Vize+Final Osmanlı Tarihi Vize-Final Ders Özeti

admin

Administrator
Yönetici
Admin
4 Eyl 2018
401
99
28
#1
OSMANLI TARİHİ (1299-1566)
1.ÜNİTE
BATI ANADOLU UÇ BÖLGESİNİN DOĞUŞU

ilhanlı baskısı sonucu Selçuklu Devleti dağılırken, iç bölgedeki yaylaklarını kaybeden Türkmen boyları, Anadolu’nun batı uç kesimlerine yığılmaya başlamışlardır. Uç: Genel anlamda rakip devletler, özel anlamda ise Bizans sınırında oluşan, dini unsurlarla
örülü küçük siyasi-askeri yapı ve bununla oluşan yaşam tarzı.
Harezmşahların, Selçukluların ve diğer Türk beyliklerinin idaresi altında bulunmuşlardı, idari, askeri yapıdan haberdar idiler. Ayrıca bir kısmı 1240’larda Anadolu tarihi bakımından büyük önemi haiz Babaî isyanı’na katılmışlardı. Babaî isyanı: Anadolu Selçukluları döneminde 1240 yılında gayri sünnî tasavvufî hareketin lideri Baba İlyas tarafından çıkarılan isyan.
islamî anlayışla hareket etmiyorlar, cihat-gaza prensibini, bugün bilinen anlamda değil daha yumuşak ve bütünleştirici tarzda benimsemiş görünüyorlardı.
Cihat-Gaza: Din için yapılan savaş ve Osmanlılar’da bir fetih ideoloji haline gelen terim
Böylece uç denilen kesimde bir yandan geleneksel olarak hayat tarzlarını sürdüren, öte yandan yine kendi anlayışlarıyla şekillendirdikleri dini motişeri manevi idealle süsleyen, Bizans topraklarına akınlar yaparak elde edilen ganimeti siyasi kudret için gerekli olan iktisadi gücün kaynağı haline getiren yeni siyasi teşekküller ortaya çıktı.
Orta Anadolu’da sıkışıp kalan ve ilhanlı hakimiyetini kabul eden Selçuklulara sözde bağlı
Türkmen beylikleri, merkezi otoritesi zayışayan Bizans’ın içinde bulunduğu siyasi bunalımdan istifadeyle Batı Anadolu’da yoğun bir faaliyete giriştiler. eski Selçuklu payitahtını (Konya) ele geçiren Karamanoğulları üstün bir mevki kazandılar.
Germiyanoğulları ve Candaroğulları, Bizans sınır hattında kendilerine bağlı her biri boy beyi olan savaşçı liderleri devreye sokmuşlardı. Söz konusu savaşçı beyler, muhtemelen yarı bağımsız, çoğu defa da kendi namlarına hareket ediyorlar, zaman zaman kendileri gibi olan diğer beylerle birleşebiliyorlar, sınır bölgelerindeki Bizans feodal beylerine (Osmanlı kaynaklarında tekfur denilmektedir) karşı müşterek saldırılar düzenleyebiliyorlardı.
Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus’a bağlı Türkmen liderlerinin hükmü altındaki askeri nitelikleri öne çıkan kalabalık Türkmen boylarının yerleştiği yerdi.
İLK OSMANLILAR
Sadece Osmanlı kronikleri değil, ilk Osmanlılarla ilgili çağdaş Bizans kaynaklarının aktardıkları dolaylı bilgilerde de önemli problemler mevcuttur.
Kronik: Döneminde kaleme alınmış olan ve olayları zaman dilimini dikkate alarak anlatan tarihler anlamında kullanılmıştı. Osmanlı kronikleri/tarihleri XV. yüzyılın ortalarından itibaren daha düzenli olarak tutulmaya başlanmıştır.
OSMANLI BEYLİĞİ’NİN KURULUŞU VE OSMAN
en eskisi Osman Bey’in ortaya çıkışından yüz yıl sonra kaleme alındığı bilinen ilk Osmanlı kaynağı (Ahmedi’nin Tarihi, XIV.yüzyıl başı) ve onu takip eden XV. asır ortalarında çoğu Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid çağında yazılmış Osmanlı tarihlerine dayalı olarak aktarılmıştır. Osman Bey’in atalarını 1220’lerden itibaren Moğolların ortaya çıkışı sonucu Anadolu’ya akan Türkmen kitlelerine bağlar. Bir kısım Osmanlı kaynakları Osmanlıların çıkış noktasını Mahan olarak belirtirken, bir kısmı Ahlat’ı ön plana çıkarır.
Osmanlıların ataları Ahlat’tan Erzurum-Erzincan taraflarına yönelmişler Haleb’e kadar inmişler, sonra yeniden Pasin ovasına gitmek zorunda kalmışlar, burada iken ailenin bir kısmı ayrılmış, geri kalanlar Ertuğrul Bey liderliğinde Ankara-Karacadağ yoluyla Söğüt’e gelmişlerdir.
ilk Osmanlı tarihini yazan Ahmedi. Gündüz Alp- Ertuğrul ve Osman Bey silsilesidir. ilk Osmanlılardan tespit edilebilen ve üzerlerinde belirli bir mutabakat oluşan bu üç simadır. Osman Bey’in adını veren dönemin tek çağdaş tarihi, Pachimeres tarafından yazılmış olup1260-1307 yılları arasındaki olayları anlatan bir Bizans kroniğidir.
XV. ve XVI. asra ait tahrir defterlerine yansıyan bilgiler, Osmanlıların ortaya çıktığı ana coğrafyada (Bursa-Eskişehir-Bolu hattı) Kayıların açık izlerini gösterir.

Tahrir Defteri : Osmanlı mali sisteminde vergiye esas olan varlıkların sayımı yapılarak düzenlenen defterleridir
Osmanlı Beyliği’nin diğer Türkmen beylikleri gibi ortaya çıkışında, Osmanlı kaynaklarında daha ziyade Selçuklu Sultanı Alaeddin ile Ertuğrul, yahut Osman’ın bu bölgedeki müşterek askeri harekatıyla irtibatlandırılır.
çok ehemmiyet verilen Karacahisar’ın fethi Osmanlı tarihlerinde devletin ortaya çıkışının ve Selçuklu Sultanı ile olan bağın temeli, dönüm noktası olarak ele alınır.
Karacahisar: Osmanlı tarih geleneğinde Osmanlı beyliğinin Anadolu’daki ilk ele geçirdiği ve bağımsızlığını ilan ettiği yer olarak gösterilir.
OSMANLI BEYLİĞİ’NİN KURULUŞ YILLARINDA ANADOLU’DA SİYASİ ORTAM
1256’da Baycu Noyan idaresindeki Moğol kuvvetleri Konya’yı tazyik etti. II. izzeddin Keykavus ordularının mağlubiyete uğraması üzerine iznik imparatoruna sığındı. Baycu’nun dönüşünden sonra ise geniş ölçüde destek aldığı Denizli Türkmenleriyle birlikte tekrar Konya’ya geldi (1257). Sonra ülkeyi kardeşi IV. Kılıçaslan (ö.1266) ile ikiye bölüp paylaştı. Dönemin olaylarına şahit olan Pachimeres, 1250’den itibaren Paftagonya/Kastamonu dağları Türkmen boyları yla dolmuştur. imparator VIII. Mikael 1260’lı yıllardan itibaren takip ettiği askeri güç oluşturma yolundaki gayretlerinin tepkiyle karşılanması, sınır boylarındaki savunma zincirini zayıflatır.
Pachimeres’den hareketle Çobanoğlu Muzafferüddin Yavlak Arslan’ın öldürülmesinden sonra(1291-1292) onun yerine geçen oğlu Mahmud’un Bizans sınırındaki akın faaliyetini kardeşi Ali’ye bıraktığı, onun da daha sonra Bizans ile anlaştığı ve yerini Osman’ın aldığı üzerinde durulur. Pachimeres Osman’ın adını ilk zikrettiği hadise ise onun bir Bizans kuvvetini mağlubiyete uğrattığı Bafeus savaşı dolayısıyladır. Osman’ın adını da Atman olarak yazar.
Atman: Kelime aslında başbuğ, kumandan anlamına gelen ve daha çok Karadeniz’in kuzeyindeki Türk kavimlerince kullanılan bir unvandır.
Pachimeres’e dayalı kesin bilgi, Osman Bey’in Leon Mouzolon komutasındaki bir Bizans ordusunu Bafeus denilen yerde mağlubiyete uğratmasıdır. Böylece Osman Bey bir askeri lider, tarihi bir şahsiyet olarak bir tarih kaynağında ilk defa ortaya çıkmış oluyordu.

OSMANLI BEYLİĞİ’NİN İLK SİYASİ-ASKERİ FAALİYETLERİ
Bafeus savaşı sonrası Osmanlı Beyliği’nin bir siyasi teşekkül haline geldiği genel olarak kabul edilmektedir.
1299’daki Sülemiş isyanının sebep olduğu karışık ortam da göz önüne alındığında Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu için 1300 yılını belirlemek daha uygun görünür. Osman Bey Bafeus savaşı sırasında ve sonrasında civarındaki Bizanslı feodal beylerle amansız bir mücadeleye girmek yerine onlarla genellikle iyi geçinip bölgedeki durumunu kuvvetlendirdi. Bafeus’un hemen ardından Osman Bey’in, Melangeia’yı ele geçirdiği ve hareket üssü yaptı. iznik’i tehdit ederek burayı sürekli abluka içinde tuttu. Âşıkpaşazade’nin tarihinin içinde yer alan ve ilk dönemlere ait en önemli kaynak olan Yahşi Fakih Menakıbnamesi, Osman Bey’in bölgedeki faaliyetleri hakkında nispeten ayrıntılı bilgiler verir.
Bursa tekfuru Osman Bey’in akınlarını durdurmak için dört komşu şehrin Atranos, Kestel, Kite ve Bednos’un tekfurlarıyla ittifak yapar.
Osman Bey 1285’te aşiretiyle Söğüt-Domaniç arasında faaliyet göstermektedir. 1285- 1299 arasında Göynük, Gölpazarı, Bilecik, Yarhisar, Yenişehir, inegöl’de hakimiyet kurmuştur. Bizans kaynakları bölgedeki Türklerle savaşmak için görevlendirilmiş olan idarecilerden söz eder. Mouzolon, Makrenos, Siouros, Kassianos, Marules, Mikael Atzimes.
Osman Bey’in 1324’te vefatı, oğlu Orhan’ın iki sene sonra Bursa’nın fethiyle Osmanlı beyliğinin teşekkül aşaması tamamlanmış oldu.
Orhan Bey’in istiklal alameti olarak bu fetihten sonra para bastırmış olması onun artık bağımsız ve güçlü bir lider konumuna geldiğini de göstermektedir.
Bizans imparatoru III. Andronikos Pelekanon denilen yerde Bu savaş eski ihtişamından çok şey kaybetmiş olmakla birlikte bir Doğu Roma imparatoru ile basit bir Türkmen beyi olarak görülen Orhan Bey’in doğrudan doğruya karşı karşıya geldikleri ilk muharebe idi.
OSMANLILARIN ANADOLU BEYLİKLERİ İÇİNDEKİ KONUMU
Osman Bey’in bir siyasi oluşumun lideri haline gelişinden Orhan Bey’in Bursa’yı alışına kadar geçen süre içinde ilk ilişkilerin yakın çevredeki Çobanoğulları, Bolu yöresindeki küçük beylikler, Germiyanoğulları ve Karesi beyliği ile olduğu söylenebilir.
ilk Osmanlı tarih yazarlarından Ahmedi gaza kavramını yüksek islami kalıplar çerçevesinde yeni baştan değerlendirecekti. Bu anlayış yine de katı bir sürekli savaş değil, daha yumuşak bir tarzda Osmanlı idaresine meylettirmek anlamındaki, istimalet denilen bir uygulamayla kendisini gösterdi.
istimalet: Osmanlıların, fethettikleri bölgelerdeki gayri müslim ahaliyi kendi yönetimlerine çabuk ısındırabilmek için himaye etmek, dinî serbestiyet vermek ve vergi muafiyeti tanımak gibi uyguladıkları politikayı ifade eder.
Kesin olan husus 1345-1346’da Karesi ilinin tamamıyla Osmanlı idaresi altına girdiğidir. Rumeli’ye geçişte onlara hareket kolaylığı sağladığı açıktır. 1330’lu yılların başında Osmanlı beyliği hakkında bilgi veren çağdaş bir kaynak olarak Arap seyyah ibn Battuta’nın (ö.1368) gözlemleri çok önemlidir. aynı dönemlere ait bir başka kaynak, ibn Fazlullah el-Ömeri’nin (ö.1349) ansiklopedik eseridir.
2.ÜNİTE
OSMANLI BEYLİĞİ’NİN YENİ HAYAT SAHASI: BALKANLAR

Osmanlı tarihlerinde bugünkü Trakya’yı da içine alan Balkan yarımadası için daha çok “Rumeli” tabiri kullanılır.
Osmanlı Rumelisi denince istanbul Boğazı’nın Avrupa yakasından başlamak üzere Tuna nehrine kadar uzanan geniş coğrafya anlaşılır.
Kocaeli bölgesinin alınışı, Karesi beyliğinin ilhakı ve bu yıllarda Bizans’taki iç savaş ortamı, Osmanlılara Rumeli yakasına yönelmek için önemli bir fırsat sağlamıştır. Osmanlı Beyliği’nin Rumeli yakasına geçiş olayını, 1345-1346’da Karesi Beyliği’nin tamamıyla Osmanlı idaresi altına girmesiyle başlatmak mümkündür.
Hatta Kantakuzenos 1345’te Bursa bölgesini ve Kocaeli kesimini neredeyse tamamen ele geçirmiş olan Osmanlı beyi Orhan Bey ile de temasa geçti. Onun askeri gücünden istifade etmek istiyordu. Muhtemelen ilk Osmanlı düzenli birlikleri bu vesileyle Avrupa yakasına geçmişlerdi. Kantakuzenos ayrıca Orhan Bey ile şahsi bir dostluk da kurdu, ikinci kızı Theodora’yı 1346’da Orhan Bey ile evlendirdi. Düğün merasimi Silivri’de (Slymbria) yapılmıştı.Osmanlı kuvvetleri Gelibolu yarımadasına ve Trakya’ya 1349’da ve 1352’de o sırada ortak imparator olarak tanınan Kantakuzenos’a (VI. ioannes Kantakuzenos) yardım amacıyla geçeceklerdi.

OSMANLILARIN BALKANLAR’DAKİ İLK ASKERİ FAALİYETLERİ
Kantakuzenos, kendisine karşı Sırplar’dan ve Venedikliler’den destek gören V. Ioannes’in faaliyetlerine karşı Orhan Bey’den yeniden yardım istedi. Osmanlı kuvvetleri Kantakuzenos’un düşmanları Sırp-Bulgar ordusunu 1352 sonbaharında Meriç ırmağa boyunda mağlup etti. Kantakuzenos o sırada Edirne’de idi; muhtemelen şehzade Süleyman ile de görüştü ve sonra Osmanlı atlıları Bulgar topraklarına girerek akın yaptılar. Çimpi (Tzympe) hisarı onlara üs olarak verilmiş, fakat Süleyman Bey harp bitiminde burayı bırakmamıştı.
Bu arada 1-2 Mart 1354’de vuku bulan zelzelede Trakya’nın Marmara kıyı çizgisi yıkıntı haline gelince, bundan Gelibolu da etkilendi. Halk şehri terk etti ve Süleyman Bey derhal buraya girdi. Bu durumda Gelibolu yarımadası tamamıyla alındıktan başka Trakya’ya yayılma fırsatı da ele geçmişti.
Rumeli yakasındaki şehzade Murad, yanında Karesili kumandanlar ve lalası şahin olduğu halde mücadeleyi yeniden başlattı. Bu arada harekete geçen Haçlı donanması, Osmanlıların Avrupa yakasına geçiş iskeleleri olan Lapseki’ye bir çıkarma yapmış, fakat pusudaki Türk birliklerinin baskını ile yenilerek güçlükle geri çekilebilmişti. Bu bir bakıma Osmanlılara karşı ilk Haçlı seferi özelliği taşıyordu. Orhan Bey’in Rumeli yakasında yeniden başlatacağı askeri harekatı da bu olay tetiklemiştir.
RUMELİ YAKASINDA YERLEŞMENİN BAŞLAMASI
Anadolu’dan gelen Hacı ilbeyi, Evrenosoğulları, Mihaloğulları gibi uç beyleri sınır kesimlerinde faaliyet gösterdiler, yeni uç bölgeleri geliştikçe, zapt edilen yeni topraklardan sağlanacak imkânlar Anadolu’daki Türkmenleri ve yerleşik grupları buraya çekmeye başladı.
Osmanlılar her önlerine çıkan Hıristiyanı kılıçtan geçirmediler, aksine kendi taraflarına geçmeye ikna edip kır ve şehir kesiminde halkı yerinde tutmaya çalıştılar. Aldıkları haraç onların daha önce Bizanslı idarecilere ödediklerinden fazla değildi.
Haraç: islam hukukuna göre Müslüman topraklarda yaşayan gayri Müslim topluluklarından alınan şahsi bir vergidir.
Köylüler bir nevi vergi toplayıcısı hüviyetini haiz olan ve üzerlerinde hiç bir hukuki hakkı bulunmayan timarlı sipahiye, yahut doğrudan vakıf, mülk yoluyla merkezi idareye mali açıdan bağlı kılındı. Türk köylülerle aynı statüyü- cizye dışında- haiz hale geldiler.
Timar Sistemi: Askeri hizmet karşılığı bazı toprakların vergi gelirlerinin tahsis edildiği sistem.
EDİRNE’NİN FETHİNDEN SONRA BALKANLAR’DAKİ YENİ SİYASİ GELİŞMELER
Edirne’den sonra ikinci büyük merkez olup Kantakuzenos’un imparatorluğunu ilan ettiği önemli bir şehir durumundaki Dimatoka 1361’de Hacı ilbeyi tarafından ele geçirilmişti. Hemen ardından Flibe 1363’te Osmanlı idaresi altına girdi. Bu sonuncu fethi Lala şahin Paşa gerçekleştirmiş. 23 Ağustos 1366’da önemli bir Türk deniz üssü olan Gelibolu’yu ele geçirdi. Amedeo 1367’de burayı Bizans’a verdi. Bu durum Osmanlıların Balkanlar ile olan bağını kesintiye uğrattıysa da V. Ioannes’in oğlu ve naibi IV. Andronikos I. Murad’ın ısrarlı taleplerine boyun eğerek kaleyi 1376’da yeniden Osmanlılara terk edecekti.
I. Murad özellikle Stefan Duşan’ın kurduğu imparatorluğun 1355’te ölümünün ardından dağılmasından sonra feodal beyleri vasallik bağlarıyla kendisine bağlayıp Balkanlar’ın siyasi yapısında önemli değişikliklere sebep oldu. Osmanlıların Makedonya’ya doğru ilerlemelerini engellemek isteyen Serez’deki despot ivan Ugljeşa kardeşi Vukaşin ile 1371 Eylülünde Edirne’ye doğru ilerledi.
Bu savaşta kazanılan başarı Osmanlılara Makedonya, Sırbistan, Yunanistan kapılarını açtı.Ayrıca bu savaş sonunda Bizans’ın Batı ile kara bağlantıları adeta kesilmiş oluyordu.
Bizans imparatorunun küçük oğlu Manuel, Ugljeşa’nın mağlubiyetini öğrenince 1372 Kasımında Serez’i almıştı. Osmanlılar buna tepki göstererek Serez’i kuşattıkları gibi 1372 Nisanında Selanik’e hücum ettilerse de bir süre için geri çekilmek zorunda kaldılar. Bununla birlikte Bizans zor durumda kaldığından imparator V. ioannes I. Murad ile barış yaptı. Böylece Bizans Osmanlılara bağımlı hale gelmiş ve vasallik yoluna girmiş oldu
I. Kosova Savaşı ve Sonuçları
Kaynaklarda I. Murad’ın doğrudan Lazar’ın üzerine yürümesi 1388’de Osmanlı kuvvetlerinin Ploçnik ’te uğradığı mağlubiyete dayandırılır..
I. Murad bulunduğu bölgede önemli bir güç haline gelen Lazar ile Osmanlı birliklerini ağır mağlubiyete uğratan Bosna kralı Tvrtko arasında işbirliği olma ihtimali karşısında aynı zamanda vasali olan Lazar’ın üzerine yürüdü. Aslında bu Osmanlı sınırlarında bir vasalin isyanını bastırma amaçlı bir sefer değil, baş göstermesi muhtemel bir tehlikenin ortadan kaldırılmasına yönelik bir harekattı. Bu önemli savaş, 28 Haziran 1389’da Kosova ovasında vuku buldu. Yapılan mücadele kesin bir Osmanlı galibiyeti ile neticelendi. Ancak I. Murad ve Lazar savaş meydanında hayatlarını kaybettiler.
Sırplar’ın ana yurdu, ana kalbi olarak Kosova büyük bir önem kazandı. Lazar kendisini Sırplar için feda eden ve onların acılarını taşıyan bir aziz mertebesine yükseltildi. Bu anlayış Sırp milliyetçiliğinde derin akisler bulurken zamanımıza kadar gelen derin izler bıraktı. Kuzey Sırbistan yolu Osmanlılara açılmış, Sırp despotluğu vasal hale gelmiş, Makedonya, Sırbistan, Arnavutluk ve Bosna’ya doğru ilerleme imkânı doğmuştu. Bosna bölgesinde yaygın olan Bogomilizm faktörü ise bütün bu sebepler içinde en zayıf olanıdır.
Bogomilizm: X.-XV. Asırlarda Balkanlar’da yaygın hale gelen düalist bir Hıristiyan mezheptir. Hıristiyanlık inancı içinde teslisi kabul etmeyip Hz. isa’yı sadece bir peygamber olarak tanırlar.
Bu durumda Rumlaşma ve Slavlaşma süreçleri kesilmişti. Ayrıca islamlaşma onların Türkleşmesine yol açmamıştı. Osmanlı hâkimiyetinin yerleşmesi ile uygulanan hukuk sistemi, güvenlik vaat eden sağlam merkezi idare, Balkan milletler mozayiğinin muhafazasında etkili olmuştur.
Osmanlı devleti islam hukukuna dayalı olarak gayri Müslimlere bir zimmet hukuku bahşetmişti.
Zimmet Hukuku: Zimmi kelimesi islam devletinin koruması altındaki kitap ehli gayri Müslim unsurları işaret eder. Hıristiyan ve Yahudilerin kendi dini inanç ve adetlerini belirli kısıtlamalar dışında rahatlıkla yapabilmeleri garanti altına alınmıştır.
BATI ANADOLU BEYLİKLERİNİN VASALLEŞME SÜRECİNİN BAŞLAMASI
Özellikle Rumeli’de sınır hatlarında kendi askeri gruplarıyla “gaza” yapan uç beyleri büyük şöhrete sahip oldular.
Batı Anadolu ve Orta Anadolu beylerinin tabanlarının ve askeri zümrelerinin Osmanlı tarafına kaymasını, aynı imkânlara kavuşma hevesi dolayısıyla, kolaylaştırdı. I.Murad döneminde başlayan vasallik, yani Batı Anadolu Türkmen dünyasını Osmanlı bayrağı altında gevşek sayılabilecek bir konfederasyon halinde tutma, ikincisi ise Yıldırım Bayezid’in merkezi bir devlet kurma şkri içerisinde bütün vasalleri doğrudan merkezi idareye bağlama ve eski bey ailelerini tasfiye etme idi.
ilk olay, Karamanoğullarının Osmanlıların gaza şöhretlerini kendilerinin de üstelenebileceğini göstermeye yönelik olarak giriştikleri Gorigos (Silifke ile Erdemli arasında bir kıyı yerleşmesi) seferidir. bu kuvvetler karşısında bozguna uğradılar, dağlara çekildiler.
1354’te Ankara’nın ele geçirilmesinin ardından Orta Anadolu’ya doğru açılan koridor, I. Murad döneminde işlerlik kazanmıştı. Anadolu’da ikinci yayılma yönünü iran ipek ticareti yolu üzerindeki bu koridor oluşturdu.
Hamidoğulları’ndan satın alındığı iddia edilen bölge, Osmanlılarla Karamanlılar arasında hızlanan mücadelenin görünür sebepleri olarak takdim edilir. bahanesiydi. I. Murad 1387’de Konya üzerine yürüdü ve burada Frenkyazısı adlı yerde yapılan savaşta Karamanlıları bozguna uğrattı. Bu durum aynı zamanda Karamanoğulları’nın beylikler üzerindeki iddialarının sonunu oluşturdu.
I. Murad Rumeli yakasında Hıristiyanlarla savaşa giderken öteki Anadolu beylikleri durumdan yararlanıp Bursa’ya saldırma hazırlığı yapmışlardır. Bunu öğrenen I. Murad ulemaya danışarak böyle bir durumda önce kiminle savaşılması gerektiğini sorar. Ulema Hıristiyanlarla savaşmanın “farz-ı kifâye” (yani yapılması gerekli olmakla birlikte âciliyet oluşturmayan bir görev), Müslümanları bir zorbanın elinden kurtarmanın ise ”farz-ı ayn” (yani mutlaka yapılması mecburi olan ve herkesi ilgilendiren bir vazife) olduğunu söyler. gaza yapan bir hükümdara saldırana karşı savaşmanın en büyük gaza olduğunu (mani-i gazaya gaza, gaza-yı ekberdir) dahi belirtmişlerdir.
3.ÜNİTE
I. BAYEZİD
(1389-1403) VE İLK MERKEZİYETÇİ DEVLET TEŞEBBÜSÜ

