Vize Hadis Vize Ders Özeti

admin

Administrator
Yönetici
Admin
4 Eyl 2018
340
64
28
#1
HADİS

ÜNİTE - 1

Kur’ân Sünnet Bütünlüğü

GİRİŞ: TEORİK ÇERÇEVE
Kur’an, kendi kendini muhtelif âyetlerde açıkladığı gibi, Hz. Peygamber de söz, davranış ve onaylarıyla Kur’an’ı en güzel şekilde açıklamıştır. Allah Resûlü’nün “Haberiniz olsun! Bana Kur’ân ve onunla birlikte bir benzeri verildi.

KUR’ÂN’IN ANLAŞILMASI VE SÜNNET

Kur’ân’da Hz. Peygamber ve Sünnet
Kur’ân Sünnet bütünlüğünü açıkça gösteren ve Allah Resûlü’nün dini doğru anlamak ve yaşamak için örnek alma/itaat zorunluluğunu ifade eden bir diğer husus, Kur’an dışında da Hz. Peygamber’e vahiy geldiğine delâlet eden ayetlerdir. Allah Resûlü’nün hayatının tamamıyla vahyin kontrolünde olması bir yana, bu tür âyetler de gayri metlüv vahiy/namazda okunmayan vahiy olgusuna açık delillerdendir ve bu tür âyetlerin yirmi kadar olduğu ifade edilmektedir. Kur’ân ve Sünnet bütünlüğüne delâlet eden pek çok âyet bulunmaktadır. Bunlardan anlaşıldığı üzere Allah Teâlâ gönderdiği vahyin anlaşılması ve bir toplumda yaşanılır hâle getirilmesi için Hz. Peygamber’i göndermiştir.

Kur’ân’ın Anlaşılması Açısından Sünnetin Değeri
Vahyin inmeye başladığı ilk andan itibaren Kur’ân’ın anlaşılıp uygulanması Müslümanların en önemli meselesidir. Hz. Peygamber’in örnekliğinde ortaya konulan ilk uygulamalardan itibaren yaşanan tecrübe ve ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar, zamanla İslâmî ilimlerin her birinin kendi alanı ve düşünce sistematiği içerisinde rivâyete, anlamaya ve yorumlamaya yönelik çok önemli adımlarla sürdürülmüştür. Arapça bir kelimenin dinde terim olarak hangi mânâya geldiği ancak Allah Resûlü’nün bildirip uygulamasıyla anlaşılır. Meselâ “Bir de (emredildi ki) namazı dosdoğru kılın, Enâm 72” âyetindeki ‘SALAH’ kelimesi Arapça’da “uyluk kemiklerini hareket ettirmek” demektir. Ona dindeki bilinen anlamını veren ve onu dinin direği hâline getiren Allah Resûlü’dür. Sünnetin Kur’an’ı tefsiri sadece hadisler yoluyla değil, bazen Sevgili Peygamberimizin, âyetin âyetle tefsirine işaret etmesi ve bizatihî kendisinin âyetler arasındaki irtibatı kurması şeklinde de gerçekleşmiştir.

KUR’ÂN SÜNNET BÜTÜNLÜĞÜNÜN ALANLARI
Tebliğ, kendisine bildirilen bir şeyi muhataplarına haber vermek demek olup, din olarak İslâm ve ona inananların ortaya koyduğu medeniyet, ilâhî haberin tezahürüdür. Vahyin/haberin kaynağı Allah Teâlâ, haberi getiren Cebrâil, tebliğ etmek üzere haberi alan ise Hz. Peygamber’dir. Kur’ân, Allah Resûlü’nün tebliğ sorumluluğunu “Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni (tam olarak) tebliğ et, Mâide 67” emriyle beyân etmiştir.Kur’ân ve Sünnet aynı zattan sudûr etmiş hakikatlerdir (sâdık haber). Yani vahyin topluma bakan vechesini Allah Resûlü temsil etmektedir.
Allah Resûlü Kur’ân’ın sadece tebliğ edicisi/ulaştırıcısı değil aynı zamanda beyân edicisi (mübeyyin), açıklayıcısıdır. Hadislerde görülen âyetleri açıklamaya yönelik beyânın amelî, takrirî, lügavî vb. çok çeşitli biçimleri vardır. Sünnetin Kur’ân’ı tahsis etmesi mümkündür. Sözgelimi, Kur’ân, usûlüne göre boğazlanmamış hayvanların etlerini yemeyi haram kılmış (Bakara 173; Mâide 3), Allah Resûlü bu genel haram kılma emrinden denizdeki ölmüş balığı hâriç tutmuştur. Sünnetin Kur’ân’ı takyit ettiğine dair de hadisler bulunmaktadır. Ayette hüküm zâhiren genel gibi görünse de hadis, mânânın içine giren fertlerden biriyle anlamı sınırlandırabilir. Söz gelimi “Artık (namazda) Kur’ân’dan kolay gelen (miktar)ı okuyun Müzzemmil 20” âyetini Allah Resûlü “(Namazda Fâtiha’yı okumayanın namazı yoktur, şeklindeki ifadesiyle sınırlamıştır. Allah Resûlü’nün Kur’ân’ı açıklama bağlamındaki sözlerinin bir kısmı da âyetlerin mânâsını te’kit etmek için, aynı anlamı ifade etmek üzere söyledikleridir. Hatırlatma ve te’kit, bazen aynı âyeti tekrarlamak, bağlamında yeniden söylemek, bazen mânâyı başka bir sözle ifade etmek şeklinde olur. Son olarak, Kur’ân’da zikredilen bir hususun bazı özelliklerini belirtmek (tavsîf) suretiyle muhataplarının daha iyi anlamalarını sağlamaya yönelik açıklamalar yapması da Hz. Peygamber’in Kur’ân-ı Kerîm’i açıklama sorumluluğunun tezâhürüdür. Tavsif de yine teşvik, sakındırma, istenilen veya kötülenen bazı hususların özelliklerini belirleme şeklinde olabilir. “İnkâr edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir, başlarının üzerinden kaynar sular dökülecektir “Hac 19” âyetinin tasvir ve tavsifi bağlamında Allah Resûlü “başlarından dökülen kaynar suyun beyinlerinden karınlarına, oradan içindekileri sıyırarak ayaklarından çıkıncaya kadar geçtiği her yeri paramparça edip eriteceğini” ifade etmiştir.



UYGULAMA: ÂYET HADİS BÜTÜNLÜĞÜ

Hadis Okuma Âdâbı
Kur’ân Sünnet bütünlüğüne bir örnek olmak üzere burada incelemeye konu edilecek âyet ve hadislere geçmeden önce şuna işaret edilmelidir ki her ilim dalının olduğu gibi hadis ilmiyle meşgul olmanın da usûlü, âdâbı, yolu ve yöntemi vardır.
Hadis okuyanın yaşantısında, Kur’ân ve Sünnetin tesiri görülmeli, dinin yasakladığı hususlardan dikkatle kaçınmalı, emrettiklerini gücü nisbetinde yapmaya çalışmalı, bu konuda topluma örnek olmalıdır.
Hadis ile meşgul olan, temizlik ve giyim-kuşamına dikkat etmeli, hocası ve ders arkadaşlarıyla ilişkilerinde çok saygılı ve dostane olmalıdır. Hadisçi sadece bir râvi veya muhaddislik vasfıyla yetinmemeli, rivâyeti anlamaya da çalışmalıdır. Hadisi mutlaka bir hocadan öğrenmeli, icâzetsiz ve kendi başına hadis mütalâa etmemelidir.
Öte yandan hadis mütalâa eden kişi, hadislerle meşgulken (ister serd/okuyup geçme, ister hall ve’l-bahs/gerekli noktaları açıklama, isterse im‘ân/uzun uzun açıklama usûlüyle okusun) işaret edilen bu manevî ve şeklî ölçüler yanında hadisi okurken tavsiye edilen hususları da gözetmelidir.
Hoca, dersinin başında okunacak hadisin bulunduğu ‘Kitâb’ ve ‘Bâb’ hakkında kısa bilgi vermeli, böylelikle rivâyetin Kur’ân ile irtibatını kurmanın yanında ilgili hadis kitabının iç bütünlüğü içerisindeki yeri ve ‘Kitâb’ ve ‘Bâb’ başlığı ile ilgisi hakkında bir kanaat edinilmelidir.
Derse başlarken; Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm Peygamberimiz Muhammed’in ve âilesinin ve ashâbının hepsinin üzerine olsun. Allah kendisine rahmet etsin ve bize de onun ilminden istifade etmeyi lutfeylesin. Eserin yazarı dedi ki: …” diyerek başlamalı, ardından her bir tahdîs ve ihbâr lâfzından sonra ‘dedi ki’ ifadesini kullanmalıdır.

