. Hepsi beyaz ve orta sınıf ailelere mensup olan bu çocuklar, Muzaffer Sherif tarafından gerçekleştirilen bir dizi alan deneyinin bir parçası olduklarının farkında değildirler.

yirmi iki çocuk, kamp (aslında deney) başlamadan önce tesadüfi bir biçimde iki gruba ayrılır. Kamp yerine ayrı otobüslerle gelirler. Birbirlerini görüp duyamayacakları uzaklıkta iki kamp kurulur ve her birine yıkanma, kayıkla dolaşma, ateş yakma vb. konularda ayrı ayrı olanaklar sağlanır; tuvaletler ortaktır ama kullanma saatleri farklıdır. Böylece ilk haftada kendi içinde dayanışmacı ve diğer grubun bilincinde olan iki grup yaratılır.

iki grup arasında rekabet yaratılmaya çalışılır. Başta spor yarışmaları olmak üzere pek çok faaliyetle bu kolayca başarılır. İkinci haftanın sonunda iki grup arasında düşmanlık oluşmuştur.

Üçüncü hafta, araştırmacı tarafından bütünleşme aşaması olarak düzenlenir. İki grup arasındaki çatışmayı ve düşmanlığı azaltmak için, ilk önce her iki grubun bir araya geldiği rekabetin olmadığı hoş olaylar yaşanır. Örneğin ortak yemekler düzenlenir, filmler seyredilir. Ancak bu tür faaliyetler pek işe yaramaz.

Araştırmacı bu kez, grupların her birinin tek başına yapamayacağı, iki grubun işbirliğini gerektiren üst düzey hedefleri devreye sokar. Kampta delinen su deposunun tamiri iki grubun ortak çabasını gerektirmiştir. İkinci işbirliği, kampa getirilecek filmin kamp yöneticileri tarafından pahalı bulunması ve her iki gruptan para toplanması sayesinde yaşanmıştır.

Bu aşamada her bir ortak hareketin tek başına gruplar arası düşmanlığı azaltmadığı ama üç olayın üst üste gelmesinin gruplar arası düşmanlığı giderdiği gözlenmiştir. Öyle ki kamptan ayrılırlarken gruplar aynı otobüslere binmeyi kabul etmişler ve yeni arkadaşlıklar kurulmaya başlanmıştır

Gerçekçi Çatışma Kuramı: Gruplar arasındaki çatışmanın gerçek çıkar çatışmalarından kaynaklandığını ileri süren yaklaşımdır.


SOSYAL KİMLİK KURAMI

Gerçekçi çatışma kuramının gruplar arası çatışma ve düşmanlığı açıklamada yararlı olmasına karşın, gruplar arasında düşmanlık, saldırganlık, kendi grubunu kayırma, karşıt grubu kötüleme gibi olguların, gruplar arasında herhangi bir gerçekçi çatışma olmadan da ortaya çıktığı, hatta bunun için sadece iki grubun varlığının bile yeterli olduğu ileri sürülmektedir.

Asgari Grup Paradigması

Bu noktadan hareket eden bir grup sosyal psikolog, “Bir araya gelen bireylerin ait oldukları grubu kayırmaları ve diğer grupla rekabet etmeleri için psikolojik düzeyde gerekli ve yeterli koşullar nelerdir? sorusunu sormuşlardır. Sosyal psikolojide asgari grup paradigması adı verilen deneysel çalışmalar, bu soruya yanıt verebilmek için gerçekleştirilmiştir. 1971’de başlayan bu deneyleri gerçekleştirenlerin temel düşüncesi, gruplar arası ayrımcılığın ortaya çıkması için gereken asgari koşul ları yaratmak ve bundan sonra bu koşullar üzerine ne gibi etmenler eklendiğinde kendi grubunu kayırma olgusunun ortaya çıkacağını görmekti.

Sosyal Kategorizasyon

Sosyal Kategorizasyon Sosyal dünyanın belirli özellikler (cinsiyet, yaş, ırk,din, milliyet vb.) temelinde gruplara bölünmesidir. Sosyal kategorizasyon, sosyal çevreyi, bireye anlamlı gelecek tarzda gruplara bölerek düzenlemektir.

Araştırmada kullanılan kategoriler dört faktör altında toplanmıştır: Değerlendirme faktörü (dürüst , iyi, namuslu vb. olup olmama), betimleme faktörü (kadın-erkek, şişman-zayıf, genç-yaşlı vb.), normatif düzen faktörü (suçlu-suçsuz, sağcı-solcu, milliyetçi-milliyetçi olmama vb.) ve sosyodemografik faktör (kentli-köylü, zengin-fakir, evli-bekar vb.). Araştırmada değerlendirme faktöründe yer alan özelliklerin yani dürüst, iyi, namuslu olup olmama gibi özelliklerin diğer faktörlerden daha önemli görüldüğü bulunmuştur

Sosyal Kimlik

Sosyal Kimlik Kuramı: Sosyal değişmeye aracılık eden psikolojik süreçleri sosyal kimlik kavramı çerçevesinde işe koşan bir gruplar arası ilişkiler kuramıdır


Sosyal Kimlik: Bireyin bir gruba aidiyeti ile elde edilen kimliktir, bireyin kim olduğunu ve o grup üyeliğinin birey için ne anlam taşıdığını ifade eder

Sosyal Karşılaştırma

Sosyal Karşılaştırma: Kişi ya da kişilerin kendi gruplarını çeşitli değerlendirme boyutları (doğruluk ve dürüstlük, çalışkanlık-tembellik, zenginlik-yoksulluk, vatanseverlik-vatansever olmama vb.) üzerinde diğer gruplarla kıyaslamasıdır. Söz konusu süreçte her bir grup, kendi grubunu, karşılaştırma boyutunun olumlu ucunda değerlendirmekte ve diğer grubu olumsuz uçta görme eğilimindedir.

Bu kuram, verili herhangi bir gruplar arası etkileşimde, grupların birbirlerine ne tür davranış (işbirliği ya da çatışmacı etkileşim mi) sergileyeceklerini öngörmez. Kurama göre, grupların ne tür davranış gösterecekleri grupların normları ve grupların içinde yer aldıkları daha geniş çaplı ideolojilerce belirlenmektedir.