Şehzade Bayezid, 1386’da babasının Karamanoğlu Alâeddin Bey’e karşı verdiği Frenkyazısı çarpışmasında sergilediği yetenek ve atılganlıkla Yıldırım lakabını almıştı.Yeni Osmanlı sultanı, devlet erkânının nasihatleri doğrultusunda iktidarın bölünmezliği ilkesini işleterek kardeşi Yakub’u hiç vakit kaybetmeden öldürttü. Kosova’da ele geçirilen Sırp prensi Lazar, I.Bayezid’in saltanatında geliştireceği fetih siyasetinin ilk nişanesi olarak savaş meydanında idam edildi.
1389-1390 kışında sefere çıkan Osmanlı padişahı, Saruhan, Aydın, Menteşe, Hamid ve Germiyanoğulları topraklarını Osmanlı idaresine bağladı. bölgelerin idaresini doğrudan Osmanlı başkentinden tayin edilen isimlere bıraktı. Bu şekilde sancak teşkilatı uygulaması Anadolu’nun batı kesimine yayıldı. Bu dönemde Osmanlı genişlemesine karşı Anadolu’da Karamanoğlu Alâeddin Bey, Kadı Burhaneddin ve Candaroğlu Süleyman Bey arasında bir ittifak kurulmuştu.
I. Bayezid’in Batı Siyaseti
I. Bayezid, Bizans imparatoru II. Manuel’i daha imparator olmadan önce yanına çağırıp birlikte sefere götürmüştü. Onun imparator oluşunu da destekledi ve hatta tekrar çıkacağı bir sefer için onu yanına çağırdı. Bulgar toprakları, vilayete dönüştürülerek doğrudan Osmanlı başkentine bağlandı. Askerî bakımdan güçlü devletler, bu anlayışa dayanarak siyasî menfaatlerine daha uygun hükümdarları komşu ülkelerin tahtına geçirerek haraçgüzar devletler yaratmaya çalışırlardı. I. Bayezid’in Eşâk yönetimini I. Vlad’a bırakması böyle bir uygulamaydı.
Haraçgüzar: ikili anlaşmalar gereği siyasî varlığını devam ettirmek için himayesi altına girdiği devlete yıllık vergi ödeyen devlet veya hükümdar.
I. Bayezid’in Balkanlar’da giriştiği fetihler, Venedik ve Macar saraylarını Osmanlı tehlikesine karşı yakınlaştırdı.
I. Bayezid, yanında Sırp vasali Stefan Lazareviç olduğu halde kaleyi kurtarmak üzere harekete geçerek 25 Eylül 1396 tarihinde haçlı ordusunun karşısına çıktı.
Osmanlılar, tarihin akışına yön veren bir imha savaşı kazanmışlardı. Haçlı ordusu, muharebeye girmeyip kaçan Eşâk ve Erdel birlikleri dışında neredeyse tamamen yok edildi. Niğbolu Savaşı, ortaçağların imtiyazlı savaşçısı ağır zırhlı şövalyenin zamanının geçmeye yüz tuttuğunu haber veriyordu.
Niğbolu zaferi, I. Bayezid’in siyasî konumunu pekiştirdi. Bizans imparatoru Manuel, istanbul’da bir Türk mahallesi kurulmasını kabul etmek mecburiyetinde kaldı. Bu mahallede bir cami inşa edilecek ve mahalle sakinleri için bir kadı tayin edilmesine izin verilecekti. Niğbolu Savaşı, Osmanlı askerî gücünü Balkanlar’dan söküp atmanın mümkün olmadığını göstermişti.
Gücünün Doruğunda ve Felaketin Eşiğinde Bir Osmanlı Sultanı
I. Bayezid, Karamanoğlu Alâeddin Bey’i Akçay Savaşı’nda mağlup etti. Karaman beyi, canını kurtarmak için Konya’ya kaçıp kaleye sığınmasına rağmen yakalanarak ortadan kaldırıldı. ilhanlıların doğal varisi sıfatıyla Anadolu’nun hamisi olduğunu iddia eden Timur da farklı düşünmüyordu. Ona göre Osmanlılar, ilhanlı döneminde sağlanan siyasî hiyerarşi içindeki yerlerine sadık kalarak Batı Anadolu’daki haraçgüzar uç beyliklerinden biri olmaya devam etmeliydiler. Bayezid ve Timur arasındaki kaçınılmaz çarpışma, 28 Temmuz 1402 tarihinde Ankara Çubuk Ovası’nda gerçekleşti. I. Bayezid, Sırp asıllı karısı ve oğullarından kaçmayı başaramayanlarla birlikte tutsak düştü; 1403 Mart’ında Akşehir’de son nefesini verinceye değin esaret hayatı yaşadı.
Ankara Savaşı, Bayezid’in saltanat yılları boyunca kazandığı her şeyi bir günde yok etti. I. Bayezid, geniş toprakların tek başkentten yönetilebileceği merkezî bir devletin altyapısını kurmaya çalışmıştı. Bu amaçla kul sistemini düzenleyip yerleştirdi; devlet kademelerine ve taşra teşkilatına yerel aileler yerine doğrudan kendisine karşı sorumlu kapıkulu mensupları atadı; örfî hukuk uygulamaları geliştirip kanunnameler çıkardı; ilhanlı usulüne dayalı malî düzenlemeler ve tahrir sistemini getirdi. Türkmen savaşçılığından ilham alan gaza anlayışı, bu dönemde yüksek islamî kurum ve idealler çerçevesinde yorumlanan daha evrensel bir savaşçılık kültürüyle yer değiştirmeye başladı. Batıda giriştiği başarılı seferler, Bayezid’in Mısır’daki hilafet merkezi tarafından sultan unvanıyla şereflendirilmesine vesile olmuştu. Yıldırım Bayezid, bir uç beyliğinin hâkimi olmaktan çıkıp nispeten karmaşık idarî kurumlarıyla boy gösteren bir islam devletinin sultanı haline gelmişti.
Örfî Hukuk: Osmanlı sultanlarının islam şeriatı sınırları içinde kalmak şartıyla güncel meseleleri düzenlemek amacıyla çıkardıkları genellikle toprak idaresi ve vergilendirmeye ilişkin yasalar bütünü.
FETRET DEVRİ VE OSMANLI SALTANATININ BÖLÜNMESİ
(1402-1413)

Süleyman Çelebi, Timur’dan Rumeli’deki Osmanlı arazisinin hükümdarı olduğunu tasdik eden bir yarlık almayı başarırken, Mehmed Çelebi de, Tokat ve Amasya havalisindeki hâkimiyetini aynı şekilde meşrulaştırmıştı.
Yarlık: Berat, ferman
Bizans imparatoru II. Manuel’e baba diye hitap eden Mehmed, çok daha uzlaşmacı ve dengeli bir hareket tarzına sahipti. Vasallerin ve uç beylerinin yardımını alan Mehmed Çelebi, 5 Temmuz 1413’te kardeşini Sofya yakınlarında mağlup edip Fetret devrini sona erdirdi. Timur sayesinde eski topraklarına kavuşan Türkmen aileleri, Osmanlı şehzadelerinin 1402-1413’te sürdürdüğü iktidar kavgasının müdahil taraftarı oldular.



I. MEHMED VE OSMANLI İKTİDARININ DİRİLİŞİNDE UZLAŞMACI SİYASET(1413-1421)
Batı Anadolu’da menfaat sahibi Cenevizliler, Rodos şövalyeleri, Germiyan ve Menteşeoğulları ile anlaşan I. Mehmed, Cüneyd Bey üzerine yürüyüp Aydın-ili topraklarını tekrar bir Osmanlı sancağı haline getirdi. Timurlu Şahruh, Osmanlı saltanatının güçlenerek Anadolu’daki siyasî dengeyi bozmasını istemiyordu. Timurlu sarayında tutsak bulunan Osmanlı şehzadesi Mustafa, 1415 başlarında Trabzon’a yollanarak I. Mehmed’le kardeşi arasında bir taht kavgası başlatıldı.
Şeyh Bedreddin önderliğinde 1416 yazı ve sonbaharında Batı Anadolu ve Rumeli’de Deliorman’da çıkan isyanlar, doğrudan Osmanlı saltanatını hedef alan bir mahiyet arz ediyordu.
Şeyh Bedreddin: Simavna kadısı olarak bilinen ve Fetret devrinde Musa Çelebi’ye destek veren tasavvuf şeyhi ve kazasker. Varidât isimli meşhur eserin yazarıdır
Osmanlı iktidarının merkeziyetçi doğasını kabullenmekte zorlanan kitlelerden destek gören şeyh Bedreddin ayaklanması, en sonunda şeyhin yakalanarak Serez’de idam edilmesiyle bastırıldı.
Osmanlı sultanı, hayatta olduğu sürece Mustafa’nın istanbul’da hapiste alıkonulması karşılığında Bizans hazinesine yıllık 300.000 akçe (10.000 duka) ödemeyi kabul etti. 1417’deki Karaman seferi, I. Mehmed ’in hastalığından ötürü veziri Bayezid Paşa tarafından gerçekleştirildi. I. Mehmed, kardeş katlinin önüne geçmek için beyliğin ilk yıllarındakine benzer bir tarzda devlet idaresini hanedanın erkek üyeleri arasında paylaştırma seçeneğini hayata geçirmek istemişti.
II. MURAD (1421-1444, 1446-1451) VE RUMELİ’DE KESİN YERLEŞME
Osmanlı-Macar-Venedik Çekişmeleri ve Denge Siyaseti(1423-1437)

Bizans sarayı,1402’de aldığı Selanik’i Venediklilere teslim etti. Osmanlı idaresi, bu devir teslimi kabul etmeyerek Venediklilere yaklaşık yedi yıl süren bir savaş açtı (1423-1430).
1430’da Selanik’i zapt eden Osmanlılar, mücadeleyi kendi menfaatleri doğrultusunda sonlandırdılar.
Balkanlar’daki Osmanlı genişlemesinden rahatsız olan mahallî bey ve despotlar, 1431’de Osmanlı ve Macar sarayları arasında geçerli ateşkesin bitmesinin ardından Kral Sigismund ’un etrafında toplanmaya başladılar. Bu ittifaka katılanlar arasında Osmanlı şehzadesi Davud, Bulgar tahtı adayı, Bosna kralı Tvrtko ve Sırp despotu Georg Brankoviç yer alıyordu.
Davud: I. Murad’ın oğlu
Savcı Bey’in en küçük oğlu. Babasına karşı başarısız bir isyan girişiminde bulunan Savcı Bey’in öldürülmesinin ardından Macaristan’a kaçtı. şehzade Davud, II. Kosova Savaşı’nda Osmanlılara karşı savaşan kuvvetler arasında yer alıyordu.
II. Murad, Timurlu kuvvetlerini asla karşısına alma taraftarı değildi. Şahruh tarafından yollanan hilati kuşanarak Timurlu Devleti’nin yüksek iktidarını tanıdığını duyurdu.
Hilat: Giyinildiği takdirde bir hükümdarın üstün hâkimiyetinin kabul edildiğini simgeleyen kaftan.
Osmanlı Siyasetinde iktidar içi ilişkiler ve Fetih Siyasetinin Dönüşü (1437-1444)
1440’ta II. Murad’ın Belgrad önlerinden çekilmesi, Osmanlı askerî tarihi bakımından facialarla dolu bir dönemin başlangıcı oldu. Hünyadi Yanoş (Hunyadi János: Osmanlı tarihlerinde Yanko) komutasındaki Macar birlikleri, 1441-1442’de Osmanlı uç beylerini ve Rumeli kuvvetlerini defalarca yenilgiye uğrattılar. II. Murad, keskin bir politika değişikliği yaparak barış ve yatıştırma siyasetine dönmek zorunda kaldı. Edirne-Segedin Antlaşması, Sırp despotluğunun ihya edilerek Sırbistan topraklarının Georg Brankoviç’e bırakılmasını onaylıyordu (12 Haziran 1444). Aynı sene akdedilen Yenişehir Antlaşması’yla Hamid-ilitoprakları Karamanoğulları’na terk edildi.
Tabur Cengi: XV. yüzyılda Bohemyalılar tarafından geliştirilen ve silahlı arabaları birbirine zincirlemek suretiyle süvari hücumlarına karşı aşılması zor bir müdafaa sağlayan askerî taktik.
Muhalefetteki fütuhatçı kesimin baskıları, II. Murad’ı çok bunalttı; çok sevdiği büyük oğlu Alâeddin’in vefatının verdiği üzüntünün de rolüyle geride kalan tek oğlu Mehmed lehine tahttan feragat etmeyi uygun gördü.
1444 yazında Edirne ahalisi, kente yaklaştığı rivayet edilen haçlı kuvvetlerinden kurtulmak için Anadolu’ya kaçıyordu. şehirde çıkan Hurufî isyanı, ancak kanlı bir kıyımla bastırılabilmişti (22 Eylül 1444).
Hurufîlik: Fazlullah Esterâbâdî (1340-1394) tarafından kurulan sapkın bir islam tarikatı. Yahudiliğin Kabalacılık geleneğinden etkilenen Hurufiler, Tanrı’ya ulaşmanın yegâne yolunun “kelam”ı oluşturan harflerde (çoğ. huruf) gizli rakamsal değerleri keşfetmekten geçtiğine inanıyorlardı. Hurufîlik düşüncesi 1400’lerde Anadolu’da yayıldı.
Tuna’yı aşan Macar-Eşâk kuvvetleri, Varna’ya doğru sokulurken II. Mehmed’in “şahinler” hizbini yani atak bir gaza faaliyeti izlenmesini benimseyen kesimi temsil eden Zağanos Ve Şehabeddin Paşalar, henüz hayli ufak bir yaşta olmasına rağmen padişahı haçlı ordusunun karşısına çıkmaya teşvik ediyorlardı.
şahinler: Siyaset biliminde siyasî anlaşmazlıkları askerî müdahalelerle çözme taraftarı olan atılgan ve girişimci politik grupları tanımlayan bir terim.
Osmanlı birlikleri, 10 Kasım 1444 tarihinde vuku bulan Varna Savaşı’nın başlarında dağılma emareleri gösterdiler. Varna zaferi, II. Murad’a kaybettiği itibarını geri kazandırdı. Veziriazam Çandarlı Halil Paşa, ona gerçek sultan muamelesi yapıyordu. 1446’da bir yeniçeri isyanı tertip eden Çandarlı Halil Paşa, Edirne’nin altını üstüne getirterek II. Mehmed’in iktidarını zayıflattı (Buçuktepe olayı). Başkentteki kargaşayı bahane eden veziriazam, II.Murad’ı gizlice payitahta davet etti. Babasının geldiğinden haberdar olmayan genç sultan, yaşanan oldu bitti karşısında II. Murad lehine tahttan çekilerek veliahtlığı kabul ettiğini duyurmak mecburiyetinde kaldı (Mayıs 1446).
II. Murad, Sofya’ya döndüğünde Macar askerî lideri Hünyadi Yanoş ’un asi Arnavut beyiyle birleşmek üzere harekete geçtiğini haber alınca Kosova’ya çıktı. Savaş meydanı, I. Murad’ın şehit düştüğü I. Kosova çarpışmasının gerçekleştiği yerdi. Bununla birlikte Osmanlılar da, II. Kosova Savaşı’nda “tabur cengi” taktiklerini kullanıp ordunun merkez hattını epeyce güçlendirmişlerdi.
II. Murad, Kosova’da bu geleneksel müdafaa yapısına hafif toplarla takviye edilmiş arabaları ilave ederek gelecek yüzyılda doğuda “düstûr-ı Rûmî” adıyla anılacak olan muharebe tarzının temellerini attı.
Düstûr-ı Rûmî: Osmanlı tarzı muharebe. Temelde tabur cenginin geliştirilmesine dayanan bu muharebe-sisteminde, yeniçeriler ateşli silahlarını daha etkili kullanabilmek için birbirine zincirli develer veya toplar gibi sabit müdafaa hatlarının arkasına düzenli biçimde dizilirlerdi.
II. Kosova zaferi, Rumeli’de Osmanlı iktidarının yeniden kök salmasına yardımcı oldu. Sırplar, bu savaşta da, 1444’te olduğu gibi Macarlara destek vermeyi reddederek Osmanlı taraftarı bir tutum sergilemişlerdi.
II. Murad Saltanatının Doğası
II. Murad devri, Osmanlı siyasetinde barış taraftarı zümrelerin daha fazla söz sahibi olduğu bir zaman olmuştu.
Şahruh’un Anadolu’da hamilik iddiaları, sonuçları belirsiz bir askerî meydan okumadan ziyade kültürel bir mücadelenin başlatılmasına sebep oldu. Aralarında Molla Gürânî, Alâeddin et-Tûsî, şerefeddin Kırımî, Seydi Ahmed Kırımî, Alâeddin es-Semerkandî,Seydi Ali Arabî ve Acem Sinan gibi isimlerin yer aldığı islam âleminin önde gelen düşünce adamları Osmanlı ülkesine geldiler.
Zeyniyye ve Mevleviyye tarikatları, yüksek tabaka arasında hayli rağbet görüyordu. II. Murad’ın müritlerine vergi muafiyeti sağladığı Hacı Bayrâm-ı Velî tarikatı da aynı yıllarda büyük gelişme gösterdi
4.ÜNİTE
II. MEHMED’İN TAHTA İKİNCİ ÇIKIŞI VE İSTANBUL’UN FETHİ

Karamanoğlu ibrahim Bey, Hamid-ili’nde bazı kaleleri ele geçirdi. Germiyan, Aydın ve Menteşe arazilerinde yeniden egemenliklerini ilan etme teşebbüsünde bulundular. II. Mehmed, 1451’de Karamanoğulları üzerine sefere çıksa da, Bizans tehditlerinin iyice artmasıyla Alaiye (Alanya) kalesini Anadolu’daki en büyük rakibine bırakarak geri dönmek mecburiyetinde kaldı. Zağanos Paşa, 1452 başlarında Anadoluhisarı’nı güçlendirdi. Aynı yılın Ağustos’unda tamamlanan Rumeli (Boğazkesen) Hisarı, Karadeniz’le Bizans’ın iaşe ve ikmal bağlantısını kesip şehre dışarıdan gelen askerî yardımları engelleyecekti. bazı uç beyleri, istanbul’un fethedilip devlet merkezinin buraya taşınması durumunda, Edirne merkezli gaza ve akın faaliyetlerinin son bulacağını ve Osmanlı Devleti’nin dört tarafı sularla çevrili başkentinden ötürü denizciliğe kayacağı endişesini dile getiriyorlardı.
1439’da alınan Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşme kararını onayladığını papaya duyurmuştu. Ortodoks kilisesinin Vatikan’a bağlanacağı haberleri, Georgios Scholarios önderliğinde birleşen Rum ahalinin tepkisini çekti. 1453 Ocak’ında 700 kişilik bir kıtanın başında istanbul’a gelen italyan condottiero Giovanni Guistiniani-Longo, kuşatma boyunca çok daha etkili bir rol oynayacaktı.
Osmanoğulları ailesine mensup Orhan Çelebi’nin kendine bağlı ufak bir Türk birliğinin başında olduğu halde şehri savunanlar arasında yer almasıydı. istanbul kuşatması, 6 Nisan 1453 tarihinde Macar top üstadı Urban tarafından dökülen devasa toptan yapılan atışla başladı.
II. Mehmed, ordudaki yılgınlığı bertaraf etmek için Beşiktaş-Kabataş arasında kalan ufak koydan Kasımpaşa’ya uzanan vadide veya Eyüp karşısına uzanan kesimde bir süredir hazırlanan özel bir yol aracılığıyla altmış gemiyi karadan yürüttü.
II. Mehmed, bu amaçla istanbul’a yerleşmek isteyenlere vergi muafiyeti tanınacağını duyurarak şehre göçü teşvik etti.
Gönüllü göçlerin yeterli gelmeyeceğinin anlaşılması üzerine, Foça, Argos, Amasra, Trabzon, Mora, Taşoz ve Semendirek adaları, Midilli, Eğriboz ve Kefe’den Rumlar ve italyan Yahudileri istanbul’a nakledildi. Konya, Aksaray, Larende ve Ereğli’den sürgün yoluyla kaldırılan Türkmen kitleleri şehre yerleştirildi. Osmanlı tarihçileri, eserlerinde Fatih için Rum kayseri (Roma imparatoru) nitelemesini kullanmaktan çekinmemişlerdi.
Fatih Sultan Mehmed, fethin ardından huzuruna çağırdığı Georgios Scholarios’a Ortodoks patrikliğini ihya etme görevini verdi. Kiliselerinin birleşmesine karşı çıkmasıyla tanınan Scholarios, II. Mehmed’in himayesinde kurulan istanbul merkezli Ortodoks patrikliği vasıtasıyla Rumların Vatikan‘ın nüfuzuna karşı Osmanlı payitahtına bağlanmalarında aracı rolü oynadı. Fatih, aynı gayeyle istanbul’da Ermeni patrikhanesi açtırdı.1456’da Amirutzes ’e çizdirdiği dünya haritası, II. Mehmed’in sahip olduğu imparatorluk vizyonunu gözler önüne sermesi bakımından önemlidir.
CİHAN HÂKİMİYETİ PEŞİNDE BİR OSMANLI SULTANI
II. Mehmed ve Sırp Tahtı Meselesi

Venedik Cumhuriyeti’yle bir ticaret antlaşması imzaladı(18 Nisan 1454). Venedik hükümeti, Papa riyasetinde toplanan haçlı toplantılarına katılmaktan kaçındı. Bu örneği takip eden Ege’deki Ceneviz kolonileri, belirli bir miktar haraç ödemek şartıyla ticarî faaliyetlerine devam etme izni aldılar. doğrudan Papalığa bağlı Rodos şövalyeleri, Osmanlılarla anlaşmayı reddettiler. Sırplar ve Macarlar arasındaki işbirliğinin engellenebilmesi için Belgrad’ın alınmasının şart olduğunu biliyordu. Osmanlı ordusu, 1456 Belgrad kuşatmasında, Macar kuvvetleri önünde esaslı bir yenilgiye uğradı. Bu savaşta II. Mehmed, bozgunu önlemek için ileri atıldığında alnından yaralanmıştı.
Sırbistan, doğrudan Osmanlı egemenliği altına girmiş oldu (1459).