Allah’ın Kulunu Sevmesinin Neticeleri Kur’ân Sünnet bütünlüğüne işaret etmek üzere, burada ‘hall ve’l-bahs/gerekli noktaları açıklama’ usûlüne uygun olarak, iki âyet ve âyetlerle irtibatlı bir hadisin Kütüb-i tis‘a (dokuz temel hadis kaynağı) içerisindeki muhtelif rivâyetleri örnek metin olarak incelenecektir:

İlgili Âyetler
1. “İman edip sâlih amel işleyenler için Rahmân (Allah, yer ve göktekiler nezdinde) bir sevgi yaratacaktır.” (Meryem 96)
2. “De ki! “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.” (Âli İmrân 31)

İlgili Hadisler “(Müellif dedi ki: Bize Muhammed b. Selâm tahdîs yoluyla bildirdi. (O da dedi ki:) Bize Mahled ihbâr yoluyla bildirdi. (O da dedi ki:) Bize İbn Cüreyc ihbâr yoluyla bildirip dedi ki: Bana Mûsâ b. Ukbe Nâfi‘den nakletti. (Nâfi‘ dedi ki:) Ebû Hureyre (r.a.) Peygamber’den - sallâhü aleyhi ve sellem- naklen dedi ki: … Ve yine (Muhammed b. Selâm’a) uyarak Ebû Âsım İbn Cüreyc’ten naklen dedi ki: Bana Mûsâ b. ‘Ukbe, Nâfi‘, Ebû Hureyre’nin Peygamber’den -sallallâhü aleyhi ve sellem- naklettiğine göre şöyle demiştir: Allah, kulu sevdiği vakit, Cebrâil’e: ‘Allah filâncayı seviyor, sen de onu sev’ der. Bunun üzerine Cebrâil de onu sever ve gök ehli arasında: ‘Allah filâncayı seviyor, siz de sevin’ diye nidâ eder. Gök ehli de onu sever. Sonra da o kişi için yeryüzünde makbul bir kişi olma durumu meydana getirilir.” (Buhârî, Bed’ü’l-halk 6, hadis no: 3209)

Hadisin Kaynakları ve Rivâyet Tarîkleri Hadisi Hz. Peygamber’e, Tirmizî ve Mâlik birer tarîkle (rivâyet yolu), Buhârî dört tarîkle, Müslim altı tarîkle, Ahmed b. Hanbel de dokuz tarîkle ulaştırmakta olup hadis toplam yirmi bir tarîkle müelliflere ulaşmıştır. Bütün rivâyet tarikleri dikkate alındığında örnek hadisin en âlî isnâdı Mâlik rivâyetidir. Hadîsi sahâbî neslinden iki, tâbiîn neslinden üç, tebeu tâbiîn neslinden beş kişi rivâyet etmiştir. Hadis etbâu tebe-i tâbiîn neslinden itibaren ise on dört râvi tarafından rivâyet edilmiştir.

Hadiste Geçen Kelime ve Tâbirler
Aynı muhtevaya sahip hadisin yukarıda işaret edilen farklı rivâyet formları incelendiğinde, âyetle hadisin irtibatını sâdece Tirmizî rivâyetinin kurduğu görülür.
Bir hadisi doğru anlamak için mutlaka bütün tarîklerini görmek ve son hükmü öyle vermek gerekir.

Hadise Dair Açıklamalar
Teâlâ’nın hitap ettiği Cebrâil aleyhisselâm, Allah’a en yakın ve ona yakınlık makâmından en fazla nasîbi bulunan melektir. Hadiste geçen “gök ehli” meleklerdir. Meleklerin kişiyi sevme sebebi, onun Allah’ı sevmesi ve ona itaat etmesidir. İlk âyetin son kelimesindeki “sevgi uyandırma” ifadesini İbn Abbas “Allah’ın sevmesi, melekler ve insanlar nezdinde sevgi uyandırması” diye açıklamıştır. Son olarak, hadisten anlaşıldığına göre, kişi gök ehli arasında yâd-ı cemîl (güzel anılma) ile anılmadıkça, hakkında yeryüzü ahâlisi hüsn-i zanda bulunup, kendisinden güzel şekilde bahsetmez.

Hadisten Öğrendiklerimiz
Âyetlerle hadisler arasında tam bir uyum vardır.
Allah Teâlâ’nın gönüllerine sevgi lütfedeceği kimseler iman ile sâlih ameli birleştirenler olacaktır.
Mü’minler arasında sevilen bir kişi, Allah katında da sevilir.
Allah Teâlâ’nın kulunu sevmesi gizli kalmaz; meleklerin ve sâlih kimselerin sevmesiyle bu sevgi ortaya çıkar.
Allah Teâlâ sevdiği kulunu meleklere ve sâlih insanlara da sevdirir. Bütün sevgilerin kaynağı Allah’tır.
İnsanlar İslâm toplumundaki değerlendirmelere bakarak (efkâr-ı umûmiyye) Yüce Allah’ın katındaki durumlarının ne olduğunu tahmin edebilirler.
Farzlar yanında nafile ibadetlere de devam etmek, kişiyi Allah Teâlâ katında sevilen biri hâline getirir.



Anlayalım, Öğrenelim, Uygulayalım
1. “Kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim bana karşı çıkarsa Allah’a karşı çıkmış olur.
2. “Kim ilim öğrenme arzusuyla bir yola girerse, Allah, ona Cennete giden yolu kolaylaştırır.
3. “Size Allah tarafından bir şey naklettiğimde onu alın. Zira ben size Allah adına kesinlikle yalan söylemem.
4. “Kim İslâm’da güzel bir çığır açarsa, onun sevabını alır ve onu uygulayanların sevabını alır.
5. “Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.
6. “Ümmetimden beni en çok sevenlerden bazıları, benden sonra gelecek ve beni görme karşılığında âilesini ve malını feda edebilecek bir sevgiye sahip olacaklardır.
7. “Ümmetimden bir gurup Hakkı hâkim kılmaya devam edecek, karşı çıkanlar onlara zarar veremeyecektir.. Allah’ın son emri gelinceye kadar onlar bu durumda devam edeceklerdir.
8. “Allah bu kitaba uymaları sebebiyle pek çok milleti yükseltir. Bu kitaba uymadıkları için de pek çok milleti alçaltır.
9. “Kalpleriniz arasında sıcaklık devam ettiği sürece Kur’anı okuyun. Kur’an üzerinde ihtilaf ettiğinizde hemen kalkın.
10. “Ruhlar saf saf duran ordular gibidir. Ruhlar âleminde birbirleriyle iyi anlaşanlar, dünyada da birbirlerine sıcaklık duyarlar.



ÜNİTE - 2

Sünnetin Dindeki Yeri

HZ. PEYGAMBERİN KUR’ÂN VE KUR’ÂN DIŞI VAHİYLE DESTEKLENMESİ Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Kur’ân dışında vahiy alıp almadığı konusu bazı ilim adamları tarafından tartışılıyor olmakla birlikte Müslüman âlimlerin pek çoğu Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Kur’ân dışında da Allah’tan vahiy aldığı konusunda hemfikirdir. Onlar genel olarak vahyi ikiye ayırmışlar, Kur’ân vahyine, namaz esnasında kıraat edilen vahiy anlamında vahy-i metluv; bunun dışındaki vahye ise kendisi namazda okunmayan anlamında vahy-i gayri metluv demişlerdir. HZ. Peygamber’e Kur’ân dışında da vahiy geldiğini gösteren âyet ana hatları ile şu şekildedir: Bir gün Hz. Peygamber eşlerinden birisine (Hz. Hafsa) gizli bir şey söylemiş ve aralarında kalmasını tembihlemişti. Fakat o, bu sırrı Peygamber’imizin bir diğer eşiyle (Hz. Aişe) paylaştı. Hz. Peygamber durumu ilk eşine söyleyince o da "Sana bunu kim söyledi" diye şaşkınlığını dile getirdi. Buna karşılık Hz. Peygamber "Bilen ve her şeyden haberdâr olan Allah" cevabını vermiştir (Tahrîm, 3). Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Kur’ân dışında vahiy aldığını gösteren bir diğer örnek Mekke müşriklerin elindeyken Hz. Peygamber’e onun ve mü’minlerin Kâbe’yi tavaf edeceklerinin rüyada gösterilmesidir. Birçok hadiste bilgilerin Hz. Peygamber’e Kur’ân dışında gelen bir vahiy sonucunda oluştuğuna dair dolaylı ya da doğrudan ifadeler olduğu gibi, sahâbîlerin de söz konusu vahyin farkındaydılar.