Sosyal Kimlik ve Sosyal Değişme

Sosyal Değişme: Sosyal kimlik kuramı bağlamında, alt statüdeki grubun kollektif biçimde üst statüye geçmesini ifade eder.

Sosyal kimlik kuramına göre, bu durumda olan insanların, yani statülerini yükseltmek isteyen grup üyeleri için iki temel strateji vardır:


Birisi, düşük statülü gruptan ayrılarak yüksek statülü gruba bireysel geçiş olanağının aranması. Bu, aşağıdan yukarı bireysel hareketlilik ya da sosyal hareketlilik stratejisidir.

Düşük statülü grubun göreli statüsünü grup olarak yükseltmeye çalışmasını içeren grup hareketliliği ya da Tajfel’in deyimiyle sosyal değişme stratejisidir

Sosyal Yaratıcılık: Sosyal kimlik kuramı bağlamında alt statüdeki grup üyelerinin statükoyu değiştiremedikleri durumda, olumsuz olan sosyal kimliklerini olumluya çevirmek için bulduğu yolları ifade eder.

Üç sosyal yaratıcılık stratejisinden söz edilebilir:

Düşük statülü grup, gruplar arası karşılaştırmada kendi lehine olacak yeni karşılaştırma boyutu bulur. Diğer bir deyişle, kendinde “olumlu” bir özellik “keşfeder”. Örneğin, takım başarılı değilse ve bu durum değişmeyecekse taraftar kendi takımını diğerleriyle sahadaki başarısı temelinde değil, mesela “tribündeki başarı”sı temelinde kıyaslayacaktır. Yani ne kadar iyi taraftar oldukları üzerine vurgu yapacaktır. Ya da yoksullar kendilerinin yoksul ama daha dürüst olduklarını ileri sürebilirler.

Daha önceden olumsuz olarak algılanan iç grup özelliklerine bu kez olumlu anlamlar yükleme girişimlerinde bulunma diğer bir stratejidir. Buna en ünlü örnek, siyahların kendilerini yüceltmek için geliştirdikleri “siyah güzeldir” sloganıdır.


Son bir strateji grubun kendini daha alt statüde gruplarla karşılaştırarak olumlu sosyal kimliğe ulaşmadır. Ligde daha alt sıralarda bir takımla kıyaslama yapmak, görece başarısız bir takımın taraftarlarını rahatlatacaktır. Yoksul birinin kendini zenginler yerine, kendinden daha yoksul olanlarla kıyaslaması da başka bir örnektir.




Gruplar Arası Rekabet:


Sosyal kimlik kuramı bağlamında alt statüdeki grupların statükoyu değiştirmek üzere üst statüdeki grup ya da gruplarla direkt olarak çatışmaya girmesini ifade eder.

GRUPLAR ARASI İLİŞKİLERİN GELİŞTİRİLMESİ

Temas denencesi, 1954’te Allport tarafından ortaya atılmıştır. Allport, temasın sadece belirir koşullar altında etkili olacağını iddia etmektedir Bu koşullar şunlardır:

Temas, rastgele ya da amaçsız etkileşimden çok işbirliği içeren ve uzun süren bir etkileşim olmalıdır. Sherif’in yaz kampı çalışmalarında, gruplar arası çatışmayı azaltmak için uyguladığı temas bu türdendir.

Bütünleşme, resmi ve kurumsal destek çerçevesi içinde olmalıdır. Eşit haklara yönelik ya da ayrımcılığa karşı yasalar tek başına gruplar arası çatışmayı azaltmaz ama daha hoşgörülü davranışlar için gerekli olan sosyal ortamı yaratır.

Temas, eşit statülü kişi ya da gruplar arasında olmalıdır. Statülerin eşit olmadığı bir temas, Tarafların birbirleri hakkında geliştirdiği kalıpyargıların doğrulanmasına ve önyargıların pekişmesine neden olur.


Benzerlik

Gruplar çoğunlukla gerçekten de birbirlerinden çok farklıdır, dolayısıyla temas bu farklılıkları daha çok gün ışığına çıkaracaktır ve aradaki hoşlanmayı daha da azaltacak ve gruplar arası tutumları kötüleştirecektir.

Gruplar gerçekte son derece farklı olduklarından, onların benzer olduğuna dair fikirler ileri sürmek yanlıştır. Bu, yanlış bir şekilde olumlu beklenti yaratacak ve daha sonra temas kurulduğunda bu beklentiler yıkılacaktır.

Araştırmalar gruplar arası tutumların sadece bilgisizlikten ya da grupların birbirlerini tanımayışından kaynaklanmadığını göstermektedir. Bu tutumlar gruplar arasındaki gerçek



çatışmayı yansıtmaktadır. Bu yüzden temas sonucu elde edilen yeni bilginin bu tutumları değiştirme olasılığı zayıftır.


Genelleme

Grupların temsilcileri arasındaki temasın, sadece temsilcilerin birbirlerine yönelik tutumlarını değil ama bir bütün olarak temsil ettikleri gruba ilişkin tutumlarını da değiştireceği varsayılmaktadır. Bunun nasıl gerçekleşeceği konusunda önerilen üç model vardır:


Muhasebeci yaklaşım dışgrup hakkında olumlu bilgilerin birikmesi yavaş yavaş onlar hakkındaki kalıpyargıları iyileştirecektir.

Değişme yaklaşımı dışgruba yönelik kalıpyargısal bilginin tam tersi olan bilginin verilmesi tutumlarda ani değişmeye yol açar.

Alt gruplara ayırma kalıpyargı ile tutarlı olmayan bilgi dolayısıyla bir alt tip yaratılır. Böylece dışgruba ilişkin kalıpyargı daha karmaşık hale gelir ama üst kategori değişmeden kalır.

Genel olarak, araştırmalar temasın, temasta bulunan katılımcıların birbirlerine yönelik tutumlarını iyileştirdiğini ama bunun katılımcıların temsil ettiği bütün bir gruba genellenmediğini göstermiştir Bunun bir açıklaması, çoğu gruplar arası temasın gerçekte gruplar arası olmayıp kişiler arasında gerçekleşiyor olmasıdır.



Çokkültürlü Bağlamda Temas Politikası

Çokkültürlülük yaklaşımı, bunu yaparken aynı zamanda grubun bütünlüğünü, kendi etnik ve kültürel değerlerini korumasına ve böyle bir ortamda gruplar arası ilişkilerin uyumlu olmasına da önem vermektedir.