1463-1479 Osmanlı-Venedik Savaşları
Venedikliler, Midilli’nin Osmanlıların eline geçişini, Ege Denizi’ndeki varlıklarına bir tehdit olarak algıladılar.
Bosna kralı, Macarlarla kurduğu ittifak ilişkisine dayanarak memleketinde bazı kalelere Macar birliklerini davet etti. II. Mehmed, Osmanlı genişlemesinin önüne set çekme amacını taşıyan bu işbirliğine Bosna’yı fethederek karşılık verdi (1463). Papa’nın arabuluculuğunda Venedik hükümeti ve Macar krallığı arasında Osmanlılara karşı bir ittifak antlaşması imzalandı.
Venedik donanması, Çanakkale önlerine gelerek boğazı kapattı. II. Mehmed, bu tarihte henüz Venedik deniz gücüyle baş edemeyeceğini biliyordu. 1463-64 kışında Çanakkale Boğazı’nın iki yakasında Sultâniye ve Kilitbahir hisarlarını inşa ettirerek Venedik gemilerinin istanbul’a doğru ilerleme ihtimalini ortadan kaldırdı.
Osmanlı güçleri, anakarayla adayı birbirine bağlayan bir köprü inşa ederek Eğriboz’a geçmeye başladılar. Eğriboz kalesi, amansız bir hücumla ele geçirildi (11 Temmuz 1470).
Akkoyunlu seferi esnasında Osmanlı idaresinde ilginç bir kriz yaşandı. Osmanlı ordusunun doğuda ağır bir hezimete uğradığı yolunda asılsız bir bilgi ulaştı. Bunun üzerine Süleyman Bey, Edirne’deki Sultan Cem’e haber yollayarak Osmanlı saltanatının selameti açısından babasının hükümdarlık yetkilerini devralmasını önerdi. II. Mehmed, istanbul’a döndüğünde ilk iş olarak Süleyman ve Nasuh beyleri idam ettirdi.
Osmanlılar ve Venediklileri on altı senedir yorucu ve tüketici bir çatışma haline mahkûm eden harp, 25 Ocak 1479 tarihinde akdedilen bir antlaşmayla resmen sonlandırıldı. Venedik hükümeti, Akçahisar, Limni ve Eğriboz adaları ve Mora’daki Manya bölgesiyle birlikte, Fatih’in çekilmesinden sonra Evrenosoğlu Ahmed Bey tarafından abluka altında tutulan işkodra’yı Osmanlı güçlerine terk etmeyi kabul etti. II. Mehmed, bunun karşılığında savaş süresince Arnavutluk, Dalmaçya ve Mora’da ele geçirdiği diğer yerleri iade ediyordu. Senato, aynı zamanda Osmanlı hazinesine senelik 10.000 altın haraç ödemeyi taahhüt etmişti. Venedik tacirleri, Osmanlı sularında serbestçe ticaret yapabilecekler; istanbul’da ikamet edecek baylo (bailo), Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren Venedik tebaasının hukukî işlerinde resmî yetkili vazifesi görecekti.
Baylo (Bailo): Osmanlı imparatorluğu ve Venedik Cumhuriyeti arasındaki siyasî ve ticarî ilişkilerin sorunsuzca yürümesini sağlamakla görevli istanbul’da ikamet eden Venedik elçisi.
Orta Anadolu’da Güç Mücadelesi ve Uzun Hasan’la Savaş
II. Mehmed’in Anadolu’ya yönelik siyaseti, dedesi Yıldırım Bayezid döneminde olduğu gibi, tavâif-i mülûku ortadan kaldırıp Anadolu Türkmen beyliklerini Osmanlı başkentinden yönetilen sancaklara dönüştürmeyi öngörüyordu. Tavâif-i mülûk: islam tarihinde, Endülüs’te (ispanya) Abbasi imparatorluğu ve Anadolu’da Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan Müslüman şehir ve bölge beyliklerini tanımlamak Karamanoğlu Kasım Bey ve Pir Ahmed, Osmanlı gücüyle baş edemeyeceklerini anlayınca Uzun Hasan’dan yardım istediler. Anadolu’daki beylerin hamisi olduğunu iddia eden Akkoyunlu hükümdarı, Tebriz tahtının sahibi sıfatıyla Timur’a benzetiliyordu. Anadolu’dan kaçan İsfendiyar, Germiyan, Dulkadır Ve İnaloğlu gibi beyler Uzun Hasan’ın yanında toplanmışlardı.Hıristiyan donanması 1472 yazından itibaren Akdeniz kıyılarına baskınlar düzenledi. Antalya (Ağustos) ve izmir (Eylül), feci şekilde yakılıp yıkıldı. Haçlı donanması, 1473 baharında Karamanoğlu Kasım’la birlikte hareket ederek Gorigos, Sıgın ve Silifke kalelerinin Osmanlıların elinden alınmasında yardımcı oldu.
Uzun Hasan, en sonunda Otlukbeli’nde bir meydan savaşını kabul ettiğinde Osmanlı ordusunda yalnızca sekiz günlük yiyecek kalmıştı (11 Ağustos 1473). Uzun Hasan kaçtı. Yolladığı elçiyle, bir daha Osmanlı topraklarına tecavüz etmeyeceği sözüyle birlikte barış imzaladı. Bu zafer, Anadolu’da Osmanlı siyasî gücünü pekiştirirken batılı kuvvetlerin Osmanlıları yenilgiye uğratma hayallerinin de sonu olmuştu.
II. Mehmed’in Karadeniz Siyaseti
Karadeniz bölgesinin kaynaklarının tek elde toplanması, II. Mehmed’in de farkında olduğu üzere, istanbul’u eski ihtişamlı günlerine döndürebilmek için elzemdi. Fatih, 1456’da Cenevizlilerin elinden Amasra’yı aldı. 1461’de Sinop ve Trabzon Osmanlı idaresine geçti. Karadeniz hâkimiyeti yolunda II. Mehmed’in en büyük rakibi, Litvanya-Lehistan’da hüküm süren Yagellon hanedanıydı.
Tek Cihan Tek Hükümdar: Fatih’in Roma’yı istila Planı
Gedik Ahmed Paşa, itayla yarımadasının güney ucunda yer alan Otranto’yu zapt etti. Bununla birlikte taze birlikler toplayıp dönmek amacıyla Rumeli’ye geçen Ahmed Paşa, Fatih’in ölüm haberini aldıktan sonra bir daha italya’ya dönemedi. Otranto kalesinde mahsur kalan Osmanlı muhafızları, dışarıdan hiçbir askerî yardım almamalarına karşın dört buçuk ay direndiler. Osmanlı askerleri, bu müdafaada dünya askerî tarihinde ilk örnekleri görülen bazı savunma tedbirleri geliştirmişlerdi.

İMPARATORLUK YÖNETİMİ VE VERGİ DEVLETİNİN DOĞUŞU
Yapımına 1455 kışında başlanan Büyük Bedesten (Kapalıçarşı), istanbul’u önemli bir ticaret merkezi haline getirme amacını taşıyordu. Fatih, Osmanlı ailesinin imparatorluğun şanına yaraşır bir idare merkezine kavuşması için Topkapı Sarayı’nın ilk inşâsını saltanatı döneminde başlatmıştı. II. Mehmed, 1451’deki yeniçeri isyanından sonra kapıkulu ocaklarını baştan düzenleyerek bu teşkilatın mensuplarını doğrudan şahsına bağlı bir hassa ordusuhaline sokmaya çalıştı. Sarayda hizmetli avcı bölükleri arasından sekban bölükleri teşkil edilerek yeniçeriler arasına yerleştirildi. Yeniçeri ağaları ve kumandanları, sekbanlar arasından seçilmeye başlandı.
Sekban: I. Murad devrinde padişahlara av seferlerinde eşlik etmeleri amacıyla özel bir ocakta toplanmış saray hizmetlileri.
II. Mehmed, genişleme siyasetinin bir parçası olarak stratejik gerekçelerle kale ve hisarlar inşa ettiriyordu. Tuna üzerinde Bö-ğürdelen ve Arnavutluk’ta ilbasan kaleleri, Çanakkale boğazını koruyan iki hisar ve 1478 seferinde işkodra’ya yardım gelmesini engellemek için Bojana nehrinin girişine inşa edilen iki hisar, bu tür yapıların bazılarıydı.
II. Mehmed, neredeyse her sene çıkılan seferlerde askeri cephede tutabilmek için reayanın ödediği çift resminin miktarını büyük oranda yükseltti. Yine, 1471-72’de, Rum Mehmed Paşa’nın sadrazamlığında kalıcı hale getirilen istanbul’daki emlak kiraları şehzade Bayezid, Karamanî Mehmed Paşa sadaretinde uygulamaya konulan toprak reformunu yönettiği topraklarda uygulatmayacağını duyurup bir hayli taraftar toplamıştı.II. Mehmed, ilan ettiği Teşkilat Kanunnamesi’yle devlet görevlilerinin hiyerarşik durumlarını ve teşrifatla ilgili kaideleri yazılı hale getirdi. Teşkilat Kanunnamesi, nizam-ı âlem için kardeş katlini caiz görüyordu.
Osmanlı kamuoyu, XVI. yüzyılın sonlarında ekberiyyet usulü hâkim düşünce olana değin, Fatih’in kanunnameyle yazılı hale getirdiği kardeş katlini gerekli bir tedbir olarak kabul etmişti. Ekberiyyet: I. Ahmed döneminde yürürlüğe giren ve padişahın ölümü veya azli nedeniyle tahtın boşalması durumunda yeni hükümdarın hanedanın yaşça en büyük üyesinden seçilmesini öngören veraset kanunu.




5. ÜNİTE
Osmanlı Klasik Çağının Doğuşu ve Yapılanma Süreci
II. BAYEZİD’İN TAHTA GEÇİŞ SÜRECİ VE İÇ KARIŞIKLIKLAR

II. Mehmed’in saltanatının son dönemlerinde devlet işleri tamamen veziriazam Karamani Mehmed Paşa ’nın elindeydi; Karamani Mehmed Paşa toprak siyasetinden ve yeni vergilerden sorumluydu Babalarının ölümünde II. Mehmed’in iki oğlundan büyük olanı şehzade Bayezid Amasya’da, küçük olanı şehzade Cem ise Konya’da sancak beyi olarak bulunuyordu. II. Bayezid daha şehzade iken yanına babasının reformlarından dolayı mağdur olmuş muhalifleri toplamış bulunuyordu. Bu da zaten daha sonra taht etrafında çıkacak bir çatışmanın da habercisi niteliğindeydi. Osmanlı tarihçisi Neşri’ye göre bu yağma hareketleri on altı gün sürmüştür. Sonunda yeniçeriler İshak Paşa tarafından sakinleştirilirken, o esnada istanbul’da bulunan Bayezid’in oğlu Korkut babasına vekaleten tahta geçirildi. 22 Mayıs 1481’de toplanan divanda oğlu Korkut’tan saltanatı resmen teslim alan yeni sultanın yapmış olduğu ilk iş, babasının artık bozulmaya yüz tutmuş olan naaşını törenle defnettirmek olmuştur.
CEM SULTAN OLAYI
Babasının ölüm haberini alan Cem Sultan, 8 Mayıs 1481 tarihinde Konya’dan Bursa’ya doğru harekete geçti. Esasen istanbul’a, ağabeyi Bayezid’den daha yakın bir konumda bulunmasına rağmen, özellikle İshak Paşa ’nın etkili siyaseti dolayısıyla ağır hareket etmek zorunda kalmış ve önemli bir istihbarat eksikliği yaşamıştı.
Yenişehir ovasında yapılan savaşı kaybeden Cem Sultan, yanındaki çok az sayı daki askerle savaş alanından kaçarak Konya’ya doğru ilerledi. Gedik Ahmed Paşa idaresindeki bir birlik ise onları takip etti. Fakat ne Gedik Ahmed Paşa, ne de Cem Sultan’ın gideceği yolları kesmesi için haber gönderilen Dulkadıroğlu Alaüddevle Bey onu bulabildiler. Cem Sultan da önce Adana’ya, oradan da Haleb’e geçerek Memlük Sultanlığı’na sığındı. Bu durum II. Bayezid için sadece geçici bir rahatlama sağladı.II. Bayezid bir yandan bu faaliyetlere devam ederken, diğer yandan da diplomatik sahada mücadelesine devam etti. Cem Sultan’a elçiler gönderdiyse de yapılan müzakerelerden iki taraf da tatmin olmadı. Bunun üzerine Hersekzade Ahmed Paşa Cem Sultan üzerine hareket etti. Her ne kadar iki taraf arasında bir çatışma vuku bulmasa da, Cem Sultan bu baskılar karşısında dayanamayarak Temmuz ayında Rodos şövalyeleri‘ne sığındı. Osmanlı Devleti aleyhine yeni planlar yapacakları bir fırsatı yakalamışlardı. Fakat II. Bayezid’in ustaca uyguladığı dış siyaset, Cem’in de bu emellere alet olmama yönündeki ciddi temayülü söz konusu niyetleri boşa çıkardı. On üç yıl süren bir sürgün hayatının ardından Cem Sultan, 25 şubat 1495’te Napoli’de öldü.
BOĞDAN MESELESİNİN HALLİ
Babası II. Mehmed döneminde pek de başarılı olunamayan bir coğrafyaya yönelik olarak düzenlenecek olan bir sefer, Gedik Ahmed Paşa yeniçeriler tarafından oldukça sevilen ve bir kahraman mertebesine yükseltilen’nın ortadan kaldırılmasının yarattığı memnuniyetsizliği de giderebilecek nitelikteydi. Boğ-dan voyvodası Ştefan Cel Mare, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumdan istifade ile Eşak sınırını aşarak 8 Temmuz 1481’de Bükreş’e girmiş, daha sonra da Tuna’yı geçmek suretiyle Osmanlı topraklarına tecavüz etmişti. Bayezid, Macar krallığından gelebilecek bir tehlikeyi de hesaplayarak Macar sınırındaki ve Morava nehri üzerindeki kaleleri sağlamlaştırdı. 1 Mayıs 1484 tarihinde de haracını göndermeyip isyan eden Boğdan üzerine sefer ilan etti. Sultanın bizzat kendi idaresindeki kara ordusu 27 Haziran 1484’te isakça iskelesinden Tuna’yı geçerek Eflak askerleriyle buluşmuştur. Boğdan birlikleri ortada görünmeyince, ordu Tuna ağzında oldukça kilit bir noktada bulunan Kili’ye yönelmiş ve kale kuşatılmıştır (6 Temmuz 1484). Yoğun topçu ateşinin neticesinde kale 15 Temmuz’da teslim olmuştur.
Bu arada Osmanlıların 1490 tarihinde bir anlaşma imzaladıkları Lehistan kralı IV. Kazimir‘in (Kazimierz Jagielloczyk) ölümü ve yerine I. Albert’in (Jan Olbracht) geçişi üzerine her iki taraf arasındaki barış üç yıllığına yenilenmişti (1493). Fakat sonra kuzeyde yeniden hareketlilik başladı ve Lehliler Boğdan’ı işgal etmeye teşebbüs etti (1497). Bunun üzerine Osmanlı kuvvetleri Boğdan’a girmiş olan Leh kuvvetlerini geri püskürttü. Osmanlılara vasal statüsünde olan voyvoda ştefan’ı n kuvvetleri de destek veriyordu. Bu birlikler Lehistan içlerine Leibach’a kadar ilerledi (Mayıs 1498). Ardından da Silistre sancak beyi Malkoçoğlu Bali Bey komutasındaki akıncılar Lehistan’a iki büyük akın daha düzenledi ve Lehlilere büyük zararlar verdirdi. Bu durum Lehistan’ı Osmanlı Devleti ile barışa zorlamakta gecikmedi.
ÇUKUROVA’DA NÜFUZ MÜCADELESi
II. Bayezid Cem olayı dolayısıyla Batı’ya karşı itidalli bir politika takip ederken birçok nedenden ötürü Osmanlı Memlük ilişkileri iyice bozulmuştu. Her ne kadar II. Mehmed döneminin başında arada dostane ilişkiler olsa da özellikle Cem Sultan olayında Memlüklerin tutumu ve Dulkadıroğulları üzerindeki nüfuz mücadeleleri iki taraf arasındaki ilişkileri yeniden germiştir. 1488’de Hadım Ali Paşa idaresindeki Osmanlı ordusu 16 Ağustos’da karşılaştığı Memlük ordusu karşısında tutunamayıp mağlup oldu. Adana elden çıktı ve Memlükler Kayseri’ye kadar ilerlemeyi başardılar. II. Bayezid bu gelişmeler üzerine bizzat bir sefer niyeti izhar etse de, dönemin önde gelen devlet adamları ve ulemanın itirazıyla bu olay gerçekleşmedi Padişah, Memlüklerle yapılan savaşlar boyunca istanbul’da bulunduğu kadar Edirne’de de ikamet etti.
istanbul 1488 senesi sonunda büyük bir depreme sahne olmuştu; bunun üzerine II. Bayezid de Edirne’ye gitti. Buradayken üç kızını evlendirdi, iki oğlunun da sünnet merasimini icra ettirdi. Bu vesilelerle Edirne büyük şenliklere sahne oldu. 1490 Temmuz’unda padişah istanbul’a döndüğünde bu sefer At Meydanı‘nda bulunan Güngörmez Kilisesi‘nde yer alan barut deposuna yıldırım isabet etmiş, bundan kaynaklanan patlama ve yıkımlar dolayısıyla dönemin kaynaklarına göre 4000-5000 kişi hayatını kaybetmişti. Bu gelişme üzerine yeniden Edirne’ye gitmiş, orada günlerini geçirirken bir yandan da Batı’dan gelen elçilerle görüşmüştü. Memlüklerle antlaşma yapar yapmaz da dikkatini Batı’daki yeni gelişmelere vermişti.
ARNAVUTLUK HADİSELERİ VE MACARİSTAN’A YÖNELİK POLİTİKA
Mart 1492’de harekete geçti. Daha sonra Sofya ve Manastır üzerinden Tepedelen’e ulaştı. Yol üzerinde uzun zamandır isyan halinde olan Arnavutların liderleri cezalandırıldı ve bölgede on yıllardır süren isyanlar kontrol altına alındı. Bu başarılar üzerine geri dönen Padişah, Manastır’dan Pirlepe’ye doğru giderken konaklama esnasında bir Kalenderi dervişin suikastına maruz kaldı. Bu suikasttan iskender Paşa sayesinde kurtulan II. Bayezid, bunun üzerine Balkanlardaki sufi temayüllü grupların (ışık taifesi) Anadolu’ya sürülmelerini emretti.
Bu olayın II. Bayezid üzerindeki etkileri büyüktür; bundan dolayı padişahın daha da dindarlaştığı ve sufi hayata olan temayülünün arttığı ifade edilmektedir. Hicri takvime göre 900 (1494) yılındaki kıyamet beklentileri de önde gelen kesimlerin psikolojisi üzerinde derin bir etki yapmıştır. Halkta ve aydın kesimde bu korku hakimken istanbul’da bir de veba salgınının baş göstermesi, durumu daha da güçleştirmiş, padişah bunun üzerine yeniden Edirne’ye dönmüştür. Bu karşılıklı çatışmalar neticesinde iki taraf da mütarekeden yana tavır göstermiş ve 1494’ten itibaren elçi değiş tokuşları ile birlikte üç yıllık bir mütareke yapılmıştır. Her ne kadar daha sonra zaman zaman ilişkiler gerilse de II. Bayezid Venedik meselesi dolayısıyla Macarlarla yapılan antlaşmalara sadık kalmıştır.



OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ
Venedik’le Osmanlılar arasında 1479 yılında yapılan antlaşmadan bu yana münasebetler dostane bir şekilde devam etmekteydi. Her ne kadar II. Mehmed’in ölümü üzerine bazı akıncılar, yapılan antlaşmanın hükmü kalmadı diyerek Dalmaçya’daki Venedik’e ait topraklara akın etmişlerse de Venedik bir düşmanlıktan ziyade yeni bir antlaşma yaparak ticari imtiyazlarını muhafaza etme çabası içerisine girmişti. 1487’de Osmanlıların Magosa limanını Memlüklerle yapılan mücadelede kullanmak istemesi ve Venediklilerin buna müsaade etmemesi iki taraf arasındaki ilk pürüz noktası oldu. 1491’de Venedik baylosu/elçisi Marcello’nun şifreli mektuplarının yakalanması büyük bir diplomatik krize yol açtı.Bu gerginlikler devam ederken, Osmanlılar bir yandan deniz kuvvetlerini arttırmaya çalıştılar. Aynı şekilde Milano dukalığı, Şoransa cumhuriyeti, Napoli krallığı ve Papalık ile de iyi ilişkiler kurarak Venedik’i yalnızlaştırmaya çaba gösterdiler; Venedik’e vurulacak bir darbe bu devletlerin hoşuna gidecekti. II. Bayezid, kara ordusuyla Mora’ya doğru ilerlerken denizde de donanma yol alıyordu.
Venediklilerle ilk sıcak temas Prodane (Barak) adası önünde yaşandı, burada Burak Reis’in gemisi yandı ve kendisi hayatını kaybetti. Kemal Reis ise yoğun top ateşinden kurtulmayı başardı. Buna rağmen Venedikliler Osmanlı donanmasını durduramadılar. Karadan ve denizden bağlantılı bir biçimde ilerleyen Osmanlı ordusu 28 Ağustos 1499’da inebahtı’yı ele geçirdi. II.Bayezid daha sonra istanbul’a döndü. Ertesi sene kaybedilmiş olan Navarin kalesini Mora valisi Ali Paşa yeniden ele geçirdi. Anadolu sahillerine yönelen ve izmir civarını yağmalayan Venedik ve Fransız donanması, Midilli’yi kuşattıysa da başarılı olamayıp geri püskürtüldü (Kasım 1501). Ayrıca Osmanlılar ani bir baskınla Adriyatik’teki önemli bir ticari üs olan Draç’ı ele geçirmişlerdi. Venedik üst üste gelen başarısızlıklar ve savaşın maliye üzerine yükü dolayısıyla barış isterken, Osmanlılar da Doğu’da giderek ciddileşen Safevi meselesi dolayısıyla savaşa son vermeye hazırdılar. Macar kralının tavassutu ile iki taraf arasında 11Aralık 1502’de bir antlaşma imzalandı; buna göre Kefalonya Venediklilerde kalıyor, Modon, Koron, inebahtı ve Draç Osmanlılara bırakılıyordu.
SAFEVİ TEHLİKESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE ŞAHKULU BABA TEKELİ İSYANI
şah ismail ile birlikte yeni bir siyasi özelliğe büründü. Osmanlı iskan uygulamalarından, tahrir sisteminden, vergilerden rahatsızlık duyan ve yerel yöneticilerin baskılarından bunalan özellikle de Karamanoğulları’nın etkisi altındaki dağlık alanlarda yaşayan bu kabileler şah ismail’in etkisi altına girmeye başladı.
Bu esnada Mora’da savaş halinde olan II. Bayezid, Toroslar’dan ve Karaman bölgesinden, Sivas- Amasya ve Samsun-Trabzon arasındaki dağlık alanlara uzanan kesimdeki Türkmenlerin Şah İsmail’le olan irtibatını kesmeye çalıştı. Yakalanan elebaşları şiddetle cezalandırıldı, buradaki nüfusun bir kısmı Mora’da yeni fethedilen yerlerin iskanı için sürgün edildi. Temmuz 1501’de Nahçıvan yakınlarında Akkoyunlu Elvend Mirza’yı yenerek Tebriz merkezli yeni bir devlet kurdu ve Anadolu’daki Türkmenler üzerinde bir propaganda başlattı. Bu tarihten sonra gelişen olaylar Osmanlılar ile Memlükleri işbirliği yapmaya itti.
1509 Ağustos’unda istanbul’da Osmanlı tarihlerinde “küçük kıyamet” olarak adlandırılan bir zelzele meydana geldi. II. Bayezid bunun üzerine Edirne’ye gittiyse de sarsıntılardan Edirne de etkilenmekteydi. istanbul’un imarı için emir verildi, ancak hem bu felaket hem de Anadolu’daki durum dolayısıyla huzursuzluk had safhadaydı. Böyle bir atmosferde Antalya yöresinde bir tekke şeyhi olan II. Bayezid’in öldüğü yolunda çıkan şayialardan etkilenerek harekete geçen Şahkulu Baba Tekeli ’nin Mehdilik hatta peygamberlik iddiasıyla başlattığı bir isyan baş gösterdi. Bursa’ya doğru hareketlendiğinde ise II. Bayezid’in hayatta olduğunu öğrendi ve kendisinin üzerine geleceği korkusuyla sığınabileceği bir hisar aramaya başladı. Geri çekilirken en son Sivas yakınlarındaki Çubuk’ta yapılan ve Veziriazam Hadım Ali Paşa’nın öldürüldüğü savaşta görüldü ve muhtemelen bu savaşta öldü; taraftarları da şah ismail’e sığındı. isyanı bastırması için Hadım Ali Paşa ile birlikte görevlendirilen Şehzade Ahmed’in bu vazifedeki başarısızlığı iktidar mücadelesinde ibreyi şehzade Selim’den yana çevirdi.
YENİ BİR İKTİDAR MÜCADELESİNİN BAŞLANGICI VE II. BAYEZİD’İN ÖLÜMÜ
II. Bayezid’in hayatta olan dört oğlu vardı. Oğullarından en büyük olanı şehzade Ahmed Amasya’da, şehzade Korkut Manisa’da, şehinşah Konya’da ve Selim Trabzon’da sancak beyi olarak bulunmaktaydı. Ahmed ise Bursa’ya kadar giderek babasından taht için kendisini varis göstermesini istedi; ona bazı önemli devlet adamları da destek verdi. Fakat Ahmed’in Şahkulu Baba Tekeli isyanındaki başarısızlığı ve bölgedeki Safevi yanlısı hareketler karşısındaki acizliği elini zayıflattı. Ayrıca oğlu Murad’ın da Safevi hareketine sempatisi biliniyordu. Böyle olunca ibre Selim’den yana döndü. Bu gelişmeler üzerine toplanan divanda taht meselesi uzun uzadıya tartışıldı ve Ahmed’e davetiye gönderilmesi kararlaştırıldı. Bu haberi alan Ahmed Üsküdar’a geldiyse de yeniçeriler, Hasan Paşa, Mustafa Paşa, Kazasker Abdurrahman ve Nişancı Cafer Çelebi’nin evlerini yağmalayarak Ahmed’in istanbul’a gelişinden memnun olmadıklarını gösterdiler ve yolladıkları bir mektupla onun hemen istanbul’dan gönderilmesini talep ettiler; bu sayede kendi adaylarının şehzade Selim olduğunu da ortaya koydular. Bu esnada durumu izleyen şehzade Korkut da gizlice Manisa’dan istanbul’a gelerek yeniçerilere misafir oldu ve onların Selim’e olan meylini anladı. II. Bayezid tarafından kabul edilen Korkut, babasına kardeşi Ahmed’in kendisini tehdit ettiğini söyledi. Selim’in istanbul’a gelişi de bu sırada gerçekleşti. şehre giren Selim, babası nın huzuruna çıktıysa da saltanat meselesi konuşulmadı. Bu esnada yeniçeriler Selim’e biat edince, devlet erkanının da tavsiyeleri ile II. Bayezid tahttan oğlu lehine çekilmeye mecbur kaldı. Daha sonra ise Dimetoka’ya gitme arzusuyla yolda iken 10 Haziran 1512 tarihinde vefat etti.
II. BAYEZİD DÖNEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
II. Mehmed döneminin hızlı reformları ve durmaksızın devam eden seferleri Osmanlı tebaası için gerek maddi, gerekse de psikolojik olarak ciddi bir yorgunluk kaynağı idi. Buna karşın II. Bayezid’in babasının reformlarını dengelemesi, bürokrasiyi güçlendirip kanunları yeniden tanzim ettirmesi ve kültürel faaliyetleri desteklemesi gibi tutumları Osmanlı tebaası ve elitleri nezdinde bir rahatlama vesilesi olarak değerlendirilebilir. Bu yüzden kaynaklarda genel olarak barışsever, tebaasının haklarını korumaya özen gösteren ve halkın işlerini görmeyi esas kabul eden bir padişah olarak tanınır. Öte yandan denizcilik ve askeri alanda da bir takım reformlar yapılmıştır. Özellikle yeniçeri sayısının artırılması, ağa bölüklerinin oluşturulması ve ateşli silahların askeriye içerisindeki etkin kullanımına yönelik faaliyetler önemli modernizasyon hamleleri olup onun askeri vizyonunun bir göstergesidir.
II. Bayezid dönemi kültürel bakımdan da hareketli bir devredir. Müeyyedzade Abrurrahman, Molla Lutş, idris-i Bitlisi, Kemalpaşazade, Tacizade Cafer ve Sadi Çelebiler, Zembilli Ali Efendi, Necati, Zati, Firdevsi gibi âlim, şair ve sanatkârlar II. Bayezid döneminin önde gelen isimlerindendir. Kemalpaşazade ve İdris-i Bitlisi ye özel olarak tarih kaleme aldırmıştır. istanbul merkezli yaşanan sıkıntılar, padişahın başkenti sıkça terk edip Edirne’ye gitmesine neden olmuştur. Bunun izlerini dönemin imar hareketlerinden takip edebilmek mümkündür. Önce şehzadeliğini geçirdiği Amasya’daki cami, medrese ve imaretten oluşan külliyesini tamamlatmış (1486), ardından Edirne’deki cami, medrese, tabhane, imaret ve darüşşifadan oluşan külliye bitirilmiş (1488) ve son olarak da istanbul’daki cami, kervansaray ve çifte hamamdan ibaret külliye nihayete ermiştir (1505).



6. ÜNİTE
Doğu Meselesinin Halli: islam Dünyasında Hakimiyetin Başlaması
KARDEŞLER ARASINDA MÜCADELE
Sultan Selim
24 Nisan 1512’de resmen saltanatını ilan ettikten sonra iktidarını sağlamlaştırmak için tahtın potansiyel ortakları olan kardeşlerini ortadan kaldırma yoluna gitti. Bunda babası II. Bayezid’in 10 Haziran 1512’de Dimetoka’ya giderken Abalar köyünde vefat etmesi de kolaylaştırıcı oldu. Her ne kadar babasını öldürttüğü yönünde Batı kaynaklarında rivayetler olsa da bunlar diğer kaynaklardan doğrulanamamaktadır. Lakin her halükarda babasının vefatının, Selim’in kardeşleriyle yapacağı mücadelede durumunu kuvvetlendirici bir amil olduğu kesindir. şehzade Ahmed’le yazıştığı gerekçesiyle de veziriazam Koca Mustafa Paşa’yı idam ettirdi. Manisa’da bulunan diğer kardeşi Korkut da aynı akıbete uğradı.
DOĞU MESELESİNİN BAŞLANGICI
Safevi hareketini ortaya çıkış anından itibaren yakından takip eden Sultan Selim, meselenin halli noktasında iki türlü yaklaşım gösterdi. Birincisi, Osmanlı sınırları içerisinde bulunan Safevi destekçilerinin cezalandırılması yönündeki yaklaşımıydı. I. Selim’in ikinci yaklaşımı bu toplumsal karışıklığın müsebbibi olarak gördüğü Safevi devletine yönelik askeri harekatında ortaya çıkar. Safeviler üzerine yürümeye karar veren I. Selim, bu durumu divanda tartışmaya açar; bir kısım vezirler Anadolu’daki durumun karışık olmasından hareketle askeri bir operasyona sıcak bakmazlarken, padişahın kendisinin de içinde bulunduğu diğer bir grup acil askeri müdahaleden yanaydı. Sefer muhaliflerinin bir diğer önemli gerekçeleri de Rumeli ve Anadolu’daki timarlı sipahilerin savaşmak konusundaki isteksizlikleriydi. Buna rağmen I. Selim, Rafızilere karşı savaşmanın dini bir vecibe olduğuna dair fetvalar alarak bir kamuoyu yaratmayı başardı. Müslümanlara karşı savaş tutkusu ile bilinen Papa II. Julius’un çağrılarına rağmen I. Selim’in cülusunu tebrik eden Macarlar ve Kutsal Roma Cermen imparatorluğu’nun barış yanlısı tutumları Doğu’daki askeri operasyonu mümkün kıldı. Bu durum üzerine I. Selim, Eleşgirt ’ten hareketle Makü ve Hoy arasında yer alan Çaldıran tepelerine giderek burada savaş hazırlıklarına başladı. 23 Ağustos tarihinde iki ordu karşı karşıya geldi. Osmanlı ordusunun muharip kısmının mevcudiyeti 50-60.000 kadarken Safevi ordusu 40.000 civarındaydı. Osmanlılar herhangi bir saldırı ihtimaline karşı Tokat ve Sivas taraflarında da bir takım tımarlı sipahileri bırakmışlardı. Ayrıca Osmanlı ordusunun Safevi başkenti olan Tebriz kadar hiç bir direnişle karşılaşmadan girmesi, savaştaki Osmanlı üstünlüğünün açık bir kanıtı olarak değerlendirilmelidir. Savaş sonrası Çaldıran’da elden kaçırdığı Şah İsmail ’i daha da köşeye sıkıştırmak için Tebriz içlerine kadar ilerleyen padişah, kış şartları ve buna bağlı olarak asker arasında baş gösteren huzursuzluk dolayısıyla Amasya’ya döndü. Kışı burada geçirdikten sonra Safeviler üzerine ikinci bir sefer hazırlığına girişti. Ancak yeniçerilerin istanbul’a dönmek için yapmış oldukları baskılar ve üçüncü vezir Piri Mehmed Paşa ile padişahın hocası Halimi Çelebi’nin evlerini yağmalamaları üzerine dönüş kararı aldı, ama bu arada söz konusu olaylardan veziriazam Dukakinzade Ahmed Paşa’yı sorumlu tutarak onu kendi hançeri ile yaraladı ve cellatlara teslim etti (4 Mart 1515). Onun idamında ayrıca Dulkadır beyi Alaüddevle ile olan gizli yazışmaları da etkili olmuştur.
DULKADIROĞULLARI BEYLİĞİNİN ORTADAN KALDIRILMASI
Merkezi Maraş olan bu beylik, Osmanlılar ile Memlükler arasında sıkışmış ve bir nüfuz mücadelesi alanına dönüşmüştü. Yani Osmanlılarla Memlükler arasında daimi bir çekişme konusu haline gelmişti. I. Selim, Dulkadıroğulları problemini tamamen çözmeye karar verdi. Rumeli Beylerbeyi Hadım Sinan Paşa idaresindeki bir orduyu Alaüddevle Bey üzerine yolladı; kendisine bölgeyi çok iyi tanıyan Şehsuvaroğlu Ali Bey rehberlik etmekteydi. Bu orduda yaklaşık 10.000 süvari 400 civarında da tüfekli yeniçeri bulunmaktaydı. Alaüddevle’nin ordusu da yaklaşık 10.000 civarında süvariden oluşmaktaydı.
iki taraf arasında 12 Haziran’da Turnadağı mevkiinde yapılan savaşı Osmanlı kuvvetleri kazanırken, Alaüddevle Bey bu savaşta hayatını kaybetti. Osmanlı ordusundaki ateşli silahlar ve Şehsuvaroğlu Ali Bey ’i gören bazı sipahilerin Osmanlı safına geçmesi, savaşın Osmanlılar lehine kolaylıkla netice vermesine yol açtı. Savaşta hayatını kaybeden Alaüddevle Bey’in kesik başı I. Selim’e gönderildi. I. Selim de bunu bir fetihnâme ile birlikte Memlük sultanı Kanısav Gavri’ye yollamıştır.
DOĞU ANADOLU’DA OSMANLI EGEMENLİĞİNİN BAŞLAMASI
Doğu Anadolu’da nüfuzunu iyi yaygınlaştırmak isteyen I. Selim, buradaki Kürt beyleri arasında da bir takım propaganda faaliyetlerinde bulundu. Sünniliğin şaşi mezhebine bağlı olan bu beylerin çoğu, Safevilerce temsil edilen bu yeni dini harekete sıcak bakmıyorlardı. Bundan istifade ile I. Selim Kürt beylerinin âdet ve geleneklerini çok iyi bilen İdris-İ Bitlisi ’yi kendi adına propaganda yapması için görevlendirdi.
idris-i Bitlisi, öncelikle Urmiye’ye gitmiş, burada padişahın zaferini bildiren fetihnâme ve mektupları Kürt beylerine dağıtmaya başlamıştır. Bıradost aşiretiyle görüşmüş, Soran meliki Emir Seyyid b. şah Ali’ye mesajını iletmiş ve kendisini Erbil’i zapt etmesi için teşvik etmiş, ardından da Bohti beylerinin sultanın otoritesini kabul etmesini sağlamıştır. Bu bölgelerdeki aşiretleri Osmanlılara ısındıran idris-i Bitlisi, daha sonra Hasankeyf, Siirt, Bitlis ve Hizan taraşarına giderek propagandasını devam ettirmiştir. Bu bölgelerin beyleri Osmanlıların teklişni kabul ettiklerini, lakin kendi aralarında eşit konumda bulunduklarından başlarına bir Osmanlı beyi tayin edilmesini talep etmişlerdir. Bu propagandanın da bir neticesi olarak Osmanlılara bağlılık arz eden Kürt aşiretleri bölgelerindeki Safevileri uzaklaştırmayı başarmışlardır. Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmında Osmanlı egemenliğinin tesis edilmesi, stratejik bakımdan olduğu kadar ekonomik olarak da özel bir anlam ifade etmekteydi. Bu sayede Osmanlı Devleti, Tebriz-Haleb ve Tebriz-Bursa ipek yolunun kontrolünü tamamen sağlamış oluyordu. Bu iki yol üzerindeki zengin ticaret ve sanayi şehirleri, özellikle o zaman Mezopotamya ile iran, Anadolu ve Haleb ticaret yollarının birleştikleri Diyarbakır’ın ele geçirilmesi, Osmanlı hazinesi için büyük bir gelir kaynağı oldu. Osmanlılar, bu bölgeyi hakimiyetlerine aldıklarında, burada farklı bir idari yapı tesis ettiler. Devlet burada kendi sancak teşkilatını kurmakla beraber, aşiretleri özel bir idareye tabi tutmuştur. Buradaki sekiz Kürt aşiret beyi, irsi olarak kendi kabileleri üzerinde ve bölgede sancak beyi olarak tayin edilmiştir. Daha küçük olanlar ise zeamet statüsünde sayılmıştır. Bu sancaklarda beylerin kabile ve toprak üzerindeki hakları babadan oğula devredildiğinden bunlara yurtluk ve ocaklık denmekteydi. Öte yandan buradaki beş Kürt kabilesi de hükümet adı altında örgütlenmişlerdir. Bütün bu kabile beyleri, savaş zamanlarında, Diyarbakır beylerbeyinin emri altında asker göndermekle mükelleftiler; öte yandan vergilerden muaf tutulmaktaydılar.
MERCİDABIK SAVAŞI VE SONRASINDA YAŞANAN GELİŞMELER
Edirne’de bulunduğu sürede Macarlarla barış görüşmelerinde bulunmuştur; ayrıca iran’dan gelen bir heyeti de kabul etmiştir. Aslında padişahın zihninde Memlükler üzerine yürüme fikri hakimdi. Zira II. Bayezid zamanında Çukurova’da yaşananlar ve Osmanlıların başarısızlığının izleri hâlâ silinmemişti. Üstelik Dulkadır Beyliği ile ilgili meseleler zaman zaman her iki devleti ciddi bir şekilde karşı karşıya getirmekteydi.
Ancak muhtemelen padişah yeni bir seferi Memlükler üzerine değil Doğu Anadolu’daki gelişmeleri de nazarı itibara alıp Safevilere yönelik olarak açmak istiyordu. Bu arada da Memlüklerin tepkilerini ölçmek niyetindeydi, iki devlet arasındaki ilişkilerin mahiyetini bu yeni durum belirleyecekti. 5 Haziran 1516 tarihinde ise I. Selim istanbul’un muhafazasını Piri Mehmed Paşa’ya bırakarak yeni seferine çıktı. Gavri’nin kalabalık ordusuyla Halep’e inmesi sıcak çatışmayla sonuçlanacak gelişmelerin ana sebebi olmakta gecikmedi. Bu durum I. Selim’in bütün planlarının değişmesine yol açtı. Gavri’nin sınır hattına hareketi ciddi bir taktik hatasıydı. Ancak o belki de muhtemel olan bir Osmanlı tehdidinin önünü bir an önce almak istiyordu ve bu şekilde Osmanlılara karşı gücünü göstermek düşüncesindeydi. Osmanlılar üzerinde caydırıcı bir etki yapacağını düşündüğü bu hareketi, I. Selim ile Şah İsmail arasında aracılık yapma niyetiyle bağdaştırmaktaydı.
Selim, Gavri’nin bu hareketlerini düşmanlık olarak görmüş ve onu şah ismail’le birlikte hareket etmekle itham etmiştir. Hatta bu gerekçeyle istanbul’dan fetva istenmiş ve gelen fetvada Kızılbaşlarla ortak hareket edenlerin durumunun onlarla aynı olduğu belirtilmiştir. Bu da Sünni bir güce karşı yapılacak askeri operasyonun dini gerekçesini teşkil eder. Bununla beraber eldeki kayıtlara göre böyle somut bir ittifaktan söz etmek mümkün değildir. Ayrıca şah ismail’in Osmanlılar ile Memlükler savaş halindeyken bu duruma müdahale etmemesi ve tarafsız kalması da bu ittifak iddialarının gerçek olmadığını gösterir. Bu esnada I. Selim Memlüklerden gelen elçilik heyetinden bazılarını kendisine suikast girişiminde bulunacakları ve yanlarında ulemadan kimsenin bulunmayışının bir kötü niyet göstergesi olduğu gerekçesiyle idam ettirmiş, elçiyi ise ağır hakaretler ederek geri göndermişti. Bu iki taraf arasındaki diplomatik girişimlerin sonunu teşkil eder. Bundan sonra padişah, 30 Temmuz’da hedefin Memlük Sultanı ve Haleb olduğunu ilan etti; 6 Ağustos’ta ise Malatya ovasından ayrılıp Haleb’e doğru yöneldi. 24 Ağustos’ta ise iki taraf Mercidabık ovasında karşı karşıya geldi. iki taraf orduları da sayıca birbirine denk durumdaydı. Osmanlı ordusu 12.000 civarı nda Kapıkulu askeri, 40.000 civarında Anadolu ve Rumeli timarlı sipahileri ve 8-10.000 civarında da mahalli beylerin kuvvetleri olmak üzere toplam 60.000 kadardı. Memlük ordusu ise aşağı yukarı aynı büyüklükteydi. Memlük ordusunun tamamı atlı birliklerden oluşurken, orduda ateşli silahlar bulunmuyordu. Buna karşın, Osmanlı ordusunda 150 kadar top ve 5000 civarında tüfekçi yeniçeri vardı. Kanatlarda zaten bozulma emareleri gösteren Memlük ordusu merkezden gelen yoğun top ve tüfek ateşi karşısında dayanamayarak üç saat gibi kısa bir sürede tamamen dağıldı. Birçok Memlük emiri savaş meydanında hayatını kaybetti; sultan Kanısav Gavri ’nin de geri çekilirken öldüğü anlaşıldı. I. Selim Gavri’yi Halep’te düzenlediği bir törenle defnettirdi. şah ismail’in Tebriz’de bulunduğu ve Macarlarla olan barışın yenilendiği haberleri şam’a ulaşmış, bu da büyük bir rahatlama sağlamıştı. Her ne kadar padişah istanbul’dan bir donanma ile erzak, mühimmat ve askeri teçhizat talebinde bulunmuş olsa da, bu talep istanbul’da kışın çok ağır geçmesi dolayısıyla gerçekleşememişti. 15 Aralık 1516 tarihinde şam’dan hareket eden Osmanlı ordusu, 26 Aralık’ta Sinan Paşa’nın kuvvetlerinin Canberdi Gazali kuvvetlerini dağıttığı bilgisini aldı. Böylece Kahire yolunu açmış olan padişah bu arada Kudüs’ü de ziyaret edip kutsal mekanları görmüştü.