ÂYETLERDE SÜNNETİN DİNDEKİ YERİ Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Peygamber’e ve onun sünnetine uyulması gerektiğine dair birçok âyet bulunmaktadır. Bu âyetler genel olarak;

A) Allah Resûlü’nün Kur’ân’ı Açıkladığını Belirten Âyetler Kur’ân-ı Kerîm’i açıklama görevi Hz. Peygamber’e Allah tarafından verilmiştir. Zira Allah " Sana da insanlara indirileni açıklayasın diye Kur’ân’ı indirdik. Belki düşünürler" (Nahl, 44) buyurmak suretiyle Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Kur’ân’ı sadece kullara ulaştırmakla kalmayıp onu açıklaması gerektiğini de vahyetmiştir.

B) Hz. Peygamber’e İtaati Zorunlu Kılan Âyetler Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Peygamber’e itaat edilmesini emreden birçok âyet bulunmaktadır. Bu âyetlerin birinde şöyle buyrulmaktadır: "De ki, Allah’a itaat edin, Resûlüne itaat edin.

Eğer sırt dönerseniz bilin ki Peygamber kendi görevinden siz de kendi yükümlülüğünüzden sorumlu olursunuz. Fakat ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Yoksa Peygamber’in (s.a.v.) görevi açıkça tebliğ etmekten başka bir şey değildir (Nur, 54).

C) Hz. Peygamber’i Örnek Almayı Emreden Âyet Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bütün mü’minler için güzel bir örnek olduğu " Şüphesiz Allah Resûlünde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe ulaşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır" (Ahzab, 21) âyetiyle ifade edilmiştir.

D) Hz. Peygamber’e Helâl ve Haram Kılma Yetkisi Verildiğini Belirten Âyetler Kur’ân-ı Kerîm’de bazı âyetler Hz. Peygamber’e helâl ve haram kılma yetkisinin verildiğini zikretmektedir. Nitekim bir âyeti kerîmede Allah " Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye uyarlar. O peygamber onlara iyiliği emreder, kötülüğü de meneder. Onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri de haram kılar." (Araf, 157).

HADİSLERDE SÜNNETİN DİNDEKİ YERİ Hz. Peygamber, Size iki şey bıraktım onlara sımsıkı sarıldığınız sürece sapıklığa düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve sünnetim" sözüyle hem Kur’ân-sünnet bütünlüğüne işaret etmiş hem de sünnetin vazgeçilmezliğini göstermiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.), ashâbından hadislerini, kendisinden işitmeyenlere ve sonraki nesle tebliğ etmesini emretmesi de sünnetin dindeki yerini göstermektedir.

SAHABÎLERİN SÜNNETE BAĞLILIKLARI Hz. Ebû Bekir, Resûlullah’ın mirası konusundaki tavrını açıklarken "Ben Resûlullah’ın bir şey yaptığını gördüğüm zaman mutlaka onu yaparım" diyerek Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünnetine bağlılığını ifade etmişti. Hz. Ömer, Abdurrahman b. Avf’ın "Hz. Peygamber, Hecer mecûsilerinden cizye alıyordu" sözünü işitinceye kadar mecûsilerden cizyeyi kabul etmemişti. Hz. Ali, Eğer din akıl ve rey ile olsaydı ben mestin üstünü değil altını meshederdim, Ama ben Resûlullah’ı sallallâhü aleyhi vesellem mestin üstünü meshederken gördüm" demiştir. Netice itibariyle Sünnetin dinde vazgeçilmez bir kaynak oluşu başta Kur’an-ı Kerîm olmak üzere hem hadisler hem de sahâbîlerin uygulama ve davranışlarında açıkça tespit edilen bir durumdur.

UYGULAMA: SÜNNETİN ÖNEMİ

İlgili Âyetler 1. "Şüphesiz Allah Resûlü’nde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe ulaşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır" (Ahzab, 21). 2. "Ey İman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve sizden olan ülü’l-emre (idarecilere de itaat edin). Herhangi bir şeyde ihtilâfa düştüğünüzde Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne götürün. Bu daha iyidir ve sonuç bakımından daha güzeldir (Nisâ 59).

İlgili Hadis "(Müellif dedi ki:) bize Ali b. Hucr tahdîsen, o da Bakiyye b. Velîd’ten tahdîsen o da Bahîr b. Sa’d’tan, o da Hâlid b. Ma’dân’dan o da Abdurrahman b. Amr es-Sülemî’den, o da Irbâd b. Sâriye’den şöyle rivayet etmiştir: Resûlullah sallallâhü aleyhi vesellem bize sabah namazından sonra çok özlü bir vaazda bulundu. Bu vaazdan dolayı kalplerimiz titredi, gözlerimiz doldu. Cemaatten birisi "Ey Allah’ın Resulü Bu veda eden birisinin yaptığı bir vaaz, bize ne tavsiye edersin" dedi. Hz. Peygamber de ona şu cevabı verdi: "Size Allah’tan sakınmanızı (başınızdaki idareci) Habeşli bir köle de olsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra yaşayanlar birçok ihtilâfa şahid olacaklar. (Din işinde) sonradan çıkma şeylerden sakının. Zira her bid’at sapıklıktır. Siz benim sünnetime ve doğru yoldaki râşid halifelerin sünnetine sarılın. Onlara iyice yapışın, hiç ayrılmayın. Ebû İsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. (Tirmizî, İlim 16, Hadis no: 2891).

Hadisin Kaynakları ve Rivayet Tarîkleri Yukarıda örnek olarak seçilen hadisin Ahmed b. Hanbel, Tirmizî ve İbn Mace rivayetleri zikredildi. Bununla birlikte hadis Kütüb-i tis‘a’da daha fazla yerde nakledilmiştir. Hadis isnad ve metinle birlikte Kütüb-i tis‘a’da sekiz yerde geçmektedir. Dört yerde ise sadece isnad zikredilip metin kaydedilmemiştir. Öte yandan Tirmizî’nin iki yerde de kendi şeyhlerini zikretmeyip isnadın sadece bir kısmını kaydettiği görülmektedir (Tirmizî, İlim 16, Hadis no: 2892). Kütüb-i tis‘a’da göründüğü kadarıyla hadisin sahâbi râvisi sadece Irbad b. Sâriye’dir. Hadisi Kütüb-i tis‘a içerisinde nakleden toplam râvi sayısı 28’dir. Bu hadisi eserinde en çok zikreden iki müellif Ahmed b. Hanbel ve İbn Mâce’dir.





Hadisten Öğrendiklerimiz Hz. Peygamber (s.a.v.) bazen namazlardan sonra konuşma yapar, fakat bu konuşmalarında karşısındakini usandırmazdı. Dini yaşama hususunda herkesin takva sahibi olması yani Allah’tan korkup sakınması gerekir. Hz. Peygamber’in ümmeti hakkında en çok endişelendiği şeylerden birisi ihtilâfa düşmeleriydi. Bunun çözümü ise sünnete sarılmaktır. Râşid halîfelerin sünneti de Müslümanlar için önemlidir ve onlara da uyulmalıdır. Dinin ruhuna/aslına uymayan ve sonradan din diye çıkarılan şeyler bid’at olup bunlar sünnetin önünde en büyük engellerden birisidir. Allah’a isyan etmeyip hakkı ve doğruyu tavsiye ettikleri sürece idarecilere itaat etmek gerekir.



Anlayalım, Öğrenelim, Uygulayalım 1. "Kim bana itaat ederse cennete girer, kim de isyan ederse yüz çevirmiş olur. 2. "Kim bu dünyada bir mü‘minin sıkıntısını giderirse Allah da onun kıyamet günü sıkıntılarını giderir." 3. "Kim dinimizde, onun tasvip etmediği bir şey çıkarırsa o reddedilir." 4. "Utanmıyorsan dilediğini yaparsın .” 5. "İş ehli olmayana verildiği zaman kıyameti bekle." 6. "(Sözlerimi) burada bulunanla bulunmayanlara iletsin. Sözlerin kendisine aktarıldığı birçok kimse ilk dinleyenden daha iyi anlayabilir." 7. "İki nimet vardır ki, çoğu insan onda aldanmışlardır: sıhhat ve boş vakit." 8. "Muhacir, Allah’ın yasaklarından kaçan kimsedir." 9. "Din kolaylıktır. Dinle çekişmeye giren kimse mutlaka ona yenilir."10. "Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Kalplerinize ve amellerinize bakar".