Üst Düzey Hedefler

Üst düzey hedeflerin en etkili olanlarından biri, iki karşıt grubun ortak bir düşman tarafından tehdit edilmesidir.

Ancak üst düzey hedefler bazı durumlarda işe yaramayabilir. Eğer gruplar ortak hedefe ulaşmada başarısız olmuşlarsa bu durumun, gruplar arasındaki ilişkiyi iyileştirmekten çok kötüleştirdiği görülmüştür. Çünkü böyle bir başarısızlık durumunda, her bir grup başarısızlıktan diğer grubu (dışgrubu) sorumlu tutmaktadır. Ama eğer başarısızlık açık bir biçimde dış etmenlerle açıklanabiliyorsa yine gruplar arasında ilişkide bir iyileşme beklenebilir.

Üst düzey hedeflerin işe yaramadığı diğer bir durum, gruplar arasında kurulan yoğun ve uzun süreli işbirliği ilişkileridir. Yoğun ve uzun süreli işbirliği gruplar arasındaki sınırları silebileceğinden, bu her bir grup için tehdit olarak algılanabilir ve gruplar arasında yeni çatışmalara yol açabilir.

İletişim: İletişim üç şekilde olabilir: Pazarlık yapma, arabulucudan yararlanma ya da hakem yoluyla anlaşma.

Pazarlık Yapma: Sosyal psikolojik araştırmalar, mensup oldukları grup adına pazarlık yapan kişilerin, kişisel olarak kendi adlarına pazarlık yaptıkları duruma göre çok daha sert ve uzlaşmaz davrandıklarını göstermiştir

Sosyal psikolojik araştırmalarda, pazarlık sürecinde sadece Taraflar arasındaki dar bir probleme odaklanıldığı, bunun daha büyük ölçekli bir problemin parçası olduğu gerçeğinin göz ardı edildiği ileri



sürülmektedir. Bu haliyle, gerçekte pazarlığın statükoyu devam ettiren bir yol olduğuna inanılmaktadır.

Arabulucudan Yararlanma: Örneğin, arabuluculuk konusunda yapılan bir araştırma, Taraflar arasındaki çıkar çatışmasının çok olduğu durumlarda arabulucunun uzlaşmayı olumlu yönde, çıkar çatışması az olduğunda uzlaşmayı olumsuz yönde etkilediğini göstermiştir

Hakem Yoluyla Anlaşma

Uzlaşma: Örneğin, bir tarafın koşulsuz bir biçimde işbirliği öneren bir adım atması karşı taraftan kabul görür mü? Laboratuvar araştırmaları tek taraflı uzlaşma arayışının misilleme ya da sömürü ile karşılık gördüğünü, yani işe yaramadığını göstermiştir

Daha etkili bir strateji her iki tarafın da intikamcı değil uzlaşmacı davranması ve Tarafların, uzlaşma arayışlarının sömürülmesini engelleyecek kadar güçlü olmasıdır.
















ÜNİTE 06 : Kitle Davranışı

Kitle Davranışı: Bu terim genellikle çok sayıda insanın aynı yer ve zamanda bir uyum içinde, yoğun duygusal, ve sosyal normları ihlal eden davranışlar için kullanılmaktadır



KİTLE DAVRANIŞINA İLK KURAMSAL YAKLAŞIMLAR

Kitle konusundaki ilk kuramsal çaba, Fransız hekim Gustave Le Bon’a aittir. Le Bon, kitleleşme sürecini

üç psikolojik mekanizmayla açıklamaktadır: Anonimlik, bulaşma ve telkine yatkınlık (etkiye açık

olmak).

Anonimlik: Kitlede kişi sayısı fazlalığının verdiği rahatlık duygusu ile sorumluluk duygusunun ortadan kalkmasıdır.

Bulaşma: Le Bon bulaşmayı, açıklaması zor olan bir mekanizma olarak görür. Bununla, kitledeki bireylerin sanki hipnotize edilmiş gibi karşılıklı olarak birbirlerinin duygu ve davranışlarını taklit ettiğini ifade etmek ister. Lider konumundaki kişi ya da kişilerden kaynaklanan duygu ve davranışlar, bir kartopu gibi giderek büyür ve tüm kitleye yayılır.

Telkine yatkınlık (etkiye açık olma): Bireyler, kitle içinde kişisel bilinçlerini yitirdikleri için, kitledeki başat ve etkileme gücü yüksek olan kişiler tarafından kolayca ikna edilebilir hale gelirler.



“...Duyguları abartılmış ve basittir. şüpheci ve kararsız değillerdir. Hoşgörüsüz, yetkeci ve muhafazakardırlar. Yerine göre hem çok ahlaklı (yüce bir dava uğruna kendini feda etme), hem de çok ahlaksız (cani, cellat) olabilirler. Hiçbir şey önceden düşünülmez, engel tanınmaz. Rasyonel düşünce ve yargı gücü kaybolur. Ahlaki yasaklar süpürülüp atılır, kollektif ruhun etkisinde bir yenilmezlik duygusu belirir; kör ve zapt edilmez bir güce dönüşen kitle, ipini koparmış bir sosyal hayvan niteliğindedir...

Yukarıda kitleye ilişkin anahatları verilen Le Boncu anlayış, sosyal psikolojide grup zihni adı verilen yaklaşımın içinde yer alır. Grup zihni yaklaşımı, grup ya da kitlenin, onu oluşturan tek tek bireylerden ayrı olarak ve onların üzerinde ortak bir zihni olduğunu iddia eder. Allport, sadece grup zihni kavramını reddetmekle kalmamış, grubun (ve kitlenin) gerçekliğini de reddetmiştir. Ona göre, tek psikolojik gerçeklik bireydir.


Kimsizlikleşme: Kimliksizleşme, bireyin davranışları üzerinde normalde varolan sınırlamaların gevşemesinin saldırgan, antisosyal ve bencil davranışlara yol açmasına aracılık eden psikolojik bir durumdur bu yaklaşımda kitleye giren birey, kişisel kimliğini (onu biricik kılan özelliklerini) kaybeder, kitlenin isimsiz bir üyesi haline gelir; bunun sonucu olarak da kitlelerde görmeye “alışık” olduğumuz “aşırı” davranışları gösterir.