RİDANİYE SAVAŞI

Osmanlı ordusu, Hayır Bey’in adamları vasıtasıyla Memlük ordusunun stratejisini öğrenince, doğrudan saldırmayıp Mukattam Dağı’nın yanından dolaşılması ve Memlük toplarının etkisiz hale getirilmesi şeklinde bir strateji izlemeye karar verdi. Memlük ordusu, savunma savaşına alışık olmadığından ve Osmanlı ordusunun bu stratejisini öngörememeleri dolayısıyla Mukattam Dağı’na yönelik bir önlem almamıştı. Osmanlı ordusunun sağ kolunda Anadolu askeriyle Mustafa Paşa, sol kolunda Rumeli askeriyle Küçük Sinan Paşa, merkezde de kapıkulu askeriyle sadrazam Sinan Paşa, vezir Yunus Paşa ile padişah yer alıyordu. Memlük ordusu ise yine yoğun bir biçimde süvari birliklerinden oluşuyordu. iki tarafın ordu mevcudu da 20.000 civarında idi.
24 Ocak’ta Osmanlı orduları Kahire’ye girdi. I. Selim, güvenlik gerekçesiyle hemen şehre girmeyip ordugahta beklemeye başladı. Osmanlı birlikleri Kahire’de büyük bir direnişle karşılaştı; 27-28 Ocak gecesi Kahire’ye giren Tomanbay, Osmanlı birliklerini oldukça zor bir durumda bıraktı. şehrin kontrolünü sağlamak için görevlendirilen Yunus Paşa bu görevde yetersiz kalınca I. Selim bu direnişin ikinci günü bizzat şehre girdi. Üçüncü gün direniş kırıldıysa da Tomanbay ele geçirilememişti. Bu gelişmenin ardından I. Selim, şehrin temizlenmesini emretmiş, 15 şubat 1517’de Kahire’ye bir törenle giriş yapmış ve Mısır tahtına oturmuştur. Burada yayımladığı emannâmelerle halka güvence vermiş ve adına hutbe okutmuştur. Bu esnada aralarında Canberdi Gazali’nin ve eski sultan Kanısav Gavri oğlu Muhammed’in de bulunduğu muhtelif Memlük beyleri itaat arzetmiştir. Eylül ayına kadar Mısır’da kalan I. Selim, Gazze üzerinden şam’a geçmiştir. Mısır’ın idaresi konusunda ciddi şkir ayrılığı yaşadığı Yunus Paşa’yı bu esnada idam ettirmiştir. şam’da iken ise üçüncü vezir olan Piri Mehmed Paşa’yı istanbul’dan çağırtarak sadrazamlık makamına getirmiştir. Bu esnada Beyrut ve Sayda civarlarındaki Dürzilerin lideri olan, önceleri Memlük safındayken şam yürüyüşü sırasında I. Selim’e bağlılık gösteren Nasırüddin Muhammed ibnü’l-Haneş isyanı ile ilgilendi. Bu isyanı bastırarak ibnü’l- Haneş’i ortadan kaldırdı. Buradayken şam bölgesinin beylerbeyliğini de Canberdi Gazali’ye tevcih etmişti.
22 şubat 1518’de Halep’e geçen I. Selim, burada üstlenip Şah İsmail üzerine yeni bir sefer hazırlığı yapmayı düşündüyse de, yeniçerilerin baskısı dolayısıyla istanbul’a dönme kararı aldı. 6 Mayıs’ta Halep’ten istanbul’a doğru yola çıktı, 25 Temmuz’da iki yıldan fazla bir zaman ayrı kaldığı başşehrine döndü.

HİLAFET MESELESİ VE İSLAM DÜNYASINDA HAKİMİYETİN BAŞLAMASI
halifenin Memlük beyleri ile olan irtibatı, I. Selim’i rahatsız etmiş, Tomanbay’la gizlice haberleştiği yönünde bilgiler de alınca onu istanbul’a göndermişti. Kahire’deyken Mısır tahtına oturmakla birlikte halifelikle ilgili olarak herhangi bir girişimde bulunmamıştı. Hal böyle iken XVIII. yüzyılda cereyan eden Osmanlı-iran savaşları esnasında Osmanlıların iran’a siyasi üstünlüklerini kabul ettirme çabaları neticesinde hilafet mevzuu yeniden gündeme gelince I. Selim’in halifeliği meselesi ortaya atılmıştır. Hatta Osmanlı hanedanının Abbasi hilafetinin bir devamı olduğunu ispatlamak için de Osmanlıların Abbasi soyundan geldiğini iddia eden bir tez bile ortaya çıkmıştır. ikinci tez ise halife Mütevekkil’in kendi rızası ile hilafetin I. Selim’e bıraktığı/devrettiği noktasında toplanmıştır. Özellikle bu ikinci tez hem o dönem yazarlarınca, hem de güncel literatürde hâlâ kullanılan bir özellik kazanmıştır. I. Selim’in istanbul’a geldiği bu dönemde halife ile görüşüp Ayasofya’da düzenlenen bir törenle hilafeti devraldığı yönündeki literatür de bu cümledendir. Bununla birlikte I. Selim’in faaliyetlerini anlatan dönemin kaynakları ise bu konuda tamamen sessiz kalmışlardır. Böyle önemli bir olayı o dönemde yazılmış kaynaklar belirtmediğine göre hilafetin devren I. Selim’e intikal ettiği bilgisi oldukça problemli bir hal alır. Klasik anlamda hilafeti ilk defa benimseyerek konu hakkında alimlerin görüşüne başvuran Osmanlı hükümdarının Kanuni Sultan Süleyman olduğu bilinmektedir. Hilafet meselesi, bütün Müslüman dünyanın koruyucusu olmak ve Hıristiyan dünyasına karşı gaza yapmakla şöhret kazanan Osmanlılar için daha sonra büyük önem kazanacaktır.
SELİM’İN SON YILLARI
1519 yılının Nisan ayında istanbul’a dönünce donanmadaki hazırlıkları tamamlatmaya çalıştı. Kadırgalar için kürekçi temin ettirdiği gibi, yeni toplar da döktürdü. Burada hedeşn Rodos olduğu bilinmektedir. Suriye ve Mısır’ın ele geçirilmesinin ardından bu yerlerin istanbul’la olan deniz bağlantılarının önündeki en önemli engel Rodos’tu. Ayrıca bu ada ticari seyr ü sefer için de oldukça önemliydi. Mevsimin donanmanın sefere çıkması için geç olması ve sultanın topladığı meşveret meclisinden bu yönde bir karar çıkaramaması üzerine buraya düzenlenmesi planlanan sefer iptal oldu. Bu meşveret meclisinden Doğu Anadolu’daki karışıklıkların müsebbibi olarak görülen şah ismail üzerine bir sefere çıkılması yönünde bir fetva çıktı.
Dönemin ulemasının ümmet içerisindeki fitnenin ortadan kaldırılmasının gazadan daha evla olduğu yönündeki görüşü bu seferin iran’a yönelik yapılması gerektiği şeklinde bir kanaate yol açmıştır. Bir anlamda denizcilik alanında yaptığı yatırımların semeresini görmek isteyen I. Selim, bu duruma sinirlenerek istanbul’dan Edirne’ye dönmeye karar vermiştir. Ayrıca bu durumda istanbul’da ortaya çıkan veba salgını da etkili olmuş olmalıdır. Sırtında çıkan bir veba uru yüzünden Edirne yolu üzerinde Çorlu’da ikamete mecbur olmuştur. Burada yapılan tedaviye olumlu cevap alınamayınca 22 Eylül 1520 günü vefat etmiş, hayattaki tek oğlu olan Süleyman Manisa’dan istanbul’a gelene kadar vefat haberi halktan gizli tutulmuştur.
I. SELİM DÖNEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
I. Selim’in saltanatı sekiz yıl kadar sürse de, imparatorluk tarihinin en önemli dönemlerinden birini teşkil eder. Onun şehzadeliğinden itibaren dikkatle gözlemlediği Doğu sorununu ele alış biçimi, Osmanlı Devleti’nin dini ve siyasi formasyonunun şekillenmesinde oldukça önemli bir amil olmuştur. Bu yeni siyasi durum, yeni idari ve ekonomik düzenlemeleri de beraberinde getirmiştir. iran ve Mısır’a yönelik olarak koymuş olduğu ticari ambargo, sadece Mısır ve iran tüccarını değil Osmanlı tüccarını da doğrudan etkilemiştir. Öte yandan Mısır’ın ele geçirilmesi ile birlikte önemli bir ticari merkez üzerinde kurulan Osmanlı kontrolü, birçok ticari fırsatı da beraberinde getirmiştir. Geleneksel ticaret yollarının Akdeniz’e buluşma noktaları olan Doğu Akdeniz limanları sayesinde hatırı sayılır bir gelir elde edilmiştir. Bu yıllarda, Hint Okyanusu’na ulaşan Portekizlilerin yol açtığı tehlikeye karşı bir askeri operasyona girişmese de, onun döneminde yapılan denizcilik yatırımları neticesinde oğlu Süleyman döneminde bu tehlike bertaraf edilecektir. I. Selim döneminde denizcilik alanında önemli yatırımlar yapılmıştır.
Çaldıran seferinin ardından Galata’dan Kağıthane deresine kadar uzanan bir sahada tersane inşa edildi (1515). Bu tersane, Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar donanmanın inşai ve idari merkez üssü olma vaziyetini korudu. I. Selim’in verdiği emirlerle donanmada yeni inşa faaliyetleri başladı. Yaklaşık 150 kadar gemi bu yeni yapılan Tersane’de inşa edilmiştir.
ihtişam Çağı ve CihanDevleti Haline Geliş
7. ÜNİTE
CİHAN DEVLETİ HALİNE GELİŞİ HAZIRLAYAN GELİŞMELER