ÜNİTE - 3

Hadis Kaynaklarında Sünnet Tasavvuru

GİRİŞ: HADİSLER VE UYGULAMA Sözlükte, takip edilen yol ve davranış tarzı anlamına gelen sünnet; hadis âlimlerinin ıstılahında, risâlet öncesi dönem de dâhil olmak üzere Hz. Peygamber’in (s.a.v.) söz, fiil ve davranışları ile yaratılış ve ahlâkî özelliklerini ifade eder. Abdullâh b. Mes‘ûd’un (r.a), Peygamber bize sünen-i hüdâyı öğretti” şeklindeki sözü sünnetin insanı hidâyete erdiren yol anlamını da içerdiğini göstermektedir Kaynağını Kur’ân’-ı Kerîm’in oluşturduğu Nebevî sünnetin kesintisiz nakli sayesinde, sünnet sahâbenin ve tâbi‘ûnun uygulamalarının da temelini teşkil etmiş, bu sayede Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sünnetine dayanan ve tevâtüren nakledilen amel ortaya çıkabilmiştir.

BİLGİ KAYNAĞI OLARAK SÜNNET Ashabın sünneti öğrenme ve öğretme noktasındaki iştiyâkının arkasında yatan sebeplerden birisi de muhtemelen Hz. Peygamber’in “Allah, benden bir hadisi işitip de onu ezberleyerek başkasına aktaran kimsenin yüzünü ak etsin. Çünkü nice ilim sahibi, onu kendisinden daha anlayışlı kişiye nakleder ve nice ilim sahibi dinde ince anlayış sahibi değildir” hadisindeki ifade buyurduğu, işittiği bir bilgiyi ferâset ve anlayış sahibi kişilere nakledenlere yönelik müjdesine mazhar olma arzusudur. Muksirûn yani binden fazla hadis rivayet eden yedi sahâbeye (rivayet ettikleri hadis sayısına göre: Ebû Hüreyre, Abdullâh b. Ömer, Enes b. Mâlik, Hz. Âişe, Abdullah b. Abbâs, Câbir b. Abdillâh, Ebû Sa‘îd el-Hudrî (r.a) bakıldığında hepsinin işaret edilen özellikleri haiz olduğu görülmektedir. Sahâbe arasında bazı fiillerin sünnet kabul edilip edilmeyeceği noktasındaki ihtilâflara bu cihetten bakılarak, ihtilâfa meşrep farklılığından daha fazla bir anlam yüklememek gereklidir. Hz. Aişe, İbn Abbâs ve Hz. Ömer -r.a gibi fıkhî yönü ön plâna çıkan sahâbîlerin Enes b. Mâlik veya Ebû Hüreyre ’ye (r.a) tercih edilmesi gibi bir yaklaşımı benimseyenler, Hz. Âişe’nin zaman zaman İbn Abbâs ve Hz. Ömer’e de -r.a eleştiri getirdiğini ve yer yer kendisinin yorumlarının da Sahâbe tarafından isabetli bulunmayarak eleştirildiğini unutmamalı, bir konuda sahâbeden gelen farklı yaklaşım ve görüşleri bir arada değerlendirerek bir sonuca ulaşmaya çalışmalıdır.

VAROLUŞ KAYNAĞI OLARAK SÜNNET İslâm’ın öngördüğü şekliyle mü’min olmak Kur’ân-ı Kerîm ve Nebevî sünnet ile var oluşsal bir ilişki içerisinde olmayı zorunlu kılar. Bu iki kaynağı kabul etmeden bir kişinin Müslümanlığından söz edilemez.

Bu anlayış neticesindedir ki, sahâbenin önceki bölümde ele alınan hadis öğrenme iştiyakı, hiçbir zaman varoluşsal düzlemle irtibatını koparmamış, hatta varoluşsal cihet önceliğe sahip olmuştur. İmam olarak, Kur’ân’ı en iyi okuyan ve sünneti en iyi bilen kişinin tercih edilmesi ile ilgili rivâyet bilgi-amel ilişkisi ve epistemolojik (bilgi değeri) ve ontolojik (var oluşsallık) boyutun ayrılmazlığının ispatıdır. Ashâb-ı kirâm sünnete, sadece koyduğu ana ilkeler ve dinî tamamlayıcı mahiyeti söz konusu iken değil, hayatlarının ayrıntılarında da ittibâ etme gayreti içerisinde olmuşlardır. Meselâ, Hz. Peygamber, kendisi içtikten sonra süt kabını, sağdakilere uzatmış ve Enes b. Mâlik bunu sünnet telâkki etmiş ve üç kere “ Bu sünnettir” demiştir. Sünnet üzere yaşayan Sahâbe defin sırasında kabirlerine de sünnet üzere konulmayı talep etmiş, vefat eden kardeşlerini Hz. Peygamber’den öğrendikleri gibi “Allah’ın adıyla ve Allah Resûlü’nün -sallallâhü aleyhi vesellem- sünneti üzere” diyerek, ondan öğrendikleri gibi kabrin ayakucundan indirmişlerdir. Sahâbe ve sonraki nesiller tarafından sıklıkla dile getirilen “Ben sana hadis rivâyet ediyorum, sen ise kendi fikrini söylüyorsun” manasındaki ifadeler, ilk nesillerin gözünde sünnetin tayin ediciliğinin (normatiflik) bir delili olarak kabul edilmelidir.

UYGULAMA: SÜNNET BİR HAYAT TARZIDIR Erken nesil ilim ehli arasında çok yaygın biçimde kullanılan ve İbn Sîrîn’e ait olduğu söylenen “ (Sahâbe ve tâbiîn nesli) tıpkı ilim öğrenir gibi, davranış biçimini de öğren(ip sürdür)mek için gayret sarf ederlerdi” ifadesi onların bilgi ile davranış arasındaki ayrılmaz ilişkiyi açıkça ortaya koymaktadır.

İlgili Âyetler 1. “Her kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Resûlüne karşı bir duruşu tercih eder, (Rasûlü örnek alan) mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa onu döndüğü yolda terk ederiz. Sonra da kendisini cehenneme atarız.” (en-Nisâ 115) 2. “(Resûlüm!) De ki: ‘Şüphesiz (bilin ki) doğru yol Allah’ın yoludur.” (Âli İmrân 73) 3. “Selâm (ve huzur) doğru yola uyanlaradır.” (Tâhâ 47)

İlgili Hadisler (Müellif dedi ki:) Bize Hârûn b. ‘Abbâd el-Ezdî tahdîs yoluyla bildirdi. (O da dedi ki:) Bize Vekî; Mes‘ûdî, Ali b. el-Akmer, Ebü’l-Ahves vasıtasıyla tahdis etti ki Abdullâh b. Mes‘ûd (r.a.) şöyle demiştir: Şu beş vakit namazı nida edildikleri yerde (ezan okunan mescitlerde cemaatle) edâ ediniz. Muhakkak bunlar sünen-i hüdâdandır. Allah (c.c), peygamberine sallallâhü aleyhi ve sellem sünen-i hüdâyı teşri buyurmuştur. Vallahi bizim zamanımızda, apaçık münâfıklar hariç, hiç kimse beş vakit namazı cemaatle kılmayı terk etmezdi. İki kişinin koltuğuna girip safta durdurulan insanlar görürdüm. Sizden evinde mescid (namaz kılacak bir yer) olmayan hiç bir kimse yoktur. Eğer mescidleri terk eder de namazlarınızı evlerinizde kılarsanız, Peygamberinizin sallallâhü aleyhi ve sellem sünnetini terk etmiş olursunuz. Peygamberinizin - sallallâhü aleyhi ve sellem sünnetini terk ederseniz, kâfir olursunuz.

Hadisin Kaynakları ve Rivâyet Tarikleri Hadis, Kütüb-i sitte öncesi eserlerden Ebû Dâvûd et-Tayâlisî’nin Ebî Şeybe’nin, ve Ahmed b. Hanbel’in Müsned’lerinde geçmektedir. Hadisin en âlî isnâdı, hadisin geçtiği en erken kaynak olan Ebû Dâvûd et-Tayâlisî’nin Müsned’indeki rubâ‘î (dörtlü) isnaddır.