Beliren Norm Kuramı : Kitle davranışının normsuz ve başıboş olan bir davranış biçimi olmadığını, kitlesel süreçte oluşturulan normlarla yönlendirildiğini öne süren bir yaklaşımdır.

Norm: Bir grup üyesi için uygun davranışın ne olduğuna ilişkin grup üyelerince paylaşılan inançlardır.

Bu kurama göre, aslında kitle bir örnek davranış göstermez ama hem kitlenin içindekiler hem de dışarıdan bakanlar tüm kitle aynı davranışı gösteriyormuş yanılsamasını yaşar. Çünkü kitledeki belirli bireyler diğerlerinden farklı ve daha dikkat çekici davranış gösterirler.



SOSYAL KİMLİK KURAMI

Sosyal kimlik yaklaşımı açısından en temel nokta, kitlenin gruplar arası bir olgu olmasıdır. Pek çok kitle davranışında, kitle tek başına değildir, her zaman kitlenin karşı karşıya geldiği bir grup vardır.

. Sosyal kimlik kuramı, kitlesel süreci mümkün kılan şeyin bireyin kitlede erimesi ve kaybolması değil, tam tersine bir kimlikten başka bir kimliğe geçiş olduğunu ileri sürmektedir. Buna göre, kitle üyeleri, kitlede bireysel kimliklerini bir kenara bırakarak sosyal kimlik temelinde eylemde bulunurlar. Diğer bir deyişle, bireyler artık tek başına Ali, Hasan, Ayşe veya Fatma olarak değil ama örneğin Galatasaraylı


Ali, öğrenci Fatma, işçi Ayşe ya da polis Hasan gibi grup üyelikleri, yani paylaşılan ortak kimlik temelinde davranış sergilerler.

Kitlenin karşısında fiziken bir grup olsun ya da olmasın, kitle üyeleri “biz” ve “onlar” ayrımını yapar.

“Biz” kategorisine içgrup, “onlar” kategorisine dışgrup denmektedir.
















ÜNİTE 07 : Benlik

İnsanlar kendine biçtiği genel değerin bir parçasıdır.

Yüksek özsaygıya sahip bireylerin, kişisel özellikleri açıktır. İyi veya kötü bir insan olmaları, yetenekli olup olmadıkları gibi. Kendileri için iyi düşünür, uygun amaçlar belirlerler, kişisel davranışlarını arıtmak için geri bildirimleri kullanırlar ve zor durumların üstesinden başarılı bir şekilde gelirler. Düşük özsaygıya sahip insanlar, öte yandan kendilerini kavramada kendi düşüncelerini açıklamakta daha zayıftırlar. Kendilerini daha az düşünürler, sıklıkla gerçek dışı hedefler seçerler veya çekindikleri için amaçlarından tamamen uzaklaşırlar, gelecekleri için kötümser olurlar, eleştirilere karşı daha ters, duygusal ve davranışsal tepkilerde bulunurlar veya o tür negatif geribildirimlerle ve diğer insanlarla olan sosyal çatışmalarla daha fazla ilgilidirler.

Kendini geliştirme yeteneği ile ilgili en etkili teorinin Eric Ericson’un (1963)’te ortaya konduğu bilinmektedir. Ericson, kişilik duygusunun gelişmesi için asıl zamanın ergenlik ve erken ergenlik dönemi olduğunu vurguluyor.



KİŞİSEL BİLGİLERİMİZ NEREDEN GELİR?

Toplumsallaşma

Değer Yargılarının Yansıması

Kendimiz hakkında öğrendiğimiz şeylerden biri de diğer insanların bize olan tepkileridir. Cooley’in geliştirdiği “kendi bardağına bakma” ilkesi insanların kendileri ni ve diğer insanları algılamalarını ve onlardan sorumlu olmayı savunur. Diğer insanların bize olan tepkilerini nasıl algıladığımız, değer yargılarının yansıması olarak adlandırılır

İnsanlardan Geribildirim Ailemizin bize söylediği, bu kadar çekingen olma, piyano çalarken nasıl daha iyi olabilirsin veya nasıl daha iyi bir okuyucu olabilirsin gibi.

Kişişel Algı: İnsanların davranışlarını gözlemleyerek kişisel özelliklerini anlamaya çalışırız. Yani, aslında bu bir kendimizi izleme sürecidir. Biz kendimiz için, sürekli olarak emin hareketler, emin yiyecekler veya emin insanları tercih ediyoruz.

Buna rağmen, Dearly Bems’in (1967, 1972) kişisel algı teorisi, kişisel bilginin kaynağının, kişi tarafından öncelikli olarak yararlı olduğunu, ama belli bir merkezi olmadığını ileri sürüyor. Örneğin


Anneler gününde anneniz için çiçek siparişi verirken, annenizi nasıl sevdiğinizi incelemeye gerek yoktur. Kişisel algının en önemli tarafı, sürekli inançlarımızın biçimini davranışlar ve etkili önceliklerimizi içten ve açık bir şekilde dile getirmektir.

Etiketli Uyarılma Durumları

Schachter’ın iki faktörlü duygusal teorisi; (psikolojik uyarılma ve makul etiket) belirsiz duygularımızın kökenini inandırıcı bir şekilde anlamamızı sağlar ve biz bundan çevremizde neler olduğu sonucunu çıkarırız

Stanley Schachter’a (1964) göre duygusal algılarımız, sahip olduğumuz uyarılma düzeyine, başvurduğumuz bilişsel etikete bağlıdır.

Çevresel Belirsizlikler

Çevre, kişisel özelliklerimiz hakkında bize ipucu sağlar. Özellikle kişisel kavramlarda bizi belirleyici yapan faktörlerden yoğun etkileniriz. sporcu kolej öğrencileri, odayı dolduran diğer öğrencilerden onları ayıran, özel yapan özelliklerinin spor yetenekleri olduğunu düşünürler.

Diğerleriyle Karşılaştırma

Sosyal karşılaştırma: Sahip olduğunuz düşünceler, duygular, inançlar ve davranışlarınızı başka insanlarla kıyaslama sosyal karşılaştırmadır.

Sosyal Kimlik: Sosyal kimlik; “Kişisel düşüncenin bir parçası, grup üyelerinin değerlerinin duygusal anlam taşıyan hareketlerinin hep beraber elde edilmesidir.”