Sultan Selim Sünnî islam dünyasının tepkisini çeken ve büyük bir tehdit olarak algılanan Safevî dinî düşüncesinin yayılmasını engellemek, islam’ın sünnî yorumunu takviye etmek, hatta dinî polemik konusunda esaslı şekilde hazırlık yapmak amacı taşıyordu. islam’ın kutsal topraklarına yönelen Hıristiyan tehdidi karşısında aciz kalan Memlük Sultanlığı’na son verilmesiyle islam dünyasının hâmisi olma sıfatı da ön plana çıkacaktı. Safevî tehlikesi tam anlamıyla ortadan kaldırılamamıştı ama Doğu Anadolu’da kurulan hâkimiyet, Azerbaycan ile iran kesimlerine doğru yayılma ve ticarî yolları denetim altına alma imkânını doğurmuştu. Suriye ve Mısır seferleriyle Hind Okyanusu’ndan Basra Körfezi ve Kızıldeniz vasıtasıyla Mısır’ın Akdeniz sahillerine uzanan yollarının kontrolü imkân dâhilindeydi. Memlük Sultanlığı’ na son verilmiş olması XX. yüzyılın ilk yıllarına kadar Arap dünyası üzerinde hâkimiyeti sağlayacaktı. Osmanlı sultanları arasında 1520’den 1566’a kadar sürecek olan saltanatıyla Süleyman en uzun süreli iktidar sahibi olmuştu. Yarım yüzyıla yakın bu iktidarı imparatorluğun en ihtişamlı dönemi olarak hafızalarda yer edinecekti. Batılı çağdaş tarihçiler Sultan Süleyman’ı “Muhteşem” (Magnificent, Magnifique), veya “Büyük Türk” (Grand Turc) isimlendirmeleriyle anmaktaydılar. Günümüzde kendi isminden çok “Kanunî” sıfatıyla bilinirse de bu sıfatı ilk defa Dimitrie Cantemir XVIII. yüzyılda kaleme aldığı Osmanlı tarihinde zikretmiştir.
Doğu’da Safevîlere Batı’da ise büyük Hıristiyan güçlere karşı “ilahî” bir misyonun yüklenilmesi, toplum yapısı, ekonomik ve ticarî zihniyetteki gelişme bir bakıma XVI. yüzyılı “Kanunî Sultan Süleyman Çağı” haline getirmiştir. Öyle ki bu gelişmeler ve özellikleaskerî-siyasî alandaki başarılar, onun şahsında bu dönemin imparatorluğun zirvesi olarak düşünülmesine yol açmıştır. Hatta XVI. yüzyılın sonlarından itibaren içerde ve dışarıda yaşanan bir takım olumsuzluklara karşı çareler arayan Osmanlı entelektüellerince bu dönem idealize edilerek her zaman ulaşılmaya çalışılan bir “altın çağ” şeklinde değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım XVIII. yüzyıl sonlarında büyük ölçüde Avrupa etkisinin görüleceği döneme kadar “gelenekçi” Osmanlı temel düşüncesini belirledi. Sorunsuz bir şekilde Osmanlı tahtının tek varisi olarak saltanat makamını elde eden Süleyman’ın ilk şehzâdelik yılları, babasının taht mücadeleleri dolayısıyla hareketli geçmişti. Süleyman, babasının sancakbeyi olduğu Trabzon’da 6 Kasım 1494 tarihinde dünyaya geldi. Çocukluk yıllarının da geçtiği Trabzon’daki sarayda kendisine tahsis edilen hocalardan ilk eğitimini aldı. Ayrıca Evliya Çelebi’ye göre bu yıllarda bir Rum’dan kuyumculuk sanatını öğrendi. 1509’da sancağa çıkma geleneğine uygun olarak Sultan II. Bayezid tarafından kendisine Kefe sancağı verildi. Selim’in tahta oturmasından sonra da sancak beyi olarak Manisa’ya gönderildi. Babasının seferleri sırasında ise zaman zaman istanbul’a gelerek saltanat vekilliğinde bulunmuştu. I. Süleyman 30 Eylül 1520 tarihinde tahta oturdu. ilk icraatı Tebriz’den ve Kahire’den getirilen 600-800 civarındaki sanatkâr, ümera ve benzerlerinin memleketlerine dönmelerine izin vermek oldu. Eski bir Memlük beyi olup Sultan Selim zamanında şam Beylerbeyiliği’ne getirtilen Canberdi Gazali isyana kalkıştı. Henüz yeni fethedildiğinden Osmanlı idaresinin tam olarak hâkim olamadığı Suriye bölgesinde ortaya çıkan bu isyanın amacı eski Memlük Devleti’ni yeniden kurmaktı.
Diğer taraftan onun asıl amacı Batı’ya büyük bir sefer düzenlemekti. Bu amaç doğrultusunda daha 1515’te istanbul’da büyük bir tersane inşasına başlanmıştı. Fakat ömrü buna vefa etmemişti. XV. yüzyılda Fatih Sultan Mehmed’in Batı’yı hedef alan fetihleri Rodos ve Belgrad’da durdurulmuştu. Bu iki yer Osmanlı ilerlemesine engel teşkil ediyordu. Rodos, Akdeniz hâkimiyetinin anahtarı, Belgrad ise Orta Avrupa’nın ele geçirilmesi için açılması gereken bir kilitti. 1520’de tahta oturan Sultan Süleyman’ın Batı’da gazayı sürdürebilmesi bu iki engelin geçilmesini gerektiriyordu. Böylece o, istanbul’un fatihinin hedeşeyip elde edemediklerini başararak hem saltanatını pekiştirecek hem de atalarının kazandığı şöhreti kendi şahsında daha da yukarılara taşıma imkânı bulacaktı.
YENİ MÜCADELE ALANI: AKDENİZ
Birbirini takip eden yıllarda 1521’de Belgrad, 1522’de Rodos fethedildi. Uzun zamandır yapılan hazırlıkların ilk defa deneneceği yer Rodos olacaktır. Osmanlı deniz gücünün durumu böyle mühim bir adanın kuşatılmasıyla etraşı bir şekilde anlaşılmış oldu. Rodos’ta farklı milletlere mensup şövalyelerin bağlı oldukları tarikatın üstâdıazamı (büyük reisi) olan Philippe Villiers de L’isle Adam Osmanlı tehdidine karşı Papa’dan ve Fransa’dan yardım talebinde bulunmuştu. Venedik bu duruma sessiz kalmayı tercih etmişti.
Habsburg hanedanına mensup Avusturya Arşidükü Ferdinand’la karada mücadele eden Osmanlılar onun abisi ve hanedanın ispanyol kanadını temsil eden Kutsal Roma-Germenimparatoru V. Karl ile XVI. yüzyılın ilk yarısının ortalarında Akdeniz hâkimiyeti için karşı karşıya geldiler. Batı’da büyük askerî harekâta girişen Osmanlılar ile Avrupa’daki rakipleriyle yıpratıcı bir mücadele içerisinde olan diğer taraftan Atlantik ötesindeki topraklarında koloniler kurmaya çalışan ispanyolların Akdeniz’de hâkimiyet sağlama yolundaki mücadeleleri 1580’e kadar amansız bir şekilde devam etmişti. Osmanlılar bunun sonucunda ispanyolların Kuzey Afrika’da tutunmalarına fırsat vermemiş ve Akdeniz’den çekilerek bütün dikkatlerini kolonilerine yöneltmelerine neden olmuşlardır.
Sultan Süleyman’ın 1532 seferi sırasında Andrea Doria idaresindeki imparatorluk donanmasının Osmanlı hâkimiyetindeki Mora’yı vurması üzerine Akdeniz’de Cezayir Sultanı olarak şöhret kazanan Barbaros Hayreddin, acil olarak Osmanlı bahriyesinin başına geçmek üzere istanbul’a davet edildi. Yanında kendisi gibi çekirdekten yetişme usta denizcilerle 1533 Eylül’ünde Osmanlı payitahtına geldiğinde büyük bir merasimle karşılanan Barbaros padişaha birçok değerli hediyeler sundu. Cezayir-i Bahr-i Sefîd Beylerbeyi payesiyle kaptanıderya olarak tayin edilen Barbaros Hayreddin Paşa, istanbul’a dönerek tersanedeki hazırlıklarla bizzat ilgilendi. Osmanlı donanmasını bir imparatorluk donanması hüviyetinde 35’i baştarda, 52’sikadırga, 6’sı kalyata ve 7’si kayık olmak üzere 100 gemi ve 24.400 personeliyle Akdeniz’e çıkardı. Donanmanın hedeş Tunus’taki iktidar mücadelesinde ispanya’nın etkisini kırmaktı. Barbaros 1534 Ağustos’unda burayı ele geçirerek bir deniz üssü haline getirdi. Tunus’un beklenmedik bir şekilde Osmanlı hâkimiyetine girişi V. Karl’ı oldukça endişelendirdi, istanbul’dan Korfu’ya doğru denize açıldığında ve adadan dönüş yolunda Barbaros Hayreddin Paşa, Ege adalarını birer birer Osmanlı hâkimiyetine almıştı. Korfu Seferi’nden sonra Mora’nın güneyindeki Çuha, Egina alınmış, akabinde yine Venedik idaresindeki Kiklad adalar grubu ele geçirilmiş, 1538’deki ikinci adalar seferinde ise adaların fethi tamamlanmıştı. Barbaros idaresindeki donanma Sporad ve Kiklad adalarına yönelik bu faaliyet sonrasında Girit’teki bazı yerleri de vurup Preveze’ye gelmişti. Barbaros’un buraya gelme sebebi Akdeniz’deki Osmanlı ilerlemesini durdurmak için ispanya, Papalık, Portekiz, Venedik, Malta ve Ceneviz gemilerinden oluşturulan Andrea Doria komutasındaki büyük haçlı donanmasını karşılamaktı. Haçlı donanmasındaki gemi sayısı Osmanlı donanmasının sayıca üç katıydı. Barbaros donanmayla Narda Körfezi’nde hazır konumda beklerken mütteşk donanma Preveze açıklarında demirlemişti. Nihayet iki donanma karşılaştı ve Osmanlıdonanması 28 Eylül 1538’de tarihinin en büyük zaferini elde etti. 1539 Ağustos’unda Doria’nın daha önce zapt ettiği Dalmaçya kıyısındaki Kastelnova kalesi geri alındığında Venedikliler de Osmanlılarla anlaşmak zorunda kaldı. Zaten bu savaş yılları Venedik’in ticaret dolayısıyla elde ettiği kazanca çok zarar vermişti. 1540’da yapılan anlaşmayla ticarî imtiyazlarını sürdürecek olan Venedik, Dalmaçya ile Ege’de Osmanlılar tarafından ele geçirilen yerlerin Osmanlı idaresinde olduğunu kabul ediyordu. Barbaros 17 Nisan 1543’te 110 kadırgalık donanma ile istanbul’dan Marsilya’ya doğru denize açıldı. Osmanlı ordusu da 23 Nisan’da Edirne’den Macaristan üzerine sefere çıktı. Barbaros Hayreddin Paşa, 21 Temmuz’da Marsilya’da karaya çıktı. Burada Fransız donanmasıyla birleştikten sonra ispanya’ya tabi Savoia Dükü Charles’ın malikânesi olan Nice şehri kuşatıldı.
Tersane-i Âmire: istanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed’in emriyle Haliç’te kurulan, sonraki dönemlerde yeni yapılar eklenerek genişletilen Osmanlı imparatorluğu donanması gemilerinin inşa ve tamir edildiği ana deniz üssü. XVI. yüzyılda her birinde kadırga inşa edilebilen yüzden fazla gözü vardı.
1545’in son aylarında ispanya ve Avusturya elçilerinin talepleri üzerine ateşkes sağlanmıştı. 8 Ekim 1547’de ise imparator V. Karl ve Arşidük Ferdinand’la yapılan ve beş yıl geçerliliği olan anlaşma Sultan Süleyman tarafından tasdik edilmişti. XVI. yüzyılın ilk yarısı bitmek üzereyken Akdeniz tarihinde önemli role sahip iki isim sahneden çekildi. Nice Seferi aynı zamanda Barbaros Hayreddin Paşa’nın son büyük seferi olmuştu. Osmanlı deniz gücünün timsali sayılan bu büyük kaptanıderya 1546 Temmuz’unda vefat etti. Bir diğer önemli şahsiyet I. François ise 1547 Mart’ında öldü. Fransız tahtına oğlu II. Henry geçti. ilk başlarda tereddüt ettiyse de o da babasının güttüğü siyaseti takip edip Osmanlılarla ittifak içine girmek zorunda kalacaktı. 120 kadırgadan oluşan donanma Akdeniz’e açılarak Malta’yı topa tutup Gozo’yu yağmaladıktan sonra Trablusgarb’a yöneldi. Kuşatmaya dayanamayan şövalyeler teslim oldu. 1551 Ağustos’unda fethedilen Trablusgarb Kuzey Afrika’da yeni bir Osmanlı beylerbeyiliği olarak teşkil edildi. Kendisine söz verilmesine rağmen Turgut Reis ancak 1556’da Sultan Süleyman’dan talep etmesi üzerine Trablusgarb Beylerbeyi olarak tayin edilecekti. Trablusgarb’ı yeniden ele geçirmek isteyen Malta şövalyeleri, yeni bir Haçlı donanmasının hazırlanması için II. Philippe ve Papa’nın desteğini sağlamışlardı. Bu yeni ittifak Venedik ve Fransa’nın bile gizlice destek verdikleri geniş bir katılımla kurulmuştu. Müttefik Hıristiyan donanması 12 Mart 1560 tarihinde zahmetsizce Cerbe Kalesi’ni ele geçirdi. Piyale Paşa, 120 kadırgadan oluşan donanmayla 28 Mart’ta istanbul’dan hareket etti. 11 Mayıs’ta iki donanma arasında başlayan çatışma üç gün sürdü. Yenilen mütteşk donanmasından bazı kadırgalar Cerbe Kalesi’ne sığındı. Bu sırada Trablusgarb Beylerbeyi Turgut Paşa’nın da destek verdiği ve iki ay süren kuşatma 30 Temmuzda Cerbe’nin fethiyle sonuçlandı. Osmanlıların bundan sonraki hedefi Malta olacaktı. 18 Mayıs-8 Eylül 1565 tarihleri arasında gerçekleştirilen şiddetli hücumlarda çok sayıda kayıp veren ve lojistik destek sınırlarının ötesinde bulunan Osmanlılar müstahkem Malta surlarını aşamadılar. Osmanlıların Akdeniz’deki faaliyetlerinde mühim roller oynamış tecrübeli denizci Turgut Reis, Malta kuşatmasında hayatını kaybetti. Bununla birlikte bu başarısızlık Osmanlıların Akdeniz’deki konumunu sarsmadı. 1566 Nisan’ında, bu tarihe kadar vergi karşılığında Ceneviz idaresinde varlığını sürdüren Sakız Adası, Kaptanıderya Piyale Paşa idaresindeki Osmanlı donanması tarafından ele geçirildi.
HİND OKYANUSU’NDA OSMANLILAR
imparatorluk coğrafyasının güneyindeki bu harekât baharatın kaynağına ulaşıp eski yolları kesen ve ticareti uzak denizlere yönlendiren Portekizlilere karşı düzenlenmişti. Mısır’ın Osmanlı yönetimine alınması Avrupalıları yeni ticaret yolları arayışına itmiş ve daha önce Avrupa’dan hareketle gidilmemiş bir deniz yolu kullanarak baharatın kaynağına ilk ulaşan Portekizliler olmuştu. Osmanlılar, Kızıldeniz’e girerek islam’ın kutsal yerlerini tehdit eden Portekiz gemilerine karşı 1525’te Süveyş’te Mısır kaptanlığını kurdular.
Mısır Beylerbeyi tayin edilen Süleyman Paşa, Gucerat ve Kaliküt’teki Müslümanlara yardım etmek, Portekizlileri buralardan kovarak eski ticaret yollarını canlandırmak maksadıyla 22 Haziran 1538’te 70 parçadan fazla gemiden oluşan bir donanmayla Kızıldeniz’e açıldı. Böylece islam’ın kutsal yerleri üzerindeki tehdit de ortadan kaldırılacaktı. Kızıldeniz çıkışında stratejik konumdaki Aden’i ele geçiren Süleyman Paşa, 19 gün sonra Hindistan sahillerine ulaşıp Gogala ve Kat kalelerini aldı. Portekizlilerin gayet müstahkem bir üs haline getirdikleri Diu ise bütün çabalara rağmen zapt edilemedi. 1547’de ise Özdemir Paşa Yemen’in merkezi olan San’a Kalesi’ni zapt etti. 1554’e kadar Yemen’de bulunan Özdemir Paşa, istanbul’a döndükten sonra Habeş seferiyle görevlendirildi. Mısır’dan asker topladıktan sonra 1555’te harekete geçerek Nil nehrinden güneye ilerleyen Özdemir Paşa Said’de şallal mevkiine kadar geldi ve aynı yıl istanbul’a döndüğünde Habeş Beylerbeyi olarak tayin edildi. Mısır’a dönünce Savakin’e, oradan Massava’ya gelip 1557’de burayı aldı. Arkiko ve iç kesimlerdeki Tigre’ye kadar ilerledi. Sonraki yıl burası ele geçirildi. Bu birbirini takip eden gelişmeler sonucunda Osmanlılar bir bakıma Afrika’daki en uç sınırlarına ulaşmış, Eritre ile Habeşistan’ın kuzeybatı bölgesi Osmanlı idaresine girmişti. Bu doğrultuda 1550’de Katif, 1554’te ise Bahreyn’i ele geçiren Osmanlılar, körfezde önemli bir askerî üs olan Hürmüz’ü de zapt etmeye çalıştılar. Osmanlıların Portekizlileri Hind Okyanusu’ndan uzaklaştırmak için giriftlikleri çabalar tam olarak amacına ulaşamadı. Bununla birlikte mücadeleyi devam ettirmeleri bölgedeki Portekiz etkinliğine darbe vurdu ve onların rahat hareket etmelerini önledi. Osmanlıların bölgede bulunmaları sadece ticaretin canlanmasına odaklı değildi. Portekizlilerin islam’ın kutsal beldelerine yönelik planlarının da önüne geçilmişti. Osmanlılar ayrıca bu sırada Basra, Yemen ve Habeşistan’ın kuzeybatı kesiminde Beylerbeyilikler kurarak Basra Körfezi ve Kızıldeniz’e girişi emniyet altına aldılar.
KUZEY STEPLERİNDE OSMANLILAR
Karadeniz’i bir Türk gölüne dönüştürecek ilk faaliyetlere Fatih Sultan Mehmed döneminde başlanmıştı. Sultan Süleyman’ın saltanatının ilk yirmi yılı dolmadan önce 1538’de çıktığı Kara Boğdan Seferi Karadeniz’in ticarî önemi büyük kuzeybatı limanlarını koruma altına almak gayesini gütmekteydi. Bu aynı zamanda ileride Osmanlıların da kuzey stepleriyle doğrudan ilgilenebileceği bir adımın atılmasına yol açtığı gibi Karadeniz’in bir Türk gölü haline gelmesini sağladı. Voyvoda: Savaş lordu anlamına gelen Slavca asıllı bir kelimedir. Osmanlı devleti tarafından Eflak ve Boğdan idaresinde bulunanlar bu unvan ile anılırdı.
Knezlik: Slavca asıllı olan Knez kelimesi Prens ya da Dük anlamına gelmektedir. Moskova Knezliği, Altın Orda Hanlığı’na bağlıydı. Bu hanlığın XVI. yüzyılın hemen başında yıkılmasından sonra kazanılan topraklarla knezlik çarlığa dönüşmüştür.
Kırım üzerindeki kontrolü yitirmek istemeyen Osmanlılar Boğdan Seferi sonrası nda buraya yakın bölgeleri ele geçirip doğrudan merkezî idareye bağlayarak himaye siyasetini daha da sıkı hale getirdiler. Sahib Giray’ın bertaraf edilerek yerine Devlet Giray’ın hanlığa oturtulması Kırım Hanlığı üzerindeki merkezî otoritenin mutlak olarak kurulduğunu ifade ediyordu. Diğer taraftan Moskova Knezliği’nin gücü de giderek artmaktaydı. Çar unvanını alan IV. ivan (Korkunç ivan) 1552’de Kazan’a, 1554-1556 arasında ise Astarhan’a hâkim olarak Hazar’ın kuzeyinden geçen ve Kırım’a inen yolların kontrolünü ele geçirmiş oldu. 1559’da ilk defa Rus Kazakları Azak’a ve Kırım sahillerine saldırdılar. Astarhan’a yönelik sefer hazırlıklarına girişildiğinde ise artık Osmanlı tahtında Sultan Süleyman hüküm sürmüyordu.
İÇ GELİŞMELER
Osmanlı imparatorluğu gerçekleştirilen fetihlerle XVI. yüzyılın ortalarına doğru dünya coğrafyasında mühim bir yer işgal etmiş, Akdeniz ve Hind Okyanusu arasındaki ticaret akışını yeniden kurmuş, büyük maddî imkânları, askerî gücü, kuvvetli merkezî yapısı ile çağdaşı devletler nezdinde önemli bir yere ve itibara sahip olmuştu. Özellikle Orta Anadolu, Dulkadır- Maraş kesimlerindeki Türkmen toplulukları gerçekleştirilen tahrir ve vergi tespitlerini tepkiyle karşıladılar. Bunlara beylerinin idamı sebebiyle devlete küskün olan kesimler de destek vermekteydi. Ferhad Paşa’nın rolüyle idam edilen Şehsuvaroğlu Ali Bey’in adamlarının tımarları hazineye aktarılmış ve bu durum bölgede genel bir huzursuzluğa sebep olmuştu. Bunların bir bölümü Mısır dönüşünde ibrahim Paşa’nın aldığı tedbirler sayesinde yatıştırılmıştı.
XVI. yüzyılda benzer tepkilerin ateist eğilimli sufî çevrelerde de ortaya çıkması ilgi çekicidir. Sultan Süleyman döneminde alınan siyasî ve ekonomik tedbirlerin sertliği merkezî idareye karşı geliştirilen muhalefette sufî çevreleri ön plana çıkarmış olmalıdır. Özellikle Bayramî Melamîlerin sosyal sisteme ciddî ölçüde muhalif bir tavır takınmaları ve bunun halk arasında destek bulması dikkate değer gelişmelere yol açmıştır. Mesela hem siyasî hem de ilahî misyonla donatılmış bir şahsiyet olarak görülen İsmail Maşukî (Oğlan Şeyh), Bayramî Melamîliği entelektüel çevrelere taşımış ve taşra tarikatından şehir tarikatına dönüşmesini sağlamıştır. Aynı şekilde 1560’larda Bosna’da yaşayan Hamza Bâlî, Osmanlı idaresine karşı siyasî bir kimlikle ortaya çıkmıştı. Bunlar daha sonra yakalanarak Ebussuud Efendi fetvasıyla idam edildiler.
Hamzavî hareketi uzun süre Rumeli’de etkili olmuştur. ibrahim Gülşenî, Muhyiddin Karamanî gibi şeyhler de ilhad-zındıklıkla suçlanarak takibata uğramışlardı. Molla Kabız ise Hz. isa’nın üstünlüğünü savunduğu için sorgulanarak idam edildi. Sultan Süleyman döneminde benzeri şekilde başka olaylarda cereyan etmişti. 1527-1560 arasında yaşanan bu gibi hassasiyetlerin merkezî hükümetin Safevî tehdidi karşısında Sünnî akaidi her yönden korumak amacına yönelik olarak meydana geldiği ifade edilebilir. şehzâdelik zamanından beri yanında olan ve geniş yetkilerle veziriazam tayin ettiği arkadaşı İbrahim Paşa’yı birden bire idam ettirmesi hanedan içinde yaşanan ailevî problemlerin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Şehzâdenin idamına duyulan tepkiler bir isyan olayıyla halk tabanında da etkisini gösterdi. Şehzâde Mustafa olduğu iddiasıyla Selanik ve Yenişehir taraflarında ortaya çıkan bir şahıs, özellikle Silistre ve Niğbolu bölgelerinde Simavna softa ve dervişlerinden de taraftar bulmuştu. Muhtemelen bunların yukarıda bahsedilen Hamzavî hareketiyle de ilgileri vardı. Saltanatını ilan ve kendisine bir vezir, iki kazasker tayin eden Mustafa, 10.000 civarında adam toplayıp yağmaladığı çiftliklerin mallarını fakir halka dağıtarak şöhret kazanmıştı. Bu hadise bazı kaynaklarda Hamza Bâlî olayıyla birleştirilmiş ve Mustafa’ya atfedilen saltanat ilanı Hamza Bâlî ’ye yüklenmiştir. Fakat bu hareket Niğbolu sancakbeyi tarafından kolaylıkla bastırılmış ve Mustafa yakalanıp istanbul’a yollanmıştı. idam edildikten sonra cesedi halka gösterilerek sahtekârlığı teşhir edilmek istenmişti. Bunun yanı sıra bu kadar taraftar toplaması halk arasında ve özellikle sufî çevrelerde Şehzâde Mustafa ’nın öldürülmesine duyulan tepkilerin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

Bozok: Osmanlılar döneminde bugünkü Yozgat ilini kapsayan sancak.
Bayramî Melamî: Hacı Bayram-ı Velî’nin vefatından (1430) sonra mensuplarından bazıları onun ilâhî aşk, cezbe ve melâmet yanını temsil eden Emîr Sikkînî’ye tâbi olup bu isimle anılır.
ilhad-Zındıklık: ilhad, dinden çıkma sonucunu doğuracak inanç ve görüşleri savunma; zındıklık ise tekşr edilmesi gereken islam dışı inançlar taşıdığı halde Müslüman görünme anlamındadır.
Hamzavî: (Hamzaviyye) Hamza Bâlî’den sonra Bayramî Melamîliğine verilen ad.
Simavna: Günümüzde Yunanistan sınırları içerisinde Kyprinos olarak anılan yer.
Padişahın yaşının ilerlemiş olması taht vârisinin kim olacağıyla ilgili türlü entrikaların yaşanmasına sebep olmuştur. 1550’li yılların ortalarında tahta aday olabilecek iki vâris kalmıştı:
Her ikisi de Hürrem Sultan’ın oğlu olan şehzâde Selim ve Bayezid. Uysallığı ile dikkat çeken büyük şehzâde Selim, Sultan Süleyman’la Nahçıvan Seferi’ne katılmıştı. Hürrem Sultan’ın ise daha ziyade küçük şehzâde Bayezid’e kol kanat gerdiği belirtilmektedir. Hatta Bayezid’in 1558’de Konya’dan iktidar merkezi istanbul’a daha yakın Kütahya’ya sancakbeyi atanmasında annesinin rolü üzerinde durulur. şehzâdeler arasındaki gizli iktidar çekişmesi sancak yerlerinin değiştirilmesine yol açtı. Sultan Süleyman ikisine de eşit mesafede bulunmak için Selim’i Konya’ya, Bayezid’i Amasya’ya gönderdi. Bundan daha çok etkilenen Bayezid oldu.
Kütahya’ya gelişini taht için kendisinin tercih edildiğine yoran Bayezid, iran serhaddine yakın bir sancağa gönderilmesi üzerine tedirgin olmuş ve yaşadığı kırgınlığı bir mektupla babasına bildirmişse de herhangi bir sonuç alamamıştı. Sultan Süleyman bu durum karşısında oğullarının yanına onlara nasihatte bulunacak kimseleri gönderdi. Bayezid’in yanına giden dördüncü vezir Pertev Paşa, şehzadeyi yatıştırmakta başarılı olamadı. Bayezid, babasına ağır ve tehdit dolu bir mektup gönderdi. Selim ise yanında bulunan üçüncü vezir Sokollu Mehmed Paşa’nın sözlerine uyarak herhangi bir tepki göstermekten uzak duruyordu. Sonunda babasının tamamen Selim’e meylettiğine kanaat getiren Bayezid, “yevmlü” denilen 20.000 civarında tüfekli asker topladı.
Selim ise ancak babasının emriyle askerî bir hazırlığa girişmişti. Bayezid, bazı sancakbeylerinin de yanında yer almasıyla 14 Nisan 1559’da Ankara’ya doğru harekete geçti, sonra da Konya’ya yöneldi. 30 Mayıs’ta Konya yakınlarında meydana gelen çarpışmada bozguna uğrayınca önce Amasya’ya çekilip sonra da iran’a iltica etti. Burada iki buçuk yıl kadar oğullarıyla birlikte kaldı. Sonunda onları teslim almaya gelen Osmanlı elçilik heyetine verildiler. Bayezid ve oğulları teslim alınır alınmaz 23 Temmuz 1562’de idam edildiler. Taht vârisi olarak sadece Selim ve oğulları kalmıştı. Sultan Süleyman ilerlemiş yaşına rağmen tahtı terk etmek yerine hâlâ cihangir bir padişah olduğunu göstermek niyetindeydi. 1553’ten beri on altı yıldır çıkmadığı yeni ve uzun bir sefere ordusunun başında hareket etmekten çekinmedi.
Batı’da ve Doğu’da Osmanlı Gücünün Yayılışı
8. ÜNİTE
KANUNÎ SULTAN SÜLEYMAN DEVRİNDE AVRUPA’DAKİ SİYASÎ GELİŞMELER

Habsburg hanedanına mensup Avusturya Arşidükü babası ve Kastilya Kraliçesi annesi dolayısıyla Avrupa’nın önde gelen hanedan ailelerinin üyesi olan Karl, 1516’da anne tarafından dedesi II. Fernando’nun ölümü üzerine annesi ile birlikte ispanya hükümdarı ilan edilmişti.
Kutsal Roma-Germen imparatorluğu: 962-1806 arasında Avrupa’da hüküm süren imparatorluk. Sınırları tarih içinde değişikliğe uğrayan imparatorluğa çok sayıda prens, marki, kont ve dük bağlıydı. XV. yüzyılın ortalarından itibaren elektör (seçici) prensler, Habsburg hanedanından birini imparator seçmişlerdi.
Karl, güçlü banker ailesi Fugger’lerden temin ettiği parayla imparatoru seçecek Alman elektör prenslerin kendisine oy vermelerini sağlayarak rakibi I. François’yı alt etti. Sultan Süleyman’ın tahta oturmasından bir ay sonra Ekim 1520’de Aachen’da Alman krallık tacını giydi ve aynı yıl içinde de seçilmiş imparator unvanına sahip oldu. Bu tarihten itibaren V. Karl (Charles-Quint veya Şarlken) üyesi olduğu hanedan ailelerinden edindiği miraslar yoluyla ispanya, Avusturya, Hollanda, Belçika, yeni kıta Amerika’daki ispanyol kolonileri ve Fransa’da Burgondiya’yı elinde tutuyordu. V. Karl’ın en büyük emeli Ortaçağ Avrupası’nda Karolenj imparatoru Karolus Magnus’un (742-814) (Charlemagne veya Şarlman) kısa süreyle olsa da gerçekleştirdiği şekilde Hıristiyan Avrupa’yı kendi idaresindeki büyük bir imparatorluk çatısı altında birleştirmekti. Doğu’da bir dünya gücü olarak kendini gösteren Osmanlı Devleti, gelişen olaylar üzerine Avrupa’da oluşan bu yeni devletler sistemine dâhil olacaktır. Kutsal Roma-Germen imparatoru V. Karl karşısında bağımsızlığının tehlikeye girdiğini gören devletler, bu yeni dünya gücünden yardım talep edecek veya onu imparatora karşı kullanmanın yollarını arayacaktır. Bu tarihlerdeki
Avrupa kimi tarihçiler tarafından I. Süleyman’ın ve V. Karl’ın Avrupa’sı şeklinde tarif edilmiştir. Avrupa devletleri kendi çıkarlarına göre bu iki büyük gücün etrafında yer almışlardır.
Hatta yine bu dönemde ortaya çıkan Protestanlık mezhebi de Osmanlılar tarafından Katolik imparator V. Karl’a karşı himaye edilmiştir. Bu destek olmasaydı Protestanlığın V. Karl’ın ezici gücü karşısında hayat şansı bulması çok mümkün değildi. Denilebilir ki bugünkü Avrupa bir ölçüde o dönemdeki gelişmelerin sonucunda meydana gelmiştir.
Atalarından miras aldığı cihan hâkimiyeti fikrini gerçekleştirmek için uzun saltanatı boyunca ondan fazla sefere çıkan Sultan Süleyman’ın en büyük rakibi olan V. Karl da Kutsal Roma- Germen imparatoru olarak tahtta bulunduğu süre içinde Hıristiyan Avrupa birliği hayalini gerçekleştirmeye çabalamıştı. Fakat karşısında ingiltere, Fransa gibi millî monarşiler ve diğer taraftan dinî ve siyasî yönden kendisini tehdit eden Protestanlık hareketi vardı. Nihayet onun bu yöndeki ideallerinin önündeki en büyük engel Osmanlıların Batı’ya yönelik askerî ve siyasî faaliyetleri olacaktır. V. Karl 40 seneye yakın iktidarı boyunca idealleri için sürdürdüğü mücadelesini sonuçlandıramadan hasta ve yorgun bir haldeyken tahtını oğluna bırakmıştı.