Hadise Dair Açıklamalar Hadislerin belirli kitab ve bâblar başlığı altında tasnîf edilmesinin bir nevi şerh olması itibariyle, burada tahlîl edilen hadisin sahih ve sünen türü eserlerin mesâcid, salât, imâmet gibi kitaplarında geçmesi hadisin asıl vurgusunun cemaatle namazın ehemmiyeti olduğunu göstermektedir. Nitekim hadis cemaatle namazın vücûbiyetine delil kabul edilmiştir. Hadisin bütün rivâyet tarîklerinde Hz. Peygamber’in sünnetinin terkinin kişiyi dalâlete sürükleyici ifade edilirken, Ebû Dâvûd’da “ lekefertüm” lafzı yer almaktadır. Hattâbî, Me‘âlimu’s-Sünen adlı şerhinde söz konusu ibareyi, sünnetin parça parça (birer birer) terkinin nihâyet insanı küfre götüreceği ve dinden çıkmasına sebep olacağı şeklinde açıklamıştır. Abdullâh b. Mes‘ûd (r.a.), Sahâbe döneminde cemaatten geri kalanların sadece münâfıklar olduğunu ifade etmektedir. Nifak ve cemaati terk arasındaki ilişki konusunda, Ebû Dâvûd şerhi ‘Avnu’l-ma‘bud’da cemaati terkin münafıklığa değil, münafıklığın cemaati terke sebep olduğuna dikkat çekilmektedir.

Hadisten Öğrendiklerimiz Sünnetin terki kişiyi dalâlete düşmeye götürür ve yavaş yavaş dinden uzaklaşmasına sebebiyet verir. Yüce Allah’ın teşrîi ve Resûlullâh’ın (s.a.v.) sünneti arasında kopmaz bir bağ/rabıta mevcuttur. Cemaate devam etme, hem Yüce Allah’ın emri hem de Resûlullâh’ın sünneti ile hidayet yolu olarak beyan edilmiştir. Hastalık hâlinde dahi cemaate devam konusunda hassasiyet göstermek gerekmektedir.
Cemaati terk eden kişiye münâfık ithâmında bulunulmamakla birlikte, cemaati terk münafıkların özelikleri arasındadır. Sevaplar günahlara kefaret olur, yapılan güzel davranışların karşılığında kişinin Yüce Allah’ın katındaki derecesi yükselir. İslâm toplumunu şekillendiren sünnetlerin birer birer terki, zaman içinde sünnetinin tümümün terkine kapı aralayabilir. Sünnet kaynağı vahiy olan, Allah Resulü tarafından şekillendirilmiş davranış modeli demek olup, ilk nesil mü’minler bu davranış modelini topyekûn sürdürme konusunda ciddi emek sarf etmişlerdir.



Anlayalım, Öğrenelim, Uygulayalım 1. “İnsanlara ne oluyor da benim yaptığım bir şeyden uzak duruyorlar. Allah’a yemin olsun ki ben Yüce Allah’ı en iyi bileniniz ve ondan en çok korkanınızım. 2. “Size iki şey bırakıyorum. Onlara uyduğunuz müddetçe doğru yoldan sapmazsınız: Allah’ın kitabı ve peygamberinin sünneti. 3. “Sizi kendi halinize bıraktığım sürece siz de beni bırakınız. Sizden öncekiler peygamberlerine çok soru sormaları ve peygamberleri hakkındaki ihtilâfları nedeniyle dolayı helak olup gitmişlerdir. Size bir şeyi yasakladığımda ondan uzak durunuz. Size bir şey emrettiğimdeyse onu gücünüz yettiğince yerine getiriniz. 4. “Benimle ümmetimin misâli ancak ve ancak ateş yakan bir adamın misâli gibidir. Hayvanlar ve pervaneler ateşin içine düşmeye başlarlar. Ben sizin eteklerinizden tutuyorum, sizse onun içine atılıyorsunuz. 5. “Her kim ilim öğrenmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennet yolunu kolaylaştırır. Bir topluluk, Allah’ın evlerinden birinde toplanarak Kitâbullâhı okurlar ve onu aralarında müzâkere ederlerse; üzerlerine sekînet iner. Allah’ın rahmeti onları kaplar. Melekler de etraflarını kuşatır. Allah onları kendi katındakilere anar. Ameli kendisini yavaşlatanı nesebi hızlandırmaz. 6. “Muhammed’in nefsi, kudret elinde bulunan Allah’a yemin olsun ki, sizden birine, beni görmeyeceği bir gün gelecek ki, o gün beni beraberlerinde görmek, ona ehlinden ve malından daha makbul olacak. 7. “Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl secdede bulunduğu hâldir. Secdede çok dua edin. 8. Sabah namazının iki rekâtı dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. 9. İyilik ahlâkın güzelliğidir. Günah ise kalbine huzursuzluk veren ve insanların bilmesinden hoşlanmayacağın şeydir. 10. Akrabaları ile bağını koparan cennete giremez.



ÜNİTE - 4

Hadislerin Anlaşılması ve Yorumlanması

GİRİŞ: DİRÂYETÜ’l-HADÎS VE FIKHÜ’l-HADÎS Hz. Peygamber’e –sallallâhü aleyhi ve sellem- âidiyeti meselesi ile onların doğru anlaşılması ve yorumlanması, hadis ilminin iki temel unsuru- dur. Bu iki unsurun birincisi rivâyetü’l-hadîs, ikincisi ise dirâyetü’l-hadîs ilmi adını alır. Rivâyetü’l-hadis ilminde, isnad zincirleri tetkik edilerek hadislerin Hz. Peygamber’e ulaşması ele alınır. Dirâyetü’l-hadîs ilminde ise hadis metinlerinin mana ve maksatlarının anlaşılması (fehm), hüküm ve hikmetlerinin çıkarılması (istinbat) söz konusu edilir. Ali İbnü’l-Medînî’nin ifadesiyle, “Hadislerin mana ve maksatlarını gereği gibi anlamak (tefakkuh) ilmin yarısıdır. Ricâl bilgisi ve hadislerin râvilerini tanımak ise ilmin diğer yarısıdır”. Bu sözün ilk cümlesinde geçen tefakkuh kelimesi dirâyetü’l-hadîs, ikinci cümlesinde geçen ricâl bilgisi (ma’rifetü’r- ricâl) ise rivâyetü’l-hadîs ilmini ifade eder. Her iki ilim, ilimler târihçisi Taşköprülüzâde tarafından şöyle tarif edilir: “Rivâyetü’l-hadîs ilmi, zabt ve adalet yönünden râvîlerin hallerini, ittisâl ve inkıtâ bakımından da senedin durumunu tetkik ederek, hadislerin Hz. Peygamber’e ulaşmasını konu edinen bir ilimdir. Dirâyetü’l- hadîs ilmi ise, Arap dili kuralları ve İslâm dinin genel prensipleri doğrultusunda, Hz. Peygamber’in hallerine uygun olarak, hadis metinlerinden anlaşılan mana, murad ve maksattan bahseden ilimdir”. Hâkim Nîsâbûrî tarafından “Fıkhü’l-hadîs, bu ilimlerin semeresidir. Dinin, varlığını devam ettirebilmesi de fıkhü’l-hadîse bağlıdır” diye nitelendirilir. Fıkıh usûlü, bir teşrî kaynağı olarak özellikle ahkâm hadislerini anlama konusunda yeterli olmakla beraber, ortaya çıkan çok boyutlu problemlerin çözümünde sadece fıkıh ve fetva kitaplarıyla yetinmeyip kuşatıcı yaklaşımla hadis ve sünnet kaynaklarından olabildiğince istifade etmek gerekir. Bu bağlamda, Hanefî hadis âlimi el-Keşmîrî’nin şu tesbiti ciddiye alınmalıdır: “Birçok mesele fıkıh (kitapların)da mevcut değildir. Hâlbuki hadis o meseleye temas etmiştir. Kim dinin tamamının fıkıh (kitapların)da bulunduğunu ve fıkhın dışında hiçbir şeyin kalmadığını iddia ederse, o doğrudan sapmıştır”. Aynı şekilde, Şâfiî fıkıh ve tasavvuf âlimi Abdülvahhâb eş-Şa‘rânî şu önemli uyarıda bulunur: “O halde kardeşim, dini muhafaza hususunda çok çalış ve sakın gaflet gösterme! Sana hadis kitaplarını tavsiye ederim. Ebû Ca’fer Tahâvî’nin Şerhu ma‘âni’l-âsâr, İbn Hazm’ın el-Muhallâ, İbn Abdilberr’in et-Temhîd, Şâh Veliyyullah ed-Dihlevî’nin Huccetullâhi’l-bâliğa adlı eserleri, fikhü’l-hadîs ilmine yönelik çalışmalar arasındadır.