KÜLTÜR VE BENLİK

Karşı kültür araştırmaları, kişilik kavramlarının bireyin içinde yaşadığı kültüre bağlı olduğunu gösteriyor.

Markus ve Kitiyama (1991, 1994) bu kişisel kavramları, bağımlı ve bağımsız kişiliği karşılaştırmışlar, bireysellik ve kültürel sisteminin önemli Tarafları üzerinde durmuşlar.

Markus ve Kitiyama farklı duyguların çeşitliliği özünde bağımsız, karşıdaki birine bağımlı benlikler tecrübesini tartışırlar. Benlik birbirine bağlıdır ve karşısındaki birey tarafından algılanır.

ÖZBİLGİNİN GÖRÜNÜMÜ

Kendi Özşemalarımız

Bir şema, organize edilmiş, yapılanmış bir uyarıcı ya da kavram hakkındaki bilgilerin bir bölümüdür. İnsanlar bazı olaylar ve diğer insanların doğaları hakkında şemalar tutarlar. İnsanlar ayrıca, kendi kendileri hakkında da şemalar tutarlar. Özşemalar, kendi kendiniz hakkında ne düşündüğünüzle ilgili ölçülerdir.

Bütün özşemalar pozitif değildir. İnsanlar, kendileri hakkında negatif özellikleri önemseyip, genelde kabul gören organize edilmiş inançları tutarlar.

İnsanlar düşüncelerinde özkavramları tutarlar. Bu özkavramlar, sadece şimdiki niteliklerle alakalı değil, ayrıca gelecekte bir zaman olabilecek öztanımlayıcı niteliklerle de ilgilidir. Bunlara olabilir kendilik denir. Bunların bazıları amaçları ve rolleri içerir. İnsanlar yüksek mevkiler isterler. Örneğin beş yaşındakiler bir itfaiyeci olmak isterler ya da öğrenciler doktor olmak ister.



Özşemalar olası kendilikleri içerir. Kişisel niteliklerimiz hakkında bilgiye sahip olma, olayların bizimle ilgili olup olmadığını anlayabilmemize imkan verir. Özşemalar, bilgiyle ilgili şemaları hatırlamamıza yardım eder.

Özfarklılıklar Gerçekte nasıl olduğumuz ile ideal olarak nasıl biri olmak istiyoruz? Bunlarla ilişkili davranış ile düşüncelerimiz özfarklılıklardır.

Gerçek benlik ve ideal benlik arasındaki ayrılıklar, hayal kırıcı, üzücü ve memnuniyetsiz bir durum üretiyor. Ayrıca özsaygı eksikliğine neden oluyor. Örneğin okul gazetesinde editör olmayı istemek fakat sonra başarısız olmak gibi.

BENLİK DÜZENLEME

Özdüzenleme insanın kendi hareketlerini kontrol etme ve yönetme şeklidir. Gördüğümüz gibi insanlar kendileri hakkında çeşitli miktarlarda bilgi depolarlar, kişisel özellikleri, arzu, amaçlar ve gelecekteki durumları gibi. Ama bu devam eden duygu ve hareketler ile nasıl ilişkilendirilir?

İşleyen Kişisel Algı

Düşüncelerimizi ve devam eden davranışlarımızı etkileyen benlik düzeyi, bir özel durum dahilinde ortaya çıkan kişisel algımıza dayanmaktadır. Özel bir durumda oluşan kişisel algı durumu, işleyen kişisel algı durumu olarak adlandırılır. Bize cuma günü yapılacak bir parti hatırlatıldığında sosyal benlik ortaya çıkarken; bir sınıf ortamında duygu ve düşüncelerimiz üzerinde ise akademik benlik baskın faktör olmaya meyillidir. İşleyen kişisel algı önemlidir çünkü bizim genel kişisel algımıza göndermede bulunur ama özel olaylarda davranışı yönlendirir ve bunun karşılığında olayın gidişatına göre değişiklik gösterir.

Bir arkadaşınız ile tartıştığınız ve ona vurduğunuz bir anı hatırlayın. Daha sonra muhtemelen kendinizi iyi hissetmediniz ve o da muhtemelen sizin hakkınızda fazla iyi düşünmedi. Bu ana kadar kendinizi muhtemelen anlaşılması kolay, iyi bir insan olarak görme fikriniz vardı. Fakat bu olaydan sonra kendiniz hakkında saatlerce ya da günlerce pek olumlu düşünmediniz. Zaman içinde bir şekilde kalıcı kişisel algınız galip geldi ve siz kendiniz hakkında kendinizden hoşnut ve kolay geçinilir bir insan olduğunuz düşüncesini yeniden kazandınız.

Kişisel Karışıklık

Kişisel düzenleme için önemli olan benlik hallerinden biri de kişisel karışıklıktır. Bazıları kendileri hakkında bir ya da iki şekilde düşüncelerini yürütürken bazıları ise birçok farklı şekilde kendileri hakkında düşünce yürütürler. Bir kolej öğrencisi kendisinin öncelikle bir öğrenci olduğunu düşünür. Dikkatini ve inancını derslerinde başarılı olma yönünde odaklar bir diğeri ise kendini çok daha karmaşık rollerde düşünür. Bir öğrenci olarak, bir evlat olarak, bir sevgili olarak, bir takımın üyesi olarak ve bir parttime çalışan olarak.

Patricia Tinville (1985) yılında basit benlik sahibi insanlarla karışık benlik sahibi insanları karşılaştırdığı analizinde; basit benlikli kişilerin özkavrayışa sahip, insanların önem verdikleri alanlarda elde ettikleri başarı ile ayakta kalabildiklerini, fakat başarısızlık durumunda da incinmeye gayet açık olduklarını belirtir.

Örnek olarak öncelikle alacağı notları önemseyen öğrenci kötü bir not aldığında yıkılmış ve kederli olabilir. Daha karmaşık olan insanlar ise elde ettikleri başarı ile ayakta kalabilirler, ama bunun yanında kendilerini başarısızlık ve aksilik durumunda destekleyecek başka şekillere de sahiptirler.