BATI’YA DOĞRU İLK FAALİYETLER
Belgrad, Kutsal Roma-Germen imparatorluğu’na bağlı olan Macar Krallığı’nın idaresindeydi.
Kral Matyas’ın 1490’da ölümünden sonra Macar tahtı ülkedeki nüfuzlu soylular tarafından Bohemya Kralı II. Vladislav’a verilmişti. Belgrad üzerine yürüyen Osmanlı kuvvetleri önce 7 Temmuz 1521’de Böğürdelen’i aldılar. Bu Kanunî Sultan Süleyman’ın ilk fethettiği kaleydi. Daha sonra Sirem bölgesine ilerlenerek buradaki kaleler ele geçirildi. Ağustos sonunda ise stratejik bir kilit noktası olan Belgrad Kalesi teslim alındı. Bu suretle Osmanlılara Orta Avrupa yolu açılmış oluyordu. Belgrad’ın Osmanlılar tarafından zabtı Avrupa’da korku çanlarının çalmasına sebep oldu. Fakat ne imparator V. Karl ne de Macar Kralı buna karşı önlem alabilecekleri bir vaziyet içindeydiler. 1494’te başlayan italya Savaşları’nın ilk devresi 1516’da imzalanan Noyon Antlaşması ile sona ermiş buna göre Fransa Milano’nun, ispanya ise Napoli’nin üzerinde geniş çaplı bir nüfuz elde etmişlerdi. Osmanlıların Belgrad’ı fethi sonrasında ise italya Savaşları’nın ikinci dönemi başlamış, Kutsal Roma-Germen imparatoru ve ispanya Kralı V. Karl ile Fransa Kralı I. François karşı karşıya gelmişlerdi. Fransa Kralı, kendisiyle anlaşmazlığa düştükten sonra V. Karl’ın hizmetine giren ve imparatorluk ordusunun başında bulunan Bourbon Dükü Charles’ı Marsilya yakınları nda durdurmuştu. Fakat 1525’te kuzeyden ingilizlerle birlikte hareket eden Alman ordusu ile Pavia’da karşılaştığında yenilerek esir düşmüş ve Madrid’e götürülüp hapse atılmıştı. Bu gelişme Osmanlıların Avrupa siyasetine dâhil olmasının yolunu açtı.
I. François’nın annesi oğlunu kurtarması hususunda yardım talebinde bulunduğu bir mektubu Sultan Süleyman’a gönderdi. Osmanlı sultanı bu mektuba Fransa kralını teskin edici sözlerden sonra kendisine yardım edeceğini bildiren bir cevapla karşılık verdi. Osmanlı kaynaklarında Fransa’ya yardım etme maksadıyla çıkıldığı belirtilen seferin hedefi Macaristan’dı. Bir ihtimal bundaki amaç Macaristan’ın bütünüyle ele geçirilerek Habsburglara karşı bir üs olarak kullanılması düşüncesiydi. Böylece sefere çıkan Osmanlı ordusu, Macar Kralı ile karşılaşmadan önce Petervaradin, ilok, Ösek (Eszek) gibi önemli kaleleri ele geçirdi. II. Lajos hiçbir yerden yardım alamadan kendi kuvvetleriyle büyük Osmanlı ordusunu 29 Ağustos 1526’da Mohaç Ovası’nda karşıladı Fakat kısa sürede çember içine alınarak bozguna uğratılmış, Macar Kralı ise bir miktar askeriyle çekilirken bataklığa saplanarak hayatını kaybetmişti.
Bundan sonra Macaristan’ın başkenti Budin‘e yürüyen Osmanlı ordusu 10 Eylül 1526’da şehre girdi. Sultan Süleyman bir süre burada kaldı. Budin doğrudan Osmanlı idaresine bağlanmadı. Osmanlılar, 10 Kasım 1526’da Macar Krallığına, soyluların da desteklediği János Zapolya’yı getirerek onu himayelerine aldılar. Macaristan’daki soyluların Alman taraftarı olan bir kısmı ise eski kralın akrabası olan ve daha önceki anlaşmayla Macar tacının kendisine ait olduğunu iddia eden V. Karl’ın kardeşi Arşidük Ferdinand’ı tahta oturması için desteklediler. Ferdinand da 23 Eylül 1527’de Zapolya’yı Budin’den çıkardı. Zor durumda kalan ve tâbi olmak şartıyla yardım talep eden Zapolya’ya Osmanlılar destek verdiler. Mayıs 1529’da istanbul’dan hareket eden Padişah, Eylül ayı başlarında Budin önlerine ulaştı. şehir teslim olduktan sonra kendisiyle daha önce anlaşma yapılan Zapolya Macar tahtına oturtuldu. 1529 Seferi Macar tahtının korunması amacıyla gerçekleştirilmişti. Dolayısıyla Osmanlıların Viyana’yı alarak hem Habsburgları hem de Macarları dize getirmek niyetinde oldukları iddiası, görünüşe dayalı bir yorum olarak değerlendirilmelidir. Osmanlılar kendi temsilcileri olarak Budin’de Luigi Gritti‘yi bir yeniçeri birliğiyle bıraktılar. Himaye altına alınan Zapolya yıllık bir haraç verecekti. I. François ise Osmanlı orduları Macaristan’dayken 13 Ağustos 1529’da imparatorla Cambrai sulhunu imzalamıştı.
Luigi (Alvise) Gritti: 1480’de istanbul’da doğdu. 1523- 1538 arasında Venedik Doç’u olan Andrea Gritti’nin oğludur. Osmanlı dış ilişkilerinde etkili oldu
MACARİSTAN ÜZERİNDE OSMANLI-HABSBURG ÇEKİŞMESİ (1533-1562)
Viyana’ya 60 mil uzaklıktaki Güns (Köszeg) önlerinde üç hafta kadar bekleyen ve Ağustos 1532’de burayı ele geçiren Osmanlı ordusu sonra Sopron’a ilerledi. Viyana’nın kuşatma altına alınacağı beklenirken önce Graz’a yönelen ordu, oradan Hırvatistan’a girdi. Burada ve Slovenya’daki bazı şehir ve kasabalar ile Zagreb ele geçirildi. 1532 Alaman Seferi’nin Viyana’yı doğrudan hedefleyen bir askerî harekât olmaktan çok gözdağı verme ve Macar topraklarındaki hâkimiyeti sağlamlaştırma amacını taşıdığı ifade edilebilir. Öte yandan bu seferde imparatorun hedef alındığının ilan edilmesi büyük bir telaşa ve Alman tarafında önemli gelişmelere yol açmıştı. V. Karl Viyana’yı savunmak için hazırlık yaparken yardımına muhtaç olduğu
Protestan Alman prensleriyle 23 Temmuz 1532’de Nürnberg Din Barışı’nı yapmıştır. Böylece Protestanlar kendilerini güvence altına almış oldular. V. Karl’ın böylece topladığı orduda İspanyol, İtalyan, Hollanda, Çek, Slovakya, Macar, Sloven Ve Almanca konuşan bütün ülke askerleri bulunmaktaydı. Bu hayli renkli ordu 100.000’e ulaşan asker sayısı ile Viyana yakınlarında Brigittenau’da beklemiş fakat kendisini yakınlarda bekleyen Osmanlı ordusu üzerine yürümemişti. Gerçekte kimse Ferdinand’ın Macar tacına yönelik planlarını desteklemek uğruna para ve asker kullanmak istemiyordu. Bu ordu daha çok savunma amacı ile toplanmıştı. Her iki taraf da bulundukları yerde diğerini beklemekteydi. imparatorluk ordusu arazi avantajını kullanarak mevzilendiği için Osmanlılar da bilinmeyen bir yöne ilerleyip zaafa düşmek istemiyorlardı. Bunun yerine Sultan Süleyman, kendi belirlediği şartlarda V. Karl’ı savaşa mecbur bırakmak yolunda bir taktik izliyordu. Nitekim Kasım Voyvoda önderliğindeki Osmanlı akıncılarının Alpler’i aşıp Linz’e kadar ilerledikten sonra geri dönüş yolunda Brandenburg Prensi tarafından pusuya düşürülüp dağıtılması uygulanan taktik anlayışın doğruluğunu göstermektedir. Karadaki mücadele denizlere taşınarak hem karada hem de denizde savaş düzenine geçilmişti. imparatorluk donanmasının başına getirilen Andrea Doria, idaresindeki gemilerle Mora yarımadasındaki Koron’la Patras ve İnebahtı ’yı ele geçirmişti. Osmanlılar buna karşılık Akdeniz’in en meşhur denizcisi Barbaros Hayreddin’i donanmalarının başına getirip Osmanlı deniz gücünün üstünlüğünü sağladılar. V. Karl, donanmasının başarılarını Sultan Süleyman’a karşı bir koz olarak kullanmak istedi. Osmanlıların Habsburglara karşı yürüttükleri mücadelede Fransa’nın da önemli bir katkısı olduğu belirtilmelidir. Müşterek düşman olarak tanımlanan Habsburglara karşı 1532-1541 yılları arasında Osmanlı-Fransız ilişkilerinin seyri hem siyasî hem de askerî yönden tam bir dayanışma içinde bulunulduğunu gösterir. Fransa, V. Karl’a karşı Osmanlıları daha ziyade Akdeniz’de bir cephe açmaya teşvik etmekteydi.
Kara yoluyla Avrupa içlerine doğru ilerleyen Osmanlı ordusunun Hıristiyan dünyasında yol açtığı tepkiler Fransa’yı bazen zor durumda bırakabiliyor hatta kimi zaman Avrupa’da oluşturulan atmosfer dolayısıyla Osmanlılara karşı bir görüntü veriyordu. Buna rağmen Fransa ile ilişkilere çok dikkat eden Sultan Süleyman, imparator aleyhine ingiltere ve Protestan prenslerle yeni bir birlik kurması için Fransız kralına 100.000 altın göndermişti. Bu ittifak görüşmeleri sırasında 1536’da Fransa’ya ticarî haklar tanıyan ilk kapitülasyonların verildiği iddia edilirse de bu bir taslak halinde kalmış, bu anlamda Fransa’ya ilk kapitülasyon 1569’da verilmiştir.
Kararlaştırılan ortak harekâtın ilk planı 1537-1538’de uygulamaya geçirildi. Osmanlılar, italya’nın istilasına bir hazırlık olarak Korfu Adası’na yönelik bir sefer düzenlediler. Fransız ve Osmanlı askerleri ilk defa ortak bir harekâtta bulunuyorlardı. Kara ve deniz kuvvetlerinin katıldığı bu sefere Fransız donanması da destek vermişti. Padişahın ordunun başında bulunduğu harekâtta başarıya ulaşılamamıştı (Kasım 1537). Ferdinand anlaşma şartlarını öne sürerek bütün Macaristan’ı ilhak etmek için harekete geçti. Elçi Laski, Ferdinand’ın bu tavrının Osmanlılara karşı olmadığını ifade etmişse de Sultan Süleyman artık Macar meselesini kati şekilde sonuçlandırmayı düşünüyordu. Habsburglarla olan sınır Balkanlar değil Budin’in batısı ve kuzeyi olmalıydı. Ele geçirilecek bölge de doğrudan askerî üs vasfına sahip bir Osmanlı beylerbeyiliği haline gelmeliydi. Budin’in 1541 Mayısı’nda Ferdinand tarafından kuşatılmasının ardından Haziran ortalarında da Osmanlılar istabur Seferi olarak da adlandırılan dördüncü Macar seferine çıktılar. Öncü kuvvetlerin Budin’e ulaşmasından sonra gelen büyük kuvvetlerin baskısı sonucu geri çekilen Alman kuvvetleri ani bir baskınla dağıtılarak Budin kurtarıldı. Şehre Sultan Süleyman, Ferdinand’ın kuvvetleri yenilgiye uğratılarak Budin alındığı için bunu bir fetih olarak duyurdu. Bu gelişmeler Avrupa’da bir tepkiye yol açtı.
Protestan prensler de Türk tehdidini endişe verici olarak değerlendiriyorlardı. Macaristan’ın Türklerin elinden geri alınması gerektiği ifade edilmişti. Bir anlamda imparator karşısındaki varlıklarını borçlu olmalarına karşı Protestan prensler şimdi Türk tehdidini ön plana almışlardı. Luther, şimdi Türkleri şeytan, Günah ve Tanrının gazabıyla birlikte dört büyük düşman arasında sayıyordu. Oysa daha önceleri Almanların işledikleri günahların ve Hıristiyan düşmanı Papa’nın kötülüklerinin bir cezası olan Türklere karşı harekete geçmenin aleyhindeydi. Luther, Viyana kuşatmasının ardından bu görüşlerinin tamamen aksine bir tavır almıştı. V. Karl Protestanlarla barış dönemini beş yıl daha uzatmıştı. imparatorluk kuvvetlerinin başına askerî dehasından ziyade Protestanlarla aracılık rolü üstlenebilecek biri olan Brandenburg Prensi II. Joachim getirilmişti. imparatorluk ordusu 20 Ağustos’ta Estergon, 7 Eylül’de Vişegrad’a ulaşmış, Tuna’yı aşarak 28 Eylül’de Budin karşısındaki Peşte önlerine gelmişti. Yardımcı Osmanlı kuvvetlerinin yetişmesiyle yedi günlük bir kuşatmanın ardından bozguna uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu gelişmeler karşısında Sultan Süleyman 1543 Nisan’ında yeni bir Macaristan seferine çıktı. Daha önce talep edilen önemli kaleler ele geçirildi. 22 Haziran’da Valpo, 28 Haziran’da Pecs (Peçuy) ve 6 Temmuz’da Şikloş ele geçirildi. Buradan ilerlenerek Tuna kenarında stratejik bir mevkide olan Estergon 10 Ağustos’ta teslim alındı. 15 Ağustos’ta Tata ve 3 Eylül’de İstolni Belgrad zapt edildi. Osmanlılar barış şartı olarak öne sürdükleri yerleri peşi sıra ele geçirerek Budin Beylerbeyiliği’nin etrafını genişletmiş oldular. Artık Ferdinand’ın idaresindeki Macar toprakları daha ciddi tazyik altında tutulabilirdi.
Ertesi yıl 1544 baharında Budin ve Bosna Beylerbeyileri Bosna ve Hırvat sınırlarında askerî harekâtta bulunup Novigrad, Hatvan, Dombavar, Dobrekoz, Şimontorna ve Ozara kalelerini ele geçirdiler. Osmanlı kuvvetlerinin bu faaliyetleri üzerine Ferdinand’ın gönderdiği elçilik heyeti ile yapılan görüşmeler önce 1545 Kasım’ında ateşkesle neticelendi. 18 Haziran 1547’de ise V. Karl’ın da dâhil edildiği beş yıl süreyle geçerli olacak iki taraf arasındaki ilk anlaşmaya varıldı. V. Karl, Augsburg’ta 1 Ağustos 1547’de, Ferdinand ise 26 Ağustos’ta Prag’ta anlaşmayı tasdik ettiler. Habsburglar bu suretle Osmanlı baskısından kurtulmuşlardı. Osmanlılar ise Batı sınırlarından emin olarak yeni bir iran Seferi’ne girişebileceklerdi. Anlaşmanın şartlarına göre Ferdinand elinde kalan topraklar için 30.000 altın ödeyecekti. 1556’da ikinci kez Budin’e vali olan Ali Paşa Sziget’i kuşattı fakat başarı elde edemedi. Bu hadiseler esnasında Lehistan’a kaçan Kraliçe Isabella ve oğlu Osmanlıların uygun görmesiyle geri döndüler. Janos Sigismund 1559- 1571 yıllarında krallık yaptı. Macar meselesi artık iki taraf arasında Erdel ile geniş ölçüde sınırlanan bir döneme giriyordu. Osmanlıların 1 Haziran 1562’de Habsburglarla vardıkları sekiz yıllık antlaşma Ferdinand’ın Erdel’e yönelik iddialarına son veriyordu. Anlaşmada Osmanlılara yine yıllık 30.000 duka altın verme şartı vardı.
Budin Beylerbeyiliği: 1541-1686 arasında Osmanlı idarî teşkilatında bulunan ve merkezi Budin olan Beylerbeyilik.
Budin Beylerbeyiliği kurulmuştu. Böylece Osmanlılar kalıcı olarak Batı’ya doğru genişlemelerinin son sınırına ulaştıklarını anlamışlardı. Budin’in çevresinin emniyete alınmasına çalışıldı. Erdel’de voyvodalık teşkilinin ardından da Eşak ve Boğdan dâhil bu üç beyliğin korunarak Habsburglarla bağlantı larının kesilmesi esas hedef oldu. Buraları koruma amacıyla kurulan Temeşvar Beylerbeyiliği Budin ile birlikte XVI. yüzyılın ikinci yarısında sınır boylarının emniyet ve gözetimi açısından çok mühim bir görevi yerine getirecektir.
OSMANLI-SAFEVÎ MÜCADELESİ
Fakat Osmanlıların Batı’ya karşı bu faaliyetleri sırasında Anadolu’yu tehdit edecek gelişmeler yaşanmaktaydı. Anadolu’daki Türkmen boyları üzerinde Safevî propagandası etkili oluyordu. Bir kısım Türkmenlerin benimsedikleri kabilevî heterodoks islam anlayışı, şiî motifler olan Hz. Ali ve on iki imam kültleri, Kerbela matemi gibi temel inançlarla karışarak asıl on iki imam doktrininden farklı bir hüviyette Kızılbaşlık/Alevilik haline dönüşmüştü. Geniş yetkilerle donatılan veziriazam ibrahim Paşa önden iran’a yürüdü (Ekim 1533). Daha önce kararlaştırıldığı üzere Bağdat’a yönelmesi gereken ibrahim Paşa, Ulama Han’ın etkisiyle ayrıca şah Tahmasb’ın Horasan’da olmasından faydalanarak Tebriz’e ilerledi. 6 Ağustos 1534’te küçük bir çarpışmanın ardından boşaltılmış haldeki şehre kolayca girdi. Sultan Süleyman 14 Haziran 1534’te istanbul’dan hareket edip 28 Eylül’de Tebriz’de ibrahim Paşa ile buluştu. Buradaki Safevî muhafızı Tekeli Mehmed Han şehri terk ettiğinden Bağdat kolayca alınmış oldu (28 Kasım 1534). Sultan Süleyman dört ay burada kaldığı sırada Basra hâkimi Raşid b. Magamiz gelerek itaat arz etti. Bu sırada Safevîlerin Tebriz’e saldırması üzerine buraya doğru harekete geçildi (1 Nisan 1535).
Şah Tahmasb Osmanlı ordusunun ilerlediğini haber alınca kuşattığı Van’dan geri çekildi. Ordu 30 Haziran’da Tebriz yakınlarındaki Sadabad’a ulaştı. Padişah 3 Temmuz’da ikinci kez Tebriz’e girdi. Bu esnada isfahan’a çekilen ve buradan Sultaniye’ye gelen şah Tahmasb’ın üzerine hareket edildiyse de izine rastlanmadığından Tebriz’e geri dönüldü (20 Ağustos). Padişah yedi gün sonra buradan ayrılarak Ahlat’a geldi. Bunun üzerine şah Tahmasb boşaltılan Tebriz’e süratle girip daha sonra Van’a kadar ilerleyerek burayı tekrar ele geçirdi. Bunun ötesinde ise Safevîlerin ortadan kaldırılamayacağı açıkça görülmüş, Osmanlılar iran’da kurdukları hâkimiyetin geçici olduğu anlamışlardı. Bundan sonraki asıl hedef onları belirli bir sınır bölgesinde tutmak olmuştur. Irak-ı Arab ve Irak-ı Acem’e girildiği için iki Irak anlamında Irakeyn Seferi olarak isimlendirilen bu harekât ile Basra-Bağdat-Halep ticaret yolunun denetimi sağlanmış oldu. şah’ın kardeşi Elkas Mirza, aralarındaki anlaşmazlık üzerine Osmanlılara sığınıp yeni bir sefer için iran’da müsait bir ortam bulunduğuna Osmanlıları ikna edince Safevîler üzerine ikinci defa savaş açılmasına yol açtı. Aslında daha ziyade şah Tahmasb’ın şirvan’ı sıkıştırması, Sünni halkın müracaatları, Özbeklerin yardım istekleri ve yarım kalan iran meselesini tamamen ortadan kaldırmak düşüncesinin bunda etkili olduğu ifade edilebilir. Elkas Mirza’nın tahriki ile bu düşünceler kesinleşti. Batı cephesi 1547’de Habsburglarla yapılan anlaşma ile emniyete kavuşmuştu.. 8 Kasım 1553’te Halep’e giren padişah,1554 Mayıs’ında Diyarbekir’e geçti ve oradan Erzurum’da toplanılması kararlaştı rıldı. şah, pasif savunmasını sürdürüyor, Osmanlılar ise Safevî topraklarına girerek tahribatta bulunuyorlardı. Padişah 18 Temmuz’da Revan’a sonra da Nahçıvan’a ulaştı. Bu esnada sulh için mektuplaşmalar yapılıyor, Tahmasb Osmanlı ordusu ile karşılaşmayacağını belirtiyordu. Kışı Amasya’da geçiren Sultan Süleyman’ın yanına bahar ayında barış ile ilgili görüşmelerde bulunmak için Safevî elçisi geldi. 1 Haziran 1555 tarihinde Amasya’da ilk Osmanlı-Safevî anlaşması yapıldı. Bununla Osmanlı-Safevî dinî zıtlaşması makul bir seviyeye indirildi ve daha sonraki anlaşmaların da temeli oluşturuldu. Safevîler Bağdat bölgesi, Kars ve Atabegler yurdu üzerinde Osmanlı hâkimiyetini kabul ediyorlardı. Bu anlaşma ile Osmanlıların şark meselesi yirmi beş yıl kadar sakin bir seyir izleyecekti.
SON SEFER VE KAPANAN BİR “CAĞ”
Oğulları arasındaki mücadelenin kötü izleri, Malta bozgunu ile birleşince sufî çevrelerin de tesir ettiği muhalif düşünceler önemli ölçüde imajını zedelemişti. Bu durum sadece padişahın şahsını değil doğrudan hanedanın kendisini hedef alacak boyutlara ulaşabilirdi. Sultan Süleyman’ın bu seferi Habsburglara iyi bir ders vermek, onları son bir hesaplaşmaya mecbur bırakmak amacını taşıyordu. Planlar öncelikle Zigetvar ve Eğri üzerine yapılmıştı. ikinci vezir Pertev Paşa Göle’nin (Gyula) zaptıyla görevlendirildi. Seri bir harekâtla Habsburg kuvvetleri Viyana’ya doğru çekilmeye zorlanacaktı. 1566 Mayıs’ında istanbul’dan hareket eden Sultan Süleyman, doğrudan Zigetvar üzerine yürüdü. Kaledekiler çok çetin bir müdafaada bulundular.
Hücumlar devam ederken padişah vefat etti (5-6 Eylül). Vefatının ertesi günü ise Zigetvar düştü. Seferin kesilip geri dönülmesi kararı alındı. Veziriazam Sokollu Mehmed Paşa, yeni padişah gelene kadar Sultan Süleyman’ın vefat ettiğini gizledi. Bu sırada Göle ve Yanova da ele geçirilmişti. Ordu dönüş yolundayken Selim’in Belgrad’da ordugâha gelişiyle vefat haberi duyuruldu. Özellikle Safevîlere karşı yürütülen mücadelede mensubu bulunulan Sünnî dünyasının temsilcisi olma ve bu vasfı yaygınlaştırma ile onlara karşılık verilmiştir. Bunun sonucunda Sünni akaid içinde Hanefi fıkhının bütün Osmanlı ülkesinde uygulanarak öne geçirilmesine teşebbüs edilmesi devletin üst yapılanmasını ve siyasetini dahi etkileyecek ve toplumun çeşitli kesimlerinin tepkilerine yol açacak bir tutuculuk ve katılaşmaya sebep olmuştur. Sultan Süleyman’ın yarım yüzyıla yaklaşan saltanatını mitsel “Altın Çağ” yaklaşımına kapılmadan inceleyen bir araştırıcı bile bu dönemin XVI. yüzyıla damgasını vurduğunu göz ardı edemez. Osmanlılar bu dönemde Avrupa devletleri arasında oluşan denge siyasetine de güçlü bir şekilde dâhil olarak modern Avrupa’nın oluşumunda belirleyici bir rol üstlenmişlerdir. Hatta bu Osmanlı etkisi unutulmuş sınırlarda, gözden ırak bozkır ve çöllerde ve uzak denizlerde dahi ağırlıklı olarak bu dönemde başlamıştır. Sultan Süleyman ise batıda çağdaşı V. Karl, I. Ferdinand, VIII. Henry, IV. ivan gibi imparator ve krallar, doğuda şah Tahmasb, Babürlü Hümayun gibi hükümdarlar arasında onlarla kıyaslanmayacak bir yer edinmiştir. Sultan Süleyman’ın vefatıyla kendisinden sonraki yüzyıllarda hep özlem duyulacak ve bir benzerinin daha yaşanması arzu edilecek uzun bir çağ sona ermiştir.