HADİSLERİ ANLAMA VE YORUMLAMA ESASLARI

Rivâyet Dirâyet Bütünlüğü Rivayetten uzak salt bir dirâyet veya dirâyetten kopuk bir rivâyet anlayışı eksik bir yöntemdir. Böyle bir yöntem anlayışı, Zehebî’nin benzetmesiyle, henüz tüyleri çıkmadığı, gelişimini tamamlamadığı halde uçma teşebbüsünde bulunan bir kuş yavrusu mesabesindedir. Râmhürmüzî hadis usûl ilminin ilk sistematik mahsullerinden sayılan el-Muhaddisü’l-fâsıl adlı eserinin hemen girişinde, yaşadığı coğrafyada ehl-i hadis ile ehl-i fıkhı karşı karşıya getiren dengesizliği, yani bazı râvilerin dirâyetten kopuk salt bir rivâyet, bazı fakihlerin de rivâyetten uzak salt bir dirâyet anlayışını eleştirerek söz konusu çözüm yolunu önerir. Hadis ve fıkıh âlimi Hattâbî de aynı görüşü paylaşır. İslâmî ilimleri görkemli bir binaya benzeten Hattâbî, hadis ve sünneti bu binanın temeli, fıkhı da bu temel üstünde yükselen gövde olarak niteler. Temeli sağlam atılmayan bina ise çökmeye mahkûmdur. Hz. Âişe’nin müdahale ederek onları düzelttiği bilinir. Bedreddîn Zerkeşî’nin el-İcâbe li îrâdi me’stedrakethu Âişe ale’s-sahâbe adlı eseri, bu konuları içeren kısa ve özlü bir derlemedir. Aynı şekilde Ebû Hanîfe, Ca‘fer es-Sâdık, el-Evzâî, Mâlik, eş-Şâfiî, Ahmed b. Hanbel gibi ilk dönem hadis ve fıkıh âlimleri, ortaya koydukları ictihad çalışmalarıyla rivâyet-dirâyet bütünlüğünün pratiklerini göstererek birer mektep açmışlardır. Ebû Ca‘fer Tahâvî’nin Şerhu ma‘âni’l-âsâr, Râmhürmüzî’nin el-Muhaddisü’l-fâsıl, İbn Abdilberr’in et- Temhîd, Gazzâlî’nin Kânûnu’t-te’vîl, Muhammed Gazâlî’nin es-Sünnetü’n-nebeviyye beyne ehli’l-fıkh ve’l-hadîs ve Yûsuf Karadâvî’nin Keyfe neteâmelu maa’s-sünneti’n-nebeviyye adlı eserleri, hep aynı çabanın ürünleri olarak ortaya çıkmıştır. Bu sözden yola çıkarak mutlak anlamda fakihlerin birer doktor, hadisçi- lerin de birer eczacı oldukları söylenmemelidir. Hadis tarihi, doktor vasfına sahip hadisçi örnekleriyle doludur. Burada verilen mesaj, daha ziyade, ictihad ve istinbat melekesi olmadığından hıfzettiği hadisler üzerinde düşünmeyen, kendini yalnız râvi ve nakilci olarak gören hadisçiye yöneliktir. Ebû Arûbe el-Harrânî, “Fakih, hadis sahibi olmadığı zaman topal olur” derken bu noktayı vurgular.

Tarîklerin Tesbiti Bir hadisin doğru anlaşılması ve yorumlanması için öncelikle onun bütün tarîklerinin (rivâyet yolları) göz önünde bulundurulması gerekir. Sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için bütüncül yaklaşım, yani farklı tarikleriyle ilgili hadisleri bir araya getirip onları birlikte değerlendirmek ve son hükmünü vermek gerekir. Bir hadisin farklı tariklerini tesbit işinin önemini gösteren bir örnek vermek istiyoruz. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “İslâm garip olarak başladı. Başladığı gibi yine garip olarak dönecektir. Öyleyse ne mutlu o gariplere! Bu hadiste, muştulanan garipler hakkında bir bilgi geçmez. Ancak hadisin şu tariklerinde gerekli açıklamalar yer alır: a. “Yâ Resûlallah, garipler kimlerdir?” diye sorulunca, “İnsanlar bozulduklarında (onları) düzelten kimselerdir, cevabını verir. b. “O halde gariplere ne mutlu ki, onlar benden sonra halkın bozduğu yolumu/sünnetimi düzeltirler. “Onlar, benden sonra sünnetimi ihya edenler ve onu Allah’ın kullarına öğretenlerdir.” c. “Onlar benden sonra sünnetimi ihya edenler ve onu Allah’ın kullarına öğretenlerdir. “ d. Abdullah b. Mes‘ud rivâyetinde, “Garipler kimlerdir?” suâline Resûl-i Ekrem, “kabilelerinden uzak yaşayanlar.

İhtilâfü’l-Hadîs Muhtelifü’l-hadîs ve müşkilü’l-hadîs adıyla da anılan bu disiplinde, hadislerde gerçek çelişkiden değil, sadece zâhirde bir ihtilâftan ve karışık görüntüden söz edilebilir. Söz konusu ihtilâfların giderilme- sinde sırayla cem‘ ve telif, nesh, tercih, tevakkuf yöntemi uygulanır. Şüphesiz bu uygulama için temel dinî ilimlerde derinlik, ehliyet ve liyakat vasfı aranır. İbn Huzeyme “Resûlullah’tan (s.a.v.) sahih isnadla birbirine zıt iki hadis rivâyet edildiğini bilmiyorum. Kim böyle iki hadis biliyorsa, getirsin aralarını telif edeyim!”. Çünkü bir Peygamber olması itibariyle Resûlullah’ın (s.a.v.) birbirine zıt veya tutarsız sözler söyleyip çelişkiye düşmesi mümkün değildir.

Esbâbü Vürûdi’l-Hadîs Hadisin vürûduna sebeb olan hâlin, ortam ve şartların bilinmesi, onunla kastedilen mana ve maksadın anlaşılmasına büyük ölçüde yardımcı olur. Vürûd sebebi, hadisin söylenmesine sebep olan olay, onun doğru anlaşılmasına vesile olan durum/bağlam, taşıdığı aktüel değer ve espiri, söylendiği zaman ve mekâna dair bilgi demektir. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Bu gecenizi görüyorsunuz ya! İşte bu geceden itibaren yüzyıl başında yeryüzünde olanlardan hiç kimse kalmayacaktır.” Hz. Peygamber “Bugün yeryüzünde olan hiçbir kimse (yüzyıl sonra) kalmayacak” sözüyle, yüzyıl sonra Sahâbe kuşağının son bulmasını kastetmektedir. Gerçekten, Resûl-i Ekrem’in haber verdiği gibi olmuş; vefatından bir ay önce işaret ettiği durum, tam yüzyıl sonra ortaya çıkmıştır. Zira Ebu’t-Tufeyl Âmir b. Vâsile’nin hicrî 110 tarihinde en son vefat eden sahâbî oluşunda görüş birliği vardır.

Garîbü’l-Hadîs Garîbü’l-hadîs, hadis metninde geçen ve az kullanıldığından anlaşılması güç olan lafızları konu edinen garip kelimeler bilgisidir. Garîbü’l-hadîs, zengin lugat bilgisine ihtiyaç duyar. Hz. Ebû Bekir’in, “Allah’ın kitabı hakkında bilmediğim bir şeyi söyleyecek olursam, hangi yeryüzü beni üzerinde taşıyabilir ve hangi gökyüzü beni gölgelendirebilir?” sözü meşhurdur. Garîbü’l-hadîs disiplinin önemini gösteren bir örnek şudur: Allah Resûlü “Rikâzda beştebir vardır. ” buyurur. Bu hadiste geçen rikâz kelimesi, Ebû Hanîfe ve talebeleri tarafından hem câhiliyyenin definesi (eski milletlerin bıraktıkları harâbelerde bulunan gömü) hem de yerde bulunan veya yerden çıkarılan maden olarak anlaşılmıştır.

Arap Dili Bilindiği üzere, hadislerin orijinal metinleri Arapça’dır.İbn Teymiyye, Arapça’nın akıl, din ve ahlâk üzerinde son derece etkili olduğunu, ilk Müslüman kuşaklara benzeme ve onlara açılma hususunda önemli rol oynadığını belirttikten sonra şöyle demektedir: “Arap dilinin kendisi dindendir. Onu bilmek farzdır, vaciptir. Zira Kitap ve Sünnet’i anlamak farzdır.