Benlik Verimliliği ve Kişisel Kontrol

Kişisel düzenlemeyi etkileyen benlik görünümlerinden diğeri de belli görevleri yapmamızı sağlayan yeteneklerimize yönelik beklentilerimizi içeren, benlik verimliliği ve bu yöndeki inançlarımızdır. Bir aktiviteye katılıp katılamayacağımız, bir işe kalkışıp kalkışmayacağımız ya da bir amaca ulaşıp ulaşamayacağımız bu eylemlerimizi yerine getirirken başarılı olup olmayacağımız inancına bağlıdır. Sigara içen birisi bırakabileceğini düşünmezse sigarayı bırakamaz.

Psikologlar başarı ya da başarısızlık yönünde daha önceden yaşanmış tecrübelerin, insanların benlik verimlilikleri hakkında kalıcı algı şekilleri oluşturmaya yöneldiğine inanırlar

Kişisel Farkındalık

Kişisel düzenleme aynı zamanda ilgimizi nereye yönlendirdiğimizden de etkilenir. Daha özel bir ifade ile ilgimizin kendi benliğimize yönelik ya da çevreye yönelik olup olmadığıdır. Genelde ilgimizi odaklarız. Ama bazen de kendimize odaklanırız. Ayna da kendimize bakmak, fotoğraf çektirmek, başkaları tarafından beğenilmek veya başka bir şekilde yalnız olmak gibi deneyimler esnasında ilgimiz kendimize yöneliktir. Kendimizi mevcut çevre dahilinde görevini yerine getiren bir aktör olarak değil, kendimizin ve başkalarının ilgisinin yöneldiği bir obje olarak görmeye başlarız. Bu durum kişisel farkındalık olarak adlandırılır.

Kişisel ilgi insanların fiziksel görünüş, entelektüel performans, atletik yapı ya da manevi bütünlük gibi konularda kıyaslar yapmasına neden olur. Standarda uymaya çalışırız, davranışımıza standart yönünde değer biçeriz, bu davranışımızın beklentileri karşılayıp karşılamadığına karar veririz ve girişime devam ederken kıyaslama yapmayı da sürdürürüz. Bu süreç geri besleme olarak adlandırılır ve teori de kişisel düzenlemenin sibernetik teorisi olarak isimlendirilir.

İnsanlar ayrıca kendilerinin kişisel genel görünümlerine verdikleri önem derecesi yönünden birbirlerinden farklılık gösterirler. Bu fark umumi ya da kişisel benlik bilinci olarak adlandırılır. Yüksek derecede genel benlik bilinci olan insanlar özerklik ve kimlik sorunlarının peşine düşerler.


MOTİVASYON VE BENLİK

Doğru Benlik İhtiyacı

Yetenekleriniz hakkında kesin bir bilgiye sahip olmadığınız zaman özgüvenimizi sorgulamak zorundayız. Tutarlı benlik ihtiyacı genelde bir zorunluluktur ve kendimiz hakkında durumdan duruma sürekli değişken bir yapıya sahip olduğumu Örneğin sınıf olarak bir seminerdesiniz, sınıf arkadaşlarınız da sizin konuşkan olmadığınızı, katılımsız olduğunuzu söyledi. Siz de bunun üstüne ertesi günlerde daha aktif bir öğrenci olarak arkadaşlarınızın vardığı tahmini yanıltmaya çalıştınız.

Kişisel Gelişme

İnsanların kendi benliklerini geliştirebilmelerine en iyi güdü, arzulamaktır. Birçok insan kendi performanslarını geliştirmek amacıyla spor ve benzeri eğlence aktivitelerine başvurur.

Özgelişim diğer insanlarla iletişimimizi de etkiler. Bu yönteme artan benzerlik denir. Örneğin bir futbolcu sevdiği bir futbolcunun fotoğraflarını saklıyor ve onun başarısını görüp onun gibi olmaya özen gösteriyor.

Kişisel Doğrulama

İnsanlar önemli bir çalışma hakkında bir hata yaptığını gördüğünde karşılaştırma yapmak yerine acemi olan özelliklerini önemser. Örnek; çekici bir erkek öğrenci sınavda başarılı olamamasının nedenlerini ararken bunun sorumluluğunu sınıftaki kız arkadaşına yükler.

Araştırmalar sonunda ortaya çıkan en kapsamlı hata; yüksek özsaygıya sahip olanların, kendilerinin iyi yönlerini abarttıklarıdır. Düşük özsaygıya sahip olanlar ise tersini doğrulamışlardır

Tesser’in Kişisel Değerlerin Savunulması Modeli

Kişisel değerlerin savunulması teorisi şu şekilde özetlenebilir:

Karşılaştırma etkisi: İlişki içinde olduğumuz insanın performansı kendi gelişmemizi etkiler. Kıskançlık gibi eylemlerde bulunuruz. Bunun içinde o kişiyle aynı konularda uğraşmamız gerekir.

Yansıtma etkisi: İlişki içinde olduğumuz kişi, kendi gelişimimiz dışında bir konu hakkında, bir başarı gösterdiyse, Onun başarısından dolayı gurur duyarız



SOSYAL KIYASLAMA KURAMI - Lean Festinger

Festinger, insanların tam olarak yeteneklerinin, sıfatlarının farkında olduğu zaman motive olduklarını söylüyor. Bunu anlamak için de birey diğer insanlarla kendini mukayese eder. Kuram aşağıdaki gibi özetlenir:


İnsanlar kendi düşünce ve yeteneklerini geliştirme sürecine sahiptirler.

Fiziksel standartların yokluğunda, insanlar kendilerini diğer insanlarla karşılaştırarak geliştirirler.

Genelde insanlar kendi benzerleriyle karşılaşmayı tercih ederler.

İnsanlar sadece yetenek ve düşüncelerini değil duygularını, kişiliklerini, kazanımlarını, statülerini, prestijlerini de karşılaştırmaktadır.

Sosyal kıyaslamanın amacı farklı yetenekleri ve motivasyonu artırmaktır

Doğru Kişisel Değerler

İnsanlar bazen kendileri hakkında gerçek bilgiye sahip olmayı isterler. Örneğin; voleybol takımında kötü oyuncu olduğunuzu öğrenmeniz, sizi başka bir spor dalına yönlendirip, o spor dalında güç harcamaya teşvik eder.

Karşılaştırma Süreçleri

Festinger, bir insanın seçtiği sosyal karşılaştırma durumlarına odaklanmıştır.

Dış özelliklere bakarak da bir kıyaslama yaparız. Bir adam yamalı bir kot ve bol bir tshirt giydiyse onun salaş görüntüsü, protestocu bir yapısı olduğu fikrini uyandırır.