OSMANLI TARİHİ 5 ÜNİTE
S-1 II Mehmet ‘in ölümünden sonra İstanbul’daki durum nedir.
II. Mehmet in yerleştirmeye çalıştırdığı merkezi sistemi oturtma çabaları ve devletin ekonomik hayat için aldığı sert önlemler bazı çevreleri rahatsız etmişti.Bu çevreler daha şehzadeleğinde II bayezid’in etrafında toplanmıştı.Padişah n ölümüyle İstanbul da büyük isyan hareketleri çıkardılar.
S-2 II Bayezid ın döneminde en önemli sorun neydi ?
*Cem sultan olay.2.Mehmet’in ölümüyle Hersekzade Ahmet Paşa gibi devlet adamları Bayezid’e haber verdi o Amasya’dan Cem sultan Konya’dan yola çıktılar. Bayezid , Cem sultan’ı destekleyen devlet adamlarını bertaraf edince tahta oturdu.
S-3Cem Sultan olayını kısaca anlatınız.
Taraftarlarının ölümüyle zayıf düşen Cem sultan,önce Memlüklülere sığındı.Hacca gidip geldi.Anadolu ‘da tutnamayarak Rodos Şovalyelerine sığındı.Cem Sultan Fransa ve Romaya Geçirilmiş her zaman batlı devletlerin elinde koz olarak kalmıştır.Ölümüne kadar batı da fetih hareketleri yavaşlamıştır.
S-4 II.Bayezid’in kuzey fetihleri hakkında bilgi veriniz.
İçerde Gedik Ahmet Paşa nın ölümüyle huzursuzlanan yeniçerileri itaat altına almak, dışarıda ize Boğdan voyvodası Ştefan cel Mare ‘nin Eflak a saldırması kuzeye doğru başarılı bir sefer yapılamasını sağladı.
S-5.Osmanlılar ve Memlüklülerin mücadelesini anlatınız?
Osmanlı ve Memlüklüler arasında Çukurova ‘da yaşanan nufuz mücadelesinde Osmanlı devletinin prestij kaybettiği söylenebilir. Fakat Hint Okyanusundan gelen Portekiz tehlikesine karşı işbirliği yapmışlardır.,
Not: İstanbulda yaşanan veba , deprem hatta büyük yangınlar sırasında padişah sık sık Edirne’ye gidip kalmıştır.
S-6 Osmanlı –Venedik ilişkilerini kısaca değerlendiriniz.
Cem Sultan meselesi halledilince eli güçlenen Osmanlı Mora ‘yı elinde tutatn Venedk üzerine seferler yaptı.Başarılı geçen ve bir çok kalenin alınmasıyla sonuçlanan sefer sonrasında Osmanlı Devleti Avrupa’da söz hakkı olan bir devlet konumuna yükselmiştir.
S-7 Anadolu’da ortaya çıkan Safevi etkisindeki yeni sosyal hareketi değerlediriniz.
Bir Türkmen beyi olan Safevi devletinin kurucusu Şah İsmail ‘in dini ideolojik fikirleri Anadolu’da yaşayan ve Osmanlı devletinin iskan ve vergi sisteminden memnun olmayan Türkmenler arasında taraf buldu. Türkmenler arasında otoriteyi sağlamak için elebaşları cezalandırılacak ve sürülecek. Bunun üzerine Şah İsmail Tebriz merkezli Safevi devletini kurmuştur.
S-8 II Bayezid dönemi Osmanlı döneminin yeniden yapılanmasını anlatınız?
Bu dönemde çok fetih hareketi olmamıştır. Şer’i hukuku güçlendirmiş. Yeniçerilerde düzenleme yapılmış ve ateşli silahların kullanımına önem verilmiştir.
Ayrıca Müeyyitzade Abdurrahman, Molla Lütfi, İdris-i bitlisi, Kemalpaşazade, Tacizade zafer gibi bir çok fikir adamı yetişmiştir. İstanbul ve Edirne de imar harketleri güçlemiştir.
***Not boğdan seferi sonucu stratejik öneme haiz olan Kili ve Akkirman kaleleri alınmıştır.
***Bayezid’in en büyük oğlu şehzade Ahmet, Şah İsmail’ e karşı başarısız olduğu için yeniçeriler arasında kabul görmemiştir.
OSMANLI TARİHİ
6.UNİTE
DOĞU MESELESİNİN HALLİ VE İSLAM DÜNYASINDA HAKİMİYET (YAVUZ SULTAN SELİM DÖNEMİ)
Çalışan arkadaşlarıma yararlı olması dileklerimle…iyi çalışmalar iyi haftasonları (EMİNE)

S.1 YAVUZ dönemi doğu meselesi nasıl ortaya çıkmıştır.
1* Yavuz sultan Şehzadeliği döneminde Trabzon da bulunuyor ve doğu sınırındaki Safevi faaliyetlerini yakından incelemiştir. Yavuz tahta çıktığında 2 yol izlemiş. 1.Osmanlı sınırları içindeki Safevi destekçilerini cezalandırmıştır. 2.Safevi devletine askeri harekat yapmıştır.
S-2Yavuz neden doğuya ağırlık vermiştir?
2* Batı’da papa II JULIUS un çağrılarına rağmen haçlı ordusu çıkarılmayınca Yavuz’un doğuya ağırlık vermesinde etkili olmuştur.
S-3 Osmanlı –Safevi askeri mücadelesini değerlendiriniz?
3* Şah İsmail ve Yavuz un karşılıklı restleşmesiyle savaş kaçınılmaz oldu .bugünkü İran Azerbaycan ve Türkiye sınırına yakın Makü ve Hoy arasındaki Çaldıran tepelerinde karşılaştı. Yapılan savaşta tüfekli piyadeleri kullanan Osmanlı ordusu üstünlük kazandı ve Safeviler Tebriz e çekildi.
S-4. Çaldıran Savaşı’nın sonuçlarını değerlendiriniz.
4*Çaldıran sonucu sınırlarda pek bir değişiklik olmamıştır. Ama Osmanlı ideolojik ve psikolojik üstünlük sağlamışlardır. Bundan sonra Osmanlı devleti daha katı bir suni politika izleyecektir. Osmanlı sınırlarındaki Türkmenler daha kapalı bir toplum olarak yaşamaya devam edecektir.
S-5 Şehzade Yavuz ve Şehzade Ahmet arasındaki savaşın olduğu ve Şehzade Ahmet’in öldüğü savaş nerede oldu?
5*Yenişehir’de.
S-6 Osmanlı ideolojisini Kürt beyleri arasında yayan ve Osmanlı yanlısı bir hava oluşmasını sağlayan kişi kimdir?
6* İdris-i Bitlisi.

S-7 Yavuz Safevi savaşı öncesi hangi hazırlığı yaptı.
7*İran’dan ipek ithalini keserek ekonomik ambargo uyguladı
S-8 Memluk Sultanı Tomanbay Mısır yolunu kapatmak için kimi görevlendirdi?
8* Canberdi Gazali
S-9 Yavuz Hangi savaşla Dulkadiroğularına son verdi.
9* Turnadağ Savaşı ( Osmanlı’ya en son katlan beyliktir.)
S-10 Osmanlı devleti hangi olayla Mekke ve Medine ‘nin hakimi oldu?
10* Ebu Nümey ’i kabulu ile.
s-11 Osmanlı Devletinde hilafeti benimseyen ilk padişah kimdir?
11* Kanuni Sulan Süleyman (Halifeyi İstanbul’a getiren, Hilafet merkezini İstanbul’a getiren Yavuz Selim. Hilafeti ilk olarak benimseyip alimlerin görüşlerine basvuran Kanuni Sultan Süleyman.(Osmanlı Tarihi 6 ünite Sayfa 116-117 Hilafet meselesi.)
S-12 Yavuz 2un son seferi nereye olmuştur?
12* Rodos Şovalyeleri üzerine oldu
S13- Yavuz Memlükleri hangi savaşlarla yenilgiye uğrattı?
13* Mercidabık ve Ridaniye Savaşarı
S-14 İbn Zünbul kimdir.?
14*Memluk sultanı Kanısav Gavri ile Mercidabık savaşına katılmış yazığı “ Vakıtus Sultan Selim ve es- Sultan Kansu el Gavri” eserinde dönem olaylarını ayrıntılı anlatan Memlüklü kronikçidir.
S-15 Sultan Selim niçin Safevi seferinden sonra Memlük üzerine yürümüştür?
15* 2. İran seferi sırasından Memlüklüler Osmanlı ordusunun kendi topraklarından geçişine müsaade etmemiştir.Şehzade Kasım da Memlüklerle beraber olması kötü niyet algılanmış ve İstanbul’dan gelen fetva ile birlikte seferin yönü Memlük üzerine olmuştur.(aslında dönem uleması iki sunni devletin çatışmasına hoş bakmıyordu)
S-16 Sultan Selim ’in Mısır ‘ı fethi sonrası yaşanan gelişmeleri kısaca anlatınız.
16* durum tamamen kontrol altına alınınca Kahire’ye giren Yavuz RAVZA adasında kalmıştır. Halka can mal güvencesi vermiştir. Memluk beylerinin itaatlerini kabul etti ve Tomanbay’ı idam ettirdi. Mısır daki idari yapıyı ve arazı durumlarını kontrol ettirdi.
Dönemin genel özellikleri: 8 yıllık saltanatta özellikle doğuda büyük fetihler yapmış, halifeliğin Osmanlı’ya geçişini sağlamıştır.
Galata ‘dan Kağıthaneye uzanan tersane yaptırdı ve bu tersane Osmnalı’nın sonuna kadar deniz gücünün merkezi oldu.
SELİMİ mahlasıyla şiirler yazmıştır.





OSMANLI TARİHİ 2 SINIF 7 ÜNİTE SORU CEVAP ÇALIŞMA KAĞIDI…işinize yaraması dileklerimle.(EMİNE )
7. ÜNİTE
İHTİŞAM ÇAĞI VE CİHAN DEVLETİ HALİNE GELİŞ..
( KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN DÖNEMİ)


S-1 I Süleyman a KANUNİ sıfatını kim kullandı
1- Dimitrie CANTEMİR yazdığı Osmanlı tarihi kiabında ilk kez kullandı ( 18 yy) ilk kez duydum
S-2 Kanuni Dönemi için kısa bir değerlendirme yapalım
2- Bu dönem her yönüyle ideal bir dönem olarak belirtilebilir.Doğu da Safevi tehlikesi halledildi, Batı da Avrupalı devletler itaat altına alındı.Akdeniz de tartışmasız Osmanlı üstünlüğu var.Donanma ve ordu gücünün zirvesinde.Hatta Hint Okyanusunda bile Osmanlı kadırgaları var. 16 yy dan itibaren Osmanlı devletinin bozulan yapılarında Kanuni dönemi İDEALİZE edilir ve İSLAHAT RİSALELERİ ( yenileşme raporları gibi) Kanuni dönemini bazalır.
****Tahta çıktığında yanındaen güvendiği adam İbarhim Paşa vardır
S-3 Kanuni dönemndeki Akdeniz faaliyetleri hakkında bilgi veriniz.
v. Karl donanmasını başına getirdiği ünlü Andrea Dorya ile Osmanlı topraklarına ciddi zarar verdi.Kanuni ise Akdeniz deki Türk korsanlarından yararlanmayı seçti Ünlü BARBAROS HAYRETTİN Paşayı Kaptan- Derya yaptı ve 1538 PREVEZE DENİZ zaferi ve daha bir çok mücadele sonrasında Akdeniz de bir Türk hakimiyeti söz konusu oldu.Denizlerdeki hakimiyet deniz ticaretine hakim olmak demektir…!! Bu da devletler için ciddi bir gelir kapısıdır.
S-4 Osmanlıların Hint Okyanusundaki mücadeleerinin sebebi nedir?
Ticaret yolarının Osmanlı haimiyetine girmesiyle yeni ticaret yolları arayışına başlayan Avrupa Devletlerinden Portekiz Başarlı olmuş, baharatın kaynağı Hindistan’a ulaşmıştı.PPortekizliler sadece Hndistan la ilgilenmiyor İslamiyet ‘in kutsal mekanlarını da zaman zaman tehdit ediyordu.İslamiyetin koruyucusu roündeki Osmanlı müdahale etti tersaneler ve beylikler kurarak Portekiz hareketini tam engelleyemese de kısıtladı.
S-5 Kanuni döneminde görülen suhte isyanlarının sebepleri nedir?
Toprakların bölünmesi nüfüsun artmasına karşın üretimin ihtiyaçları karşılamaması sosyal ve ekonomik bir krzin başlamasına neden oldu.Bunların içinde suhteler (medrese öğrencileri) genç işsiz nufus onemli rol oynuyordu.
Kitaba göre ..sunni köylerinde katılması isyanların karakterini sadece mezhepsel olmaktan kurtarıyor sosyo ekonomik hale getiriyor.Celali isyanlarının başlangıcı işte..BOZOK bugünkü Yozgat civarında çıkmıştır.
S-6 Kanuni nerede doğmuş ve sancağa çıkmıştır-?
Trabzon da doğmuş, KEFE’ de sancağa çıkmıştır. (rakipsiz padişah oldu)
S-7 Kanuni döneminde gerçekleşen zaferler hangileridir?
Belgrad’ın fethi (Belgrad hatıra ormanı bu olayın anısına oluşmturulmuş diye biliyorum ) , Preveze Deniz zaferi (1538 ) , Rodos un fethi (1522) ve Malta Kuşatması (kalelerinden dolayı alınamadı
******Kıbrıs 1571 ‘de oğlu 2 selim tarafından fethedildi .
S-8 Kutsal Roma-Germen İmp V Karl hangi sefere bizzat katıldı?
Tunus- Cezayir seferine
S-9 Hangi seferden sonra Karadeniz bir Türk Gölü haline geldi.?
KARA BOĞDAN SEFERİ (!)
S-10 Osmanlı hizmetine giren Barboros Hayrettin ‘e nere verildi?
Cezayir Beyler beyliği
S-11 NİCE SEFERİ (1543) ile ilgli kısaca bilgi veriniz?
Fransa Krali 1. Françoiz in talebiyle düzenlendi.Osmanlı ve Fransız donanmaları birlikte savaştı.Barboros’un son büyük deniz savaşıdır…
*Kanuni son seferi Zigetvar seferi sırasında vefat etmiştir.
** Şehzade Mustafa’nın idamı ve Kanuni ‘nin son yıllardaki şehzadeler arası iktidar çekişmeleri iç karışıklıklarda etkendir.
OSMANLI TARİHİ 8 ÜNİTE soruları…umarım işinize yarar…kolaylıklar dilerim (EMİNE)
8.ÜNİTE
OSMANLI DEVLETİNİN GÜCÜNÜN BATIDA VE DOĞUDA YAYILIŞI

S-1 Roma –Germen imparatorluğu hakkında bilgi veriniz.
Osmanlı yükseliş döneminde Roma Germen imp (962-1806) üyesi olduğu Karolenj hanedanı vasıtasıyla İspanya Avusturya Hollanda Belçıka gibi topraklarda hüküm sürüyordu ve V. Karl hükümdardı.
S-2 Kanuni ve V.Karl hangi şartlarda tahta oturmuştur.
Karl hüküm sürdüğü Avrupa2nın geniş tpraklarında Hristyanları tek çatı altında birleştirmek istiyordu.Çağdaşı olan Kanuni ise devraldığı geniş devleti bir cihan devleti haline getirmek istiyordu.Hakimiyet alanı olarak karşı karşıya gelecekler
S-3 Osmanlı’nın batı seferleri Protestanlığı nasıl etkilemiştir?
16 yy da reform sonucu oluşan Protestanlık .Karl’ın hayal ettiği Hristyan birliğini tehdit ediyordu.Osmnalı’nın Avrupa içlerine gelmesi Protestanlar ve Katolikler arasında barışa vesile oldu ve Karl Avrupa’yı savunmak için Protestan Alman prenslerinden yardım bile istedi.Böylece Protestanlar Avrupa’da meşruluk kazandı
S-4 Mohaç meydan zaferi Osmnalı siyasetini nasıl etkilemiştir.?
Karl’ın tahtı terk ettiği oğlu Ferdinand Macar topraklarında hak talep ediyor Alman soyluları da destekliyordu, Sultan Süleyman ise kılıç hakkı dediği toprakları terk etmeyerek Janos Zapolyo vastasıyla hakimiyet kurmak istiyordu. Bu hükümdarlar arasında Macar toprakları için sık sık mücadele yaşanacaktır.Osmnalı devleti Bu toprakların emniyetini sağlamak için seferler yapacaktır.
S-5 Kanuni döneminde ki Safevi seferinin sebebleri nedir?
Yavuz döneminde bertaraf edilen Safevi sorunu ,Kanuni döneminde yeniden canlandı.Meydana gele ekonomik ve sosyal huzursuzluklar nedeniyle Safevii probagandaları Türkmenler üzerinde etkili oluyordu.Anadolu’daki isyan hareketlerinde Safevilerin parmağı olduğuna hüküm verildi. İki devlet arasında yaşanan sınır ihlalleri ve Safevilere sığnan Osmanlı beyleri ve Osmanlılara sığınan Saveri beyleri gerilimi iyice artırdı…
S-6 1526 Mohaç Seferi’nin sebebi kaynakta ne olarak belirtilir?
Fransa’ya yardım etmek amacıyla yapılmıştır.
S-7 Kanuni dönemi seferlerin kronojik sıralaası nelerdir?
1-Rodos’un fethi (1522) 2- Viyana Seferi 1529
3-Korfu adası seferi (1537 başarısız) 4- İstabur Seferi /4.Macar seferi (1541 Budin ele geçirildi )
S-8 1532 Alaman Seferi hakkında bilgi veriniz.
Seferin V.Karl üzerine olduğu söylendi.Amacı ise Macar topraklarındaki Osmanlı hakimiyetini sağlamlaştırmaktı.Bu seferden dolayı Katolikler ve Protestanlar arası NÜMBERG DİN BARIŞI yapıldı.Viyana hedef değildi. Ordular yakın mesafede olmasına rağmen birbirlerine saldırı yapmadılar.(daha çok savunma için toplanmış bir orduydu ) Osmanlı ordusu da bilinmedik bir coğrafya da riske girmek istemiyordu.
S-9 KORFU seferi (1537 ) ni değerlendiriniz.
Osmanlı ve Fransızlar ortak planladı.Korfu alınınca Osmanlılar İtalya’ya hareket etmek istiyordu.Padşahın katıldığı bu sefer başarılı olamadı.
S-10 Budin beylerbeyliği hangi seferden sonra kuruldu.
İstabur seferi (1541 ) den sonra kuruldu.
S-11 Irakeyn Seferini kısaca değerlendiriniz?
Sefer başarılı oldu ve Bağdat Beylerbeyliği kuruldu.Basra- Halep ticareti güvenliği sağlandı.Şah Tahmasb Osmnalı ordusunun karşısına bir orduyla çıkmadı.Safevi tehditi tam olarak bitmedi.
S-12 V Karl en güçlü kaptan Andre Dorya’yı Haçlı donanmasının başına getirnce Kanu’nin cevabı ne oldu.?
Kanuni Akdeniz deki Türk korsanları kendine bağladı ve Barbaros’u kaptan-ı derya yaptı .1538 Preveze Deniz Zaferi Barbaros’un en bilinen başarısıdır
s-13 Osmanlı –Fransız yakınlaşması nasıl başladı.
Françoiz in annesi Kanuni’den yardım isteyince Mohaç seferine çıkıldı.Kazanılan zaferle Osmanlılar ‘ın Avrupa’da siyasi bir aktör olduğu kabul edildi. Bu yakınlaşma kapütilasyonları da beraberinde getirecektir
S-14 İlk Osmanlı- Safevi antlaşması hangisidr?
Amasya antlaşmasıdır.
S-15 Kanuni’nin son seferi hangisidir?
Zigetvar Sefer