İhtisasın Önemi Hadis araştırmalarında Arap diline vukuf kadar, bir ilim dalında derinleşmek de önemlidir. Zira her ilim dalının özel dili, terimleri, usûlü, tarihi ve kitapları vardır. Hadislerin doğru anlaşılması ve yorumlanması konusunda Arapça’nın tek başına yeterli olmadığı bir gerçektir. Bu hususta ihtisasın kazandırdığı tecrübe ve meleke ciddiye alınmalıdır. Tahsîs-i hayât izlerinin görülmediği bazı makale ve kitap çalışmalarında göze çarpan hatalar dikkat çekicidir. Sözgelimi, “Bu vicâde yoluyla gelen sahih ve makbül bir rivâyettir” anlamına gelen cümlesi, bir Arap dilcisi tarafından “Bu güzel bir buluştur” diye tercüme edilebilmiştir. Oysaki bu cümlede geçen vicâde kelimesi, sözlük anlamında olmayıp hadis usûl ilminde kullanılan teknik bir terimdir. Vicâde, hadis öğrenme (tahammül) yollarından birisidir ve bir râvinin herhangi bir musannif veya hocanın kendi el yazısıyla yazılmış kitabını veya bazı hadislerini ihtiva eden mecmuasını bulup ele geçirmesi manasına gelir. Ayrıca, vicâde kelimesinin sıfatı olarak zikredilen ve “güzel” diye çevrilen “ceyyid” kelimesi de sahih ve makbül anlamında teknik bir terimdir. Bu ve benzeri hata örnekleri, meşhur muhaddis İbn Hacer el-Askalânî’nin şu sitemini hatırlatır: “Ne olacak, adam ihtisası dışına çıkıp konuştuğu zaman işte böyle acâip-garâip şeyler söyler!”. Onun bu hikmetli sözünün ilk muhâtabının, yaptığı bir hata üzerine Sahîh-i Buhârî şârihi el- Kirmânî olması önemlidir. “Tıp bilgisi (tecrübe ve ihtisası) olmadığı halde tabipliğe soyunan kimse, hastanın ölümünden sorumludur”.

Dil ve Üslup Üslup, sözün söyleniş tarzı, düşüncenin ifade ediliş ve konunun ele alınış şeklidir. Fıtratla doğrudan ilişkisi bulunan üslup, insanın ilmî ve ahlâkî şahsiyetini, karakterini, hayat felsefesini ve dünya görüşünü aksettirir. “Üslûb-i beyân, aynıyla insân” vecizesi bu gerçeği ifade eder. Yazarın veya konuşmacının özelliklerini bilmek, onun dil ve üslûbunu tanımak, hakikat, mecaz, istiâre, kinâye, mübâlağa gibi edebî sanatları tesbit etmek, yazı veya konuşma metninin doğru anlaşılmasını sağlar. Resûl-i Ekrem’in pek çok söz, hareket ve davranışlarında üslûb-i hakîm görülür. Üslûb-i hakîm, “Muhâtabın sözünü, maksadının hilâfı olmak üzere, bi’t-telakkî beklemediği tarzda cevap vermek” diye tarif edilir.

Hadis Şerh Kaynaklarına Başvurulması Hadis tarihi, şerh edebiyatı bakımından zengin örneklerle doludur. Hattâbî’nin A‘lâmu’l-hadîs fî şerhı ** Sahîhı’l-Buhârî ile Maâlimü’s-sünen şerhu **Süneni Ebî Dâvûd, İbn Hacer’in Fethu’l-bârî, **Aynî’nin Umdetü’l-kârî, **Ali el-Kârî’nin Mirkâtü’l-mefâtîh adlı eserleri, ilk akla gelen başvuru kaynakları arasındadır. Türkçe kaynaklar arasında, Ahmed Naîm ile Kâmil Miras tarafından hazırlanan Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi adlı eser, burada özellikle hatırlanmalıdır.

Hadislerin Anlaşılması ve Yorumlanmasına Dair Öneriler 1. Hadis okuyucusu, sahip olduğu zihniyet ve düşünceyi onaylatma arayışıyla yola çıkmamalı, aksine hadis metinleriyle yapıcı ve olumlu bir ilişki kurarak onlara objektif ve istifade amaçlı yaklaşmalı, “zihin ve fikir dindarlığı” göstermelidir. Ayrıca, hadislerin aceleye getirilmeden dikkatle okunması ve araştırılması son derece önemlidir. Allah Resûlü’nün örnek alınması, Ehl-i hadîsin usûl ve âdâbına uygun biçimde hadislerinin edep ve hürmetle okunması, dinin daha kolay ve doğru anlaşılmasını sağlar. el-A‘meş’in, “Onlar (sahâbe ve tâbiîn) abdestsiz olarak hadis rivâyet etmekten hoşlanmazlardı” veya Katâde’nin “Hadislerin ancak temiz/abdestli iken okunması müstehap görülmüştür” şeklindeki gözlemleri, hep bu anlayışın birer yansımasıdır. Yine, Kur’ân’ın anlaşılıp uygulanması, hadis ve sünnetin doğru anlaşılmasına bağlıdır. Şâtıbî, “O Peygamber hevâsından konuşmaz. O (bildirdikleri), vahyedilen bir vahiyden başkası değildir. (Necm 3-4) âyetinde geçen vahiy kelimesinin şerîat manasında kullanıldığını ifade eder. 2. Hadislerin anlaşılmasında ve anlatılmasında muhâtabın idrak seviyesinin göz önünde bulundurulması önemli bir ilkedir. Hz. Ali diyor ki: “İnsanlara idrak edecekleri şeyleri rivâyet edin! Allah ve Resûlü’nün yalanlanmasını ister misiniz?” 3. Bir disiplin olarak münâzara, hakikatin ortaya çıkması için yapılan tartışmaların esaslarını inceler. Bilgi ve bilinç seviyesi, hakikati tesbit fikrinde olmak, konuşmayı kısa tutup muhâtaba söz hakkı vermek, muhâtaba değer vererek saygılı davranmak, gülme, alay, öfke, hiddet ve hakaret gibi olumsuz tutum ve davranışlardan sakınmak, bu esasları teşkil eder. 4. Abdullah b. Mes‘ûd’un şu uyarısı dikkat çekicidir: “Kendisine sordukları her konuda insanlara fetva veren kimsenin aklî dengesi bozuktur!” Kimin ilmi çok, konuşması da az olursa o övgüye layıktır. İlmi az iken çok konuşan kimse ise yergiye layıktır”. 5. Bazı hadis metinlerinde ortaya çıkan anlama zorluğunun ve probleminin aşılmasında, acele davranarak onu reddetmeyip sükûtu tercih etmek, haddini bilmek, çözüm yolu için imkân/zaman kollamak, önemsenmesi gereken bir araştırma yöntemidir. Tevakkuf adı verilen bu yöntem, müşkil bir meselede tercihi zorunlu kılan sebepler; naklî ve aklî deliller olmadıkça hemen sonuca ulaşma yerine, başka delil ve karine aramak, bulunmaması hâlinde de durmak, çekimser kalmak, beklemek, görüş beyan etmemek ve kesin hükme varmamak, onun anlaşılmasını ve yorumlanmasını erteleyip zamana bırakmak demektir.

UYGULAMA: HADİSLERİ ANLAMA VE YORUMLA ÖRNEKLERİ

İlmin Farz Olması Enes b. Mâlik’ten (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İlim talep etmek her müslümana farzdır.”

Hadise Dair Açıklama Hadisin ulaşılabilen bütün tarîklerine yer veren İbn Abdilberr, onların zayıf isnadla sabit olduklarını söyler. Aynı şekilde Hatîb Bağdâdî, er-Rıhle fî talebi’l-hadîs adlı eserinde hadisin bütün tariklerini zikreder. Mizzî hadisin hasen derecesine ulaştığını, Irâkî ise bazı tariklerini sahih görenler bulunduğunu söyler. Suyûtî, hadisin elli tarîkini topladığını ve senedi için ilk kez kendisinin sahih li gayrih değerlendirmesi yaptığını ifade ederken, Murtazâ Zebîdî, hadisin hasen olduğunu belirtir. Çağdaş âlimlerden İbnü’s-Sıddîk Ahmed Gumârî ise hadisin tariklerini inceledikten sonra senedinin sahîh olduğu sonucuna ulaşır. Yukarıda söz edilen İbn Mâce kaynaklı “İlim talep etmek her Müslümana farzdır” hadisinin devamı şöyledir: “Ehil olmayanlara ilim veren kimse, domuzların boynuna cevher, inci ve altın gerdanlık takan kimseye benzer”. Bu hadise göre, kadın-erkek her Müslümanın iman, amel ve ahlâka dair konuları öğrenmesi dinî bir vecibedir. “İlmihal bilgisi farz-ı ayındır” derken bu kastedilir. İlâhiyat, edebiyat, tarih, tıp, iletişim, matematik, askerlik, mühendislik gibi ilim, sanat ve meslek dalları ise farz-ı kifâyedir.