Düşük özsaygı insanı daha mutsuz yapar ve insanın özgelişimi için bir katkıda bulunmaz. Ne yapılır? Yüksek özsaygı insanı hem gelişmeye hem mutluluğa teşvik eder.


KENDİNİ SUNMA

Sosyal etkileşimin bir aşaması; kendini tanıma, kendini sunma, amaç ve ortama bağlı olarak davranışlarımızı durumdan duruma değiştirebilmektir.

İyi Bir İzlenim Yaratmak

Kendini sunmanın mümkün en bilinen motivasyonu iyi bir etki yaratmaktır. Pozitif etki yönteminin diğer bir taktiği alçak gönüllülüğü kullanmaktır. Kendini sunma sözlü ve sözsüz davranışları içerir.

Etkisiz Kendini Pazarlama
Kendini pazarlama her zaman etkili değildir. Bazı zamanlar olaylar bizde olumlu bir etki yaratmaz.

Örneğin annemizin doğum gününü unutabiliriz veya bir restoranda üzerimize çorba dökebiliriz.

Utanmak, kendimizi sunarken bazen bir durumda alışılagelmiş olmayan hoşnutsuz bir duygu görmemizdir? Kendini pazarlama bazen daha ciddi başarısızlıklar içerebilir. Profesyonel bir aktörün konuşmasını unutması veya ünlü bir bilim adamının bulgularını gösterirken yanlış yorumlarda bulunması gibi.

Mazeretler, izlenimlerde önemli bir rol oynar. Performansı elde tutmanın bir yolu da mazeret bulmaktır. İnsanlar çoğu kez başarısızlıklarına kontrol edilemeyen ve dış kaynaklı sebepler yüklerler.

Önemli mazeretler başarmayı sınırlamıştır. Eğer, arabanın tekerleğinin patlaması mazeretinizse, saatin alarmını kurmayı unuttuğunuzu söylemekten daha iyidir. Ancak her zaman en uygun yalan, gerçeğe en yakın olandır!

Kişisel Engel

Kişisel engel adlı mazeret, önemli bir stratejidir. İnsanların kaçınılmaz başarısızlıkla sonuçlanan deneyimleri olduğunda, bunun yeteneksizlikle değil, başka mazeretlerle savunulmasıdır. Öğrencinin düşük not alışını yorgunluğa bağlaması gibi. Alkolikler işlerini kaybedişlerini, zayıf performanslarına değil de içmelerine bağlarlar.


Kişisel engel stratejisinin iki çeşidi vardır. Davranışsal engeller, örneğin alkol, uyuşturucu etkisi, bitkinlik, dakik olmama, uyuşukluk, dikkatsizlik vs. Kendiliğinden kaynaklanan engeller ise hasta olan insanlar tarafından getirilir. Endişe, utangaçlık, travma vakalarındaki gibi. Böyle durumlar performansı zayıflattığında söylenirler.

Kendi benliğinde düzenli olarak engelleri olan insanlar, zayıf çalışma alışkanlığına sahiptirler, akademik olarak başarısızdırlar ve psikolojik savunmaları zayıftır.

Engeller kısa dönemde etkilidir fakat uzun dönemde bireylerin kendilerini yönetmeleri için kesinlikle başarılı bir taktik değildir.

ÜNİTE 08 : Toplumsal Cinsiyet

Toplumsal cinsiyet farklı kültürlerde, farklı zamanlarda ve farklı coğrafyalarda kadınlara ve erkeklere toplum tarafından uygun bulunan rolleri ve sorumlulukları ifade eder.

Toplumsal cinsiyet: Bir toplumda kadın ve erkeğin en yaygın kişilik özelliklerine ilişkin inançlar.

Benlik: Bireyin kendisi hakkında sahip olduğu inançlar

Şema: Bir kişi, bir grup, bir rol, bir olay vb. uyarıcılarla ilgili olarak yapılandırılmış bilişsel yapılar.

Benlik şeması: Bireyin kendisiyle ilgili belli bir özelliği hakkında nasıl düşündüğünü gösteren bilişsel bir yapı.

Toplumsal cinsiyet benlik şeması; bir kadın ya da erkeğin, kadın ya da erkek olarak kendine ilişkin inançlarıdır.

Erillik (Erkeksilik) Dişillik (Kadınsılık)

Yerine göre her iki cinsiyetin rollerini de yapan insanlara “androjen” denilmektedir ve tolum içindeki sayıları bir hayli fazladır.

TOPLUMSAL CİNSİYET VE ALGILANMASI

Yapılan erkekdişi sınıflamasına “toplumsal cinsiyet damgalaması” denilmektedir.

Erkek ve kadınların en yaygın kişisel özelliklerine ilişkin inançlara “toplumsal cinsiyet kalıp yargısı” denilmektedir. Kalıpyargı, ilgili olduğu sınıfı en iyi temsil eden bireyin gösterdiği özelliklerdir. Daha kısa olarak söylersek; kalıpyargı, kadın ve erkeklerin özelliklerine ilişkin inançlardır.

Kültürel kalıpyargıları, kitle iletişim araçları, din, sanat ve edebiyat ürünlerinde yansıyan cinsiyetle ilgili inançlardır.

Kişisel kalıpyargılar ise erkek ve kadınların özellikleriyle ilgili olarak benimsediğimiz bize özgü inançlarımızdır.

Toplumsal Cinsiyet Alt Sınıfları

Cinsiyetleri kadın ve erkek olarak alıp onları genel kişilik özellikleri bakımından değerlendirdiğimiz gibi; onları daha alt gruplara ayırarak da sınıflamaktayız. Sözgelimi genel olarak kadınlar değil, evliler, feministler, üniversiteli kadınlar, çalışan kadınlar, ev kadınları... gibi sınıflara ayırarak değerlendirmekteyiz. Benzer şekilde erkekler de babalar, çiftçiler, hanım evlatları, iş adamları vb pek çok sınıfa ayrılabilir.

KALIP YARGILARIN KULLANIMI

Bir kişiyi değerlendirirken kalıpyargıları ya da bireyin kendine özgü niteliklerini kullanmamızı belirleyen nedir? Bu konudaki davranışımızı belirleyen üç farklı ölçüt vardır: Kişi hakkındaki bilgi düzeyimiz, grup üyeliğinin belirginliği ve güç dengesi.

Bilgi Birisi hakkında sahip olduğumuz bilgi azaldıkça ona ilişkin algılarımız kalıpyargılar temelinde şekillenmektedir.

Bir kişinin sahip olduğu özelliklere ilişkin bilgilerimiz arttıkça, kalıpyargılara değil bilgimize güveniriz. Bilgi ne kadar çoksa kalıpyargıya olan güvensizlik ya da kalıpyargıyı kullanmama o kadar yüksek olacaktır.

Grup Üyeliğinin Belirginliği Grup üyeliğinin belirginliği ifadesi, bireyin sahip olduğu cinsiyetin aşikâr biçimde tanınır olması anlamına gelmektedir.

Güç ve Kalıpyargılama: Güçsüz insanlar güçlü olanlarla ilgili kalıpyargılar oluştururlar.

Kalıpyargıların Olumsuzlukları

Kalıpyargıların en başta gelen olumsuzluğu, bazılarının bilimsel açıdan yanlış olmasıdır. Söz gelimi erkeklerin kadınlardan daha zeki olduğu kalıpyargısı doğru değildir. Bir başka olumsuzluğu, kalıpyargılar gruplar arasındaki farkı abartırken grup içi farklılıkları da en aza indirmektedir. Kadın ve erkekler arasında büyük farklılıklar varken cinsiyet kalıpyargıları bütün kadın ve erkekleri aynı sayabilmektedir. Üçüncü bir olumsuzluğu; kalıpyargılar nedeniyle eğer bir kadının güçsüz, utangaç, hoş ya da iddiasız olmasını bekliyorsanız ona olan davranışınız bu özelliklerini gösterecek şekilde olmaktadır. Söz gelimi bir işbölümü söz konusu olduğunda erkeksi sayılan işler kendinize, kadınsı sayılanlar ona verilmektedir.

Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Davranış

Saldırganlık. Yaygın inanışa göre erkekler ister yetişkin, ister çocuk olsun bütün kültürlerde, kadınlardan daha saldırgan eğilim içerisindedirler.

Yardım Etme Davranışı. Yardım etme davranışında toplumsal cinsiyet farklılıklarını ortaya koymak için yapılan araştırmaların çözümlendiği bir çalışmada, erkeklerin yardım etme eğiliminin kadınlara kıyasla genellikle daha fazla olduğu sonucuna varılmıştır.



Uyma Davranışı. Bu konuda yapılan araştırmaların sonuçlarına göre kadınlar erkeklerden daha kolay etkilenme eğilimine sahiptirler. Bir varsayıma göre insanların bir konuda bilgileri yoksa ya da konuyu önemsemiyorlarsa daha çok uyma eğilimi göstermektedirler. Dolayısıyla kadınlar erkeksi, erkekler ise kadınsı görülen görevlerde daha fazla uyma eğilimi göstermelidirler.



TOPLUMSAL CİNSİYET KURAMLARI



Bu konuda geliştirilen kuramlar; cinsiyet farklılığını biyoloji, toplumsallaşma, toplumsal roller ve toplumsal durumlar temelinde açıklamaya çalışmışlardır.



Biyoloji



Biyoloji yönelimli bilim insanları, erkeklerdeki fiziksel şiddet ve toplumsal baskınlık gibi eğilimlerin evrenselliğini kanıt göstererek bunda biyolojik bir öz aramaktadırlar.



Kısacası, biyolojik cinsiyet farklılıklarının etkisi, sosyal çevreye bağlı olarak önemli ölçüde değişebilmektedir.



Toplumsallaşma



Bu bakış açısına göre toplumun kadın ve erkek davranışları için farklı ölçüt ve beklentileri vardır.



Çocuklar büyüyüp geliştikçe bu cinsiyet rollerini model alma ve pekiştirme yoluyla öğrenirler.



Çocukluk döneminin en göze çarpan özelliklerinden birisi, çocukların tamamen kız ve erkeklerden oluşan gruplara ayrılmaları ve genellikle karşı cinsten uzak durma eğilimleridir. Hemcinslerle oyun modeli ilk kez okul öncesinde ortaya çıkar ve ilk erginliğin ilk yıllarına kadar devam eder.



Toplumsallaşmada etkili olanlar sadece aile ve arkadaşlar değildir. Bunlara ek olarak televizyon ve öteki kitle iletişim araçları da cinsiyetlere ilişkin pek çok kalıpyargı sunar ve pekiştirir. Toplumsallaşma görüş açısına göre kız ve erkek çocukların farklı toplumsal deneyimleri onların davranışları, ilgileri, beceri ve kişiliklerinde onların yetişkinlikleri boyunca devam edecek cinsiyet farklılıklarına neden olmaktadır.



Toplumsal Roller



Üçüncü bir bakış açısı insanların davranışlarının toplumsal rollerden etkilendiğini vurgulamaktadır. Yetişkinler yaşamları boyunca farklı birçok rolü oynamak durumundadırlar. Bir aile üyesi arkadaş, çalışan veya toplumsal gönüllü gibi çeşitli roller oynamaktadırlar. Bu görüşün temel iddiası; toplumsal rollerin bir kısmı, kadın ve erkek için farklı olarak tanımlanmıştır.



İş dünyasında mesleki roller çoğunlukla cinsiyete göredir. Hemşirelik, sekreterlik ve ilk kademe eğitim hizmetleri geleneksel olarak kadınlara aittir. Tıp, mühendislik ve üst kademe yöneticiliği, askerlik, polislik de erkeklere aittir. İş düzenlemelerinde kadınların iş rolleri güç, saygınlık ve toplumsal statü bakımından daha düşüktür. Erkek patron kadın sekreterdir.



Toplumsal Durumlar



Davranış üzerinde etkili olan bir diğer faktör, o andaki toplumsal ortamdır. Söz gelimi birilerinin bizi sevmesini istediğimizde; inancımız ne olursa olsun, onların bizden beklediği davranışa uygun hareket ederiz. Durumsal baskılar hem erkekler, hem kadınları üzerinde etkili olabilmektedir.



Cinsiyet Rollerine İlişkin Tutumlardaki Değişim



Cinsiyet rollerine ilişkin geleneksel görüşe ters değişme ve gelişmeler günümüzde devam etmektedir.