İman Amel İlişkisi Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre, -Ey Allah’ın Resûlü, kıyamet gününde senin şefâatine nail olacak en bahtiyar insan kimdir? suâli soruldu. Resûlullah (s.a.v.): -Ey Ebû Hüreyre! Senin hadise olan ilgi ve iştiyâkını bildiğim için, bunu senden evvel hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyamet gününde benim şefâatime nail olan insanların en bahtiyarı, içten bir yönelişle kulluğu Allah’a has kılarak lâ ilâhe illallâh diyen kimsedir” buyurdu.

Hadise Dair Açıklama Dini Allah’a özgü kılma düşüncesi ve hayata geçirme endişesi (ihlâs) olmayan bir iman anlayışı, cennete giden yolda bir engeldir. Bu yüzden, temel bir kavram olan ihlâsın, tevhid, sâlih amel, ahlâk-ı hamîde, samimiyet, sadâkat ve istikâmet ile içinin doldurulması gerekir.

Kader İnancı Ali (r.a.) diyor ki: Peygamber -sallâhü aleyhi vesellem- bir cenaze münasebetiyle aramızdaydı. Derken eline bir şey alarak yere (bir şeyler) çizmeye başladı. Sonra şöyle buyurdu: “İçinizde, cennet ve cehennemdeki yeri önceden bilinip yazılmayan bir kimse yoktur”. Orada bulunanlar: -Ey Allah’ın Resûlü, biz yazgımıza güvenerek amel etmeyi bırakalım mı? dediler. Bunun üzerine o şöyle buyurdu: -(Hayır) siz amel edin; imanın icaplarını yerine getirin ve görevinizi eksiksiz yapmaya bakın. Zira herkes kendisi için yaratılmış olan şeye müyesser ve müheyyâdır; yaratıldığı âkıbete ulaşmak ona kolaylaştırılır, ne için yaratıldı ise onu kolayca elde eder ve o yola koyulur! Şöyle ki, ehl-i saâdetten (mü’minlerden) olan kimse ehl-i saâdetin ameline kolayca muvaffak olur. Ehl-i şakâvetten (kâfir veya münâfıklardan) olan kimse de ehl-i şekâvetin ameline kolayca muvaffak olur”. Sonra Resûl-i Ekrem şu âyet-i kerîmeleri okudu: “Artık kim (hayır için) verir, sakınıp korunur ve en güzeli tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız. Kim de cimrilik eder, kendini müstağni/kendine yeterli ve zengin görür, en güzeli de yalanlarsa, biz de onu en zora hazırlarız”.

Hadise Dair Açıklama Hadisin bazı tariklerinde, cenazenin Bakî‘u’l-garkad adı verilen kabristana getirildiği zikredilir. Medine’de Mescid-i Nebevî’nin yakınında bulunan bu kabristan, Cennetü’l-bakî‘ diye bilinir ve ziyaret edilir.

Cenaze defni esnasında cennet, cehennem, takdîr-i ilâhî gibi bazı iman konularını açarak, oraya gelenleri bilgilendirmenin, ibret ve tefekküre sevketmenin, dinleyenleri oldukça etkileyen bir eğitim yolu olduğunu öğreten hadis, insanın yaratılış hikmetinin veya varoluş sebebinin ne olduğuna ışık tutar. Söz konusu hadis, kader veya alın yazısı adı verilen gerçeklik için bir kaynak teşkil eder.

Kedi Yüzünden Azap Gören Kadının Durumu “Bir kadın bir kedi yüzünden azap görmüştü. Kadın kediyi ölünceye kadar hapsetmiş/bağlamış ve bu yüzden de cehenneme girmişti. Hapsettiği kediyi ne doyurmuş ne de sulamıştı. Hatta yeryüzünün haşerâtından yemesi için bile ona izin vermemişti.”

Hadise Dair Açıklama Hz. Âişe, söz konusu kedi hakkındaki hadisin diğer bir râvisi Ebû Hüreyre’ye şöyle konuşur: “Sen o kadının kim olduğunu biliyor musun? O kadın böyle yaparken, aynı zamanda kâfir idi. Zira mü’min, Allah nezdinde, bir kedi yüzünden azap edilmeyecek kadar değerlidir. Sen Resûlullah’tan (s.a.v.) hadis rivâyet ettiğin zaman, nasıl rivâyet ettiğini düşün!”. Kedi yüzünden cehenneme giren ve azap gören kadının Himyer kabilesinden olduğunu söyleyenler olduğu gibi, İsrâiloğullarından olduğunu ileri sürenler de vardır. Nitekim Buhârî’nin, hadisi “İsrâiloğulları ile ilgili haberler” başlığı altında vermesi, onun bu görüşte olduğunu gösterir. Çünkü Buhârî’nin görüş ve anlayışı bâb başlıklarında saklıdır. Aslında bu görüş ayrılığı pek de önemli değildir. Çünkü hadiste altı çizilmek istenen husus, azaba sebep olan fiilin mahiyetidir. Kâdı Iyâz ise, “Mümkündür ki kadın kâfir idi. Küfrü sebebiyle azap olundu, kedi sebebiyle de azabı artırıldı ve cehenneme müstehak oldu.

Yüze Karşı Övmenin Hükmü “Yüze karşı aşırı derecede öven meddahları gördüğünüzde onların yüzlerine toprak saçınız.”Zemahşerî de “yüzlerine toprak saçınız” ifadesinin mecaz olduğunu, bunun “onu mahcup ediniz” anlamında kullanıldığını söyler. Hadis metninde geçen meddahlar (aşırı öven ve yüceltenler, dalkavukluk yapanlar) kelimesiyle insanı övmeyi alışkanlık edinerek bundan maddi çıkar sağlamak için övgü düzen ve övülenin ahlâkını bozan kimseler kastedilir. Hattâbî’ye göre, övgüye değer güzel faaliyetinden dolayı bir insanın övülmesi, emsal insanların çoğalması için teşvik niteliği taşıdığından mümkündür. Böyle bir insanı öven kimse meddah değildir.

Anlayalım, Öğrenelim, Uygulayalım 1. “Bizden bir hadis işittikten sonra onu başkasına tebliğ etmek için belleyen kimsenin Allah yüzünü ağartsın. Zira kendisinden dini daha iyi anlama kabiliyetine sahip olan (fakih) kimseye onu ulaştıran nice dinî bilgi (fıkıh) taşıyıcısı vardır. Nice dinî bilgi taşıyıcısı da vardır ki, fakih değildir. 2. “Allah kullarından ilmi birden söküp almaz. Lakin âlimleri kabzetmek suretiyle ilmi alır. Nihayet hiçbir âlim bırakmadığı zaman, insanlar cahil başlar/başkanlar edinirler. Onlara sualler sorulur da bilgisizce fetvâ/cevap verirler. Böylece hem saparlar hem saptırırlar. 3. “Allah, hakkında hayır dilediği kimseye dinde derin bir anlayış verir. 4. “Allahım, doymayan nefisten, korkmayan kalpten, faydasız ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım. 5. “Kimin ameli (eksik olduğundan) kendisini geriletir ise, soy kütüğü (nesebi) onu ileri götürmez. 6. “Amellerin, Allah Teâlâ’ya en sevimli olanı, az da olsa onların en devamlı olanıdır. 7. “Onlara (düşman güçlerine) karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayınız. Dikkat edin, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır. 8. “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Sevdirin/sevindirin, nefret ettirmeyin. 9. “Mü’min bir yılan deliğinden iki defa ısırılmaz. 10. “Gerçekten din kolaylıktır. Dinde kim kendini zora sokar ise altında kalır (ezilir ve büsbütün ibâdetten kesilir). O halde orta yolu izleyin ve ümitvar olun. Günün sabahı, akşamı, biraz da gecesi (ibâdet) ile yardım isteyin.